![]() |
| Abdülhak Hamit Tarhan |
Abdülhak Hamit Tarhan Kimdir?
Abdülhak Hamit Tarhan (2 Ocak 1852, İstanbul – 13 Nisan 1937, İstanbul), Tanzimat döneminin en yenilikçi şair ve oyun yazarlarından biri olarak Türk edebiyatında “Şair-i Azam” unvanıyla tanındı. Abdülhak Hamit Tarhan’ın hayatı, diplomatik görevler, yurtdışı deneyimleri ve kişisel trajedilerle şekillendi. Özellikle eşi Fatma Hanım’ın ölümü üzerine yazdığı Abdülhak Hamit Tarhan Makber eseri, onun şiirinde metafizik ve ölüm temasını derinleştirdi. Abdülhak Hamit Tarhan’ın edebi kişiliği, aruz kalıplarını zorlayan, hece vezniyle deneyler yapan ve romantizm ile panteizmi birleştiren özgün bir yapı taşıdı. Abdülhak Hamit Tarhan’ın eserleri arasında Sahra, Makber, Eşber, Tarık ve Finten gibi önemli yapıtlar yer aldı. Hayatı boyunca birden fazla evlilik yaptı; Abdülhak Hamit Tarhan’ın ikinci eşi Nelly Clower oldu. Uzun ve üretken yaşamı boyunca farklı edebi dönemleri etkiledi ve ölümünden sonra Zincirlikuyu Asri Mezarlığı’na defnedildi.
Abdülhak Hamit Tarhan’ın Hayatı
Tanzimat dönemi devlet
adamlarından tarihçi Hayrullah Efendi ile Müntehâ Nasip Hanım’ın oğlu olarak
dünyaya geldi. Büyükbabası Hekimbaşı Abdülhak Molla’nın Bebek’te bulunan
yalısında doğdu. İlk eğitimini bulunduğu semtteki mahalle mektebinde aldı,
ardından kısa bir süre Hisar Rüştiyesi’nde okudu ancak düzenli bir eğitim
süreci yaşamadı.
Babası ulema sınıfına
mensup olduğu için henüz beş yaşındayken kendisine “İstanbul rüusu”
verildi ve maaş bağlandı. Çocukluk yıllarında ağabeyi Abdülhak Nasuhi ile
birlikte Avrupa’ya gitti. Önce Napoli ve Roma’da kısa süre kaldı, ardından
Paris’e geçti.
1863 yılında babasıyla
birlikte yeniden Avrupa’ya seyahat etti ve Paris’te bir süre kaldıktan sonra
Viyana üzerinden İstanbul’a döndü. 1865 yılında babasının Tahran elçiliğine
atanması üzerine onunla birlikte İran’a gitti. Tahran’da yaklaşık bir buçuk yıl
kaldı ve elçilikte görev aldı. Babasının ani ölümü üzerine 1866 yılında
İstanbul’a geri döndü.
Aynı yıl devlet
memuriyetine başladı ve Maliye Mühimme Kalemi’nde görev aldı. Daha sonra
Şûra-yı Devlet ve Sadaret Mektubi Kalemi’nde çalıştı. Bu dönem, Abdülhak Hamit
Tarhan’ın hayatı açısından hem bürokratik hem de entelektüel gelişiminin
temellerinin atıldığı yıllar oldu.
Evlilikleri ve Diplomasi Yılları
Abdülhak Hamit Tarhan,
1874 yılında Edirne’de Pirizade uzaktan akrabası olan Fatma Hanım ile evlendi.
1876 yılında Paris büyükelçiliğinde ikinci kâtip olarak görevlendirildi ve
yeniden Fransa’ya gitti. 1878 yılında izinli olarak İstanbul’a döndüğünde,
Paris’te yazıp yayımladığı Nesteren adlı oyunu nedeniyle memuriyetten
alındığını öğrendi.
Daha sonra Belgrad ve
Berlin elçiliklerinde görev alması teklif edildi ancak bu görevleri kabul
etmedi. Bir süre Rize’de vali olarak bulunan ağabeyi Abdülhak Nasuhi’nin
yanında kaldı. 1881 yılında Poti’ye, ardından Yunanistan’daki Golos şehrine
konsolos olarak atandı.
1883 yılında Bombay
başkonsolosu oldu. Bu göreve giderken Midilli’de Namık Kemal ile
görüştü. Ancak eşi Fatma Hanım’ın hastalığı bu süreçte ağırlaştı. Verem
hastalığı ilerleyince İstanbul’a dönmeye karar verdi.
Yolculuk sırasında eşinin
hastalığı daha da ağırlaştı ve Beyrut’ta durmak zorunda kaldılar. Fatma Hanım,
21 Nisan 1885 tarihinde Beyrut’ta öldü. Bu olay, Abdülhak Hamit Tarhan’ın
hayatı üzerinde derin bir sarsıntı yarattı.
Eşinin ölümünden sonra
büyük bir acı yaşayan sanatçı, Beyrut’ta kaldığı kırk gün boyunca Makber adlı
eserini yazmaya başladı. Abdülhak Hamit Tarhan Makber
eseriyle hem kişisel yasını hem de ölüm düşüncesini derin bir şekilde işledi.
İstanbul’a döndükten
sonra 1886 yılında Londra elçiliğinde başkâtip olarak göreve başladı. Bu
dönemde yazdığı Zeynep ve Finten adlı eserleri yayımlatmak istedi ancak
içerikleri nedeniyle sansüre uğradı. Bu durum üzerine görevinden alındı ve
İstanbul’a döndü.
Daha sonra II.
Abdülhamit’e yazdığı bir dilekçe ile yeniden göreve kabul edildi ve Londra’daki
görevine iade edildi. 1890 yılında İngiltere’de Nelly Clower ile evlendi.
Abdülhak Hamit Tarhan’ın ikinci eşi olarak bilinen Nelly Clower’in 1911 yılında
ölmesi üzerine sanatçı yeniden evlilik yaptı.
1914 yılında Meclis-i
Âyan üyeliğine atandı. I. Dünya Savaşı sonrası Viyana’ya gitti ve zor yıllar
geçirdi. 1922 yılında İstanbul’a döndü ve TBMM tarafından kendisine maaş
bağlandı. 1928 yılında milletvekili oldu ve ölümüne kadar bu görevini sürdürdü.
Eğitimi ve Entelektüel Gelişimi
Abdülhak Hamit Tarhan,
Tanzimat döneminin birçok aydını gibi düzenli bir eğitim süreci yaşamadı.
Çocukluk yıllarından itibaren babası ve ağabeyi ile birlikte yurtdışında
bulunması, klasik bir okul eğitimi almasını zorlaştırdı. Hisar Rüştiyesi’nde
okudu ancak burada yeterli bir eğitim görmediğini kendi anılarında ifade etti.
Paris’te Mösyö Hortus’un
yönettiği ve Osmanlı çocuklarının devam ettiği bir özel okulda yaklaşık bir
buçuk yıl eğitim aldı. Bu süreçte en önemli kazanımı Fransızca öğrendi.
İstanbul’a döndükten sonra Bebek’te bir Fransız okuluna devam etti ancak bu
okulu da tamamlamadı.
Eğitim hayatındaki bu
düzensizlik, onun kendi kendini yetiştiren bir aydın olmasına neden oldu.
Abdülhak Hamit Tarhan’ın hayatı boyunca gelişimini belirleyen en önemli unsur,
özel dersler ve entelektüel çevreler oldu.
Bu süreçte en önemli
etkilerden biri, yetiştiği ortam oldu. Hekimbaşı Yalısı, dönemin
şairlerinin, âlimlerinin ve aydınlarının buluştuğu bir merkez haline geldi. Bu
ortam, onun edebiyat ve düşünce dünyasını şekillendirdi.
Babası Hayrullah Efendi,
tarih, tıp ve edebiyat alanlarında eserler veren bir isimdi ve oğlunun
gelişiminde önemli rol oynadı. Ağabeyi Abdülhak Nasuhi de onun edebiyata
yönelmesinde etkili oldu.
Özel hocalardan ders
aldı. Arapça öğrenmek için Evliya Hoca’dan eğitim aldı. En önemli hocalarından
biri Edremitli Bahaettin Efendi oldu. Ondan Arapça, divan edebiyatı ve klasik
şiir kültürü öğrendi.
Hoca Tahsin Efendi ile
tanışması ise düşünce dünyasında önemli bir dönüşüm yarattı. Onun etkisiyle
doğa bilimleri ve felsefeye ilgi duydu. Paris’te birlikte geçirdikleri zaman,
Abdülhak Hamit Tarhan’ın daha özgür ve sorgulayıcı bir düşünce yapısı geliştirmesine
katkı sağladı.
Tahran’da bulunduğu
dönemde İranlı Mirza Hasan Şevket’ten Farsça öğrendi. Daniş Efendi’den
Fransızca dersleri aldı. İstanbul’a döndükten sonra da Farsça eğitimine devam
etti.
Devlet dairelerinde
çalıştığı yıllar, onun için bir okul niteliği taşıdı. Bu süreçte Namık Kemal,
Recaizade Ekrem, Samipaşazade Sezai ve Mizancı Murat gibi dönemin önemli
edebiyatçılarıyla tanıştı. Bu çevre, Abdülhak Hamit Tarhan’ın edebi kişiliği
üzerinde belirleyici oldu.
Abdülhak Hamit Tarhan’ın Edebi Kişiliği
İlk Tiyatro ve Şiir Denemeleri
Abdülhak Hamit Tarhan’ın edebi
kişiliği incelendiğinde, edebiyata ilk olarak tiyatro türüyle yöneldiği
görüldü. İlk basılan eseri 1873 yılında yayımlanan Macera-yı Aşk oldu.
Keşmir’de geçen bu oyun, tarihsel ve pastoral bir atmosfer içinde kurgulandı.
Eser, Ahmet Vefik Paşa tarafından beğenildi ve yazarın daha sade bir dil
kullanması önerildi.
1875 yılında Sabr ü
Sebat adlı oyunu yayımlandı. Bu eser, Tanzimat edebiyatında sıkça işlenen
görücü usulü evlilik konusunu ele aldı. Yazar bu oyunda daha sade bir dil
kullanmaya çalıştı ancak çok sayıda atasözü ve deyim kullanması anlatımın
doğallığını zayıflattı.
Aynı yıl yayımlanan İçli
Kız, Namık Kemal’in Zavallı Çocuk eserine nazire olarak yazıldı. Bu dönemde
Recaizade Ekrem’in etkisi de belirgin şekilde hissedildi.
Abdülhak Hamit Tarhan’ın
özgün edebi kimliğini ortaya koyduğu ilk önemli eser ise Duhter-i Hindu
oldu. Bu eser, Hindistan’da geçen bir hikâye üzerinden İngiliz sömürgeciliği
ile yerel kültür arasındaki çatışmayı ele aldı. Aynı zamanda alegorik bir
anlatımla dönemin yönetim anlayışı eleştirildi.
Bu dönemde yayımlanan Nazife,
sanatçının hem manzum hem de tarihsel tiyatro eserlerinin ilk örneklerinden
biri oldu. Endülüs tarihini konu alan bu eser, uzun diyalog yapısıyla dikkat
çekti.
Ardından yazdığı Nesteren,
Fransız tiyatrosundan etkilenerek kaleme alındı. Bu eser, yazarın Batı
edebiyatı ile kurduğu ilişkinin bir göstergesi oldu.
Şiir alanındaki ilk
önemli eseri ise Sahra oldu. Bu kitap, Tanzimat sonrası Türk şiirinde
önemli bir yenilik olarak değerlendirildi. Abdülhak Hamit Tarhan, bu
eserinde doğa temasını ön plana çıkardı ve köy hayatını şehir yaşamına karşı
yüceltti.
Sahra’da yer alan
şiirler, farklı ölçü ve kafiye düzenleriyle yazıldı. Bu durum, şairin biçimsel
denemelere açık olduğunu gösterdi. Eserde Rousseau’nun doğa anlayışının etkisi
hissedildi.
Bu ilk eserler, Abdülhak
Hamit Tarhan’ın edebi kişiliği açısından önemli bir dönüm noktası oldu ve
ileride geliştireceği yenilikçi anlayışın temelini oluşturdu.
Şiirde Yenilik ve Makber
Sonrası
Abdülhak Hamit Tarhan’ın
edebi kişiliği, 19. yüzyıl Türk şiirinde köklü bir dönüşüm yarattı. Tanzimat
şairlerinin çoğu belirli kalıplar içinde yazarken, o bu sınırları aşan bir
yaklaşım benimsedi. Aruz veznini özgür biçimde kullandı, yer yer kendi kalıplarını
oluşturdu ve hece vezniyle de denemeler yaptı.
Şiirlerinde biçimsel
özgürlük kadar içerik açısından da yenilikler getirdi. Doğu mistisizmi ile Batı
kaynaklı panteist ve spritüalist düşünceyi bir araya getirdi. Bu durum,
Abdülhak Hamit Tarhan’ın şiirlerinde hem felsefi hem de duygusal bir derinlik
oluşturdu.
Sanatçının şiirlerinde
konu çeşitliliği oldukça geniş oldu. Ancak bu genişlik, zaman zaman dağınık bir
yapı oluşturdu. Onun şiirlerinde sıradan ile olağanüstü unsurlar bir arada yer
aldı.
Bu dönemde yazdığı önemli
eserler arasında Belde, Bunlar Odur, Makber, Ölü, Hacle
ve Bir Sefile’nin Hasbihali yer aldı. Bu eserler, özellikle 1885-1886
yıllarında yoğun şekilde yayımlandı.
Abdülhak Hamit Tarhan
Makber eseri, onun şiir anlayışında en belirleyici kırılma noktalarından biri
oldu. Fatma Hanım’ın ölümü üzerine yazdığı bu eser, sadece
bir ağıt değil, aynı zamanda ölüm ve varoluş üzerine derin bir düşünce metni
olarak çıktı okuyucunun karşına.
Makber, 294 kıtadan
oluşan uzun bir şiir olarak kurgulandı. Eserde hem kişisel acı hem de metafizik
sorgulamalar iç içe işlendi. Şair, yer yer Tanrı’ya ve kadere karşı sorgulayıcı
bir tavır geliştirdi, ancak sonunda kaderi kabullendi.
Ölüm teması, Abdülhak
Hamit Tarhan’ın şiirlerinde sürekli tekrar eden bir unsur oldu. Bu
tema, yalnızca eşinin ölümüyle sınırlı kalmadı; sanatçının zihinsel dünyasında
derin bir yer edindi.
Makber dışında yazdığı Garam
adlı eser de metafizik temaların işlendiği önemli bir şiir oldu. Bu eserde ölüm
düşüncesinin kökenlerinin çocukluk yıllarına kadar uzandığı görüldü.
Bu süreçte Abdülhak Hamit
Tarhan’ın şiiri, bireysel duygularla felsefi sorgulamaları birleştiren özgün
bir yapı kazandı ve Türk edebiyatında benzersiz bir konuma ulaştı.
Tiyatro Anlayışı ve
Etkileri
Abdülhak Hamit Tarhan’ın
tiyatro eserleri, içerik açısından zengin ancak teknik açıdan zayıf bulundu.
Oyunlarında Kanada’dan Hindistan’a, İspanya’dan Orta Asya’ya kadar uzanan geniş
bir coğrafya işlendi. Bu durum, onun hayal gücünün sınır tanımadığını gösterdi.
Eserlerinde tarihsel
olaylar, egzotik mekânlar ve farklı kültürler bir araya getirildi. Tarık, İbn-i
Musa, Tezer ve Nazife gibi eserlerde Endülüs tarihi ele alındı. Zeynep ve İlhan
gibi oyunlarda ise Orta Asya Türk tarihi işlendi.
Finten adlı eseri,
İngiliz toplumunu konu aldı ve Batı etkisini açıkça yansıttı. Oyunlarında zaman
zaman gerçeküstü unsurlar da yer aldı. Tayflar Geçidi, Ruhlar ve Arzîler gibi
eserlerinde hayali karakterler ile gerçek kişilikler bir arada kullanıldı.
Bu özellikler, Abdülhak
Hamit Tarhan’ın Shakespeare’den etkilendiğini gösterdi. Ancak onun tiyatroları
sahnelenmekten çok okunmak amacıyla yazıldı. Dönemin tiyatro teknikleri, bu
eserlerin sahneye aktarılmasını zorlaştırdı.
Eleştirmenler, özellikle
Tanpınar, onun tiyatro alanında güçlü bir teknik oluşturamadığını ifade etti.
Buna rağmen içerik bakımından zenginliği, eserlerini önemli kıldı.
Son Yılları ve Ölümü
Abdülhak Hamit Tarhan,
uzun ve üretken bir yaşam sürdü. Tanzimat döneminde başlayan edebi yolculuğu, Servet-i
Fünun, Fecr-i Ati, Milli Edebiyat ve Cumhuriyet dönemlerine kadar devam
etti. Bu süreçte kendini sürekli yeniledi ve farklı kuşakları etkiledi.
1914 yılında Meclis-i
Âyan üyeliğine atandı ve 1917 yılında ikinci reis vekili oldu. I. Dünya Savaşı
sonrasında Viyana’ya gitti ve zor bir dönem geçirdi. Milli Mücadele’den sonra
1922 yılında İstanbul’a döndü.
Türkiye Büyük Millet
Meclisi tarafından kendisine maaş bağlandı. İstanbul Belediyesi tarafından
Maçka Palas’ta bir daire tahsis edildi. 1928 yılında milletvekili oldu ve
ölümüne kadar bu görevini sürdürdü.
13 Nisan 1937 tarihinde
zatürre hastalığı nedeniyle İstanbul’da öldü. Ölümünde devlet töreni
düzenlendi. Abdülhak Hamit Tarhan mezarı, Zincirlikuyu Asri Mezarlığı’nda
yer aldı ve buraya defnedilen ilk isimlerden biri oldu.
Sonuç: Şair-i Azam’ın
Edebiyattaki Yeri
Abdülhak Hamit Tarhan,
Türk edebiyatında yenilikçi kimliğiyle öne çıktı. Şiirde kalıpları kırdı,
tiyatroda farklı dünyalar kurdu ve düşünsel derinliğiyle dikkat çekti.
Tanzimat’tan Cumhuriyet’e uzanan çizgide etkisini sürdürdü.
Eserleriyle hem bireysel
duyguları hem de evrensel temaları işledi. Bu yönüyle yalnızca kendi dönemini
değil, kendisinden sonraki edebiyat anlayışını da etkiledi. Türk
edebiyatında modernleşmenin en önemli temsilcilerinden biri olarak kabul
edildi.
Abdülhak Hamit Tarhan’ın
Eserleri
Şiir:
·
Sahra, İst.: Mihran Mtb., 1879
·
Divaneliklerim yahut Belde, İst.: Dikran
Karabetyan Mtb., 1885
·
Bunlar Odur, İst.: Dikran Karabetyan Mtb.,
1885
·
Makber, İst.: Şirket-i Mürettibiye Mtb.,
1885
·
Ölü, İst.: Dikran Karabetyan Mtb., 1885
·
Hacle, İst.: Şirket-i Mürettibiye Mtb.,
1885
·
Kahpe yahut Bir Sefilenin Hasbihali, İst.:
Karabet ve Kaspar Mtb., 1886
·
Bâlâdan Bir Ses, İst.: F. Lefler Mtb.,
1912
·
Validem, İst.: İçtihat Mtb., 1913
·
İlham-ı Vatan, İst.: Matbaa-i Amire, 1916
·
Garam, İst.: Matbaa-i Amire, 192
Şiirleri “Bütün Şiirleri” genel başlığı
altında İ. Enginün tarafından dört kitap halinde yayımlandı: Bütün Şiirleri
I/Sahra-Divaneliklerim-Bunlar Odur, İst.: Dergâh, 1979; Bütün Şiirleri
II/Makber-Ölü-Hacle-Bâlâdan Bir Ses, İst.: Dergâh, 1982; Bütün Şiirleri III/Hep
yahut Hiç, (kitaplarına girmemiş şiirleri) İst.: Dergâh, 1982; Bütün Şiirleri
IV/Garam-Bir Sefilenin Hasbıhali, İst.: Dergâh, 1999.
Oyun:
·
Macera-yı Aşk, İst.: Fehmi Efendi Mtb.,
1873
·
Sabr ü Sebat, İst.: Mekteb-i Sanayi Mtb.,
1875
·
İçli Kız, İst.: Basiret Mtb., 1875
·
Duhter-i Hindu, İst.: Tasvir-i Efkâr Mtb.,
1876
·
Nazife, İst.: Tasvir-i Efkâr Mtb., 1876
·
Nesteren, Paris: Victor Gupy Mtb., 1878
·
Tarık yahut Endülüs Fethi, İst.: Mahmut
Bey Mtb., 1879
·
Tezer yahut Melik Abdurrahmanü’s-Salis,
İst.: Mihran Mtb., 1880
·
Eşber, İst.: Mihran Mtb., 1880
·
Zeynep, İst.: İkdam Mtb., 1909
·
İlhan, İst.: Tanin Mtb., 1913
·
Turhan, İst.: Yeni Osmanlı Mtb., 1916
·
Finten, İst.: Matbaa-i Amire, 1916
·
Abdullahü’s-Sagîr, İst.: Matbaa-i Amire,
1917
·
İbn-i Musa yahut Zatülcemal, İst.:
Matbaa-i Amire, 1917
·
Sardanapal, İst.: Matbaa-i Amire, 1917
·
Tayflar Geçidi, İst.: Matbaa-i Amire, 1917
·
Yadigâr-ı Harp, İst.: Matbaa-i Amire, 1917
·
Ruhlar, İst.: İkdam Mtb., 1922
·
Yabancı Dostlar, İst.: Yeni Mtb., 1924
·
Arzîler, İst.: Mahmut Bey Mtb., 1925
·
Hakan, İst.: Akşam Mtb., 1935
Oyunları İ. Enginün
tarafından “Tiyatroları” genel başlığı altında yayımlanmaktadır: Tiyatroları
I/Sabrü Sebat-İçli Kız-Liberte-Yadigârı Harp, İst.: Dergâh, 1998; Tiyaroları
II/Cünun-ı Aşk-Yabancı Dostlar, İst.: Dergâh, 1998; Tiyatroları III/Duhter-i
Hindu-Finten, İst.: Dergâh, 1998; Tiyatroları IV/ Eşber-Sardanapal, İst.:
Dergâh, 2000; Tiyatroları V/ Tarık İbn Musa-Tezer-Nazife-Abdullahü’s-Sagir,
İst.: Dergâh, 2002; Tiyatroları VI/ İlhan-Turhan-Tayflar Geçidi-Ruhlar-Arzîler,
İst.: Dergâh, 2002; Tiyatroları VII/ Macera-yı Aşk-Nesteren-Zeynep-Hakan, İst.:
Dergâh, 2002.
Anı:
·
Abdülhak Hâmid’in Hatıraları, (haz. İ.
Enginün) İst.: Dergâh, 1994
Mektup:
·
Abdülhak Hâmid’in Mektupları, (haz. İ.
Enginün) İst.: Dergâh, 2 c., 1995.
KAYNAKÇA: Rıza Tevfik,
Abdülhak Hâmid ve Mülâhazat-ı Felsefiyesi, İst., 1918; İsmail Hikmet
(Ertaylan), Abdülhak Hâmit, İst., 1932; H. Dizdaroğlu, Abdülhak Hâmit, İst.,
1953; G. Akıncı, Abdülhak Hâmid Tarhan, Ank., 1954; A. H. Tanpınar, XIX. Asır
Türk Edebiyatı Tarihi, İst., 1956 (genişletilmiş 2. bas.), s. 496-595; K.
Bilgegil, Abdülhak Hâmid’in Şiirlerinde Ledünnî Meselelerden: Allah, İst.,
1959; M. O. Okay, Abdülhak Hâmid’in Romantizmi, Erzurum, 1971; Y. Mardin,
Abdülhak Hâmid’in Londra’sı, İst., 1976; A. Bezirci, Abdülhak Hâmit, İst.,
1982; Özkırımlı, TEA, I, 22-25; İ. Enginün, Abdülhak Hâmid Tarhan, Ank., 1986;
ay, “Abdülhak Hâmid Tarhan”, DİA, I, 207-210; A. Uçman, “Tarhan, Abdülhak
Hâmid”, TDEA, VIII, 255-259; Y. Taşçıoğlu, Abdülhak Hâmid Tarhan, İst., 1999

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder