![]() |
| Köroğlu |
KÖROĞLU
Köroğlu, Türk halk edebiyatının sınırları en geniş, tarih ile efsanenin birbirine en yoğun biçimde karıştığı destan kahramanlarından biridir. Onun adı yalnızca Anadolu’da değil, Azerbaycan, Kafkasya ve Orta Asya sahalarında; ayrıca Gürcü, Ermeni, Kürt ve Tacik anlatı geleneklerinde de farklı biçimlerde yaşamıştır. Bu nedenle Köroğlu denildiğinde tek bir metinden veya hayatı bütün ayrıntılarıyla bilinen tarihî bir kişiden söz etmek mümkün değildir. Bir yandan haksızlığa uğrayanların yanında yer alan, beyler ve yöneticiler karşısında kendi adalet anlayışını savunan efsanevi kahraman Köroğlu, diğer yandan 16. yüzyıl sonları ile 17. yüzyıl başlarında yaşamış olduğu tahmin edilen bir saz şairi olarak karşımıza çıkar. Zaman içerisinde bu iki kimlik birbirine yaklaşmış, tarihî bir şahsiyetin etrafında oluşan anlatılar eski kahramanlık motifleriyle birleşerek geniş bir Köroğlu Destanı meydana getirmiştir.
Tarihî belgelere ve
mevcut derlemelere dayanılarak destanın esas biçiminin 16. ve 17. yüzyıllarda
oluştuğu düşünülür. Bu yönüyle Köroğlu, Orta Türk sahasında meydana gelen
tarihî Türk destanlarının en yenilerinden ve zamanımıza en yakın örneklerinden
biridir. Anadolu’da şimdiye kadar yaklaşık 24 bölüm, Türk dünyasının diğer
sahalarında ise en az 40 bölüm derlenmiştir. Ancak bunlar, yüzyıllar boyunca
sözlü gelenekte yaşamış anlatıların tamamını temsil etmez. Gezgin destan
anlatıcıları, âşıklar ve halk hikâyecileri tarafından aktarılan kolların
çokluğu, bütün varyantları içine alan bir Köroğlu külliyatının son derece geniş
olduğunu göstermektedir. Taş baskısı ve hurufat baskısı halk kitaplarının yanı
sıra sözlü gelenekte de varlığını sürdüren destan, farklı bölgelerde
anlatıcıların diliyle yeniden biçimlenmiş ve böylece tek bir metin yerine büyük
bir destan dairesi hâline gelmiştir.
Köroğlu, tamamlanmış tek
bir destandan çok, yüzyıllar boyunca anlatıldıkça çoğalan büyük bir halk
anlatısıdır.
Köroğlu Kimdir?
Köroğlu'nun kimliği,
destan geleneğinin tarihî gerçeklikle nasıl iç içe geçtiğini gösteren en dikkat
çekici örneklerden biridir. Anadolu'da yaygın olan anlatılarda onun asıl adı Ruşen
Ali olarak verilir ve Bolu Beyi'nin seyisi Yusuf'un oğlu olduğu söylenir.
Hikâyenin başlangıcında Bolu Beyi, seyisi Yusuf'tan kendisine iyi ve cins bir
at bulmasını ister. Yusuf uzun aramalardan sonra görünüşte gösterişsiz bir tay
bulur; ancak bu tayın ileride olağanüstü özellikler kazanacağını anlar. Bey ise
tayı beğenmeyerek Yusuf'u cezalandırır, gözlerine mil çektirir ve onu
görevinden uzaklaştırır. Yusuf, uğradığı haksızlığın öfkesini oğluna aktarır ve
Ruşen Ali'yi hem kendisine hem de olağanüstü nitelikler kazanacak tayına
hazırlamaya başlar. Böylece destanın temelindeki baba-oğul, at ve intikam
ilişkisi kurulmuş olur.
Ruşen Ali'nin Köroğlu'na
dönüşümü de bu olayların ardından gerçekleşir. Anlatının bazı kollarında
babasının intikamını alması için ona vasiyet edilen üç sihirli köpük, kahramana
olağanüstü güç, yiğitlik ve şairlik kazandırır. Bundan sonra Ruşen Ali, Köroğlu
adını alarak Çamlıbel'e çekilir ve kendisi gibi başkaldıran insanları
çevresinde toplamaya başlar. Kırat da onun ayrılmaz yoldaşı hâline gelir.
Köroğlu'nun bundan sonraki hayatı savaşlar, akınlar, dostluklar, aşk ilişkileri
ve yeni kahramanların hikâyeleriyle genişler. Ayvaz'ı evlat edinmesi, Bolu
Beyi'nin kız kardeşi Döne Hanım'la evlenmesi ve çevresinde toplanan yiğitlerle
birlikte hareket etmesi, destanın zamanla tek bir kahramanın hayatından çıkarak
çok sayıda kişinin serüvenini içine alan geniş bir anlatı dünyasına dönüşmesini
sağlar.
Bu noktada destandaki
Köroğlu ile tarihî kaynaklarda adına rastlanan Köroğlu'nu birbirinden ayırmak
gerekir. Edebî kaynaklarda 16. yüzyıl sonları ile 17. yüzyıl başlarında yaşamış
bir saz şairinden söz edilir; Yeniçeri Ocağı'ndan yetiştiği ve Osmanlı-İran
savaşlarına katıldığı da rivayet edilir. Ancak tarihî Köroğlu'nun hayatına
ilişkin ayrıntılar kesin değildir. Dolayısıyla Ruşen Ali kimliği, öncelikle destan
geleneğinin verdiği bir kimlik olarak değerlendirilmelidir.
Tarihî Köroğlu ve Destan Kahramanı
Köroğlu araştırmalarının
temel meselelerinden biri, destan kahramanı ile tarihî belgelerde adı geçen
halk şairinin aynı kişi olup olmadığıdır. Pertev Naili Boratav,
araştırmalarının ilerleyen dönemlerinde bu iki kimliğin aynı kişide birleştiği
görüşünü savunmuştur. Boratav'a göre 1577-1590 yılları arasında Osmanlıların
Azerbaycan ve Kafkasya seferlerine katılan halk şairi Köroğlu, daha sonra
destan kahramanına dönüşen tarihî şahsiyettir. Bu şair yalnızca savaşlarda
komutanları öven veya ölenlerin ardından ağıtlar söyleyen bir saz şairi olarak
kalmamış, destanın çeşitli kollarında bulunan şiirlerin ve mensur anlatıların
içine dağılmış manzum parçaların önemli bir bölümünü de söylemiş olmalıdır.
Boratav'ın bu
yaklaşımında destanın oluşum süreci, 16. ve 17. yüzyıllarda Anadolu'da yaşanan Celali
hareketleri ile yakından ilişkilendirilir. Araştırmacının ortaya koyduğu
belgeler ve destanın yapısı üzerinden yaptığı değerlendirmeler, Köroğlu'nun
tarihî temelini merkezi otoriteye karşı ayaklanan Celali gruplarından birinin
reisiyle ilişkilendirmesine yol açmıştır. Bu görüşte Köroğlu'nun yöneticilere
karşı tavrı da önem taşır. Destan kahramanı padişaha bütünüyle düşman değildir;
gerektiğinde onun yardımına bile koşar. Asıl çatışma vali, vezir, sancak beyi,
yeniçeri ve bezirgan gibi yerel güç odaklarıyla yaşanır. Bu nedenle Köroğlu'nun
başkaldırısı, devlet fikrini bütünüyle reddeden bir isyan olmaktan çok, haksız
yönetime ve zulme karşı gelişen bir adalet arayışı şeklinde
anlamlandırılır.
Köroğlu'nun adına tarihî
belgelerde rastlanması bu tartışmayı daha da önemli hâle getirir. Sultan
tarafından 1579-1582 yılları arasında Bolu Beyi'ne gönderilen çeşitli
fermanlarda Köroğlu'nun adının geçtiği belirtilmektedir. Ayrıca 17. yüzyılın
ünlü seyyahı Evliya Çelebi'nin eserinde Köroğlu adındaki bir saz şairinden söz
edilmesi, bu adın tarihî bir kişilikle bağlantısının bütünüyle destan dünyasına
ait olmadığını düşündüren veriler arasında yer alır. Bununla birlikte mevcut
belgeler, destan kahramanının hayatını bütün ayrıntılarıyla tarihî olarak
kanıtlamaya yetmez; tarihî şahsiyet ile onun çevresinde yüzyıllar içinde oluşan
efsanevi kişiliği birbirinden ayırmak gerekir.
Köroğlu Destanı'nın Tarihî Temeli Üzerine Görüşler
Köroğlu'nun kökeni
konusunda Pertev Naili Boratav'ın görüşü ile Fahrettin Kırzıoğlu'nun yaklaşımı
birbirinden ayrılır. Boratav, destanın tarihî özünün 16. ve 17. yüzyıllardaki
Anadolu sosyal hareketleri içinde aranması gerektiğini düşünürken Kırzıoğlu, Köroğlu'nun
asıl vatanını Horasan olarak kabul eder ve onu Anadolu Celalileriyle
ilişkilendirmez. Kırzıoğlu'na göre Köroğlu'nun geçmişi çok daha eski tarihî ve
hanedanlık bağlantıları içerisinde ele alınmalıdır. Kun yabguları sülalesi,
Oğuzname'deki Kara Konuk ve Ermenice metinlerde Mamikonyan ailesiyle
ilişkilendirilen tarihî çizgi üzerinden kurduğu değerlendirmede, bu eski
kahramanlık geleneğinin zaman içerisinde Önasya Türklüğüne yayılarak Köroğlu
destanları biçiminde yaşamaya devam ettiğini ileri sürer. Bu nedenle
Köroğlu'nun coğrafyasını özellikle Yukarı Aras ve Kars çevresinde arar.
Bu iki görüş arasındaki
ayrım, Köroğlu destanının neden yalnızca tek bir tarihî olaya bağlanamayacağını
anlamak bakımından önemlidir. Destanın içinde İran, Kafkasya ve Anadolu
sahalarında çok eski dönemlerden beri bilinen “körün oğlu” gibi motiflerin bulunması,
anlatının tarihî çekirdeğinin de aynı derecede eski olduğu anlamına gelmez.
Boratav'ın yaklaşımında asıl mesele, daha eski motiflerin belirli bir tarihî
dönem içinde yeni bir anlam kazanması ve tarihî bir kişiliğin çevresinde
yeniden örgütlenerek yeni bir destan dairesi meydana getirmesidir. Böyle
bakıldığında Köroğlu, geçmişten devralınan efsanevi unsurlarla 16. ve 17.
yüzyılların toplumsal gerçekliğinin birleştiği bir anlatı olarak ortaya çıkar.
Köroğlu Destanı'nın Yapısı ve Varyantları
Köroğlu Destanı'nın geniş
bir coğrafyaya yayılması, anlatının zaman içerisinde farklı kollara ayrılmasına
yol açmıştır. Genel olarak Batı grubu ve Doğu grubu olmak üzere
iki ana varyant alanından söz edilir. Türkiye, Azerbaycan ve Kafkasya
sahasındaki anlatılar Batı grubunu oluştururken Özbek, Kazak ve Altay Türkleri
arasında yaşayan anlatılar Doğu grubunda değerlendirilir. Türkmen varyantları
ise bu iki alan arasında ortak unsurlar taşıyan önemli bir geçiş bölgesi
meydana getirir.
Batı grubunda Köroğlu
çoğunlukla kör edilmiş bir babanın oğlu olarak ortaya çıkar. Bolu Beyi, seyis
Yusuf, Ruşen Ali, Kırat ve Çamlıbel etrafında gelişen anlatı bu grubun en
tanınmış biçimidir. Doğu grubunda ise kahramanın adı, soy çizgisi ve dünyaya
geliş biçimi değişir. Özbek anlatılarında kahramanın ortaya çıkışı farklı
biçimde açıklanırken babasının gözlerinin kör edilmesi motifi korunur. Türkmen
ve diğer Doğu varyantlarında ise Guroğlu adı öne çıkar ve kahramanın
soyu daha ayrıntılı biçimde anlatılır. Böylece aynı temel kahramanlık
çekirdeği, farklı toplumların tarihî ve kültürel hafızaları içerisinde yeni
ayrıntılar kazanır.
Doğu varyantlarında
Ravşan ya da Ruşen'in seyislik yapması, gözlerinin kör edilmesi ve ardından
Guroğlu'nun dünyaya gelişi etrafında gelişen anlatılar, kahramanın geçmişini
daha soylu bir aile köküne bağlar. Guroğlu'nun zamanla Çamlıbel'in beyi hâline
gelmesi ve hükümdarla ilişkilerinin daha bağlı bir çerçevede kurulması, Batı
anlatılarından farklı bir toplumsal düzen yaratır. Ancak bu değişiklikler
kahramanın temel kişiliğini ortadan kaldırmaz. Korkusuzluk, kurnazlık,
serüvene düşkünlük, savaşçılık ve haksızlık karşısında onurunu koruma gibi
özellikler farklı varyantlarda yaşamaya devam eder.
Köroğlu'nun Şairliği ve Edebî Kişiliği
Köroğlu'nu yalnızca bir
destan kahramanı olarak değerlendirmek, onun Türk halk şiiri içerisindeki
yerini eksik bırakır. Edebî kaynaklarda 16. yüzyıl sonları ile 17. yüzyıl
başlarında yaşadığı tahmin edilen bir saz şairi olarak anılan Köroğlu,
şiirlerinde sade bir dil ve hece ölçüsünü kullanmış; özellikle
kahramanlık, yiğitlik, savaş ve mertlik temalarını işlemiştir. Bu
özellikleriyle koçaklama geleneğinin en güçlü temsilcilerinden biri kabul
edilir. Ancak onun şairliği, destan kahramanlığından bağımsız bir alan olarak
düşünülmemelidir. Sözlü halk edebiyatında hikâye ile şiir birbirini
tamamladığından, Köroğlu'nun destandaki yiğitlik ve başkaldırı kimliği
şiirlerinde de karşılığını bulmuştur.
Pertev Naili Boratav'ın
tarihî şair ile destan kahramanını aynı kişilikte birleştiren yaklaşımı da bu
noktada anlam kazanır. Eğer tarihî Köroğlu gerçekten destan kahramanının
oluşumunda belirleyici olmuşsa, onun şiirleri zaman içerisinde yalnızca bir saz
şairinin ürünleri olmaktan çıkarak daha geniş bir halk anlatısının parçasına
dönüşmüş olmalıdır. Böylece şiir, kahramanın duygularını ve düşüncelerini ifade
eden bir unsur olmanın ötesine geçerek destanın sözlü aktarımını sağlayan temel
araçlardan biri hâline gelmiştir.
Kırat, Çamlıbel ve Köroğlu'nun Dünyası
Köroğlu anlatısının
merkezindeki Kırat, sıradan bir yardımcı unsur değildir. Bolu Beyi'nin
beğenmediği gösterişsiz tayın olağanüstü bir ata dönüşmesi, destanın kader ve
gizli güç düşüncesini tamamlar. Yusuf'un bu taydaki cevheri görmesi, onun
gelecekteki önemini sezmesi ve Ruşen Ali'nin onu yetiştirmesi, baba ile oğulun
kaderlerinin at üzerinden birbirine bağlanmasını sağlar. Köroğlu'nun gücü ile
Kırat'ın olağanüstü niteliği zamanla ayrılmaz bir bütün hâline gelir.
Çamlıbel ise bu
kahramanlık dünyasının toplumsal merkezidir. Köroğlu'nun çevresinde toplanan
kişiler, yalnızca savaş arkadaşları değildir; her birinin hikâyesi destanın
başka bir kolunun oluşmasına zemin hazırlar. Ayvaz'ın evlat edinilmesi, onun
ilerleyen bölümlerde kendi serüvenine kavuşması ve Köroğlu'nun çevresindeki
yiğitlerin ayrı ayrı hikâyelerinin anlatılması, destanın neden tek bir
kahramanın hayatından ibaret olmadığını açıklar. Çamlıbel'de halk tabakasından
gelen insanların yiğitlikleri sayesinde beyler katına yükselmesi de anlatının
adalet ve eşitlik düşüncesini somutlaştırır.
Ayvaz'ın hikâyesi bu
genişlemenin en belirgin örneklerinden biridir. Doğu varyantlarında Guroğlu'nun
evlatlığı Avaz'ın kırk anahtarla ilgili serüveni, kırkıncı kapının açılması,
Gül-i Hiram'ın resminin görülmesi ve sevgilisine ulaşmak için giriştiği mücadele
başlı başına bir anlatıya dönüşür. Böylece Köroğlu'nun çevresindeki kişiler,
ana kahramanın gölgesinde kalmış yan karakterler olmaktan çıkar ve destanın
bağımsız epizotlarını taşıyan kişiliklere dönüşürler.
“Tüfenk İcat Oldu,
Mertlik Bozuldu”
Köroğlu Destanı'nın en
güçlü sembollerinden biri, tüfeğin ortaya çıkışıyla eski yiğitlik dünyasının
sona ermesidir. Birçok varyantta Köroğlu'nun hayatının sonu, ateşli silahların
savaş düzenini değiştirmesine bağlanır. Kılıç, at ve bireysel cesaret üzerine
kurulu savaş anlayışının karşısına tüfekle birlikte başka bir dünya çıkar.
Köroğlu'nun kendi çağının sona erdiğini anlaması, aslında destanın temsil
ettiği değerler sisteminin de tarih sahnesinden çekildiğini gösterir.
“Düşman geldi tabur tabur
dizildi
Alnımıza kaya yazı yazıldı
Tüfenk icad oldu mertlik bozuldu
Eğri kılınç kında paslanmalıdır.”
Bu dörtlük, Köroğlu'nun
yalnızca bir savaşçı olmadığını, aynı zamanda kendi çağının değişimini fark
eden bir kahraman olarak kurulduğunu gösterir. Sonunda beylerine dağılmalarını
söyler; kendisi de kırklara karışır. Kırat daha önce sır olmuş, böylece kahramanın
dünyası fiziksel bir ölümden çok efsanevi bir kayboluşla sona ermiştir.
Köroğlu'nun ortadan çekilişi, eski yiğitlik düzeninin de tarihe karışması
anlamına gelir.
Köroğlu Destanı'nın Derlenmesi ve Araştırılması
Köroğlu üzerine yapılan
çalışmalar içinde Pertev Naili Boratav'ın 1931 yılında yayımladığı Köroğlu
önemli bir yere sahiptir. Boratav'ın bu çalışması, Köroğlu'nun çeşitli
rivayetlerini ve bunlara ilişkin araştırmaları bir araya getirmiş; özellikle
Maraş rivayeti üzerinden Türkiye'deki anlatıların önemli bir bölümünü kayıt
altına almıştır. Ancak sözlü geleneğin genişliği düşünüldüğünde bu çalışma,
Köroğlu'nun bütün kollarını kapsayan nihai bir metin niteliği taşımaz. Boratav
daha sonraki yıllarda da konu üzerindeki çalışmalarını sürdürmüş ve Köroğlu
hakkındaki bilgileri genişletmiştir.
Boratav'dan sonra Rıza
Nur'un Köroğlu adlı metni (Türk Bilik Revüsü, İskenderiye, 1937),
Rıza Mollov'un dış Türkler sahasındaki yayınları ve Felluh Arseven'in besteli
parçaların notalarını da içeren Maraş Rivayeti üzerine çalışmaları
Türkiye'deki Köroğlu malzemesinin genişlemesine katkıda bulunmuştur. Bununla
birlikte özellikle Azerbaycan sahasındaki derlemeler, Köroğlu geleneğinin ne
kadar zengin bir varyant yapısına sahip olduğunu göstermiştir.
Bugün araştırmalar
açısından önemli meselelerden biri, sözlü geleneğin canlılığını koruduğu
bölgelerde yeni derlemelerin yapılmasıdır. Özellikle Doğu Anadolu'daki
Köroğlu anlatılarının bir an önce kayıt altına alınması, Azerbaycan ve
diğer Türk dünyası sahalarından derlenmiş metinlerle karşılaştırılması
bakımından önem taşır. Çünkü sözlü gelenek yaşayan bir hafızadır; anlatıcı
değiştikçe ayrıntılar, motifler ve dil özellikleri de değişir. Bu nedenle her
yeni derleme, destanın yalnızca başka bir biçimini değil, aynı zamanda onun
geçirdiği tarihî ve kültürel dönüşümün yeni bir izini ortaya çıkarır.
Köroğlu Destanı'nın
Bugünkü Durumu
Köroğlu Destanı'nın
Türkiye varyantlarının yanında Azeri, Türkmen, Özbek ve Karakalpak sahalarında
da derlenmiş biçimleri bulunmaktadır. Bunlara Gürcü, Ermeni, Kürt ve Tacik
varyantları da eklenmektedir. Bu kadar geniş bir coğrafyada yaşamış ve farklı
dillerin, kültürlerin ve tarihî hafızaların etkisiyle biçimlenmiş bir destanın
bütün kollarını tek bir metin içerisinde birleştirmek mümkün değildir. Tam
tersine, Köroğlu'nun edebî ve kültürel değerini ortaya çıkaran temel
özelliklerden biri de bu çoğulluktur.
Bugün Köroğlu
araştırmalarında karşılaşılan güçlük, metnin azlığından çok varyantların
fazlalığı ve çeşitliliğidir. Bir anlatıda Bolu Beyi ile Yusuf arasındaki
çatışma merkeze alınırken başka bir anlatıda Guroğlu'nun soyu, Avaz'ın macerası
veya farklı bir kahramanlık bölümü genişletilir. Yer adları, kişi adları ve
tarihî bağlantılar da bölgeden bölgeye değişir. Buna rağmen anlatıların altında
aynı temel kahramanlık dünyası varlığını korur. Köroğlu'nun cesareti, özgürlük
duygusu, haksızlığa karşı tavrı ve çevresinde bir topluluk oluşturması, farklı
varyantları birbirine bağlayan ortak unsurlardır.
Bu nedenle Köroğlu
Destanı'nı anlamanın yolu tek bir “asıl metin” aramaktan çok, farklı
anlatıların birbirleriyle ilişkisini incelemekten geçer. Her varyant, destanın
bütününe açılan ayrı bir kapıdır. Anadolu anlatıları tarihî Osmanlı bağlamını
daha belirgin biçimde taşırken Orta Asya ve Kafkasya kolları eski motifleri,
farklı soy anlatılarını ve yerel kültürel unsurları öne çıkarır. Böylece
Köroğlu, yüzyıllar boyunca değişen fakat temel kahramanlık çekirdeğini koruyan
bir halk hafızası olarak varlığını sürdürür.
Köroğlu'nun Türk Halk
Edebiyatındaki Yeri
Köroğlu'nu yalnızca
“zenginden alıp fakire veren halk kahramanı” şeklindeki popüler kalıpla
açıklamak, onun Türk halk edebiyatındaki yerini daraltır. Köroğlu aynı zamanda şair,
savaşçı, anlatı kahramanı ve halkın adalet duygusunun taşıyıcısı olarak
farklı katmanları bir araya getirir. Tarihî bir kişilik etrafında oluşmuş
olabilecek anlatılar, eski kahramanlık motifleriyle birleşmiş; sözlü gelenekte
âşıkların ve hikâye anlatıcılarının katkılarıyla yüzyıllar boyunca genişleyerek
çok sayıda kahramanı, aşk hikâyesini ve savaş anlatısını içine alan büyük bir
destan dünyası oluşturmuştur.
Onun kalıcı olmasını
sağlayan da yalnızca savaşçı kimliği değildir. Köroğlu'nun dünyasında güç,
kendisinden daha zayıf olanları ezmek için değil, haksızlığa karşı koymak için
kullanılır. Çamlıbel'in etrafında oluşan toplulukta halktan insanların yiğitlikleriyle
yükselmesi, kahramanın padişahla yerel yöneticiler arasında kurduğu farklı
ilişki ve sonunda kendi çağının sona erdiğini kabul ederek ortadan çekilmesi,
destana yalnızca macera değil, güçlü bir toplumsal ve ahlaki anlam da
kazandırır.
Köroğlu'nun hikâyesi bu
nedenle geçmişte kalmış tek bir kahramanın hikâyesi değildir. Anadolu'dan
Azerbaycan'a, Kafkasya'dan Orta Asya'ya kadar uzanan geniş coğrafyada farklı
anlatıcıların diliyle yeniden kurulmuş, şiirlerle, türkülerle ve halk hikâyeleriyle
yaşamaya devam etmiştir. Onun gerçek mirası, tek bir metinde bulunabilecek
tamamlanmış bir hayat hikâyesinden çok, yüzyıllar boyunca değişerek korunmuş
ortak bir halk hafızasında saklıdır.
Köroğlu'nun ölümsüzlüğü,
destanının hiç değişmemesinde değil; değiştiği hâlde temelindeki adalet,
yiğitlik ve başkaldırı duygusunu koruyabilmesindedir.
KAYNAKÇA: Pertev N.
Boratav, Köroğlu Destanı (İstanbul 1931), İstanbul 1984, tür.yer, Mustafa
Akdağ, Celâlî İsyanları: 1550-1603, Ankara 1963, s. 94, 106, 116, 118,
122, Faruk
Sümer, Oğuzlar (Türkmenler) Tarihleri, Boy Teşkilâtı, Destanları
(İstanbul 1967), İstanbul 1980, s. 142-143, 186, 373-374, Ümit Kaftancıoğlu, Köroğlu
Kolları: Halk Destanları I, İstanbul 1974, tür.yer.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder