İslamiyet Öncesi Türk
Edebiyatı
Türklerin İslam dinini
kabul etmesinden önceki süreci kapsar; sözlü ve yazılı olmak üzere iki ana
koldan ilerler. Göçebe yaşam tarzı, kahramanlıklar ve doğa unsurlarının
ağırlıklı olduğu bu dönemde sözlü gelenekte sav, sagu, koşuk ve destanlar;
yazılı kısımda ise Türk tarihinin ilk belgeleri olan Orhun Yazıtları öne çıkar.
Divan Edebiyatı (Klasik
Türk Edebiyatı)
Türklerin İslamiyet'i
kabulünün ardından gelişen, 13. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar varlığını sürdüren
saray ve medrese çevresinin edebiyatıdır. Arap ve Fars edebiyatının nazım
şekilleri ve estetik anlayışı benimsenmiştir. Ağır, süslü, aruz ölçüsüne dayalı
bir dilin ve yüksek zümreye hitap eden soyut konuların hakim olduğu zengin bir
külliyattır.
Halk Edebiyatı
İslamiyet etkisindeki
dönemde, saray çevresinin aksine doğrudan halkın içinde, yalın bir Türkçe ve
hece ölçüsüyle yaşayan gelenektir. Kendi içinde Anonim, Aşık (Saz) ve
Tekke-Tasavvuf edebiyatı olarak üçe ayrılır. Yüzyıllar boyunca halkın
acılarını, sevinçlerini, inançlarını ve aşklarını saz eşliğinde sonraki
kuşaklara aktarmıştır.
Tanzimat Dönemi Edebiyatı
(1860 - 1896)
Batılılaşma
hareketlerinin edebiyattaki ilk ve en köklü yansımasıdır. Roman, modern hikaye,
tiyatro, makale ve eleştiri gibi türler edebiyatımıza ilk kez bu dönemde
girmiştir. Hak, adalet, hürriyet ve vatan gibi toplumsal kavramların ilk kez
yüksek sesle işlendiği, eski-yeni çatışmasının yaşandığı bir yenileşme
dönemidir.
Servet-i Fünun Edebiyatı
(Edebiyat-ı Cedide) (1896 - 1901)
Tanzimat'ın açtığı yoldan
ilerleyerek Türk edebiyatını tamamen Avrupai bir estetik düzeyine ulaştırmayı
amaçlayan sanat topluluğudur. Dönemin siyasi baskıları nedeniyle toplumsal
konulardan uzaklaşıp bireysel melankoliye, aşka ve doğaya yönelmişlerdir. Ağır
bir dil kullanmalarına rağmen roman ve hikayede teknik kusursuzluğu
yakalamışlardır.
Fecr-i Ati Edebiyatı
(1909 - 1912)
"Sanat şahsi ve
muhteremdir" ilkesiyle ortaya çıkan ve Türk edebiyat tarihinde ilk kez
edebi bir bildiri (manifesto) yayımlayan topluluktur. Servet-i Fünun
edebiyatına tepki olarak doğmuş olsalar da dil ve estetik olarak onların
çizgisini aşamamış, kısa sürede dağılarak yerini yeni arayışlara
bırakmışlardır.
Milli Edebiyat Dönemi
(1911 - 1923)
Ömer Seyfettin ve
arkadaşlarının "Yeni Lisan" hareketiyle başlattığı, edebiyatın dilini
tamamen halkın konuştuğu sade Türkçeye dönüştüren akımdır. Konular İstanbul
dışına çıkarılarak Anadolu coğrafyasına ve halkın gerçek yaşamına taşınmıştır.
Memleket sevgisi, milliyetçilik ve Kurtuluş Savaşı bu dönemin ana eksenini
oluşturur.
Mütareke Dönemi Edebiyatı
(1918 - 1922)
Mondros Mütarekesi ile
İstanbul'un işgali altında geçen, Milli Mücadele'nin sürdüğü olağanüstü yılları
kapsar. Edebiyatçılar bu dönemde "İstanbul'da kalıp işgale ve çöküşe şahit
olanlar" ile "Anadolu'ya geçip kurtuluş mücadelesine kalemleriyle
destek verenler" olarak iki farklı iklimi yaşamış ve bu sancılı dönemi
eserlerine çarpıcı şekilde aktarmışlardır.
Meşrutiyet Dönemi
İmparatorluğun en çalkantılı
siyasi süreçlerine, I. ve II. Meşrutiyet'in ilan edildiği yıllara denk gelen
dönemdir. Osmanlıcılık, İslamcılık, Türkçülük ve Batıcılık gibi fikir
akımlarının edebi metinlerle harmanlandığı; edebiyatın toplumu eğitme ve düşünceleri
yayma aracı olarak aktif kullanıldığı, sonraki büyük edebi toplulukları (Milli
Edebiyat gibi) doğrudan besleyen kritik bir geçiş evresidir.
Cumhuriyet Dönemi
Edebiyatı (1923 - Günümüz)
Cumhuriyet'in ilanıyla başlayan, günümüze kadar uzanan çok sesli, çok renkli ve en uzun soluklu dönemdir. Toplumcu gerçekçilik, bireyin iç dünyasını esas alanlar, garip akımı, ikinci yeni, postmodernizm gibi onlarca farklı edebi hareket ve topluluk bu çatı altında filizlenmiştir. Çağdaş insanın ve modern Türkiye'nin tüm panoraması bu dönemde işlenmektedir.
👉 Cumhuriyet Dönemi Edebiyatçıları ve Günümüz Yazarları İçin Tıklayın
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder