![]() |
| Kenan Hulusi Koray |
Kenan Hulusi Koray Kimdir?
Kenan Hulusi Koray (1906, İstanbul – 23 Mayıs 1943, Adapazarı), Cumhuriyet döneminin ilk edebî topluluklarından biri olan Yedi Meşaleciler içinde yer alan hikâye yazarıdır. Kısa süren hayatına rağmen Türk hikâyeciliğinin gelişiminde kendine özgü bir iz bırakmış; ilk dönemlerinde kelimeye, hayale ve renge yaslanan sanat anlayışını zamanla insan, olay ve iç dünyaya yönelterek daha olgun bir hikâye çizgisine ulaşmıştır.
Onun edebî serüveni,
yalnızca bir yazarın eserleri üzerinden değil, 1920'lerin sonlarından
1940'ların başlarına uzanan Türk edebiyatındaki dönüşüm üzerinden de
okunabilir. Şairane ve süslü bir dille başlayan yazarlığı, giderek olay
merkezli hikâyelere, insan psikolojisine ve korku atmosferlerine açılmıştır.
Kenan Hulusi Koray'ın
hikâyeciliği, genç yaşta başlayan bir arayışın izlerini taşır: Önce kelimelerin
ve renklerin peşinden giden yazar, zamanla insanın iç dünyasına ve hayatın
karanlık taraflarına yönelmiştir.
Kenan Hulusi Koray'ın Hayatı
Kenan Hulusi Koray, 1906
yılında İstanbul'da doğdu. İstanbul Erkek Lisesi'nde öğrenim gördükten
sonra bir süre İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'ne devam etti;
ancak eğitimini tamamlamadan üniversiteden ayrıldı.
Edebiyatla ilişkisi henüz
öğrencilik yıllarında başladı. İlk yazı ve hikâyelerini Servetifünun-Uyanış
dergisinde yayımladı. Bu ilk metinlerde, genç bir yazarın edebî kimliğini
arayışı açıkça hissediliyordu. 1928 yılında yayımlanan romantik ve şairane
hikâyeleriyle edebiyat çevrelerinde tanınmaya başladı. Bu dönemde kaleme aldığı
“Rübâb-ı Şikeste”, “Hâtıraların Hikâyesi”, “Bir Tutam Saç”, “Beyaz Güller”,
“Çıplak Model”, “Güzel ve Esrarengiz” ve “Bir Kölenin İntikamı”,
onun erken dönem sanat anlayışını yansıtan metinler arasında yer aldı.
Kenan Hulusi'nin edebî
hayatındaki önemli dönemeçlerden biri de Yedi Meşaleciler topluluğuna
katılmasıydı. 1928'de yayımlanan Yedi Meşale adlı ortak kitap ve
ardından yalnızca sekiz sayı yayımlanabilen Meşale dergisi çevresinde
bir araya gelen topluluk, Cumhuriyet'in ilk yıllarında edebiyata yeni bir soluk
getirme arzusunu taşıyordu. Kenan Hulusi Koray, bu genç edebiyatçı kuşağının
içinde yer aldı. Ancak onun yolu, topluluğun diğer üyelerinden farklı olarak
giderek hikâye türüne doğru belirginleşti.
Gazetecilik Yılları
1934 yılında Vakit
gazetesinde çalışmaya başlayan Kenan Hulusi Koray, burada yalnızca
edebiyatçı kimliğiyle değil, gazeteciliğiyle de varlık gösterdi. Bir süre sonra
gazetenin yazı işleri müdürlüğünü üstlendi. Gazetecilik, onun edebiyatla
kurduğu ilişkiyi de genişleten bir alan oldu. Kenan Hulusi; Milliyet, Vakit,
İkdam, Tan, Resimli Uyanış, Hayat, Muhit, Mektep, Bütün, Yeni Türk Mecmuası,
Yeni Mecmua ve Varlık gibi çeşitli gazete ve dergilerde hikâyelerinin yanı
sıra düzyazı şiir, eleştiri ve röportajlar da yayımladı. Böylece kısa
ömrü boyunca yalnızca bir hikâyeci olarak değil, dönemin basın ve edebiyat
dünyasının içinde aktif biçimde yer alan bir yazar olarak da üretmeye devam
etti.
Kenan Hulusi Koray'ın
Yedi Meşaleciler İçindeki Yeri
1928 yılında ortaya çıkan
Yedi Meşaleciler, Cumhuriyet döneminin ilk edebî topluluklarından biri
olarak yenilikçi bir sanat anlayışını savundu. Topluluk, dönemin edebiyat
ortamında yeni bir heyecan yaratmak, sanatta canlılığı ve özgünlüğü öne
çıkarmak istiyordu.
Kenan Hulusi Koray da bu
hareketin hikâye alanındaki temsilcisi olarak öne çıktı. Yedi Meşaleciler'in
ortak kitabı ve Meşale dergisi etrafında şekillenen bu genç edebiyat hareketi
uzun ömürlü olmadı. Ancak topluluğun dağılmasından sonra Kenan Hulusi'nin
hikâyeciliği kendi yolunu bulmaya devam etti.
Onun edebî gelişimi
açısından asıl önemli nokta da burada ortaya çıkar. Yedi Meşaleciler'in
ortak estetik arayışından hareket eden Kenan Hulusi, zamanla topluluk kimliğini
aşarak kendine özgü bir hikâye dünyası kurmaya yöneldi. İlk dönemindeki
şairane, süslü ve romantik anlatım, ilerleyen yıllarda yerini daha yoğun bir
biçimde olaya, insana, korkuya ve psikolojik atmosfere bıraktı.
Kenan Hulusi Koray'ın Edebî Kişiliği
Kenan Hulusi Koray'ın
hikâyeciliği, başlangıçtan olgunluk dönemine doğru belirgin bir dönüşüm
gösterir. İnci Enginün, yazarın ilk hikâyelerinden itibaren biçim ile
özü birbirine uydurmaya çalıştığını belirtir. Enginün'e göre Kenan
Hulusi'nin insanlara bakışı sevgi doludur. İnsanların zaafları, kimi zaman
kader duygusuna dönüşen küçük olayların çevresinde anlatılır.
Bu değerlendirme, Kenan
Hulusi'nin hikâyelerindeki insan merkezli bakışı anlamak açısından önemlidir.
Çünkü onun dünyasında insan, çoğu zaman kendi iradesinin sınırlarını aşan
olayların içinde kalır. Özellikle korku hikâyelerinde kişiler, karşılarına çıkan
kader karşısında çaresizleşen, hatta kaderlerine boyun eğen karakterlere
dönüşür.
İstanbul'dan Köye, Gerçeklikten Korkuya
Kenan Hulusi'nin
hikâyelerinin dünyasında İstanbul önemli bir yer tutar. Bununla birlikte
yazarın hikâyelerinde Beyaz Ruslar da dikkat çeken bir konu olarak
karşımıza çıkar. Köy ise zamanla yalnızca bir mekân olarak değil, kendi
meseleleriyle birlikte hikâyelerinin içine girer. Bu yönüyle Kenan
Hulusi'nin hikâyeciliği tek bir çevreye sıkışmaz. Şehir hayatından köye, insan
psikolojisinden toplumsal gerçekliğe ve gündelik hayattan korkunun karanlık
atmosferine doğru genişleyen bir anlatı dünyası kurar.
Oğuz Önertoy,
Kenan Hulusi Koray'ın Cumhuriyet döneminde hikâyenin gelişmesine katkı sağlayan
yazarlardan biri olduğunu belirtir. Önertoy'a göre yazar, hikâyelerinde
olayları gerçekleştiren kişilere özel bir dikkat gösterir. Bu kişiler arasında
gerçek hayattan alınanlar olduğu gibi, yazarın idealinde yarattığı karakterler
de bulunur. Ancak karakterlerin fiziksel ve psikolojik yapıları ile
toplumsal konumları her zaman ayrıntılı biçimde belirlenmez. Özellikle
korku hikâyelerinde bu insanlar, kendilerini aşan bir kaderin karşısında
çaresiz kalan kişilerdir.
Kenan Hulusi'nin
hikâyelerinde dikkat çekici bir başka unsur da hayvanların kimi zaman
hikâyenin kahramanı hâline gelmesidir. Bu tercih, onun hikâye dünyasının
yalnızca insan ilişkileriyle sınırlı olmadığını gösterir.
Kelimeden Hayale,
Hayalden İnsana
Behçet Necatigil,
Kenan Hulusi'nin edebî gelişimini biçim merkezli bir başlangıçtan daha derin
bir anlatı anlayışına doğru ilerleyen bir süreç olarak değerlendirir. Necatigil'e
göre yazar, ilk döneminde öncelikle kelimeye, hayale ve renge önem
vermiş; biçim sorunları üzerinde yoğunlaşmıştır. Daha sonra ise renkli ve
hareketli bir üsluba ulaşarak anlatısının merkezini içe ve olaya
yöneltmiş ve olgunluk döneminin eserlerini vermiştir.
Kenan Hulusi'nin edebî
serüvenini anlamak açısından bu dönüşüm oldukça önemlidir. Çünkü onun
hikâyeciliği, bir bakıma dış görünüşten iç dünyaya doğru yapılan bir
yolculuktur. Başlangıçta sözcüklerin estetik imkânlarıyla ilgilenen yazar,
zaman içinde insanın korkularına, zaaflarına ve kader karşısındaki
çaresizliğine daha fazla yaklaşmıştır.
Kenan Hulusi Koray'ın
hikâyeciliğindeki asıl değişim, kelimeden insana geçiştir. Önce biçimin ve
hayalin peşinde yürüyen yazar, giderek insanın içindeki karanlığı ve hayatın
karşı konulamaz olaylarını anlatmaya yönelmiştir.
Kenan Hulusi Koray'ın Yayımlanmayan Eserleri
Kenan Hulusi Koray'ın
edebî mirasının önemli bir bölümü, erken ölümü nedeniyle tamamlanamadan veya
kitaplaşamadan kalmıştır. Yazarın “Osmanoflar” adlı romanı 1938 yılında Vakit
gazetesinde tefrika edilmiş, ancak kitap hâlinde yayımlanmamıştır. “RBK
Pansiyonu” adlı uzun hikâyesi de 1942 yılında yayımlanmış olmakla birlikte
kitaplaşmamıştır.
Bunun yanında, ilk
kitabının arka kapağında yayımlanacağı belirtilen “Merzenguş Sultan”
adlı hikâye kitabı ile “Sürgün Yarası” ve “Roman” adlı romanları
da basılmamıştır. H. S. Gezgin'in yayımlanacağını belirttiği “Paraşüt”
adlı kitabı da yayımlanmayan eserleri arasında kalmıştır.
Bu eserlerin basılamamış
olması, Kenan Hulusi Koray'ın edebî mirasında belirgin bir yarım kalmışlık
duygusu yaratır. Çünkü hikâyeciliğinde biçimsel arayıştan insan ve olay
merkezli anlatıma doğru ilerleyen bir yazarın, daha uzun bir ömre sahip olması
hâlinde edebiyatımızda nasıl bir yere ulaşabileceği bugün ancak eserlerinin
bıraktığı izlerden hareketle düşünülebilir.
Kenan Hulusi Koray'ın Ölümü
Kenan Hulusi Koray, yedek
subay olarak askerlik görevini yaptığı sırada tifüs hastalığına yakalanarak 23
Mayıs 1943'te Adapazarı'nda hayatını kaybetti. Henüz 37 yaşındaydı. Mezarı
Adapazarı'ndadır.
Onun ölümü, Türk
hikâyeciliğinin kendine özgü bir damarının henüz gelişme çağındayken kesilmesi
anlamına gelir. Kenan Hulusi, edebiyat dünyasına genç yaşta girmiş, biçim ve
üslup arayışlarından insanın iç dünyasına uzanan bir hikâyecilik çizgisi
geliştirmişti. Ancak bu çizginin daha da derinleşebileceği bir dönemde hayatı
sona erdi.
Belki de Kenan Hulusi
Koray'ı bugün anarken en çok bu erken kesilmiş yolculuğun hüznü
hissedilir. Yedi Meşaleciler'in genç ve yenilik arayan edebî atmosferinden
çıkan bu hikâyeci, zamanla kendi sesini bulmaya başlamış; kelimenin rengiyle
başlayan sanatını insanın korkularına ve kader karşısındaki çaresizliğine kadar
taşımıştı. Fakat 1943 yılında, henüz 37 yaşındayken hayatını kaybetmesi, onun
edebî yolculuğunu tamamlanmamış bir cümle gibi yarıda bıraktı.
Kenan Hulusi Koray, Türk
hikâyesinde uzun bir ömrün değil, kısa fakat yoğun bir edebî arayışın
yazarıdır. Onun hikâyelerini değerli kılan yalnızca Yedi Meşaleciler'in bir
üyesi olması değil; kelime ve hayalden başlayıp insanın iç dünyasına, korkuya
ve kadere doğru ilerleyen özgün bir hikâye çizgisi kurmuş olmasıdır.
Kenan Hulusi Koray'ın Türk Edebiyatındaki Yeri
Kenan Hulusi Koray, Türk
edebiyatında özellikle Yedi Meşaleciler topluluğu içindeki hikâyeci kimliği
ve Cumhuriyet dönemi hikâyeciliğinin gelişimine yaptığı katkıyla anılır.
Onun edebî mirasında üç
temel aşama dikkat çeker:
- İlk döneminde
şairane, romantik ve süslü bir anlatım anlayışı öne çıkar.
- Gelişme döneminde
biçim, kelime, hayal ve renk arayışları belirginleşir.
- Olgunluk döneminde
ise insan, olay, iç dünya ve özellikle korku atmosferleri hikâyelerinin
merkezine yerleşir.
Bu nedenle Kenan Hulusi
Koray'ın edebiyatımızdaki yerini yalnızca Yedi Meşaleciler'in bir üyesi
olarak değerlendirmek eksik kalır. O, kısa ömrüne rağmen hikâye türünün
imkânlarını farklı yönlerden deneyen ve Cumhuriyet dönemi Türk
hikâyeciliğinin oluşum sürecinde kendine özgü bir geçiş noktası oluşturan
yazarlardan biridir.
Onun hikâyelerinde
İstanbul'un kalabalığı, köyün meseleleri, Beyaz Rusların dünyası, insanın
zaafları, korkunun gölgesi ve kader karşısındaki çaresizlik aynı edebî evren
içinde buluşur. Kenan Hulusi Koray'ın asıl değeri de belki burada saklıdır: Kısa
süren hayatına rağmen, edebiyatımızda kendisine ait bir hikâye iklimi
kurabilmiş olması.
Ve geriye, tamamlanmamış
eserlerin hüznüyle birlikte, genç yaşta susmuş bir hikâyecinin sesi kalmıştır.
Kenan Hulusi Koray’ın
Eserleri
Öykü:
·
Yedi Meşale, (ortak kitap) İst.: Akşam
Mtb., 1928
·
Bir Yudum Su, İst.: Muallim Ahmet Halit
Kitaphanesi, 1929
·
Bahar Hikâyeleri, İst.: Çığır Kitabevi,
1939
·
Son Öpüş, İst., 1939
·
Bir Otelde Yedi Kişi, İst., 1940
·
Bir Yudum Su, (yedi yeni öyküyle birlikte)
İst.: 1949
·
Hikâyeler, (der. İ. Enginün) İst.:
Başbakanlık Kültür Müsteşarlığı, 1973
·
Beşer Dakikalık Hikâyeler, (haz. M. K.
Özgül), İst.: Timaş, 2000
KAYNAKÇA: H. S. Gezgin,
“Kenan Hulusi”, Yeni Mecmua, S. 64 (19 Temmuz 1940); İ. Enginün, “Koray, Kenan
Hulusi”, TDEA, V, 395; İ. Enginün, Hikâyeler, (K. Hulusi Koray) İst., 1973;
Necatigil, İsimler, 233; Önertoy, 226; Ö. Lekesiz, Yeni Türk Edebiyatında Öykü
1, İst., 1997, s. 333-339.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder