ANA SAYFA

22 Mart 2026 Pazar

Sait Faik Abasıyanık: Hayatı, Edebi Kişiliği, Eserleri

Sait Faik Abasıyanık’ın Hayatı

SAİT FAİK ABASIYANIK (Adapazarı, 1 Şevval 1324 [18 Kasım 1906] İstanbul, 11 Mayıs 1954) öykü yazarı olarak tanındı.

Adalı, S.F. imzalarını da kullandı. Adapazarı’nın yerlisi olan, varlıklı ve köklü ailelerden Abasızzadeler soyundan gelen, bir dönem Adapazarı belediye başkanlığı görevinde bulunan Mehmet Faik Bey ile Makbule Hanım’ın oğlu olarak dünyaya geldi. Oldukça varlıklı bir aile çevresinde huzurlu bir çocukluk geçiren Sait Faik, özgürlüğüne düşkün yapısı ve bazı şartların zorlaması nedeniyle düzenli bir eğitim süreci yaşayamadı.

İlkokul eğitimini yabancı dilde öğretim yapan Rehber-i Terakki okulunda tamamladıktan sonra iki yıl Adapazarı İdadisi’nde öğrenim gördü. İşgal yıllarının bitmesi ve Kurtuluş Savaşı’nın sona ermesinin ardından ailesiyle birlikte İstanbul’a yerleşti (1922) ve bir süre İstanbul Erkek Lisesi’nde eğitim aldı. Okuldaki Arapça öğretmenine yapılan bir şaka sebebiyle sınıftaki tüm öğrenciler farklı okullara gönderilince o da Bursa Lisesi’ne geçti ve buradan “iyi” dereceyle mezun oldu (1928). Aynı yıl İstanbul Üniversitesi (Darülfünun) Edebiyat Fakültesi Türkoloji bölümüne kayıt yaptırdıysa da iki yıl sonra babasının isteği doğrultusunda ekonomi eğitimi almak üzere İsviçre’nin Lozan şehrine, ardından Fransa’nın güneydoğusundaki Grenoble kentine gitti; burada bir lise ve edebiyat fakültesinde dört yıl boyunca eğitim aldı ancak düzensiz yaşamı ve bohem hayatı nedeniyle babası tarafından geri çağrıldı ve diplomasını almadan Türkiye’ye döndü (1934).

Bir süre Halıcıoğlu Ermeni Yetim Mektebi’nde Türkçe grup dersleri öğretmeni olarak görev yaptı. Babasının, sermaye sağlayarak ve yanına bir ortak vererek Yağ İskelesi’nde kurduğu ticarethane, Sait Faik’in ticarete yatkın olmaması ve ortağının dürüst davranmaması nedeniyle sürdürülemedi ve bu girişim iflasla sonuçlandı. Kısa sayılabilecek yaklaşık bir aylık süre boyunca Haber gazetesi adına adliye muhabirliği yaptı ve mahkeme üzerine röportajlar hazırladı. Babasının 1939 yılında vefat etmesiyle annesi ve kendisine kalan mülklerden elde edilen gelirle, herhangi bir meslek edinme düşüncesine yönelmeden bir yandan bohem bir yaşam sürdürdü, diğer yandan geçimini yazarlıkla sağlama yollarını aradı. Yaz aylarını Burgazada’daki köşklerinde, kış aylarını ise Şişli’de bulunan apartmanlarında geçiren Sait Faik, yalnızca sanat çevrelerinde değil, İstanbul’un önemli mekânlarında da tanınan bir sima haline geldi; yaşamı boyunca evlenmedi.

1940 yılında tefrika edilen romanı “Medarı Maişet Motoru”, 1944 yılında kitap olarak yayımlandığında sıkıyönetim mahkemeleri tarafından toplatıldı ve “kahramanlarından birine eski bir asker kaputu giydirdiği” gerekçesiyle yazar hakkında soruşturma açıldı; söz konusu eser daha sonra “Birtakım İnsanlar” adıyla yeniden yayımlandı. 1953 yılının Mayıs ayında, modern edebiyata yaptığı katkılar nedeniyle ABD’de bulunan Uluslararası Mark Twain Derneği tarafından onur üyeliğine seçildi. 1945 yılında kendisine siroz teşhisi konuldu; 1951 yılında tedavi amacıyla gittiği Paris’ten kısa süre sonra geri döndü ve hastalığının ilerlemesiyle artan krizler hayati risk oluşturunca 5 Mayıs 1954 tarihinde hastaneye yatırıldı ancak altı gün süren koma ve geçirdiği iç kanama sonucunda 11 Mayıs’ta hayatını kaybetti; Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedildi.

Sait Faik Abasıyanık’ın Edebi Kişiliği

Edebiyat hayatına lise yıllarında şiir yazarak başlayan Sait Faik’in “Hamal” adlı ilk şiiri Mektep dergisinde yayımlandı (1925). İlk öykülerinden “İpekli Mendil” ve “Zemberek” Bursa Lisesi’nde öğrenci olduğu dönemde yazıldı ancak yayımlanan ilk öyküsü “Uçurtmalar” oldu (Milliyet, 9 Aralık 1929). Asıl ününü, genç yaşlarda kaleme aldığı öykülerinin Varlık dergisinde yayımlanmasıyla kazandı (“İpekli Mendil”-15 Nisan 1934) ve bu tarihten sonra giderek hızlanan bir üretimle kendisini neredeyse tamamen öykü yazmaya adadı. İlk eserlerinden son eserlerine kadar geçen yaklaşık on sekiz yıllık süreçte işçiler, emekçiler, balıkçılar, kimsesiz çocuklar, yoksullar ve toplumun dışına itilmiş bireyleri konu edindi. Özellikle ilk kitapları olan Semaver (1936), Sarnıç (1939) ve Şahmerdan’da (1940), hem insan hem doğa karşısında izlenimci bir yaklaşım benimsedi ve olayları çoğu zaman bir gözlemci gibi aktarmakla yetindi.

Bu döneme ait öyküler, ele alınan konular ve kişiler bakımından değerlendirildiğinde, yazarın doğrudan müdahalesine ihtiyaç duyulmayan, sade ama etkili tablolar olarak dikkat çekti. Sevgilisine ipek mendil hediye edebilmek için hırsızlık yapmak zorunda kalan çocuk; balıkçıların denize özgü yaşam anlayışı ve doğayla kurdukları ilişki; yoksulluk nedeniyle eşinin cesedini denize bırakmak zorunda kalan kadın gibi karakterler, yalın ama çarpıcı anlatımlarla sunuldu. Bu öykülerde yer alan yoksullar, aylaklar ve toplum dışına itilmiş bireyler, yazarın anlatımında doğal ve tamamlanmış bir bütünlük içinde yer aldı.

Sait Faik’in bu ilk dönem öykülerinin temelinde insana duyulan güven ve yaşam sevinci yer aldı. Yazar, zenginleri ve güçlüleri anlatı dışında bırakırken yoksul ve güçsüz bireylerin yanında durdu ancak bu yaklaşımında belirgin bir sınıf bilinci oluşturmadı. Ele aldığı karakterleri kusurlarıyla derinlemesine analiz etmekten ziyade, daha yüzeysel ve romantize edilmiş bir bakışla aktardı. Zenginlere ve sömürüye karşı eleştirel bir tavır sergilerken, yoksulları yüceltme eğilimi gösterdi ve bu durum, onun dünyayı sorgulayan bir anlatım geliştirmesine yol açtı.

Semaver ve Sarnıç’tan sonra Şahmerdan’ın bazı öykülerinde de görülen bu yaklaşım, aynı adlı öyküyle birlikte önemli bir değişim geçirdi. Yazar, insanları idealize etmek yerine doğrudan gözlemlemeye başladı ve bireyleri tek tek ele alarak daha eleştirel bir bakış geliştirdi. Artık toplumdaki farklı kesimler arasında kesin ayrımlar yapmadı ve insan davranışlarının evrensel yönlerine odaklandı. Zenginlerin yoksullara uyguladığı baskının benzerinin, yoksullar arasında da görülebileceğini ortaya koydu ve insan doğasının ortak yönlerini vurguladı.

Bu anlayış, Sait Faik’in ikinci dönem öykülerini belirledi ve Lüzumsuz Adam (1948) ile başlayan süreçte daha karamsar bir tona dönüştü. Alemdağ’da Var Bir Yılan’a (1954) uzanan bu süreçte, yazarın insanlara olan güveni azaldı ve yaşam sevinci yerini hüzne bıraktı. Lüzumsuz Adam’da yer alan öyküler, toplumdan uzaklaşan, kalabalıklardan kaçan ve giderek insanlardan nefret eden bir anlatıcının bakış açısıyla aktarıldı. Bu karamsar ve yalnızlık teması Mahalle Kahvesi (1950), Havuz Başı (1952) ve Son Kuşlar (1952) adlı eserlerinde de sürdü ve son eserinde derin bir yalnızlık duygusuna dönüştü.

Sait Faik Abasıyanık’ın Eserleri

Uzun öykülerden oluşan ilk kitabı Havada Bulut (1951), yalnızlık, hüzün, kaçış isteği ve karşılıksız sevgi gibi temaları işleyerek sonraki eserlerinin habercisi oldu. Kumpanya (1951) adlı eseri ise tiyatro kurmaya çalışan bir grubun hikâyesi üzerinden farklı bir anlatım denemesi sundu ve diğer öykü kitaplarından ayrıldı. İlk romanı Medarı Maişet Motoru, yoksul kesimlerin yaşam mücadelesini konu aldı ancak eleştirmenler tarafından zayıf bir kurguya sahip olduğu yönünde değerlendirildi. Buna karşılık Kayıp Aranıyor, karakter derinliği ve kurgu açısından daha başarılı bulundu.

Sait Faik, Türk öykücülüğünün en önemli isimlerinden biri olarak kabul edildi ve dili kullanmadaki ustalığıyla edebiyatın farklı türlerini etkiledi. İlk döneminde daha geleneksel bir dil kullanırken, zamanla konuşma diline yöneldi ve eserlerinde argo ile gündelik ifadeleri yoğun biçimde kullandı. Özellikle son dönem eserlerinde bilinç akışı tekniğine yaklaşan bir anlatım geliştirdi ve dili daha özgür bir yapıya kavuşturdu.

Şiirle başladığı edebiyat hayatında şiir yazmayı tamamen bırakmadı ve seçtiği şiirlerini “Şimdi Sevişme Vakti” adıyla yayımladı (1953). Ölümünden sonra yayımlanan şiirlerinde hece ölçüsünü kullandığı ve dönemin önemli şairlerinden etkilendiği görüldü. Öykü ve yazıları çeşitli gazete ve dergilerde yayımlandı; yaşamı boyunca birçok eser verdi ve ölümünden sonra da yazıları derlenerek yayımlanmaya devam etti.

Annesi Makbule Hanım’ın girişimiyle başlatılan Sait Faik Armağanı, onun anısını yaşatmak amacıyla her yıl verilen önemli bir edebiyat ödülü haline geldi. Burgazada’daki evi müzeye dönüştürüldü ve eserlerinden bazıları sinemaya uyarlandı.

Eserleri:

Öykü:

·         Semaver, İst.: Remzi, 1936

·         Sarnıç, İst.: Çığır, 1939

·         Şahmerdan, İst.: Çığır, 1940

·         Lüzumsuz Adam, İst.: Varlık, 1948

·         Mahalle Kahvesi, İst.: Varlık, 1950

·         Havada Bulut, İst.: Varlık, 1951

·         Kumpanya, İst.: Varlık, 1951

·         Havuz Başı, İst.: Varlık, 1952

·         Son Kuşlar, İst.: Varlık, 1952

·         Alemdağda Var Bir Yılan, İst.: Varlık, 1954

·         Az Şekerli, İst., 1954

Röportaj-Öykü:

·         Tüneldeki Çocuk, İst.: Varlık, 1955

·         Mahkeme Kapısı, İst.: Varlık, 1956

Roman:

·         Medarı Maişet Motoru, İst.: Ahmet İhsan Mtb., 1944 (ikinci baskısı Birtakım İnsanlar adıyla, 1952)

·         Kayıp Aranıyor, İst.: Varlık, 1953

Şiir:

·         Şimdi Sevişme Vakti, İst.: Yenilik, 1953

Diğer:

·         Balıkçının Ölümü-Yaşasın Edebiyat, (kitaplarına girmemiş öykü, şiir ve yazıları; haz. M. Uyguner) İst.: Bilgi, 1977

·         Açık Hava Oteli, (konuşmalar, mektuplar; haz. M. Uyguner) İst.: Bilgi, 1980

·         Müthiş Bir Tren, (öyküler; haz. M. Uyguner) İst.: Bilgi, 1981

·         Sevgiliye Mektup, (öyküler, yazılar, mektuplar, konuşmalar; haz. M. Uyguner) İst.: Bilgi, 1987

·         Karganı Bağışla, (Yayımlanmamış mektup ve kartlar) İst.: YKY, 2003

·         Hikâyecinin Kaderi, (Dergilerde kalmış hikâye ve yazılar) İst.: YKY, 2005

·         Büyüyen Eller, (Sait Faik Müzesinde bulunan müsvette ve taslaklar) İst.: YKY, 2007

·         Bir Sonbahar Akşamı (haz. R. Çavaş, Doğan Kardeş Seçme Öyküler), İst.: YKY, 2009.

Çeviri:

·         Yaşamak Hırsı (G. Simenon), İst.: İstanbul, 1954.

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Ahmet Rasim Kimdir? Hayatı, Edebi Kişiliği ve Eserleri

  Ahmet Rasim Kimdir? Ahmet Rasim kimdir sorusu, Türk edebiyatı ve basın tarihi içinde önemli bir yere sahip olan çok yönlü bir ismi anlam...