Melih Cevdet Anday Kimdir?
Sözcüklerin, Felsefenin ve Zamanın Büyük Ustası: Melih Cevdet Anday
Türk edebiyatının çehresini radikal bir biçimde değiştiren; şiirden tiyatroya, romandan denemeye kadar kalemin değdiği her alanda derin felsefi izler bırakan devasa bir entelektüel: Melih Cevdet Anday. 1915 yılında İstanbul’da başlayan ve 28 Kasım 2002’de yine aynı şehirde noktalanan 87 yıllık bu uzun ömür, sadece bir sanatçının kişisel biyografisi değildir. O, aynı zamanda Türk kültür tarihinin modernleşme, toplumsallaşma ve felsefi olgunlaşma evrelerinin en sadık aynası, edebiyat tarihine adanmış bir ömrün sanatsal vesikasıdır.
Eserlerinde edebi
derinliği çok yönlü bir entelektüel birikimle harmanlayan Anday, yazın hayatı
boyunca kendi imzasının yanı sıra M. C. Anday ve M.C.A.
kısaltmalarını da sıklıkla kullandı. Kültür ve siyaset dünyasına yön veren
gazete yazılarında, felsefi ve hiciv dolu fıkralarında ise H. Mecdi Velet,
Murat Tek ve özellikle Yaşar Tellidere gibi takma adların arkasına
gizlenerek toplumsal aksaklıkları iğneledi. Yazın dünyasına sığdırdığı sayısız
ödülün yanı sıra eserlerinin Rusça, Sırpça, Fransızca, İngilizce ve Bulgarca
gibi çok sayıda dile çevrilmesi, Mikado’nun Çöpleri adlı oyununun Bremen
Radyosu’nda Almanca seslendirilmesi ve İçerdekiler’in Macaristan’da
sahnelenerek büyük ilgi toplaması, onun yerelden evrensele uzanan köprünün en
sağlam tuğlalarından biri olduğunu açıkça kanıtlar.
Melih Cevdet Anday’ın Hayatı
Yaşamın Kronolojik Ritmi: Ankara’dan Brüksel’e, Gazetelerden Paris’e
Melih Cevdet'in çocukluk
ve gençlik yılları, yeni kurulan Cumhuriyet’in kurucu kuşağının dinamik
kültürel ikliminde, rasyonel bir eğitim süzgecinden geçerek şekillendi. Avukat
olan babası Cevdet Bey’in yönlendirmesiyle başlayan eğitim hayatı sırasıyla Kadıköy
35. İlkokulu (1928) ve Kadıköy Ortaokulu (1931) duraklarından geçti. Şairin
hayatındaki asıl büyük edebi kırılma ve yönelim ise Ankara Gazi Lisesi’nde
(1936) gerçekleşti. Burası, Türk şiirini kökünden sarsacağı hayat ve yol
arkadaşları Orhan Veli Kanık ve Oktay Rıfat Horozcu ile
yollarının kesiştiği tarihi bir mekândı.
Lise sıralarından sonra
yükseköğrenim için önce Ankara Hukuk Fakültesi’ne, ardından Dil ve
Tarih-Coğrafya Fakültesi’ne (DTCF) girdi; ancak kalıplara sığmayan, sürekli
arayan zihni sebebiyle bu kurumlardaki eğitimine devam etmedi. 1938 yılında
toplumbilim (sosyoloji) alanında derinlemesine öğrenim görmek amacıyla
Brüksel’e, Belçika’ya gitti. Ne var ki II. Dünya Savaşı’nın kanlı ayak sesleri
tüm Avrupa'yı sarmaya başlayınca, eğitimini yarıda bırakarak 1940 yılında
Türkiye’ye dönmek zorunda kaldı.
Yurda dönüşüyle birlikte
devlet kademelerinde ve basın dünyasında aralıksız sürecek olan çalışma hayatı
başladı:
- 1942 - 1951 Bürokrasisi:
Milli Eğitim Bakanlığı Yayın Müdürlüğü bünyesinde yayın danışmanlığı yaptı
ve Ankara Kitaplığı’nda kitap memuru olarak görev aldı.
- 1951 İstanbul Dönemi:
İstanbul’a dönerek Akşam gazetesinde profesyonel gazeteciliğe adım attı.
Tercüman, Büyük Gazete, Tanin ve Cumhuriyet gazetelerinde Yaşar
Tellidere imzasıyla fıkra ve denemeler yazdı; bu gazetelerin kültür,
sanat ve edebiyat sayfalarını bizzat yönetti.
- 1954 ve Sonrası Eğitmenlik:
İstanbul Belediye Konservatuvarı Tiyatro Bölümü’nde uzun yıllar
"fonetik-diksiyon" öğretmenliği yaparak sahne sanatlarına
kuramsal katkı sağladı.
- 1964 - 1969 Medya Yönetimi:
TRT Yönetim Kurulu Üyeliği görevinde bulunarak kamusal yayıncılığın
niteliğini yükseltmeye çalıştı.
- 1977 - 1979 Paris Yılları:
Konservatuvardaki görevinden emekli olduktan sonra, 1979'da Paris’e
giderek UNESCO Genel Merkezi bünyesinde kültür müşaviri olarak Türkiye'yi
temsil etti; ancak ülkedeki hükümet değişikliği neticesinde kısa süre
sonra geri çağrıldı.
Cumhuriyet gazetesindeki
düzenli deneme yazarlığını 1960’lı yıllardan 90’lara kadar kesintisiz,
1990-2000 yılları arasında ise sağlık elverdiğince aralıklarla ömrünün son
dönemine kadar sürdürdü.
Şiirsel Evrim: Sokaktaki Yalın Adamdan Antik Mitologyaya
Melih Cevdet Anday’ın
şiir serüveni, edebiyat tarihçileri için tek bir kalıba veya akıma
hapsedilemeyecek kadar zengin, sürekli kabuk değiştiren devasa bir
laboratuvardır. Bu evrim, geleneksel şiirin konforlu alanından felsefenin ve
mitolojinin karanlık dehlizlerine uzanan çok net kırılmalar barındırır.
Melih Cevdet Anday’ın Edebi Kişiliği
Garip İhtilali ve
"Aklın" Şiiri
Şiire lise yıllarında
adım atan Melih Cevdet’in ilk edebi denemeleri, Gazi Lisesi’ndeki arkadaşları
Oktay Rifat ve Orhan Veli ile birlikte çıkardıkları Sesimiz adlı okul
duvar gazetesinde yer buldu. Resmen yayımlanan ilk şiiri ise geleneksel şiir
beğenisinin, dönemin egemen estetik anlayışının izlerini taşıyan "Ukde"
(Varlık, 1936) oldu. Varlık dergisinde iki yıl boyunca bu çizgide yazdıktan
sonra, Türk şiirinde köklü, sarsıcı ve geri dönülemez bir dönüşümü başlatacak
olan o büyük yenileşme hareketinin merkezine yerleşti.
Üç arkadaşın ortaklaşa
çıkardığı ve Türk şiirinde milat kabul edilen Garip (1941) adlı şiir
kitabının imzasız önsözü, aslında André Breton tarafından 1924 yılında kaleme
alınmış olan Gerçeküstücülük Bildirgesi’nden esinlenerek yazılmış edebi
bir ihtilal manifestosuydu. Şiirin "insanın beş duyusuna değil, doğrudan
kafasına hitap eden bir söz sanatı" olduğu ilkesinden hareket eden bu
önsöz; ölçü ve uyağın şiiri yapaylaştırdığını, "aşk-meşk",
"gül-bülbül" gibi klişeleşmiş mazmunların şiirin içeriğini
yoksullaştırdığını haykırıyordu. Amacın, "şairaneliği" şiirden
tamamen kovmak olduğu ilan ediliyordu. Çünkü soyut çağrışımlar, kişisel
duygulanımlar ve katı biçimsel kurallarla sınırlı kalan geleneksel şiir, çağdaş
insanın hayatına, ihtiyaçlarına, duyarlık ve kavrayışına fersah fersah uzaktı.
Yeni şiir, dünyayı edasıyla, diliyle ve biçimiyle değiştirmek zorundaydı.
Ancak Melih Cevdet, bu
akımın kurucularından biri olmasına rağmen, "geleneksel şiiri" tüm
kurallarıyla reddetmediği gibi, Garip’in getirdiği ilkelere de arkadaşları
Orhan Veli ve Oktay Rifat kadar katı ve ısrarlı bir biçimde bağlı kalmadı. Ortak
kitaptan sonra çıkardığı ikinci kitabı Rahatı Kaçan Ağaç'tan itibaren,
bir yandan ölçü ve uyağı bütünüyle dışlayan şiirler yazarken, öte yandan ses
öğesini, ritmi ve uyağın gizli imkânlarını önemseyen bir şiirin arayışına
girdi; yani Garip'in önsözünde şiddetle karşı çıkılan o "şairane
tutum"a arkadaşları kadar keskin bir mesafe koymadı.
Toplumsal Çelişkiler ve
"Yan Yana" Durma Sanatı
Bir bölümü Orhan Veli'nin
de emek verdiği Yaprak dergisinde (1947-49) yayımlanan şiirlerinin yer
aldığı Telgrafhane (1952) kitabı, Anday’ın şiirinde içeriğin toplumsal
konu ve sorunlara doğru büküldüğü, ideolojik ve insani bir misyon üstlendiği
dönüm noktasıdır. Geleneksel şiirin kimi imkânlarına sırtını büsbütün dönmeyen
şair, içerikte toplumsal sorunlara ağırlık verirken şiirini Garip’in sunduğu
alabildiğine yalın dil tercihlerine, günlük konuşma dilindeki deyimlere, deyiş
özelliklerine, yergi ve alay unsurlarına açtı.
Kitapta yer alan "Tohum"
şiiri, bir yanıyla ölçü ve uyağı titizlikle gözetirken, diğer yanıyla derin
simgesel anlatımıyla döneminin çok ötesinde bir yere yerleşti. Aynı kitaptaki "Tarihi
Okurken" ve "4 x 400 Engelli" başlıklı şiirler
getirdiği alegorik yaklaşımla, kitaba adını veren "Telgrafhane"
ise doğrudan toplumsal bir misyon yükleyen mesajıyla öne çıktı, ezberlenerek
dilden dile dolaşan bir marşa dönüştü.
Bu toplumsal çizgi, 1956
yılında yayımlanan Yan Yana kitabı ile bir üst aşamaya taşındı. Kitap,
dönemin sert siyasi atmosferinde Ceza Kanunu’nun 142. Maddesi’ne aykırı
görülerek toplatıldı; şair yargılandı ancak daha sonra beraat etti. İçerik ve
toplumsal öz açısından Telgrafhane’nin organik bir devamı olan Yan
Yana, şairin 1940-52 yılları arasında biriktirdiği edebi deneylerin olgun
bir bileşkesidir. Bu kitaptaki şiirlerinde geleneksel yapının kurallarına
yeniden göz kırpan Anday, şiirini uyağın imkânlarına açarak gelecekteki şiirine
yön verecek olan "ses" öğesinin ilk güçlü ipuçlarını verdi. Üstelik
kelime seçimleri ve kavramlaştırmaları da değişiyordu; bir önceki dönemin somut
unsurları olan "ağaç, deniz, bitki" gibi kelimelerin yerini artık
"çağ, dünya, yeryüzü, doğa" gibi felsefi ve soyut kavramlar alıyordu.
Bu yöneliş, Türk şiirinde deprem yaratacak bir sonraki kitabın habercisiydi.
Felsefi ve Mitolojik
Doruk: Zamanın İzinde
1962 yılında yayımlanan Kolları
Bağlı Odysseus, edebiyat çevreleri tarafından tam bir şaşkınlık ve
entelektüel şokla karşılandı. Çünkü eski dönemin açık, kolay anlaşılan, zaman
zaman alegori ve simgelere yer veren rasyonel Anday şiirinin yerini;
mitolojiden yola çıkan, imgelerle tıka basa yüklü, sonsuz çağrışımlara açık ve
ilk okumada kendini asla ele vermeyen son derece kapalı, zorlu bir şiir
almıştı. İnsanoğlunun doğa karşısındaki çaresizliğini, zaman içindeki tarihsel
gelişimini ve hayatın özünü; "Neredeyiz? Nereden geliyoruz? Bütün
müyüz, parça mıyız?" gibi zamandan ve mekândan bağımsız varoluşsal
sorularla irdeleyen şair, sonraki şiir serüveninin değişmez ana ekseni olacak
olan "zaman" kavramını hayatın anlamı bağlamında tamamen
sorunsallaştırdı.
Edebiyat dünyasında
patlak veren büyük tartışmalara ışık tutmak amacıyla Yeditepe dergisinin
Ocak 1963 sayısında "Kitaba Ek" başlığıyla bir açıklama metni
yazan Melih Cevdet, bu şiiri yazma gerekçesini şu sözlerle açımlıyordu:
"Homeros’un Odysseia
destanının 12. Rapsodisi, beni belki de on yıldır böyle bir iş için
ilgilendirip duruyordu. Odysseus’un Troya dönüşü, kendi adasını, İthaca’yı
bulmak için ordan oraya gezip çırpınması ve sonunda Tanrıça Kirke’den
yararlanmağa kalkması, bu parçanın özünü sağlar."
Anday bu yazısında T. S.
Eliot’ın Waste Land’inden başlayarak Tennyson, Ezra Pound, Baudelaire,
Şeyh Galip ve Aiskhylos’a kadar uzanan bir dizi dünya şairinin adını anarak,
beslendiği kaynakları ve şiirin arkasındaki devasa dünya edebiyatı
göndermelerini açık yüreklilikle ilan ediyordu.
1970 yılında çıkan Göçebe
Denizin Üstünde, şairin eski, yeni ve gelecekteki şiirsel yönelimlerini bir
arada barındıran tam bir "geçiş kitabı" niteliği taşır. Güncel
sorunların ve toplumsal çelişkilerin işlendiği şiirlerin yanı sıra, ilk
ipuçları Yan Yana’da verilen "hayata dair" felsefi soru ve
cevaplar tekil şiirler üzerinden derinleştirilir. Bu dinlenme ve hazırlık
evresinin ardından 1975’te yayımlanan Teknenin Ölümü, şairin yeniden
mitolojik ve arkaik kaynaklara yönelişiyle şiirinin akacağı yatağı daha kalın
çizgilerle belirledi. Artık ses ve biçim, dize sonlarındaki açık ve kapalı
hecelerin titizlikle hesaplandığı matematiksel bir kusursuzluğa ulaşmıştı.
Kitapla aynı adı taşıyan,
yedi dizeli on dokuz bölümden oluşan o meşhur "Teknenin Ölümü"
şiiri; kendisini çürümeye ve yok oluşa terk edilmiş bir tekneyle özdeşleştiren
şairin (ve modern insanın) "oluş-ölüş-zaman" üçgeninde hayatı
tartıştığı, yarattığı yüksek lirizmle edebiyat tarihimizde ayrıcalıklı bir
tahta oturan başyapıttır. Aynı kitaptaki "Troya Önünde Atlar"
şiiri de benzer şekilde mitolojik göndermelerle yüklü, Homeros’tan Köroğlu’na
kadar dünya tarihinde "at" üstüne yazılmış tüm edebi metinleri
selamlayan modern bir destandır.
Melih Cevdet, bu şiiri
için de bir açıklama yapma ihtiyacı duyarak Varlık dergisinde (Kasım 1972) "‘Troya
Önünde Atlar’ İçin Birkaç Söz" başlıklı bir yazı kaleme aldı. İda
Dağı’na ölüme terk edilen Paris’in mitolojik hikayesindeki teolojik
çelişkilerden yola çıktığını belirterek insan aklını ve kaderi sorguluyordu:
"Tanrılar biçtikleri
yazgıları, birtakım belirtilerle (bu arada düşlerle) duyuruyorlardı; konumuzda
tanrı sözcüsü kâhininyorumuna inanılması, gerçekte tanrıların yargısına
uyulması gerektiğini gösterdiği halde, nasıl oluyor da ölümlü Priamos’un
alacağı korunma önlemi ile bu yazgıdan sıyrılınabileceğine güveniliyordu?
Tanrının saltık istencine inanç ile, bu isteğin alt edilebileceği görüşü bir
arada bulunabilir miydi?"
Şiirin içine Hintçe
orijinal haliyle yerleştirdiği Budizmin temel ilkelerinden "Her şeyin
süresi göz kırpmak kadar kısadır" felsefi yargısı, hem şiirin
tartıştığı varoluşsal meseleye ışık tutuyor hem de şairin gelecekteki mistik ve
felsefi arayışlarının anahtarını sunuyordu.
1978 yılına kadar yazdığı
tüm şiirleri bir araya getiren ve "Yaşarken" başlıklı yeni bir
bölümün de dahil edildiği o hacimli Sözcükler kitabından sonra şair,
yönünü bu kez Doğu mitolojisine çevirerek Ölümsüzlük Ardında Gılgamış’ı
yayımladı. Bu kitapla birlikte, Kolları Bağlı Odysseus’ta başlattığı
"hayat-zaman-ölüm" sorunsalını Mezopotamya ve Doğu kaynaklarına
inerek farklı düzlemlerde yeniden üretti. "Güneşe Yakarı",
"Uygar ile Yabanıl", "Orman ile Düzen" ve "Ölüm
ile Ölümsüzlük" başlıklarını taşıyan uzun, nehir şiirlerden oluşan bu
dört bölümlük kitabın sadece başlıkları bile şairin entelektüel arayışının
büyüklüğünü gösterir. Kitabın girişindeki kısa sunuş yazısında bu arayışın
sınırlarını şöyle çizer:
"... Gılgamış’ın
güneş bahçelerinde Utnapiştim’i araması ile, Odysseus’un Teireias’ı bulmak için
dünyanın sınırlarına, Menalos’un Radamantos’a katılmak için dünyanın ucundaki
cennet çayırına gitmesi arasındaki ve gene Gılgamış’ın elde etmek istediği
‘bilgi’ ile Faust’un ardına düştüğü ‘bilgi’ arasındaki benzerlik, konuyu daha
başka kaynaklarla da değerlendirebileceğim umudunu uyandırdı bende.
Odysseia’dan, az da olsa Tanrısal Komedya’dan, ama özellikle Faust’tan
yararlandım. Destanı yazmayı hiç düşünmedim, destan üzerine şiir yazmayı
kurdum."
Kitapta yer alan "Öğle
Uykusundan Uyanırken" başlıklı düzyazı şiir (mensur şiir) ise kurduğu
tekinsiz atmosfer ve dilindeki çağrışım zenginliğiyle yayımlandığı dönemde
edebiyat matbuatında büyük bir hayranlık ve yankı uyandırdı.
Şair, durmaksızın
denemeye devam ediyordu. Tanıdık Dünya (1984) kitabında yer alan ve 12
şiirden oluşan "Karacaoğlan’ın Bir Şiiri Üzerine Çeşitlemeler"
ile "Su Akar Çağlamadan" bölümlerinde bu kez Anadolu halk
şiirinin imkânlarını, deyiş güzelliklerini ve duyarlığını modern şiirin
potasında eritmeyi denedi. Güneşte (1989) kitabında ise felsefi ve
düşünsel olgunluğunun zirvesine ulaşarak, şiir sanatında yakaladığı teknik
ustalığı tekil, vurucu birimler halinde örnekleyen olgunluk dönemi ürünlerini
verdi.
1995 yılında okurla
buluşan Yağmurun Altında ise şairin yarım asırlık şiir serüveninde
ulaştığı son büyük menzildir. Zaman ve mekân yolculuğunun nihai anlamı üzerine
kurulu, ifadesini tam anlamıyla "bilgece bir lirizmde" bulan hüzünlü
ve görkemli bir kapanış senfonisidir bu kitap. "Yirminci yüzyılı
yaşadım / Ertelenmiş bir yüzyıldı bu" sarsıcı dizeleriyle açılan
kitap; insanı tabiat karşısında, zamanla sınırlandırılmış faniliğiyle,
yalnızlığıyla, yabancılaşmasıyla ve yeryüzündeki kimsesizliğiyle baş başa
bıraktıktan sonra, çözüm olarak insanlığa doğayla yeniden barışmayı, saf bir
kabullenişi öğütleyen o meşhur dizelerle perdesini kapatır:
"Kalk dostum ormana
gidelim / Geyik sesleri içinde çökelim / Yeniden doğuş, kıvanç, uyum / Kurgular
bir yana, biz bir yana / İlk kez düşünmeden görelim / Martılar gibi yağmurun
altında."
Melih Cevdet Anday’ın tüm
şiir mimarisinde yapı, ritim ve ses; felsefi arka planın ya da düz metin gibi
okunabilecek içerik çözümlemelerinin her zaman bir adım önüne geçer. Şair,
özellikle 1960 sonrası şiirlerinde kusursuz bir yapı ustası olduğu kadar, bir
ses büyücüsüdür de. Harften heceye, heceden kelimeye, kelimeden dizeye uzanan o
titiz ve sancılı kuruluş aşamalarında asıl ulaşılmak istenen şey, insanlığın o
kayıp "ilk sesi"dir. Şair, kendi poetikasını ve sese verdiği hayati
önemi şu sözlerle özetler:
"Her şiirin düşünsel
bazı temelleri, bazı öğeleri vardır. Fakat bu temel öğeler şiirin sesini
buluncaya kadar işe yarar. Şiirin sesini buldunuz mu temel öğeler kalkar
ortadan. Şiir kendi kendine varolabilir. Şiir bir ses araştırmasıyla başlar.
Düşünsel öğeler ancak belli bir teknikle, belli bir disiplinle birleşerek,
belli bir yolda yürümesine yarar şairin."
Roman ve Tiyatroda
Varoluşsal Labirentler, İçsel Yaşantılar
Melih Cevdet Anday,
1960’lı yıllardan itibaren şiir kabına sığmayan felsefi ve sosyolojik
dertlerini roman ve tiyatro türlerine de cömertçe aşıladı. Onun romancılığı,
edebi nitelikleri ve üretim amaçları bakımından iki temel aşamada incelenmek
zorundadır.
Toplumsal Çözülmenin ve
Aydın Yabancılaşmasının Romanları
Birinci aşamayı,
profesyonel gazeteciliğin getirdiği günlük geçim kaygıları ve dönemin
yayıncılık pratikleri gereği, takma adlar arkasına gizlenerek önce Tercüman,
ardından Cumhuriyet gazetesinde tefrika ettiği popüler kurgular oluşturur. Yağmurlu
Sokak, Meryem Gibi ve Birbirimizi Anlamalıyız gibi eserlerden oluşan
bu ilk grupta; Cumhuriyet döneminin sancılı toplumsal koşulları içinde henüz
"birey olma" veya "vatandaş olma" evrelerini tamamlayamamış
sıradan insanların gündelik çelişkili ilişkileri sergilenir. Bu tefrika romanlarda
olay akışı düz çizgisel değildir; kırık çizgilerle ilerler, yer yer polisiye
unsurlarla şaşırtıcı biçimlere bürünür ve tüm düğümler düğün salonu gibi
romanın sonunda hızla çözülür.
Kendi gerçek imzasıyla
yayımladığı Aylaklar, Anday romancılığında asıl edebi ve felsefi dönemi
başlatan ayırıcı, anıtsal bir öneme sahiptir. Bu yüksek entelektüel seviye,
sonraki yıllarda yayımlanacak olan Gizli Emir, İsa’nın Güncesi ve Raziye
ile kesintisiz bir biçimde sürer:
- Aylaklar:
Abdülhamit döneminden kalma devasa bir paşa köşkünde, dışarıdaki toplum
hayatının tüm sarsıntılarına, ekonomik ve siyasi dalgalanmalarına tamamen
yabancı ve uzak kalmış kokuşmuş bir aristokrasi aristokrasisini anlatır.
Köşkte yaşayan ve aralarındaki tek ortak özellik asalakça bir
"hazıryiyicilik" olan tutarsız, iradesiz ve eylemsiz
karakterlerin dramatik çöküşü sergilenir. Eser, TRT tarafından televizyon
dizisi olarak uyarlanmış ve büyük kitlelere ulaşmıştır.
- Gizli Emir:
Kırk yedi yıllık Cumhuriyet idaresinin, aradan geçen bunca zamana rağmen
hâlâ çağdaş, rasyonel ve özgür bir toplum yaratamamış olmasını eleştirir.
Yönetimini tamamen yasaklara, baskılara, gizli psikolojik işkencelere ve
devlet terörüne dayandıran distopik bir düzende, aydınların ve
sanatçıların içine düştüğü varoluşsal hiçliği sorgular.
- İsa’nın Güncesi:
Otoriteye körü körüne itaat eden kitleler ile her şeye rağmen insan kalıp
direnmeyi seçen azınlık aydınlar arasında gelişen trajik olaylar zincirini
konu edinir. Tıpkı Gizli Emir gibi, aydın sınıfın trajedisinden
yola çıkarak insanın modern dünyadaki varoluş ve yaşama nedenlerine karşı
geliştirdiği o korkunç ilgisizliği, körelmeyi masaya yatırır.
- Raziye:
Anday’ın şiir evrenine egemen olan mitolojik motiflerin, zamansızlık
kavramının düzyazıya ve felsefi bir aşk hikayesi çerçevesine taşınma
çabasıdır. Doğa ile insan arasındaki ilişki üzerinden ölümsüzlük kavramını
tartışmaya açan bu özel roman, 1990 yılında yönetmen Yusuf Kurçenli
tarafından sinemaya da uyarlanmıştır.
Zaman ve Uzam Kıskacında
Bir Tiyatro Mimarisi
Anday’ın oyunları tamamen
karakterlerin derin içsel yaşantıları, entelektüel hesaplaşmaları ve psikolojik
çıkmazları üzerine kurulmuştur. Klasik tiyatrodaki gibi dış çatışmalara,
entrikalara veya fiziksel aksiyonlara dayandırılmış yoğun olaylar dizisi onun
hiçbir oyununda görülmez. Anday tiyatrosunda yalnızca soyutlanmış bir dramatik
durum ve o durumun içine hapsedilmiş oyun kişileri vardır. Bu yoğun
dramatik durum, kişilerin en gizli içsel yaşantılarının, bilinçaltlarının
dışavurumunu sağlamada vazgeçilmez, sarsıcı bir işlev üstlenir.
Anday tiyatrosunda oyunun
akışını, devinimini sağlayan tek ve en güçlü araç diyalogdur. Onun
tiyatrosunun özgün dokusu, dramatik bir çıkmaz içinde kıstırılmış olan
karakterlerin, kendi içsel sancıları bağlamında geliştirdikleri absürt
"oyun"ların kusursuz bir diyalog düzeni içinde dile gelmesiyle
örülür. Karakterlerin kendi aralarında oynadıkları bu oyunlar, yapıtın
kurulduğu dramatik durumun sınırlarına göre belirlenir. Anday'ın tüm
oyunlarında dramatik durumu inşa eden iki temel determinist etken, "zaman"
ve "uzam" (mekân) kavramlarıdır. Her oyun, kendine özgü,
klostrofobik bir zaman ve uzam dinamiği üzerine yükselir.
Edebiyat
eleştirmenlerince "Absürt / Uyumsuz Tiyatro" anlayışı içinde
değerlendirilen dört soyut oyunu, modern insanın en büyük belası olan
iletişimsizlik ve yabancılaşma üzerine kuruludur:
- Yarın Başka Koruda
- Dikkat Köpek Var
- Ölüler Konuşmak İsterler
- Müfettişler
"Türk Kafasını Yükseltmek ve İnceltmek": Deneme Ustası Anday
Melih Cevdet Anday, tüm
bu devasa külliyatının yanı sıra aynı zamanda Türk edebiyat tarihinin en büyük,
en disiplinli deneme ustalarından biridir. Onun denemelerinde işlediği konular;
okuyucuyu hamasetle uyutmayı değil, tam aksine zihinsel olarak uyarmayı,
insanın karanlık ya da gölgeli kalmış felsefi yanlarını aydınlatmayı ve Türk
toplumunu entelektüel olarak daha ileriye götürmeyi amaçlayan hayati sorunlarla
ilgilidir. Şair, denemelerindeki bu aydınlanmacı ve rasyonel tutumunu şu
unutulmaz cümleyle özetlemektedir:
"Ben şiirde,
tiyatroda olsun, tüm yazılarımda, hep Türk kafasını yükseltmeye, inceltmeye
yöneldim."
Anday’ın denemelerindeki
konu yelpazesi muazzam bir çeşitlilik gösterir: Sanatın ve edebiyatın kronik
estetik sorunları, sokaktaki sıradan adamın kültürel davranış kalıpları, dilin
felsefi ve terminolojik tartışmaları, Antik Çağ'dan bugüne uzanan felsefi
çıkarsamalar bu konulardan sadece birkaçıdır. Onun denemelerinde kuru bir bilgi
aktarımı asla göremezsiniz; aksine yüksek bir güncellik, duru bir yalınlık ve
Türkçenin matematiksel bir titizlikle kullanımı söz konusudur.
Özellikle İmge
Ormanları adlı deneme kitabında felsefenin ilk kaynaklarına, rasyonel
düşüncenin doğduğu topraklara uzanır; İlk Çağ filozoflarının dünyasına sokulur.
Onların, insan zihninin gizlerini çözmeye çalışırken insanlık tarihine
kazandırdığı büyük düşünsel devrimleri muazzam bir edebi dille anlatır.
1995 yılında
Edebiyatçılar Derneği’nin Melih Cevdet Anday’ın edebiyattaki 60. yılı anısına
düzenlediği büyük saygı toplantısında yapılan tarihi konuşmalar, yine aynı
dernek tarafından saygı duruşu niteliğinde bir kitaba dönüştürülmüştür. Şiirsel
sesi, entelektüel ahlakı, felsefi derinliği ve dile olan sarsılmaz saygısıyla
Melih Cevdet Anday, Türk kültür tarihinin aşılması zor zirvelerinden biri
olarak edebiyat tarihindeki anıtsal yerini korumaktadır.
Melih Cevdet Anday’ın
Ödülleri
·
Mikado’nun Çöpleri ile 1967-1968 Tiyatro
Sezonu En Başarılı Oyun Yazarı İlhan İskender Armağanı
·
1971-1972 Ankara Sanatseverler Derneği En
İyi Oyun Yazarı
·
Gizli Emir ile 1970 TRT Sanat Ödülleri
Yarışması (başarı)
·
Buz Sarayı ile 1973 TDK Çeviri Ödülü
·
Teknenin Ölümü ile 1976 Yeditepe Şiir
Armağanı; Sözcükler (toplu şiirler) ile 1978 Sedat Simavi Vakfı Edebiyat Ödülü
·
Ölümsüzlük Ardında Gılgamış ile 1981
Türkiye İş Bankası Ödülü
·
Ölümsüzler ya da Bir Cinayetin Söylencesi
ile 1984 Enka Sanat Ödülü (mansiyon)
·
1991 TÜYAP Onur Ödülü; 2000 Aydın Doğan
Vakfı Edebiyat Ödülü.
Melih Cevdet Anday’ın
Eserleri
Şiir:
·
Garip, (O. V. Kanık ve O. Rifat ile) İst.:
Resimli Ay Mtb., 1941
·
Rahatı Kaçan Ağaç, İst.: Ölmez Eserler,
1946
·
Telgrafhane, İst.: Yeditepe, 1952
·
Yan Yana, İst.: Yeditepe, 1956
·
Kolları Bağlı Odysseus, İst.: Yeditepe,
1962
·
Göçebe Denizin Üstünde, İst.: Cem, 1970
·
Teknenin Ölümü, İst.: Sander, 1975
·
Sözcükler, (1978’e kadar yazdığı bütün
şiirler, “Yaşarken” adlı yeni bölüm ve iki masalla birlikte) İst.: Türkiye İş
Bankası, 1978
·
Ölümsüzlük Ardında Gılgamış, İst.: Ada,
1981
·
Tanıdık Dünya, İst.: Adam, 1984
·
Güneşte, İst.: Adam, 1989
·
Yağmurun Altında, İst.: Adam, 1995
·
Seçme Şiirler, İst.: Adam, 1997
Oyun:
·
İçerdekiler (bas. ve oyn.), İst.: Varlık,
1965
·
Mikado’nun Çöpleri (bas. ve oyn.) İst.:
Kent, 1967
·
Dört Oyun (Yarın Başka Koruda, Dikkat
Köpek Var, Ölüler Konuşmak İsterler ve Müfettişler), İst.: Yankı, 1972
·
Ölümsüzler: Toplu Oyunlar I, (Yarın Başka
Koruda, Dikkat Köpek Var, Ölüler Konuşmak İsterler, Müfettişler, Mikado’nun
Çöpleri, Ölümsüzler ya da Bir Cinayetin Söylencesi) İst.: Adam, 1981
·
İçerdekiler: Toplu Oyunlar II,
(İçerdekiler, Yılanlar, Turgenyev’den uyarladığı Babalar ve Oğullar)
Deneme:
·
Doğu-Batı, İst.: Ataç, 1961
·
Konuşarak, İst.: Dönem, 1964
·
Gelişen Komedya, İst.: Varlık, 1965
·
Yeni Tanrılar, İst.: Çağdaş, 1974
·
Sosyalist Bir Dünya, İst.: Çağdaş, 1975
·
Dilimiz Üstüne Konuşmalar, Ank.: TDK, 1975
·
Maddecilik ve Ülkücülük, İst.: Sander,
1977
·
Yasak, İst.: Çağdaş, 1978
·
Paris Yazıları, İst.: Adam, 1982
·
Açıklığa Doğru, (ilk iki kitabının eklerle
yeniden basımı) İst.: Adam, 1984
·
Sevişmenin Güdüklüğü ve Yüceliği, İst.:
Çağdaş, 1990
·
Yiten Söz, İst.: Adam, 1992
·
Aldanma ki, İst.: Remzi, 1992
·
İmge Ormanları, İst.: Adam, 1994
·
Geleceği Yaşamak, İst.: Adam, 1994
·
Geçmişin Geleceği, İst.: İş Bankası, 1999
·
Çok Sesli Toplum, İst.: Adam, 2001
Roman:
·
Aylaklar, İst.: Remzi, 1965
·
Gizli Emir, Ank.: Bilgi, 1970
·
İsa’nın Güncesi, İst.: Hürriyet, 1974
·
Raziye, İst.: Altın Kitaplar, 1975
·
Yağmurlu Sokak, İst.: Simavi, 1991
·
Meryem Gibi, İst.: Simavi, 1991
·
Birbirimizi Anlamalıyız, İst.: Simavi,
1992
Anı:
·
Akan Zaman Duran Zaman I, İst.: Adam, 1984
Günlük:
·
Bir Defterden, İst.: Everest, 2008
Gezi:
·
Sovyet Rusya, Azerbeycan, Özbekistan,
Bulgaristan, Macaristan, İst.: Gerçek, 1965 (genişletilmiş yb Anadolu’da ve
Sosyalist Ülkelerde, İst.: Çağdaş, 1977)
Çeviri:
·
Don Juan (Molière; E. Güney ile), Ank.:
Maarif Vekilliği, 1943
·
Mösyö de Pourceaugnac (Molière; E. Güney
ile), Ank.: Maarif Vekilliği, 1943
·
Müfettiş (Gogol; E. Güney ile), Ank.:
Maarif Vekilliği, 1944
·
Bir Evlenme (Gogol; E. Güney ile), Ank.:
MEB, 1945
·
Bir Komedyanın İlk Temsilinden Sonra
Tiyatrodan Çıkış (Gogol; E. Güney ile), Ank.: MEB, 1946
·
Ölü Canlar (Gogol; E. Güney ile), Ank.:
MEB, 1950
·
Batıdan Şiirler (O.V. Kanık ve O. Rifat
ile), İst.: Yeditepe, 1953
·
Yarış (G. Abbod-J.C. Holm), Ank.: Maarif
Vekâleti, 1959
·
Penceredeki Işık (E. Caldwell), İst.:
Varlık, 1961
·
İngiliz Edebiyatından Denemeler, İst.:
Oluş, 1964
·
Barabbas/Cüce (P. Lagerkvist; Y. Anday
ile), İst.: Nobel, 1965
·
Günler (B. Pasternak), İst.: Nobel, 1966
·
Fareler ve İnsanlar Üzerine (J.
Steinbeck), İst.: Yankı, 1967
·
Tanrı Gelini Sibyl (P. Lagerkvist), İst.:
Cem, 1969
·
Langston Hughes: Seçme Şiirler, (ortak
çeviri) İst.: Yeditepe, 1971
·
Bütün Oyunları (Müfettiş, Tiyatrodan
Çıkış, Bir Evlenme) (Gogol; E. Güney ile), İst.: Cem, 1972
·
Babalar ve Oğullar (İ. Turgenyev), İst.:
Varlık, 1974
·
Diyaloglar (Platon; ortak çeviri), c. I,
İst.: Remzi, 1989 (2. bas.)
·
Buz Sarayı (T. Vesaas), 1972 (yb İst.:
Cumartesi, 1990).
KAYNAKÇA: Necatigil,
İsimler, 44-45; Necatigil, Eserler, 43-44, 131, 159-160, 194, 273-274 ;
Acaroğlu, 35-36; Kurdakul, Cumhuriyet, IV, 206-215; Kurdakul, Sözlük, 67-68;
Karaalioğlu, 51-52; Özkırımlı, TEA, I, 109-111; M. Kutlu, “Anday, Melih
Cevdet”, TDEA, I, 137-138; A. Benk-T. Yücel-N. Kutlu, “‘kare” ile ‘üçgen’
Arasında Melih Cevdet Anday” (söyleşi), Çağdaş Eleştiri, S. 2 (Nisan 1982); A.
Yüksel, Yapısalcılık ve Bir Uygulama: Melih Cevdet Anday Tiyatrosu, İst., 1982;
O. Koçak, “Melih Cevdet Anday’ın Şiirinde Ten ve Tin”, Defter, S. 10, 1989; M.
Buyrukçu, “Bir Sevişme Söylencesi”, Cumhuriyet Kitap, 4 Mayıs 1990; A. Birkiye,
“Kültürün Engin Sularında”, aynı yerde; A. Kabacalı, Ölümsüzlük Yolunda Melih
Cevdet Anday, İst., 1991; Sombahar, “Melih Cevdet Anday’ın Yanıtları”,
Sombahar, No: 23 (Mayıs-Haziran 1994); O. Koçak, “Anday’da Duygu
ve Resim”, aynı yerde; E. Erem, “Melih Cevdet Anday’ın Şiirlerinde ‘Şiirsel
Aklın’ Yeri”, aynı yerde; H.B. Kahraman, “Melih Cevdet Anday Şiirinde Temel
İzlekler: Descartes’çı Düşünce ve Sorunsalları Açısından Bir Yaklaşım”, aynı
yerde; Y. Kayıran, “Melih Cevdet Anday’ın Şiirine Bir Giriş Denemesi”, aynı
yerde; M. Cengiz, “Anday Şiirine Genel Bir Bakış ya da Anday Şiirinde Tarih ve
Kültür”, aynı yerde; G. Emre, “Melih Cevdet Anday’ın Şiiri: Tüylenen Rüzgâr”,
aynı yerde; Melih Cevdet Anday Günleri, 20-21 Mayıs 1995, Ank.: Edebiyatçılar
Derneği, 1995; İ. Selçuk, “Kişiliği Basın ve Yayın Çevresiyle Melih Cevdet
Anday”, Cumhuriyet Kitap, 28 Eylül 1995; F. Akatlı, “Melih Cevdet Anday
Şiirinde Zaman/Tarih”, aynı yerde; A. Yüksel, “Melih Cevdet Anday Tiyatrosunda
İç Devinim”, aynı yerde; B. Günel, “Anday Romanında Evreler”, aynı yerde; M. H.
Doğan, “Anday’ın Şiirinde Anlam Arayışları (Semantik Tutarlılık)”, Şiir ve
Eleştiri, İst., 1997, s. 68-75; D. Hızlan, “Şiiri Siz Tamamlayın”, kitap-lık,
S. 39 (Ocak-Şubat 2000), s. 92-104; O. Koçak, “Issız Koylar”, aynı yerde, s.
105-111; O. Demiralp, “Başlıklar Başlarını Alıp Giderlerse”, aynı yerde, s.
112-115; M.H. Doğan, “İmgeden Akıl’a ya da Kafayla Okunan Şiir”, aynı yerde, s.
116-119; F. Edgü, “Karacaoğlan’ın Bir Şiiri Üzerine Melih Cevdet Anday
Çeşitlemeleri”, aynı yerde, s. 120-124; A. Yüksel, “Mikado’nun Çöpleri ya da
Oyun İçinde Oyun”, aynı yerde, s. 125-129; F. Andaç, “Şairin Ömrü ya da...
Melih Cevdet Anday”, Cumhuriyet Kitap, S. 552 (14 Eylül 2000); Özgüç, II, 378;
III, 82.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder