ANA SAYFA

Haldun Taner Kimdir? Hayatı, Edebi Kişiliği ve Eserleri

Türk edebiyatı ve tiyatrosunun öncü ismi yazar Haldun Taner'in portresi
Haldun Taner

 Haldun Taner Kimdir?

İronik Bir Bilgenin Rafine Dünyası: Haldun Taner

Türk edebiyatı ve tiyatrosu, insanı insana anlatırken hem güldüren hem de derinden düşündüren pek çok imza ağırladı; fakat hiçbiri sahneye ve sayfaya Haldun Taner kadar zarif bir ironi, yüksek bir entelektüel duruş ve toplumsal şefkat aşılayamadı.

O, modern kent hayatının yozlaşmalarını, sınıfsal çelişkileri ve bireyin sıkışmışlığını bir laboratuvar titizliğiyle incelerken insani bir sıcaklıkla yaklaştı zamana. Haldun Taner; epik tiyatronun kurucusu, kabarenin öncüsü ve Türk öykücülüğünün en rafine kalemlerinden biridir.

Haldun Taner’in Hayatı

Yetim Bir Çocukluktan Heidelberg Koridorlarına

16 Mart 1915’te İstanbul’da doğan Haldun Taner’in hayatı, henüz beş yaşındayken Osmanlı Meclis-i Mebusan İstanbul milletvekili ve devletler hukuku profesörü olan babası Ahmet Selahattin Bey’i kaybetmesiyle derin bir kırılma yaşadı. Bu büyük kayıp, onu Galatasaray Lisesi’nin parasız yatılı koridorlarına taşıdı. Burada İ. H. Sevük, H. F. Ozansoy ve Mr. Dard gibi dönemin efsanevi isimlerinin tedrisatından geçerek edebi mayasını aldı.

1935 yılında devlet tarafından ekonomi ve siyaset bilimi eğitimi alması için Almanya’daki Heidelberg Üniversitesi’ne gönderildiğinde, önünde parlak bir bürokratik kariyer uzanıyordu. Ancak kader, genç Haldun’un yolunu trajik bir virajla değiştirdi: Verem.

"Heidelberg’in rasyonel dünyasından Erenköy Sanatoryumu’nun sessizliğine uzanan o dört yıl (1938-1942), Taner’in iç dünyasında bir kuluçka dönemiydi. Hastalık onun gövdesini sarsa da, Ankara Radyosu için yazdığı ilk skeçlerle dehasının kapılarını araladı."

Akademiden Sahneye: Bir Aydınlanma Hareketi

Sağlığına kavuştuktan sonra eğitim mücadelesine pes etmeden devam eden Taner, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi (İÜEF) Alman Filolojisi Bölümü’nü 1950’de bitirdi; Sanat Tarihi ve Türkoloji sertifikalarıyla entelektüel altyapısını taçlandırdı. Aynı fakültede asistanlık yaptığı dönemde (1950-1954), Adli Moran, Semih Tuğrul ve Adnan Benk ile birlikte Küçük Dergi’yi çıkararak edebiyat matinelerinin fitilini ateşledi. 1954’te ise doğrudan tiyatro odaklı Oyun dergisini kurdu.

Onun tiyatro vizyonu sadece yerel bir heves değil, küresel bir arayıştı. 1955-1956 yıllarında Viyana’ya giderek Prof. Kindermann ve Max Reinhardt Akademisi’nde tiyatro eğitimi aldı, Josephstad Enstitüsü’nde ihtisas yaptı. Viyana tiyatrolarında reji asistanlığı yaparken, Viyana Doğubilim Enstitüsü’nde Türkçe okutmanlığı görevini de üstlendi.

147’ler Olayı ve Kürsüden Asla Kopmayan Bir Hoca

Yurda döndükten sonra İÜEF ve Gazetecilik Enstitüsü’nde sanat tarihi ve tiyatro dersleri vermeye başladı. Ancak Türkiye’nin çalkantılı siyasi iklimi onu da teğet geçmedi; 27 Mayıs 1960 askeri darbesi sonrasında üniversitelerden uzaklaştırılan "147’ler" olarak bilinen öğretim görevlileri arasında yer aldı. Bu haksızlığa küsmek yerine, ilerleyen dönemde kürsüsüne yeniden döndü ve Güzel Sanatlar Akademisi dâhil birçok kurumda binlerce öğrenci yetiştirdi.

Devekuşu Kabare ve Kurumsal Tiyatro Mirası

Haldun Taner, Türk tiyatrosunun sadece yazarı değil, aynı zamanda en büyük oyun kurucularından biriydi. Sanatın fildişi kulelerinden inip halkla buluşması gerektiğine inanıyordu.

  • 1966: C. F. Başkut, A. K. Tecer, R. Bilginer ve R. Erduran ile birlikte Türkiye Tiyatro Yazarları Derneği’ni kurdu.
  • 1967: Zeki Alasya, Metin Akpınar ve Ahmet Gülhan ile Türkiye’nin ilk kabare tiyatrosu olan Devekuşu Kabare Tiyatrosu’nu hayata geçirdi. Bu hamle, Türk sahne sanatlarında devrim niteliğindeydi.
  • 1968 - 1969: LCC tiyatro okulunda ve Münir Özkul ile kurduğu Bizim Tiyatro’da dramaturji dersleri verdi.
  • 1979: Ahmet Gülhan ile birlikte TEF Kabare’yi kurarak toplumsal eleştiriyi sahne üzerinden halka sunmaya devam etti.

Onun sanata karşı duyduğu yüksek ahlak ve saygı, Devekuşu Kabare’nin onuncu yılında (1977) "gişe kaygısının sanatsal kaliteyi düşürdüğü" gerekçesiyle kendi kurduğu topluluktan istifa etmesiyle tescillendi. O, popülizme asla prim vermeyen bir elit ama aynı zamanda halkın dilini en iyi bilen bir halk adamıydı.

Müstear İsimler ve Gazete Sütunlarındaki Entelektüel

Haldun Taner, edebiyat dünyasında sadece kendi adıyla değil; Haldun Hasırcıoğlu, Haldun Yağcıoğlu imzalarıyla ve radyoda Can Enişte adıyla da halka ulaştı.

Kültür ve sanat yazarlığını, fıkra yazarlığıyla birleştirdiği Tercüman gazetesindeki "Devekuşuna Mektuplar" köşesi (1955-1960), Türk basınına rafine bir üslup getirdi. Buradaki başyazarlık deneyiminin ardından, Mart 1974’ten ömrünün son gününe kadar Milliyet gazetesinde sürdürdüğü "Pazar Sohbetleri", İstanbullu aydınların ve okurların her hafta merakla beklediği birer edebi ufuk turuna dönüştü.

Uluslararası alanda da saygın bir figür olan Taner; UNESCO kültür komisyonlarında görev aldı, PEN Yazarlar Derneği ve TDK üyeliği yaptı. 1970'te Yeni Delhi’deki Asya-Afrika yazarları toplantısında "gelenek ve sanat" bildirisini sundu. 1980’de Berlin Senatosu’nun davetlisi olarak Almanya’da dersler verirken Die Zeit ve Merian gibi saygın gazetelerde yazılar kaleme aldı.

Bir Yıldızın Kayışı ve Yaşayan Hafıza

7 Mayıs 1986’da, aniden rahatsızlanarak kaldırıldığı Haydarpaşa Göğüs Hastalıkları Hastanesi’nde aramızdan ayrılan Haldun Taner, Küplüce’deki aile mezarlığında toprağa verildi.

Onun edebiyatımıza bıraktığı derin iz, ölümünden hemen bir yıl sonra (1987) başlatılan ve bugün hâlâ genç yazarların yolunu aydınlatan "Haldun Taner Öykü Ödülü" ile yaşatılmaktadır. Son yıllarını geçirdiği Kadıköy Mühürdar’daki evinin sokağına dikilen büstü, İstanbul’un yetiştirdiği bu zarif beyefendiye, semtinin ve ülkesinin bir nebze de olsa vefa borcunu, bir edebi hak teslimini fısıldamaya devam etmektedir.

Haldun Taner’in Edebi Kişiliği

İnce Alayın ve Sahnenin Büyük Ustası: Haldun Taner’in Edebi Dünyası

Bir yazarın sanatı, kişisel tarihindeki kırılma noktalarından ve hayata baktığı pencerelerin genişliğinden beslenir. Haldun Taner, Türk edebiyatında hem modern öykücülüğün hem de çağdaş tiyatronun köşe taşlarını döşerken, bu iki disiplini birbirini besleyen birer nehir gibi kullandı.

Öykücülükte Bir Dönüm Noktası: Sanatoryumdan Sokağın İronisine

Haldun Taner’in edebi yolculuğu, Heidelberg’deki parlak geleceğini elinden alan trajik bir hastalıkla, veremle başladı. 1938-1942 yılları arasında Erenköy Sanatoryumu’ndaki hasta yatağı, onun dış dünyayı içeride büyüttüğü bir kuluçka evresi oldu. Edebiyata ilk adımlarını bu dönemde yazdığı radyo skeçleriyle attı.

İlk öyküsü "Töhmet", 4 Ağustos 1946’da Yedigün dergisinde Haldun Yağcıoğlu imzasıyla okurla buluştu. Ardından Yücel, Varlık ve Ülkü dergilerinde yayımlanan eserleriyle kısa sürede dönemin en sevilen usta yazarları arasına adını yazdırdı.

Karamsarlıktan Toplumsal Satire Uzanan Çizgi

Edebiyat tarihçileri, Taner'in öykü serüvenini iki belirgin döneme ayırır. Tahir Alangu'ya göre, 1954’e kadar süren ilk dönem hikâyelerinde Memduh Şevket Esendal ve Fahri Celalettin Göktulga etkileri sezilirken, satırlara sinen hafif karamsarlığın kaynağı şüphesiz yaşadığı ağır hastalıktır.

Ancak Taner bu karamsarlığa teslim olmadı. İkinci döneminde sanatsal evrenselliği ön plana alarak "toplumsal satir"e (hicve) yöneldi. Behçet Necatigil’in deyişiyle:

"Taner, gücünü gözlem, mizah ve yergiden alan; konuları büyük şehrin tipik ve türedi yaşamlarından gelme hikâyeleriyle tanındı."

Zamansız Bir Kurgu Mimarı

Haldun Taner öyküsü, modern tekniğin tüm imkânlarını kullanırken betimleme ve çözümlemelerin yükünden sıyrılır; onun yerine ironik, incelikli bir üslupla ayrıntıları parlatır.

  • Mekân ve Değişim: Hikâyelerinin ana dekoru olan İstanbul ve Almanya, sadece birer coğrafya değil; kültürel değerlerin ve sancılı değişimlerin sergilendiği birer aynadır.
  • Bergsoncu Zaman Anlayışı: Öykülerinde zaman çizgisel akmaz; geçmiş ile şimdi iç içedir. Kurguda yazarın sesi ile kahramanın sesi ya da iki zıt görüş paralel bir işçilikle ilerler.
  • Dilin Zenginliği: Konumuna ve yaşına göre konuşan kahramanlar; atasözleri, argo ve yerel söyleyişlerle can bulur. "Konçinalar" ve "Sancho’nun Sabah Yürüyüşü" gibi kült eserlerinde ise gerçeklik, simgesel bir anlatımın ardına gizlenir.

Füsun Akatlı, Taner’in Türk öykücülüğündeki benzersiz yerini şu sözlerle teslim eder:

"Hüseyin Rahmi’den Orhan Kemal’e anlatılagelen ‘halk’ı, hem içlerinden biri gibi tanıyarak ve severek (...) yaşattığı, hem de bunları hiç bayağılaştırmamak gibi çok güç bir işin üstesinden, hiç çaba sarf etmemişçesine, rahatça geldiği görülür (...) Tiplerden, durumlardan, ruh hallerinden, aykırılıklardan, hatta durağan bir nesneden öykü çıkartmanın ustasıdır Taner."

Üç Perdede Haldun Taner Tiyatrosu

Öyküdeki büyük başarısını sahneye taşıyan Haldun Taner, tiyatro tarihimizde devrimci yeniliklerin öncüsü oldu. Tiyatro akademisyeni Ayhan Yüksel, onun tiyatro yazarlığını tematik ve biçimsel olarak üç döneme ayırır:

1. Evre: Aynadaki Toplumsal Sancılar (1949-1962)

Bu ilk dönemde yanılsamacı (illüzyonist) anlatım egemendir. Taner, yazıldığı dönemin Türkiye’sinden derin politik ve toplumsal izler taşır; değişen değer yargılarının doğurduğu çatışmaları inceler.

  • Günün Adamı: İlk oyunudur. Muhalefet partisine katılma teklifi alan bir ekonomi profesörünün trajikomik durumunu anlatır. Ancak oyun, dönemin İstanbul Valisi ve Belediye Başkanı Prof. Dr. Fahrettin Kerim Gökay tarafından "sakıncalı" bulunarak daha provalar aşamasında yasaklanmıştır.
  • Dışardakiler: Yazarın "Sahib-i Seyf ü Kalem" adlı kendi öyküsünden yola çıkarak yazdığı ve "traji-komedya" olarak nitelendirdiği bir yapıttır.
  • Fazilet Eczanesi: Ekonomik dönüşümlerin kıskacındaki küçük insanları çevreleriyle uyum içinde yansıtır.
  • Ve Değirmen Dönerdi: Adnan Çalışlar'ın ifadesiyle; biri gerçekliğini yitirmiş törelerle yaşayan, diğeri ise buna karşı yeni kurallar üretemeyen iki zıt çevrenin çatışmasıdır.
  • Lütfen Dokunmayın: Tarihin tek boyutluluğuna bir başkaldırıdır. Meşhur Baltacı-Katerina karşılaşmasını farklı bakış açılarıyla sorgularken, yazarın sonraki dönemde sıkça kullanacağı "açık biçim" tekniğinin ilk denemelerindendir.

2. Evre: Epik Tiyatronun Doğuşu ve Epik Devrim

1960’lardan itibaren Taner, Bertolt Brecht’in gerçekçi yaklaşımını benimseyerek göstermeci anlatıma yöneldi. Amacı, seyirciyi sahneye hapsetmek değil, güldürürken bilinçlendirmekti.

  • Keşanlı Ali Destanı: Türk tiyatrosunun ilk epik oyunu olarak tarihe geçti. Gecekondu yaşamının sosyo-ekonomik çelişkilerini bir kahramanlık parodisiyle ele alan Taner, geleneksel halk gösterilerinin (meddah, ortaoyunu, tulûat) anti-illüzyonist öğelerini, tekerlemelerini ve dil kalıplarını çağdaş bir potada eritti.
  • Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım: "Küçük insan"ın tarihsel süreç boyunca sistem tarafından nasıl sömürüldüğünü acı bir dille eleştirdi.
  • Eşeğin Gölgesi: Yazarın politik taşlama çizgisinin en keskin, en ödünsüz olduğu başyapıtlarındandır.
  • Sersem Kocanın Kurnaz Karısı: Doğrudan Türk tiyatrosunun kendi tarihsel gelişimini ve kimlik arayışını sahneye taşıdı.
  • Bu dönemin diğer önemli eserleri arasında Zilli Zarife ve Ayışığında Şamata yer alır.

3. Evre: Kabare Tiyatrosunun Öncülüğü (1962’den İtibaren)

"Bu Şehr-i Stanbul ki" oyunuyla başlayan üçüncü evre, Türkiye'yi yepyeni bir türle tanıştırdı: Kabare Tiyatrosu. Haldun Taner, kabareyi "hiciv silahı ile aksaklıklara ışık tutan küçük fakat aktif bir tür", yazarını ise "muzip, zeki ve cevval zekâlı" olarak tanımlıyordu.

Bu dönemde üretilen Vatan Kurtaran Şaban (1967), Astronot Niyazi (1970), Ha Bu Diyar, Dün Bugün (1971), Aşk u Sevda (1972), Yar Bana Bir Eğlence (1974), Çıktık Açık Alınla (1977), Hayırdır İnşallah (1980) ve Dev Aynası (1983) gibi oyunların (ve Haneler, Yalan Dünya) birçoğunun dramaturjisini bizzat üstlendi. Dehası öyle hareketliydi ki, oyunları dinamik tutmak için her gece yeni güncel ekler ve değişiklikler yapıyordu.

Ayhan Yüksel, Haldun Taner’in olgunluk dönemi tiyatrosunu antik Yunanın büyük ustasıyla kıyaslar:

"Taner tiyatrosu; müziği ve şiiri yoğun biçimde kullanarak arı gülmeceden politik yergiye uzanan anlatımıyla Aristophanes tiyatrosunun ‘düşünce güldürüsü’ özelliğini taşır. Oyuncuların seyirciye doğrudan seslendiği ‘parabasis’ bölümleri ve çok tablolu, gevşek dokulu yapı, Taner’in kabare tiyatrosuna doğrudan yansımıştır."

Sınırları Aşan Bir Miras

Haldun Taner, işlediği tema ne kadar entelektüel, eleştirisi ne kadar derin olursa olsun, her kesimden insanın anlayabileceği o duru ve aristokratik dili yakalamayı bildi. Evrensel olanı yerel renklerle boyadığı için de zamansızlaştı.

  • Dünya Dillerinde Bir Deha: Hikâyeleri ve radyo oyunları pek çok yabancı dile çevrildi. Başyapıtı Keşanlı Ali Destanı İngilizce, Fransızca ve Almanca dillerinde basılarak uluslararası sahnelerde yankı buldu.
  • Beyaz Perdede Taner İmzası: Onun güçlü anlatımı sinemacıların da gözünden kaçmadı. Meşhur "Tuş" öyküsü 1955 yılında Şadan Kâmil yönetmenliğinde; Keşanlı Ali Destanı ise 1964 yılında Türk sinemasının usta yönetmeni Atıf Yılmaz tarafından beyaz perdeye aktarıldı.

Yazarın yayımlanmamış ve yarım kalmış metinleri dışındaki tüm külliyatı, edebiyat dünyasına bir saygı duruşu olarak Bilgi Yayınevi tarafından "Bütün Eserleri" başlığı altında bir araya getirilerek ölümsüzleştirildi. Haldun Taner, arkasında sadece kitaplar ve oyunlar değil; gülen, düşünen ve dik duran bir aydın duruşu bıraktı.

Sonuç: Zamana Atılan Zarif Bir Çentik

Haldun Taner’i sadece bir öykücü veya tiyatro reformcusu olarak anmak, onun Türk kültür tarihindeki devasa gölgesini eksik tartmak demektir. O; kalemi bir neşter gibi kullanan bir toplum cerrahı, sahneyi ise toplumsal uyanışın kürsüsü yapan bir halk küratörüydü. Ne sanatoryum günlerinin gölgesindeki o ilk hüzünlü sessizlik ne de 147’ler olayının haksız rüzgârı onun insana ve sanata olan inancını sarsabildi.

Onun edebiyatı; popülizmin sığ sularına kapılmadan halkın kalbine dokunabilmenin, en sert politik eleştiriyi bile rafine bir entelektüel nezaketle yapabilmenin formülüydü. Keşanlı Ali'nin gecekondu çelişkilerinden, Fazilet Eczanesi'nin küçük insan manzaralarına; gazete sütunlarındaki "Pazar Sohbetleri"nden, Devekuşu Kabare'nin muzip ve zeki hiciv silahına kadar her eserinde tek bir amaç güttü: İnsanı, kendi aynasıyla yüzleştirerek özgürleştirmek.

Bugün Kadıköy’deki büstünün önünden geçen her okur, onun öykülerinde kendi çocukluğunu, oyunlarında ise ülkesinin hiç bitmeyen trajikomik döngülerini bulmaya devam ediyor. Haldun Taner; dili bütün incelikleriyle işleyen bir üslup ustası, evrensel ile ulusalın kesiştiği o nadide kavşakta, Türk modern edebiyatının ve tiyatrosunun ebedi kılavuzu olarak zamana zarif bir çentik atmayı sürdürüyor.

Haldun Taner’in Ödülleri

·         “Necmiye’nin Hatırı” adlı öyküyle Yunus Nadi Hikâye Yarışması (dördüncülük; Yücel, Ağustos 1948)

·         “Şişhane’ye Yağmur Yağıyordu” ile 1953’te Yeni İstanbul Gazetesi’nin New York Herald Tribune adına düzenlediği Uluslararası Hikâye Yarışması’nda yirmi ülke arasından birincilik

·         “On İkiye Bir Var” adlı öyküsüyle 1954 Atlantis Yayınevi “Zaman Üstüne Hikâyeler” Ödülü; On İkiye Bir Var ile 1955 Sait Faik Hikâye Armağanı (S. K. Aksal’ın Gazoz Ağacı adlı kitabıyla paylaştı)

·         1956 Varlık Dergisi’nin düzenlediği soruşturmada “Yılın En Beğenilen Hikâyecisi

·         “Kaçak” adlı senaryosu ile 1955 Türk Film Derneği Senaryo Ödülü (L. Oraloğlu ile paylaştı)

·         “Dağlar Delisi Ferhat” senaryosuyla 1957 Basın Yayın ve Turizm Bakanlığı Senaryo Armağanı (O. Kemal ve L. Ö. Akad ile paylaştı)

·         Sancho’nun Sabah Yürüyüşü ile 1969 Uluslararası Bordighera Avrupa Mizah Festivali Hikâye Armağanı

·         “Bu Şehr-i Stanbul ki” ile Musahipzade Celal Ödülü (1968-69)

·         Sersem Kocanın Kurnaz Karısı ile 1972 TDK Tiyatro Ödülü ve Sanatsevenler Derneği “En İyi Yerli Oyun” Ödülü (1972-73)

·         Sanat Kurumu Tiyatro Onur Ödülü (1984-85)

·         1982 Türk Gazetecilik “Güncel Yazı” Dalında Başarı Ödülü; Yalıda Sabah ile 1983 Sedat Simavi Ödülü (P. N. Boratav ile paylaştı)

·         Çok Güzelsin Gitme Dur ile 1984 Gazeteciler Cemiyeti “Fıkra” Ödülü.

Haldun Taner’in Eserleri

Öykü:

·         Yaşasın Demokrasi İst.: Ahmet Halit, 1949

·         Tuş, İst.: Varlık, 1951

·         Şişhane’ye Yağmur Yağıyordu, İst.: Varlık, 1953

·         Ayışığında “Çalışkur”, İst.: Yenilik, 1954

·         On İkiye Bir Var, İst.: Varlık, 1954

·         Konçinalar, İst.: Varlık, 1967 (Şişhane’ye Yağmur Yağıyordu ve On İkiye Bir Var’dan seçmeler)

·         Sancho’nun Sabah Yürüyüşü, Ank.: Bilgi, 1969

·         Hikâyeler I, Ank.: Bilgi, 1970

·         Hikâyeler II, Ank.: Bilgi, 1971

Bütün öyküleri şu kitaplarda toplandı:

·         Kızıl Saçlı Amazon, Ank.: Bilgi, 1983

·         Şişhane’ye Yağmur Yağıyordu, Ank.: Bilgi, 1983

·         On İkiye Bir Var, Ank.: Bilgi, 1983

·         Yalıda Sabah, Ank.: Bilgi, 1983

Oyun:

·         Günün Adamı, İst.: Sander, 1953

·         Keşanlı Ali Destanı, İst.: İzlem, 1964

·         Keşanlı Ali Destanı - Sersem Kocanın Kurnaz Karısı, Ank.: Bilgi, 1971

·         Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım, Ank.: Bilgi, 1979

·         Fazilet Eczanesi, Ank.: Bilgi, 1982

·         Ayışığında Şamata, Ank.: Devlet Tiyatroları, 1987 (“Ayışığında ‘Çalışkur’” adlı öyküsünden); Vatan Kurtaran Şaban, Ank.: Bilgi, 1989

·         Günün Adamı-Dışardakiler, Ank.: Bilgi, 1990

·         Ve Değirmen Dönerdi-Lütfen Dokunmayın, Ank.: Bilgi, 1991

·         Eşeğin Gölgesi, Ank.: Bilgi, 1995

·         Haldun Taner’in Timsah’ı, (Haz. D.Taner, S.Erez) Ank.: Bilgi, 2008

Basılmamış Oyunları:

·         “Huzur Çıkmazı”, 1961; “Zilli Zarife”, 1966

 Fıkra-Söyleşi:

·         Devekuşuna Mektuplar, Ank.: Dost, 1960 (yb Önce İnsan Olmak/Devekuşuna Mektuplar 1, Ank.: Bilgi, 1987)

·         Hak Dostum Diye Başlayalım Söze, Ank.: Bilgi, 1978

·         Yaz Boz Tahtası, Ank.: Bilgi, 1982 (yb Yaz Boz Tahtası/Devekuşuna Mektuplar 2, Ank.: Bilgi, 1987)

·         Çok Güzelsin Gitme Dur, Ank.: Bilgi, 1983

·         Berlin Mektupları, Ank.: Bilgi, 1984

·         Koyma Akıl Oyma Akıl, Ank.: Bilgi, 1985

Anı-Gezi:

·         Ölürse Ten Ölür, Canlar Ölesi Değil: Portreler, İst.: Cem, 1979

·         Düşsem Yollara Yollara, İst.: Tekin, 1979

·         Sözlük: Tiyatro Terimleri Sözlüğü, (M. And ve Ö. Nutku ile birlikte) Ank.: TDK, 1966.

Çeviri:

·         15. Asır Türk Halısı (K. Erdmann), İÜEF, 1957

KAYNAKÇA: Nebioğlu, 588; Necatigil, İsimler, 348-349; Necatigil, Eserler, 41, 228, 238-239, 286-287, 316-317, 327, 355-356, 372; Acaroğlu, 239-240; Alangu, Hikâye ve Roman, III; V. Günyol, Dile Gelseler, İst., 1965, s. 191; Özkırımlı, TEA, IV, 1094-1095; Önertoy, 250-252; M. Kutlu, “Taner, Haldun”, TDEA, VIII, 221-223; A. Yüksel, Haldun Taner Tiyatrosu, Ank., 1986; M. Miyasoğlu, Haldun Taner, Ank., 1988; A. Çalışlar, Türk ve Dünya Edebiyatçıları, c. IV, İst., 1988, s. 224-225; Haldun Taner Kitabı, İst., 1993; S. D. Yalçın, Haldun Taner’in Hikâyeleri ve Hikâyeciliği, Ank., 1995; D. Taner, Canlar Ölesi Değil, (Fotoğraflarla Haldun Taner’in Yaşam Öyküsü) İst., 1996; Özgüç, I, 95-108.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Haldun Taner Kimdir? Hayatı, Edebi Kişiliği ve Eserleri

Haldun Taner   Haldun Taner Kimdir? İronik Bir Bilgenin Rafine Dünyası: Haldun Taner Türk edebiyatı ve tiyatrosu, insanı insana anlatırk...