ANA SAYFA

Köroğlu Kimdir? Hayatı ve Köroğlu Destanı

 

Köroğlu ve atı Kırat'ın renkli destansı illüstrasyonu
Köroğlu

       KÖROĞLU

Köroğlu, Türk halk edebiyatının sınırları en geniş, tarih ile efsanenin birbirine en yoğun biçimde karıştığı destan kahramanlarından biridir. Onun adı yalnızca Anadolu’da değil, Azerbaycan, Kafkasya ve Orta Asya sahalarında; ayrıca Gürcü, Ermeni, Kürt ve Tacik anlatı geleneklerinde de farklı biçimlerde yaşamıştır. Bu nedenle Köroğlu denildiğinde tek bir metinden veya hayatı bütün ayrıntılarıyla bilinen tarihî bir kişiden söz etmek mümkün değildir. Bir yandan haksızlığa uğrayanların yanında yer alan, beyler ve yöneticiler karşısında kendi adalet anlayışını savunan efsanevi kahraman Köroğlu, diğer yandan 16. yüzyıl sonları ile 17. yüzyıl başlarında yaşamış olduğu tahmin edilen bir saz şairi olarak karşımıza çıkar. Zaman içerisinde bu iki kimlik birbirine yaklaşmış, tarihî bir şahsiyetin etrafında oluşan anlatılar eski kahramanlık motifleriyle birleşerek geniş bir Köroğlu Destanı meydana getirmiştir.

Tarihî belgelere ve mevcut derlemelere dayanılarak destanın esas biçiminin 16. ve 17. yüzyıllarda oluştuğu düşünülür. Bu yönüyle Köroğlu, Orta Türk sahasında meydana gelen tarihî Türk destanlarının en yenilerinden ve zamanımıza en yakın örneklerinden biridir. Anadolu’da şimdiye kadar yaklaşık 24 bölüm, Türk dünyasının diğer sahalarında ise en az 40 bölüm derlenmiştir. Ancak bunlar, yüzyıllar boyunca sözlü gelenekte yaşamış anlatıların tamamını temsil etmez. Gezgin destan anlatıcıları, âşıklar ve halk hikâyecileri tarafından aktarılan kolların çokluğu, bütün varyantları içine alan bir Köroğlu külliyatının son derece geniş olduğunu göstermektedir. Taş baskısı ve hurufat baskısı halk kitaplarının yanı sıra sözlü gelenekte de varlığını sürdüren destan, farklı bölgelerde anlatıcıların diliyle yeniden biçimlenmiş ve böylece tek bir metin yerine büyük bir destan dairesi hâline gelmiştir.

Köroğlu, tamamlanmış tek bir destandan çok, yüzyıllar boyunca anlatıldıkça çoğalan büyük bir halk anlatısıdır.

Köroğlu Kimdir?

Köroğlu'nun kimliği, destan geleneğinin tarihî gerçeklikle nasıl iç içe geçtiğini gösteren en dikkat çekici örneklerden biridir. Anadolu'da yaygın olan anlatılarda onun asıl adı Ruşen Ali olarak verilir ve Bolu Beyi'nin seyisi Yusuf'un oğlu olduğu söylenir. Hikâyenin başlangıcında Bolu Beyi, seyisi Yusuf'tan kendisine iyi ve cins bir at bulmasını ister. Yusuf uzun aramalardan sonra görünüşte gösterişsiz bir tay bulur; ancak bu tayın ileride olağanüstü özellikler kazanacağını anlar. Bey ise tayı beğenmeyerek Yusuf'u cezalandırır, gözlerine mil çektirir ve onu görevinden uzaklaştırır. Yusuf, uğradığı haksızlığın öfkesini oğluna aktarır ve Ruşen Ali'yi hem kendisine hem de olağanüstü nitelikler kazanacak tayına hazırlamaya başlar. Böylece destanın temelindeki baba-oğul, at ve intikam ilişkisi kurulmuş olur.

Ruşen Ali'nin Köroğlu'na dönüşümü de bu olayların ardından gerçekleşir. Anlatının bazı kollarında babasının intikamını alması için ona vasiyet edilen üç sihirli köpük, kahramana olağanüstü güç, yiğitlik ve şairlik kazandırır. Bundan sonra Ruşen Ali, Köroğlu adını alarak Çamlıbel'e çekilir ve kendisi gibi başkaldıran insanları çevresinde toplamaya başlar. Kırat da onun ayrılmaz yoldaşı hâline gelir. Köroğlu'nun bundan sonraki hayatı savaşlar, akınlar, dostluklar, aşk ilişkileri ve yeni kahramanların hikâyeleriyle genişler. Ayvaz'ı evlat edinmesi, Bolu Beyi'nin kız kardeşi Döne Hanım'la evlenmesi ve çevresinde toplanan yiğitlerle birlikte hareket etmesi, destanın zamanla tek bir kahramanın hayatından çıkarak çok sayıda kişinin serüvenini içine alan geniş bir anlatı dünyasına dönüşmesini sağlar.

Bu noktada destandaki Köroğlu ile tarihî kaynaklarda adına rastlanan Köroğlu'nu birbirinden ayırmak gerekir. Edebî kaynaklarda 16. yüzyıl sonları ile 17. yüzyıl başlarında yaşamış bir saz şairinden söz edilir; Yeniçeri Ocağı'ndan yetiştiği ve Osmanlı-İran savaşlarına katıldığı da rivayet edilir. Ancak tarihî Köroğlu'nun hayatına ilişkin ayrıntılar kesin değildir. Dolayısıyla Ruşen Ali kimliği, öncelikle destan geleneğinin verdiği bir kimlik olarak değerlendirilmelidir.

Tarihî Köroğlu ve Destan Kahramanı

Köroğlu araştırmalarının temel meselelerinden biri, destan kahramanı ile tarihî belgelerde adı geçen halk şairinin aynı kişi olup olmadığıdır. Pertev Naili Boratav, araştırmalarının ilerleyen dönemlerinde bu iki kimliğin aynı kişide birleştiği görüşünü savunmuştur. Boratav'a göre 1577-1590 yılları arasında Osmanlıların Azerbaycan ve Kafkasya seferlerine katılan halk şairi Köroğlu, daha sonra destan kahramanına dönüşen tarihî şahsiyettir. Bu şair yalnızca savaşlarda komutanları öven veya ölenlerin ardından ağıtlar söyleyen bir saz şairi olarak kalmamış, destanın çeşitli kollarında bulunan şiirlerin ve mensur anlatıların içine dağılmış manzum parçaların önemli bir bölümünü de söylemiş olmalıdır.

Boratav'ın bu yaklaşımında destanın oluşum süreci, 16. ve 17. yüzyıllarda Anadolu'da yaşanan Celali hareketleri ile yakından ilişkilendirilir. Araştırmacının ortaya koyduğu belgeler ve destanın yapısı üzerinden yaptığı değerlendirmeler, Köroğlu'nun tarihî temelini merkezi otoriteye karşı ayaklanan Celali gruplarından birinin reisiyle ilişkilendirmesine yol açmıştır. Bu görüşte Köroğlu'nun yöneticilere karşı tavrı da önem taşır. Destan kahramanı padişaha bütünüyle düşman değildir; gerektiğinde onun yardımına bile koşar. Asıl çatışma vali, vezir, sancak beyi, yeniçeri ve bezirgan gibi yerel güç odaklarıyla yaşanır. Bu nedenle Köroğlu'nun başkaldırısı, devlet fikrini bütünüyle reddeden bir isyan olmaktan çok, haksız yönetime ve zulme karşı gelişen bir adalet arayışı şeklinde anlamlandırılır.

Köroğlu'nun adına tarihî belgelerde rastlanması bu tartışmayı daha da önemli hâle getirir. Sultan tarafından 1579-1582 yılları arasında Bolu Beyi'ne gönderilen çeşitli fermanlarda Köroğlu'nun adının geçtiği belirtilmektedir. Ayrıca 17. yüzyılın ünlü seyyahı Evliya Çelebi'nin eserinde Köroğlu adındaki bir saz şairinden söz edilmesi, bu adın tarihî bir kişilikle bağlantısının bütünüyle destan dünyasına ait olmadığını düşündüren veriler arasında yer alır. Bununla birlikte mevcut belgeler, destan kahramanının hayatını bütün ayrıntılarıyla tarihî olarak kanıtlamaya yetmez; tarihî şahsiyet ile onun çevresinde yüzyıllar içinde oluşan efsanevi kişiliği birbirinden ayırmak gerekir.

Köroğlu Destanı'nın Tarihî Temeli Üzerine Görüşler

Köroğlu'nun kökeni konusunda Pertev Naili Boratav'ın görüşü ile Fahrettin Kırzıoğlu'nun yaklaşımı birbirinden ayrılır. Boratav, destanın tarihî özünün 16. ve 17. yüzyıllardaki Anadolu sosyal hareketleri içinde aranması gerektiğini düşünürken Kırzıoğlu, Köroğlu'nun asıl vatanını Horasan olarak kabul eder ve onu Anadolu Celalileriyle ilişkilendirmez. Kırzıoğlu'na göre Köroğlu'nun geçmişi çok daha eski tarihî ve hanedanlık bağlantıları içerisinde ele alınmalıdır. Kun yabguları sülalesi, Oğuzname'deki Kara Konuk ve Ermenice metinlerde Mamikonyan ailesiyle ilişkilendirilen tarihî çizgi üzerinden kurduğu değerlendirmede, bu eski kahramanlık geleneğinin zaman içerisinde Önasya Türklüğüne yayılarak Köroğlu destanları biçiminde yaşamaya devam ettiğini ileri sürer. Bu nedenle Köroğlu'nun coğrafyasını özellikle Yukarı Aras ve Kars çevresinde arar.

Bu iki görüş arasındaki ayrım, Köroğlu destanının neden yalnızca tek bir tarihî olaya bağlanamayacağını anlamak bakımından önemlidir. Destanın içinde İran, Kafkasya ve Anadolu sahalarında çok eski dönemlerden beri bilinen “körün oğlu” gibi motiflerin bulunması, anlatının tarihî çekirdeğinin de aynı derecede eski olduğu anlamına gelmez. Boratav'ın yaklaşımında asıl mesele, daha eski motiflerin belirli bir tarihî dönem içinde yeni bir anlam kazanması ve tarihî bir kişiliğin çevresinde yeniden örgütlenerek yeni bir destan dairesi meydana getirmesidir. Böyle bakıldığında Köroğlu, geçmişten devralınan efsanevi unsurlarla 16. ve 17. yüzyılların toplumsal gerçekliğinin birleştiği bir anlatı olarak ortaya çıkar.

Köroğlu Destanı'nın Yapısı ve Varyantları

Köroğlu Destanı'nın geniş bir coğrafyaya yayılması, anlatının zaman içerisinde farklı kollara ayrılmasına yol açmıştır. Genel olarak Batı grubu ve Doğu grubu olmak üzere iki ana varyant alanından söz edilir. Türkiye, Azerbaycan ve Kafkasya sahasındaki anlatılar Batı grubunu oluştururken Özbek, Kazak ve Altay Türkleri arasında yaşayan anlatılar Doğu grubunda değerlendirilir. Türkmen varyantları ise bu iki alan arasında ortak unsurlar taşıyan önemli bir geçiş bölgesi meydana getirir.

Batı grubunda Köroğlu çoğunlukla kör edilmiş bir babanın oğlu olarak ortaya çıkar. Bolu Beyi, seyis Yusuf, Ruşen Ali, Kırat ve Çamlıbel etrafında gelişen anlatı bu grubun en tanınmış biçimidir. Doğu grubunda ise kahramanın adı, soy çizgisi ve dünyaya geliş biçimi değişir. Özbek anlatılarında kahramanın ortaya çıkışı farklı biçimde açıklanırken babasının gözlerinin kör edilmesi motifi korunur. Türkmen ve diğer Doğu varyantlarında ise Guroğlu adı öne çıkar ve kahramanın soyu daha ayrıntılı biçimde anlatılır. Böylece aynı temel kahramanlık çekirdeği, farklı toplumların tarihî ve kültürel hafızaları içerisinde yeni ayrıntılar kazanır.

Doğu varyantlarında Ravşan ya da Ruşen'in seyislik yapması, gözlerinin kör edilmesi ve ardından Guroğlu'nun dünyaya gelişi etrafında gelişen anlatılar, kahramanın geçmişini daha soylu bir aile köküne bağlar. Guroğlu'nun zamanla Çamlıbel'in beyi hâline gelmesi ve hükümdarla ilişkilerinin daha bağlı bir çerçevede kurulması, Batı anlatılarından farklı bir toplumsal düzen yaratır. Ancak bu değişiklikler kahramanın temel kişiliğini ortadan kaldırmaz. Korkusuzluk, kurnazlık, serüvene düşkünlük, savaşçılık ve haksızlık karşısında onurunu koruma gibi özellikler farklı varyantlarda yaşamaya devam eder.

Köroğlu'nun Şairliği ve Edebî Kişiliği

Köroğlu'nu yalnızca bir destan kahramanı olarak değerlendirmek, onun Türk halk şiiri içerisindeki yerini eksik bırakır. Edebî kaynaklarda 16. yüzyıl sonları ile 17. yüzyıl başlarında yaşadığı tahmin edilen bir saz şairi olarak anılan Köroğlu, şiirlerinde sade bir dil ve hece ölçüsünü kullanmış; özellikle kahramanlık, yiğitlik, savaş ve mertlik temalarını işlemiştir. Bu özellikleriyle koçaklama geleneğinin en güçlü temsilcilerinden biri kabul edilir. Ancak onun şairliği, destan kahramanlığından bağımsız bir alan olarak düşünülmemelidir. Sözlü halk edebiyatında hikâye ile şiir birbirini tamamladığından, Köroğlu'nun destandaki yiğitlik ve başkaldırı kimliği şiirlerinde de karşılığını bulmuştur.

Pertev Naili Boratav'ın tarihî şair ile destan kahramanını aynı kişilikte birleştiren yaklaşımı da bu noktada anlam kazanır. Eğer tarihî Köroğlu gerçekten destan kahramanının oluşumunda belirleyici olmuşsa, onun şiirleri zaman içerisinde yalnızca bir saz şairinin ürünleri olmaktan çıkarak daha geniş bir halk anlatısının parçasına dönüşmüş olmalıdır. Böylece şiir, kahramanın duygularını ve düşüncelerini ifade eden bir unsur olmanın ötesine geçerek destanın sözlü aktarımını sağlayan temel araçlardan biri hâline gelmiştir.

Kırat, Çamlıbel ve Köroğlu'nun Dünyası

Köroğlu anlatısının merkezindeki Kırat, sıradan bir yardımcı unsur değildir. Bolu Beyi'nin beğenmediği gösterişsiz tayın olağanüstü bir ata dönüşmesi, destanın kader ve gizli güç düşüncesini tamamlar. Yusuf'un bu taydaki cevheri görmesi, onun gelecekteki önemini sezmesi ve Ruşen Ali'nin onu yetiştirmesi, baba ile oğulun kaderlerinin at üzerinden birbirine bağlanmasını sağlar. Köroğlu'nun gücü ile Kırat'ın olağanüstü niteliği zamanla ayrılmaz bir bütün hâline gelir.

Çamlıbel ise bu kahramanlık dünyasının toplumsal merkezidir. Köroğlu'nun çevresinde toplanan kişiler, yalnızca savaş arkadaşları değildir; her birinin hikâyesi destanın başka bir kolunun oluşmasına zemin hazırlar. Ayvaz'ın evlat edinilmesi, onun ilerleyen bölümlerde kendi serüvenine kavuşması ve Köroğlu'nun çevresindeki yiğitlerin ayrı ayrı hikâyelerinin anlatılması, destanın neden tek bir kahramanın hayatından ibaret olmadığını açıklar. Çamlıbel'de halk tabakasından gelen insanların yiğitlikleri sayesinde beyler katına yükselmesi de anlatının adalet ve eşitlik düşüncesini somutlaştırır.

Ayvaz'ın hikâyesi bu genişlemenin en belirgin örneklerinden biridir. Doğu varyantlarında Guroğlu'nun evlatlığı Avaz'ın kırk anahtarla ilgili serüveni, kırkıncı kapının açılması, Gül-i Hiram'ın resminin görülmesi ve sevgilisine ulaşmak için giriştiği mücadele başlı başına bir anlatıya dönüşür. Böylece Köroğlu'nun çevresindeki kişiler, ana kahramanın gölgesinde kalmış yan karakterler olmaktan çıkar ve destanın bağımsız epizotlarını taşıyan kişiliklere dönüşürler.

“Tüfenk İcat Oldu, Mertlik Bozuldu”

Köroğlu Destanı'nın en güçlü sembollerinden biri, tüfeğin ortaya çıkışıyla eski yiğitlik dünyasının sona ermesidir. Birçok varyantta Köroğlu'nun hayatının sonu, ateşli silahların savaş düzenini değiştirmesine bağlanır. Kılıç, at ve bireysel cesaret üzerine kurulu savaş anlayışının karşısına tüfekle birlikte başka bir dünya çıkar. Köroğlu'nun kendi çağının sona erdiğini anlaması, aslında destanın temsil ettiği değerler sisteminin de tarih sahnesinden çekildiğini gösterir.

“Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kaya yazı yazıldı
Tüfenk icad oldu mertlik bozuldu
Eğri kılınç kında paslanmalıdır.”

Bu dörtlük, Köroğlu'nun yalnızca bir savaşçı olmadığını, aynı zamanda kendi çağının değişimini fark eden bir kahraman olarak kurulduğunu gösterir. Sonunda beylerine dağılmalarını söyler; kendisi de kırklara karışır. Kırat daha önce sır olmuş, böylece kahramanın dünyası fiziksel bir ölümden çok efsanevi bir kayboluşla sona ermiştir. Köroğlu'nun ortadan çekilişi, eski yiğitlik düzeninin de tarihe karışması anlamına gelir.

Köroğlu Destanı'nın Derlenmesi ve Araştırılması

Köroğlu üzerine yapılan çalışmalar içinde Pertev Naili Boratav'ın 1931 yılında yayımladığı Köroğlu önemli bir yere sahiptir. Boratav'ın bu çalışması, Köroğlu'nun çeşitli rivayetlerini ve bunlara ilişkin araştırmaları bir araya getirmiş; özellikle Maraş rivayeti üzerinden Türkiye'deki anlatıların önemli bir bölümünü kayıt altına almıştır. Ancak sözlü geleneğin genişliği düşünüldüğünde bu çalışma, Köroğlu'nun bütün kollarını kapsayan nihai bir metin niteliği taşımaz. Boratav daha sonraki yıllarda da konu üzerindeki çalışmalarını sürdürmüş ve Köroğlu hakkındaki bilgileri genişletmiştir.

Boratav'dan sonra Rıza Nur'un Köroğlu adlı metni (Türk Bilik Revüsü, İskenderiye, 1937), Rıza Mollov'un dış Türkler sahasındaki yayınları ve Felluh Arseven'in besteli parçaların notalarını da içeren Maraş Rivayeti üzerine çalışmaları Türkiye'deki Köroğlu malzemesinin genişlemesine katkıda bulunmuştur. Bununla birlikte özellikle Azerbaycan sahasındaki derlemeler, Köroğlu geleneğinin ne kadar zengin bir varyant yapısına sahip olduğunu göstermiştir.

Bugün araştırmalar açısından önemli meselelerden biri, sözlü geleneğin canlılığını koruduğu bölgelerde yeni derlemelerin yapılmasıdır. Özellikle Doğu Anadolu'daki Köroğlu anlatılarının bir an önce kayıt altına alınması, Azerbaycan ve diğer Türk dünyası sahalarından derlenmiş metinlerle karşılaştırılması bakımından önem taşır. Çünkü sözlü gelenek yaşayan bir hafızadır; anlatıcı değiştikçe ayrıntılar, motifler ve dil özellikleri de değişir. Bu nedenle her yeni derleme, destanın yalnızca başka bir biçimini değil, aynı zamanda onun geçirdiği tarihî ve kültürel dönüşümün yeni bir izini ortaya çıkarır.

Köroğlu Destanı'nın Bugünkü Durumu

Köroğlu Destanı'nın Türkiye varyantlarının yanında Azeri, Türkmen, Özbek ve Karakalpak sahalarında da derlenmiş biçimleri bulunmaktadır. Bunlara Gürcü, Ermeni, Kürt ve Tacik varyantları da eklenmektedir. Bu kadar geniş bir coğrafyada yaşamış ve farklı dillerin, kültürlerin ve tarihî hafızaların etkisiyle biçimlenmiş bir destanın bütün kollarını tek bir metin içerisinde birleştirmek mümkün değildir. Tam tersine, Köroğlu'nun edebî ve kültürel değerini ortaya çıkaran temel özelliklerden biri de bu çoğulluktur.

Bugün Köroğlu araştırmalarında karşılaşılan güçlük, metnin azlığından çok varyantların fazlalığı ve çeşitliliğidir. Bir anlatıda Bolu Beyi ile Yusuf arasındaki çatışma merkeze alınırken başka bir anlatıda Guroğlu'nun soyu, Avaz'ın macerası veya farklı bir kahramanlık bölümü genişletilir. Yer adları, kişi adları ve tarihî bağlantılar da bölgeden bölgeye değişir. Buna rağmen anlatıların altında aynı temel kahramanlık dünyası varlığını korur. Köroğlu'nun cesareti, özgürlük duygusu, haksızlığa karşı tavrı ve çevresinde bir topluluk oluşturması, farklı varyantları birbirine bağlayan ortak unsurlardır.

Bu nedenle Köroğlu Destanı'nı anlamanın yolu tek bir “asıl metin” aramaktan çok, farklı anlatıların birbirleriyle ilişkisini incelemekten geçer. Her varyant, destanın bütününe açılan ayrı bir kapıdır. Anadolu anlatıları tarihî Osmanlı bağlamını daha belirgin biçimde taşırken Orta Asya ve Kafkasya kolları eski motifleri, farklı soy anlatılarını ve yerel kültürel unsurları öne çıkarır. Böylece Köroğlu, yüzyıllar boyunca değişen fakat temel kahramanlık çekirdeğini koruyan bir halk hafızası olarak varlığını sürdürür.

Köroğlu'nun Türk Halk Edebiyatındaki Yeri

Köroğlu'nu yalnızca “zenginden alıp fakire veren halk kahramanı” şeklindeki popüler kalıpla açıklamak, onun Türk halk edebiyatındaki yerini daraltır. Köroğlu aynı zamanda şair, savaşçı, anlatı kahramanı ve halkın adalet duygusunun taşıyıcısı olarak farklı katmanları bir araya getirir. Tarihî bir kişilik etrafında oluşmuş olabilecek anlatılar, eski kahramanlık motifleriyle birleşmiş; sözlü gelenekte âşıkların ve hikâye anlatıcılarının katkılarıyla yüzyıllar boyunca genişleyerek çok sayıda kahramanı, aşk hikâyesini ve savaş anlatısını içine alan büyük bir destan dünyası oluşturmuştur.

Onun kalıcı olmasını sağlayan da yalnızca savaşçı kimliği değildir. Köroğlu'nun dünyasında güç, kendisinden daha zayıf olanları ezmek için değil, haksızlığa karşı koymak için kullanılır. Çamlıbel'in etrafında oluşan toplulukta halktan insanların yiğitlikleriyle yükselmesi, kahramanın padişahla yerel yöneticiler arasında kurduğu farklı ilişki ve sonunda kendi çağının sona erdiğini kabul ederek ortadan çekilmesi, destana yalnızca macera değil, güçlü bir toplumsal ve ahlaki anlam da kazandırır.

Köroğlu'nun hikâyesi bu nedenle geçmişte kalmış tek bir kahramanın hikâyesi değildir. Anadolu'dan Azerbaycan'a, Kafkasya'dan Orta Asya'ya kadar uzanan geniş coğrafyada farklı anlatıcıların diliyle yeniden kurulmuş, şiirlerle, türkülerle ve halk hikâyeleriyle yaşamaya devam etmiştir. Onun gerçek mirası, tek bir metinde bulunabilecek tamamlanmış bir hayat hikâyesinden çok, yüzyıllar boyunca değişerek korunmuş ortak bir halk hafızasında saklıdır.

Köroğlu'nun ölümsüzlüğü, destanının hiç değişmemesinde değil; değiştiği hâlde temelindeki adalet, yiğitlik ve başkaldırı duygusunu koruyabilmesindedir.

KAYNAKÇA: Pertev N. Boratav, Köroğlu Destanı (İstanbul 1931), İstanbul 1984, tür.yer, Mustafa Akdağ, Celâlî İsyanları: 1550-1603, Ankara 1963, s. 94, 106, 116, 118, 122, Faruk Sümer, Oğuzlar (Türkmenler) Tarihleri, Boy Teşkilâtı, Destanları (İstanbul 1967), İstanbul 1980, s. 142-143, 186, 373-374, Ümit Kaftancıoğlu, Köroğlu Kolları: Halk Destanları I, İstanbul 1974, tür.yer.

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yunus Emre Kimdir? Hayatı, Edebi Kişiliği ve Eserleri

  Yunus Emre      Yunus Emre Kimdir? Yunus Emre, 13. yüzyılın ikinci yarısı ile 14. yüzyılın başlarında yaşadığı kabul edilen, Türk tasavv...