ANA SAYFA

Mehmet Fuat Kimdir? Hayatı, Edebi Kişiliği ve Eserleri

Mehmet Fuat'ın portre fotoğrafı
Mehmet Fuat

 Mehmet Rauf Kimdir?

Ruhun Laboratuvarında Bir Ömür: Mehmet Rauf ve Eylül’ün Gölgesindeki Hayatı

Türk edebiyatında melankolinin, içsel fırtınaların ve insan ruhunun en mahrem dehlizlerinin ilk gerçek kâşifidir Mehmet Rauf. O, sadece Servet-i Fünûn kuşağının vitrin isimlerinden biri değil; romanı dış dünyadaki nesnelerin kuru bir tasvirinden kurtarıp, insan bilincinin laboratuvarına dönüştüren öncüdür. 24 Ağustos 1875’te İstanbul’da başlayan ve 23 Aralık 1931’de yine bu şehirde noktalanan 56 yıllık ömrü; parıltılı başarılar, edebi zirveler, adliye koridorları ve nihayetinde derin bir sefalet ile felçli son yılların gölgesinde geçen bir edebi nefestir. Mansıplardan mahkûmiyetlere uzanan bu ömür, Türk romanının modernleşme sancılarının da özeti niteliğindedir.

Mehmet Rauf’un Hayatı

Bahriyeli Bir Teğmenden Edebi Dehaya: İlk Adımlar ve Halit Ziya Dostluğu

Liman Dairesi memurlarından Ahmet Şükrü Efendi’nin oğlu olarak dünyaya gelen Mehmet Rauf’un çocukluğu, babasıyla gittiği tiyatro oyunları ve erken yaşta evde keşfettiği kitaplar arasında şekillendi. Defterdar’daki mahalle mektebinde başlayan ilk öğrenim adımları, daha sonra Soğukçeşme Askeri Rüştiyesi’nde disiplinli bir eğitime evrildi. Ancak onun hayatındaki ilk büyük yön değişimi, 1888 yılında Bahriye Mektebi’ne kaydolmasıyla gerçekleşti.

1894 yılında teğmen rütbesiyle mezun olduğunda, denizler ona bambaşka bir dünyanın kapısını açtı. Mezuniyetinin hemen ardından bir süre Girit’te staj yaptı. Genç bir bahriyeli olarak ufku, 1895 yılında Kiel Kanalı’nın açılış töreni için Hamburg’a gitmesiyle daha da genişledi. Dönüşünde yeniden Girit’te görev aldı ve ardından İstanbul’a atanarak çeşitli gemilerde çalıştı. Denizcilik mesleği, Mehmet Rauf’un gençlik yıllarındaki yaşam deneyimlerini, gözlemlerini ve insan ilişkilerini şekillendiren en önemli dış unsur oldu.

Ancak onun asıl büyük seyahati, Türk ve Batı edebiyatına ait eserleri okuyarak, hatta bazılarını Türkçeye çevirerek başladı. Edebi zevki olgunlaştıkça George Ohnet, Octave Feuillet, Alphonse Daudet, Emile Zola ve Gustave Flaubert gibi Fransız realist ve natüralist yazarların eserlerine yöneldi.

Henüz on altı yaşındayken kaleme aldığı “Düşmüş” adlı hikâyeyi, eserlerine büyük bir hayranlık duyduğu Halit Ziya’ya gönderdi. Hikâye, İzmir’de yayımlanan Hizmet gazetesinde yer buldu. Halit Ziya ile mektuplarla başlayan bu dostluk, onun İstanbul’a gelmesiyle daha da güçlendi ve Mehmet Rauf’un edebiyat hayatında yön tayin eden en önemli dönüm noktası oldu.

Mehmet Rauf’un Edebi Kişiliği

Servet-i Fünûn Dönemi, Takma İsimler ve Eylül ile Gelen Zirve

Edebi rüştünü ispat etme sürecinde eski ve yeni edebiyat taraftarları arasında yaşanan tartışmalarda hep yenilikçi anlayışı savunan Mehmet Rauf, bu dönemde adından söz ettirmeye başladı. İlk ciddi edebi çalışmaları arasında yer alan ve Halit Ziya’nın büyük desteğiyle İkdam gazetesinde yayımlanan “Garam-ı Şebap” sürecinde “Rauf Vicdani” takma adını kullandı. Daha sonra Mektep dergisinin yazar kadrosuna katılarak yazılarını “Ali Necdet” imzasıyla neşretti.

Mektep dergisindeki çalışmalarını Servet-i Fünûn’a geçene kadar sürdüren yazar, nihayet edebiyat araştırmacılarının onun sanat hayatının en güçlü ürünleri olarak değerlendireceği o altın beş yıla adım attı. Yaklaşık beş yıl boyunca Servet-i Fünûn dergisinde hikâye, roman, mensur şiir, eleştiri ve inceleme yazıları kaleme aldı. Bu süreçte Prosper Mérimée, Alphonse Daudet ve Catulle Mendès gibi isimlerden tercümeler yaparak üslubunu rafine etti. İlk romanı Ferda-yı Garam ve Türk edebiyatına eşsiz bir tür kazandıran, mensur şiirlerini topladığı Siyah İnciler bu dönemin yoğun emeğiyle tefrika edildi.

Ancak onun adını Türk edebiyat tarihinin mermer sütunlarına kazıyan gelişme, yine bu dönemde tefrika edilen ve Türk edebiyatının ilk başarılı, bağımsız psikolojik romanı kabul edilen Eylül oldu.

Eylül Romanının Estetik ve Ruhsal Çözümlemedeki Yeri

Eylül, yalnızca Servet-i Fünûn topluluğunun estetik anlayışını zirveye taşımakla kalmadı; bireylerin duygusal dünyalarını, iç konuşmalarını ve ruhsal gelgitlerini ayrıntılı biçimde ele alarak Türk romanında yepyeni bir anlatım anlayışının gelişmesine katkı sağladı. Karakterlerin psikolojik çözümlemelerine verilen bu ağırlık, eseri yalnızca kendi döneminin değil, sonraki kuşakların da hayranlıkla incelediği bir başyapıt haline getirdi. Mehmet Rauf, bu yönüyle Türk romanının modernleşme sürecinde kurucu ve seçkin bir tahta oturdu.

Protokol Memurluğundan Adliye Koridorlarına: Bir Zambak’ın Hikâyesi

1901 yılında Tevfik Fikret’in akrabası Ayşe Sermet Hanım ile evlenen Mehmet Rauf için hayatın dış ritmi de hızlanmıştı. 1904 yılında devlet kademesinde protokol memurluğuna getirildi, bir yıl sonra ise Bahriye Mektebi’nde kitabet öğretmeni olarak görev yapmaya başladı. II. Meşrutiyet’in ilan edildiği 1908 yılında kıdemli yüzbaşı rütbesine kadar yükselmişti. Hem devletin zirvesine yakın bir bürokrat hem de saygın bir subaydı.

Ancak edebiyata duyduğu tutku ve insan doğasının sınırlarını zorlama arzusu, onun hayatında trajik bir kırılmaya neden oldu. Maddi kaygılarla ve toplumsal kabullerin ötesine geçme güdüsüyle kaleme aldığı Bir Zambak’ın Hikâyesi adlı romanı büyük tartışmalara yol açtı. Roman, platonik aşklardan ziyade fiziksel ve cüretkâr aşk ilişkilerine yönelen yapısıyla kısa sürede ilgi görse de dönemin ahlak duvarlarına çarptı; yasaklandı ve toplatıldı.

Bu olay yazarın itibarını derinden zedeledi. Askerî mahkeme tarafından yargılanarak altı ay hapis cezasına çarptırıldı ve ardından çok sevdiği askerlik mesleğiyle ilişiği tamamen kesildi. Üniformalı ve güvenceli hayatı bir anda yok olan yazara, dönemin güçlü kalemi Hüseyin Cahit Yalçın destek verdi. Yalçın, onun Tanin gazetesinde “Mehmet Nafiz” imzasıyla yazmasına imkân tanıyarak edebi olarak hayatta kalmasını sağladı. Bu sancılı dönemin ardından yazar, 1910 yılında Besime Hanım ile İzmir’de ikinci evliliğini gerçekleştirerek hayatında yeni bir sayfa açmaya çalıştı.

Gazetecilik, Genişleyen Külliyat ve Tiyatroda Bir Ömür

Servet-i Fünûn dergisinin sansür baskıları ve çalkantılarla kapanmasının ardından bir süre sessizliğe gömülen Mehmet Rauf, II. Meşrutiyet sonrası değişen edebi ortama ve ortaya çıkan yeni kuşağa rağmen yazmayı hiç bırakmadı. 1908 ile 1927 yılları arasında kalemiyle geçinme mücadelesi vererek adeta bir yazı makinesine dönüştü. Bu uzun periyotta;

  • Servet-i Fünûn, Resimli Kitap, Musavver Hale, Musavver Muhit, Şehbal, Şiir ve Tefekkür, Şebap, Resimli Ay, Sevimli Ay ve Güneş gibi dergilerde sayısız yazı yayımladı.
  • Tanin, Cumhuriyet, Yeni Ses, Peyam*, Payitaht ve Vakit gazetelerinin kadrolarında aktif görevler üstlendi.
  • Kadınların toplum hayatında daha görünür olmasını ve değer görmesini savunarak Mahasin, Süs ve Gelincik adlı kadın dergilerini çıkardı; ayrıca popüler kültüre yön veren Sinema Yıldızı dergisini yayın hayatına kazandırdı.

1920 yılında Şule Neşriyat Evi adlı kendi yayınevini kurarak yayıncılık dünyasına girdi. 1921-1922 yılları arasında ise Vakit gazetesi adına İtalya’da bulundu ve buradaki seyahat gözlemlerini edebi bir dille yazılarında değerlendirdi.

Roman ve Tiyatro Üretimindeki Büyük Patlama

Bu dönem aynı zamanda yazarın ardı ardına roman tefrika ettiği bir dönem oldu. Genç Kız Kalbi, Bir Aşkın Tarihi-Mültehip, Menekşe, Böğürtlen, Define ve Kan Damlası önce gazete sayfalarında tefrika edildi, ardından kitaplaştı. Buna karşın Harabeler ve Kâbus adlı romanları ise tefrika halinde kaldı. Dönemin edebi zevkine hitap eden Karanfil ve Yasemin, Son Yıldız ve vatan sevgisini işlediği nadir eserlerinden olan Halas da bu dönemin verimli hasatları arasındaydı.

Yazar, II. Meşrutiyet sonrasında tiyatro sanatına da özel bir ilgi gösterdi. Sadece oyun yazmakla kalmadı, tiyatro üzerine teorik yazılar yazdı, uyarlamalar yaptı ve dönemin prestijli sanat kurumlarında idari görevler üstlendi:

  • Sahne-i Osmaniye adlı tiyatro okulunun Okuma Kurulu’nda yer aldı.
  • Darülbedayi’nin hem Yönetim hem de Okuma kurullarında aktif görev yaptı.
  • 1920 yılında kurulan Yeni Sahne topluluğunun sahne yöneticiliğini üstlendi.

Bu süreçte beşi özgün, onu uyarlama olmak üzere toplam on beş tiyatro eseri kaleme aldı. Tezli yapıları ve sembolik adlarıyla dikkat çeken oyunlarından biri olan Pençe, 1917 yılında Sedat Simavi tarafından sinemaya uyarlandı ve Türk sinema tarihinin erken dönem kurmaca örneklerinden biri olarak kayıtlara geçti.

Mehmet Rauf’un tiyatroya ve basına olan bu tutkulu mesaisi, sadece sanatsal bir arayıştan ibaret değildi; o aynı zamanda sahneyi ve sayfaları toplumsal bir dönüşümün kaldıracı olarak görüyordu. Çıkardığı kadın dergilerindeki felsefesini podyumun ötesine taşıyarak, Türk kadınının tiyatro sahnesinde mutlak surette var olması ve kendi kimliğiyle sanat icra etmesi gerektiğini en yüksek sesle savunan döneminin aydınlarından biri oldu.

Eserlerinin Karamsar Anatomisi ve Estetik Tercihleri

Mehmet Rauf’un eserlerinin geneline bakıldığında, Servet-i Fünûn estetiğinin o yoğun, puslu ve karamsar atmosferi net bir şekilde görülür. Karşılıksız kalmış melankolik aşklar, yakıcı kıskançlıklar, ani ihanetler, vefasızlıklar, yıpratıcı hastalıklar ve her an kapıda bekleyen ölüm düşüncesi onun anlatısının temel taşlarıdır. Mensur şiirlerinde görülen o aşırı duygusal yoğunluk, sonraki yıllarda yazdığı romanlarda yerini biraz daha gerçekçi ve fiziksel aşk ilişkilerine bıraksa da karamsarlık baki kaldı.

Onun yarattığı kahramanlar çoğunlukla Batılı yaşam tarzını benimsemiş, iyi derecede yabancı dil bilen, mutlaka müzikle ilgilenen, ince ruhlu, hassas ve hayatlarının merkezine sadece aşkı koyan seçkin kişilerden oluşuyordu. Geçim sıkıntısı, yerel hayatın gerçekleri veya toplumsal dertler onun edebi evrenine nadiren uğlardı. Ancak dil konusunda çağdaşlarından ayrışarak, Servet-i Fünûn topluluğu içinde dili en sade, akıcı ve anlaşılır kullanan yazar olmayı başardı. Topluluğun dağılmasından sonra kaleme aldığı eserlerde bu sadeleşme eğilimi çok daha belirgin hale geldi.

Sonuç: Unutuluş, Felç ve Cerrahpaşa Hastanesi’nde Son Perde

İkinci evliliğinin de sona ermesinin ardından Mehmet Rauf, hayatının son büyük limanına sığındı ve 10 Ocak 1926 tarihinde Muazzez Hanım ile üçüncü evliliğini yaptı. Kendisinden yaşça oldukça küçük olan bu genç kadın, edebiyat tarihinin bu yorgun çınarına ömrünün sonuna kadar büyük bir sadakatle refakat edecekti. Nitekim evliliklerinden çok kısa bir süre sonra yazar, geçirdiği kısmi felç nedeniyle sağ kolunu kaybetti; artık yazamıyordu.

1928 yılında geçirdiği ikinci felç ise onun sağlık durumunu tamamen trajik bir boyuta taşıdı. Bu süreç yazarın hem yazı hayatından hem de çok sevdiği basın, tiyatro ve edebiyat çevrelerinden tamamen uzaklaşmasına neden oldu. Eski şaşaalı günlerin, edebiyat tartışmalarının yerini derin bir unutuluş ve yalnızlık almıştı. Çok ciddi maddi sıkıntılar yaşadığı bu son dönemde, kendisine devlet tarafından bir vefa göstergesi olarak emekli maaşı bağlandı.

Mehmet Rauf, geçirdiği ikinci felçten yaklaşık bir buçuk yıl sonra, durumunun ağırlaşması üzerine kaldırıldığı Cerrahpaşa Hastanesi’nde 23 Aralık 1931'de hayata gözlerini yumdu. Cenazesi 25 Aralık 1931 tarihinde Teşvikiye Camii’nden kaldırılarak Maçka’daki aile mezarlığında toprağa verildi.

Bugün Mehmet Rauf, popüler kültürde yalnızca Eylül romanının yazarı olarak anılsa da o, kurduğu Şule Neşriyat'tan çıkardığı öncü kadın dergilerine, Darülbedayi'deki idari emeklerinden sinemaya uyarlanan tiyatro oyunlarına kadar Türk modernleşmesinin ve edebiyatının en üretken, insan ruhunu en iyi tahlil eden kırık dökük ama mağrur bir anıtıdır. Eserleri, Türk romanının katettiği o engebeli mesafeyi anlamak isteyen her okur için edebi değerini ve rehberliğini bugün de korumaktadır.

Mehmet Rauf’un Eserleri

Roman:

·         Eylül, İst.: Edebiyatı-ı Cedide Ktp., 1317/1901

·         Serap, (resimli roman) İst., 1325/1909

·         Bir Zambak’ın Hikâyesi, (imzasız) [İst., 1910]

·         Ferda-yı Garam, İst.: Selanik Mtb., 1329/1913

·         Genç Kız Kalbi, İst.: Teshil-i Tıbaat İdaresi, 1330/1914

·         Menekşe, İst.: Edebiyat-ı Cedide Ktp., 1331/1915

·         Karanfil ve Yasemen, İst.: Kanaat, 1340/1924

·         Böğürtlen, İst.: Akşam Mtb., 1926

·         Son Yıldız, İst.: Gündoğdu Mtb., 1927

·         Define, İst.: Kanaat, 1927

·         Kan Damlası, İst.: Kanaat, 1928

·         Halas, İst.: Ahmet Halit, 1929

Öykü:

·         İhtizar, İst.: Edebiyat-ı Cedide Ktp., 1325/1909

·         Âşıkane, İst.: Edebiyat-ı Cedide Ktp., 1325/1909

·         Son Emel, İst.: Edebiyat-ı Cedide Ktp., 1329/1913

·         Hanımlar Arasında, İst.: Kanaat, 1330/1914

·         Bir Aşkın Tarihi, İst.: Kanaat, 1331/1915

·         Kadın İsterse, İst.: Hilal Mtb., 1335/1919

·         Üç Hikâye, İst.. Kitaphane-i Sudi, 1919

·         Safo ve Karmen, İst.: Şule Neşriyatı, 1920

·         Pervaneler Gibi, İst.: Matbaa-i Orhaniye, 1920

·         İlk Temas İlk Zevk, Kitaphane-i Sudi, 1338/1922

·         Aşk Kadını, İst.: Matbaa-i Cihan Biraderler, 1923 ?

·         Gözlerin Aşkı, İst.: Amidî Mtb., 1924

·         Eski Aşk Geceleri, İst.: Kanaat, 1927

Düzyazı Şiir:

·         Siyah İnciler, İst.: Âlem Mtb., 1317/1901 (yb İst., 1997, haz. R. Tarım)

Oyun:

·         Ferdi ve Şürekâsı, (Halit Ziya’nın aynı adlı romanından uyarlama) İst.: Edebiyat-ı Cedide Ktp., 1325/1909

·         Pençe, İst.: Edebiyat-ı Cedide Ktp., 1325/1909

·         Cidal, İst.: Asya Mtb., 1327/1911

·         Yağmurdan Doluya, (O. Feuillet’den uyarlama) İst.: Karabet Mtb., 1919 ?

·         Sansar, İst.: Şule Neşriyat Evi, 1920

·         Yara, İst.: Hilmi, ty [1935].

Anı:

·         Edebi Hatıralar, (haz. M. Törenek), İst.: Kitabevi, 1997

·         Mehmed Rauf’un Anıları, (haz. R. Tarım), İst.: Özgür, 2001.

KAYNAKÇA: Nevsal-i Milli, İst., 1914s, 226-227; S. İ. Sedes, “Mehmed Rauf”, AA, I, 278; L. S. Akalın, Mehmet Rauf, İst., 1953; E. Coşkun, Mehmet Rauf, İst., 1976; R. Tarım; Mehmed Rauf, Ank., 1998; Karaosmanoğlu, 20-25; Hüseyin Cahit (Yalçın), Kavgalarım, İst., 1326; ay, Edebî Hatıralar, İst., 1935, s. 150-153; Halit Ziya (Uşaklıgil), Kırk Yıl, c. III, İst., 1936, s. 137-139; Halit Ziya (Uşaklıgil), Sanata Dâir (I-III), İst., 1955; N. Akı, Türk Tiyatro Edebiyatı Tarihi I, İst., 1989; Ö. Nutku; Darülbedayi’nin Elli Yılı, Ank., 1969; M. And, “Tanzimat ve Meşrutiyet’te Tiyatro Yazarlığı”, TCTA, VI, 1625; Moran, I-II; Z. Kerman, “Mehmet Rauf”, TDEA, VI, 214-216; R. Tarım, “Mehmed Rauf’un Hayatı ve Hikâyeleri Üzerine Bir Araştırma”, Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, basılmamış doktora tezi, İst., 1992; Mehmed Rauf, Siyah İnciler, (haz. R. Tarım) İst., 1997; A. Uçman, “Mehmet Rauf”, YYOA, II, 198-199.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Tevfik Fikret Kimdir? Hayatı, Edebi Kişiliği ve Eserleri

   Tevfik Fikret       Tevfik Fikret Kimdir? Bir İmparatorluğun Vicdanı ve Aşiyan’ın Hüznü: Tevfik Fikret Osmanlı İmparatorluğu’nun ...