![]() |
| Refik Halit Karay |
Refik Halit Karay Kimdir?
15 Mart 1888’de İstanbul’da, Osmanlı’nın köklü bürokrat ailelerinden Karakayışoğulları’nın bir evladı olarak dünyaya gelen Refik Halit Karay; kalemiyle imparatorluğun çöküşüne, Cumhuriyet’in kuruluşuna ve bir toplumun baştan aşağı kabuk değiştirmesine tanıklık etmiş, Türk edebiyatının en kudretli hikâyeci ve romancılarından biridir. Genç yaşta adım attığı Babıali basını ve Fecr-i Ati topluluğunun ardından, muhalif kimliğiyle sivrilerek "Kirpi" takma adıyla yazdığı keskin siyasi mizah yazıları yüzünden ömrünün büyük bölümünü Anadolu’da ve Suriye’de sürgünlerde geçirmek zorunda kalmıştır.
Cezalandırılmak için
gönderildiği taşrayı Türk hikâyeciliğinin ilk gerçekçi ve canlı malzemesi yapan
yazar, dilin yapısını zorlamadan evde ve sokakta konuşulan saf İstanbul
Türkçesini edebiyata taşıyarak geniş kitlelerin sevgisini kazanmıştır. Yakın
dostu Yakup Kadri’nin "kalemi de tebessümü kadar iğneli" dediği usta
edip, 18 Temmuz 1965’te yine doğduğu şehir olan İstanbul’da hayata gözlerini
yumduğunda, arkasında memleket insanının etten ve kemikten portrelerini bırakan
bir dil dehası olarak adını Türk edebiyat tarihine altın harflerle
yazdırmıştır.
Refik Halit Karay’ın Hayatı
Türkçenin Keskin Zekası ve Sürgün Kalemi: Refik Halit Karay
Osmanlı’nın son
demlerinde, köklü bir bürokrat ailesinin evladı olarak dünyaya gözlerini açan
Refik Halit, maliyenin ve sarayın estetiğini soluyarak büyüdü. Ne var ki onun
kaderi, rahat konak odalarında değil; kelimelerin namlusundan çıkan hicivler
yüzünden Anadolu bozkırlarında ve gurbet ellerde şekillenecekti.
İmparatorluğun çöküşünü,
yeni bir devletin kuruluşunu ve bir toplumun baştan aşağı kabuk değiştirmesini
sadece izlemekle kalmadı; kalemiyle bu değişimin en canlı, en kanlı
fotoğraflarını çekti.
Kirpi'nin Doğuşu: Kalemle Başlayan İktidar Savaşı
II. Meşrutiyet’in
ilanının yarattığı hürriyet atmosferi, genç Refik Halit’i hukuk sıralarından ve
memuriyet kalemiyle örülü monoton hayattan söküp aldı. Onun asıl mekânı,
dönemin kalbinin attığı Babıali basınıydı. Fecr-i Ati topluluğunun "sanat
şahsi ve muhteremdir" düsturuyla edebiyata adım atsa da, onun asıl dehası
toplumsal çalkantıları yakalayan mizahında gizliydi.
- "Kirpi"nin Sahneye Çıkışı:
Kalem ve Cem dergilerinde büründüğü "Kirpi"
kimliği, Türk hiciv tarihinin en korkusuz figürlerinden biri oldu.
- İttihatçıların Radarı:
İktidardaki İttihat ve Terakki Fırkası’nın baskıcı politikalarını,
memleketin içine düştüğü açmazları kıvrak nüktesiyle öyle bir hırpaladı
ki, resmi otoritelerin gözünde "uzaklaştırılması gereken bir
muhalif" haline geldi.
Ceza Değil Okul:
Sürgünden Doğan Bir Edebi Devrim
Sadrazam Mahmut Şevket
Paşa suikastının ardından esen tutuklama fırtınası, Refik Halit’i 1913 yılında
Sinop’un kasvetli kalesine fırlattı. Ardından Çorum, Ankara ve Bilecik yolları
göründü. İstanbullu aristokrat bir aydının Anadolu’nun çıplak ve sert gerçeğiyle
ilk tokuşması bu sürgünde gerçekleşti.
Sürgünün Edebi Dönüşümü:
Devletin cezalandırmak amacıyla Anadolu’ya sürdüğü yazar, bu cezayı Türk
edebiyatının en büyük lütfuna dönüştürdü. O güne dek aydınların sadece uzaktan
uzağa, tepeden bakarak yazdığı "memleket", ilk kez onun gözlemleriyle
etten ve kemikten bir gerçekliğe kavuştu.
Esnafın dedikodusu,
köylünün çaresizliği, taşra memurlarının bezginliği ve Anadolu kadınının dramı,
onun titiz bir fotoğrafçı gibi yakaladığı anlarla ölümsüzleşti. Ziya Gökalp’in
araya girmesiyle biten bu beş yıllık çileli yolculuk, Türk hikayeciliğinin dönüm
noktası olan Memleket Hikâyeleri’ni edebiyatımıza armağan etti.
Yüzellilikler Listesi ve
Suriye Sınırında Bir "Gurbet" Hikayesi
İstanbul’a dönüşü
muhteşem olduysa da, mütareke yıllarının kaygan zemininde siyasi olarak yanlış
tercihler yapması onun ikinci büyük trajedisini hazırladı. Posta-Telgraf Umum
Müdürlüğü dönemindeki siyasi duruşu ve kurduğu Aydede dergisindeki
keskin muhalefeti, Anadolu’da harlanan Milli Mücadele’nin zaferiyle birlikte
onu bir kez daha yol ayrımına getirdi.
9 Kasım 1922’de, Ankara
hükümetinin sorgulama kararını duyunca ailesiyle birlikte yurdu terk etmek
zorunda kaldı. Ardından gelen Yüzellilikler listesi, onun vatan
toprağıyla bağını tam 16 yıl boyunca kopardı.
Beyrut ve Halep Yılları:
Ekmek Kavgası ve Vatan Hasreti
Sürgün yılları bu kez çok
daha çetin ve yoksulluk doluydu. Maddi imkansızlıklar yüzünden eşini ve oğlunu
İstanbul’a geri göndermek zorunda kalan yazar, Halep ve Cünye’de adeta tek
başına bir varoluş savaşı verdi.
- Ekmek İçin Kalem:
Doğru Yol ve Vahdet gazetelerinde yazarak hayata tutunmaya
çalıştı.
- Hasretin Getirdiği Değişim:
Yaşadığı derin sıla hasreti ve dışarıdan izlediği yeni Türkiye gerçeği,
onun içindeki muhalifi zamanla eritti. Kalemi bu kez Halep’ten Ankara’yı,
Atatürk’ü ve yeni rejimin başarılarını öven yazılara, Hatay’ın anavatana
katılması için gençleri örgütleyen bir vatanseverliğe evrildi.
Refik Halit Karay’ın Edebi Kişiliği
İstanbul Türkçesinin Edebi Anıtı
1938 yılında çıkarılan af
kanunuyla nihayet çok sevdiği İstanbul’una ve Türkçesine kavuşan Refik Halit,
ömrünün kalan kısmında politikadan tamamen uzak durdu. Sadece yazdı; romanlar,
fıkralar, anılar üretti.
Gözleme dayalı, şaşırtıcı
sonlarla biten Maupassant tarzı öykücülüğü, onun elinde zirveye ulaştı.
Çağdaşlarının ve eleştirmenlerin onun üzerinde uzlaştığı en büyük hakikat ise
şuydu:
"O, dilin yapısını
zorlamadan, evde konuşulan, sokakta yankılanan saf ve berrak İstanbul
Türkçesini edebiyatın en yüksek burcuna diken yazardır."
Yakın dostu Yakup
Kadri’nin tabiriyle "Kalemi de tebessümü kadar iğneli olan bu
edip", toplumun geçirdiği dönüşümleri, Batı özentisi türedi
zenginleri, mirasyedileri ve konak hayatının çöküşünü keskin zekasıyla
romanlarında işledi. Görmediği coğrafyaları bile sadece okuyarak, orada yaşamış
hissi verecek kadar güçlü tasvir edebilen muazzam bir coğrafya ve tarih
kültürüne sahipti.
18 Temmuz 1965’te,
geçirdiği bir ameliyat odasında sessizce bu dünyaya veda ettiğinde, arkasında
Türkçenin en duru, en kıvrak ve en namuslu miraslarından birini bıraktı.
Zincirlikuyu’daki mezarında uyuyan, sadece bir yazar değil; Türkçenin o asil ve
büyüleyici ruhudur.
Beyaz Perdede Refik Halit
Karay
Onun insanı hemen
kavrayan canlı karakterleri ve güçlü olay örgüsü, Türk sinemasının usta
yönetmenlerinin de gözünden kaçmadı. Eserleri sinemamızın klasikleşen
filmlerine ilham verdi:
- Çete
(Yön: Ç. Karamanbey, 1950)
- Sürgün
(Yön: O. M. Arıburnu, 1951)
- Nilgün
(Yön: M. H. Egeli, 1954 / Yön: E. Eğilmez, 1968)
- Karlı Dağdaki Ateş
(Yön: S. Önal, 1969)
- İkibin Yılın Sevgilisi
(Yön: E. Göreç, 1973)
- Yatık Emine
(Yön: Ö. Kavur, 1974)
İmza ve Müstear İsimler
Arşivi
Refik Halit Karay, yazı
hayatı boyunca sansürden, sürgünden ve dönemin siyasi baskılarından korunmak ya
da farklı edebi tonları denemek için şu takma isimlerin arkasına gizlendi: Aydede,
Dürenda, Kirpi, Kirpi-i Natuvan, Mübeccel Halit, Nakş-ı Ber-âb, Rehak,
Vakanüvis.
Refik Halit Karay’ın Eserleri
Öykü:
·
Memleket Hikâyeleri, İst.: Orhaniye Mtb.,
1335/1919
·
Gurbet Hikâyeleri, İst.: Semih Lütfi, 1940
Roman:
·
İstanbul’un İç Yüzü, İst.: Orhaniye Mtb.,
1336/1920 (İstanbul’un Bir Yüzü adıyla, 1939)
·
Yezid’in Kızı, Halep, 1937
·
Çete, İst.: Semih Lütfi, 1939
·
Sürgün, İst.. Semih Lütfi, 1941
·
Anahtar, İst.: İnkılâp, 1947
·
Bu Bizim Hayatımız, İst.: Nebioğlu, 1950
·
Nilgün, İst.: Nebioğlu, 3 c., 1950-52
·
Yer Altında Dünya Var, İst.: Çağlayan,
1953
·
Dişi Örümcek, İst.: Çağlayan, 1953
·
Bugünün Saraylısı, İst.: Çağlayan, 1954
·
2000 Yılın Sevgilisi, İst.: Çağlayan, 1954
·
İki Cisimli Kadın, İst.: Çağlayan, 1955
·
Kadınlar Tekkesi, İst.: Çağlayan, 1956
·
Karlı Dağdaki Ateş, İst.: Arif Bolat
Kitabevi, 1956
·
Dört Yapraklı Yonca, İst.: Arif Bolat
Kitabevi, 1957
·
Sonuncu Kadeh, İst.: İnkılâp ve Aka, 1965
·
Yerini Seven Fidan, 1977
Mizah-Hiciv:
·
Sakın Aldanma, İnanma, Kanma, 1915
·
Kirpinin Dedikleri, İst., 1916
·
Ago Paşa’nın Hatıratı, İst.: Sabah Mtb.,
1338/1922
·
Ay Peşinde, İst.: Sabah Mtb.,
1338/1922
·
Guguklu Saat, İst.: 1341/1925
·
Tanıdıklarım, 1922
Kronik:
·
Bir İçim Su, Halep, 1931
·
Bir Avuç Saçma, Halep, 1937
·
İlk Adım, İst.: Semih Lütfi, 1941
·
Üç Nesil Üç Hayat, İst.: Semih Lütfi, 1943
·
Makiyajlı Kadın, İst.: Semih Lütfi, 1943
·
Tanrıya Şikâyet, İst.: Semih Lütfi, 1944
Anı:
·
Minelbâb İlelmihrâb, İst.: İnkılâp ve Aka,
1964
·
Bir Ömür Boyunca, İst.: İletişim, 1990
Oyun:
·
Deli, İst.: Semih Lütfi, 3. bas., 1939.
KAYNAKÇA: Nevsal-i Milli,
İst., 1914, s. 109-110; H. M. Ebcioğlu, Kendi Yazdıklarıyla Refik Halid, İst.,
1943; Baydar, 107-112; Yahya Kemal, Portreler, 44-47; Karaosmanoğlu, 57-93;
Kudret, II, 159-186; Alangu, 100 Ünlü, II, 1004-1010; Kaplan, Hikâye, 85-99; M.
Kutlu, “Karay, Refik Halid”, TDEA, V, 192-194; N. S. Banarlı, Kitaplar ve
Portreler, İst., 1985, s. 80-85, Ş. Aktaş, Refik Halid Karay, Ank., 1986; S.
İleri, “Karay, Refik Halid”, DBİA, IV, 462-464; Ali İlmî Fânî, Bir 150’liğin
Mektupları-Ali İlmî Fânî’den Rıza Tevfik’e Mektuplar, (haz. A. Uçman-H. İnci)
İst., 1998, s. 204-205; Özgüç, I, 60, 69, 97, 357, 379, 501; II, 29; Artan, 27;
T. Toros, Mâzi Cenneti, İst., 1998, s. 94-103.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder