![]() |
| Cemil Meriç |
Cemil Meriç Kimdir?
Türk düşünce hayatının en etkili isimlerinden biri kabul edilen Cemil Meriç, fikir yazıları, çevirileri ve kültürel çözümlemeleriyle Cumhuriyet dönemi entelektüel hayatına yön verdi. Doğu ile Batı arasında kurmaya çalıştığı düşünsel köprü, onu yalnızca bir yazar değil aynı zamanda güçlü bir fikir adamı hâline getirdi. Özellikle dil, kültür, medeniyet ve aydın kavramları üzerine geliştirdiği görüşler, Türk düşünce dünyasında derin izler bıraktı.
Tam adı Hüseyin Cemil
Meriç olan yazar, 12 Aralık 1916 tarihinde Reyhanlı’da doğdu, 13 Haziran 1987
tarihinde İstanbul’da hayatını kaybetti. Yazılarında zaman zaman “Fırsat
Yoksulu” takma adını kullandı. Balkan Savaşı sırasında Yunanistan’dan göç eden
bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Babası Dimetoka ulemasından Hafız
İdris Efendi’nin torunu Mahmut Niyazi Bey, annesi ise Zeynep Ziynet Hanım’dı.
Cemil Meriç’in Hayatı
Cemil Meriç’in çocukluk
ve gençlik yılları Hatay’da geçti. O dönemde Hatay’ın Fransız mandası altında
bulunması nedeniyle eğitim hayatı Fransız sistemine göre şekillendi. Antakya
Sultanisi’nde öğrenim gördü ve burada Fransız edebiyatı ile Batı düşüncesine
yakınlık geliştirdi. İçe kapanık bir çocukluk dönemi yaşadı ve erken yaşlarda
kitapların dünyasına yöneldi.
1936 yılında geçim
sıkıntısı nedeniyle Antakya’ya döndü. Kısa süre İskenderun’a bağlı bir köy
okulunda öğretmenlik yaptı. Ardından İskenderun Tercüme Bürosu’nda başkan
yardımcılığı görevine getirildi. Nahiye müdürlüğü, belediye kâtipliği ve Türk
Hava Kurumu’nda sekreterlik gibi farklı görevlerde bulundu.
Nisan 1939’da bağımsız
Hatay hükümetini devirmeye teşebbüs ettiği iddiasıyla gözaltına alındı. İdam
talebiyle yargılandı ancak beraat etti. Bu süreç, onun devlet, ideoloji ve
toplum ilişkilerine daha eleştirel yaklaşmasına neden oldu.
Bir süre İstanbul
Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’ne devam etti. Daha sonra
İstanbul Üniversitesi Yabancı Diller Yüksekokulu’nda Fransız dili ve edebiyatı
eğitimi aldı. Elazığ Lisesi’nde Fransızca öğretmenliği yaptı. 1946 yılından
itibaren İstanbul Üniversitesi Yabancı Diller Okulu’nda okutman olarak görev
aldı. 1963 sonrasında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji
Bölümü’nde dersler verdi.
1954 yılından sonra
ilerleyen miyop hastalığı nedeniyle görme yetisini tamamen kaybetti. Ancak bu
durum üretkenliğini durdurmadı. Kitaplarını yakın çevresine okutarak
çalışmalarını sürdürdü. Evli ve iki çocuk babasıydı.
Yazı Hayatının Başlangıcı
Cemil Meriç’in ilk
yazıları Antakya’da yayımlanan gazetelerde görüldü. “Geç Kalmış Bir Muhasebe”
başlıklı yazısı 23 Eylül 1933 tarihinde Yeni Gün gazetesinde yayımlandı. Tarık
Mümtaz’ın çıkardığı Karagöz gazetesinde yazıları ve “Fırsat Yoksulu” imzasıyla
şiirleri yer aldı.
İstanbul’a geldikten
sonra edebiyat ve düşünce çevreleriyle daha yakın ilişkiler kurdu. Nâzım Hikmet
ve Kerim Sadi gibi isimlerle tanıştı. İlk önemli yazılarından biri olan “Honoré
de Balzac” incelemesi İnsan dergisinde yayımlandı. Ardından Ayın Bibliyografyası
dergisinde çeviri eleştirileri yazdı.
Balzac’tan yaptığı “Altın
Gözlü Kız” çevirisi yayımlanan ilk kitabı oldu. 1944 ile 1947 yılları arasında
Yurt ve Dünya, Yücel, Gün ve Amaç dergilerinde Fransız edebiyatı üzerine
incelemeler kaleme aldı. Aynı dönemde Balzac çevirilerini sürdürdü.
Maarif Vekâleti
tarafından çeşitli çeviri teklifleri aldı. Jean-Jacques Rousseau’nun “Emile”
adlı eserini çevirmeye başladı ancak tamamlayamadı. Victor Hugo’nun “Hernani”
adlı eserinin çevirisi ise klasikler arasında yayımlandı.
1955 yılında günlük
tutmaya başladı ve “Quinze-Vingts Geceleri” adlı roman üzerinde çalıştı ancak
bu eserini tamamlamadı. Daha sonra yıllarca sürecek jurnal çalışmalarına
yöneldi. 1960 ile 1964 yılları arasında Hint edebiyatı üzerine yoğun
araştırmalar yaptı.
Cemil Meriç’in Edebi Kişiliği
Cemil Meriç’in edebi
kişiliği yalnızca edebiyatla sınırlı kalmadı. O, aynı zamanda sosyoloji, tarih,
kültür ve medeniyet meseleleri üzerine düşünen güçlü bir fikir adamı olarak öne
çıktı. Deneme türündeki eserlerinde coşkulu bir üslup kullandı. Türkçeye hâkimiyeti,
kavramlara yüklediği anlam derinliği ve etkileyici anlatımı dikkat çekti.
Doğu ile Batı arasında
yapay bir karşıtlık kurulmasına karşı çıktı. Her iki medeniyetin insanlığın
ortak birikimini temsil ettiğini savundu. Türk aydınının kendi kültürel
köklerinden uzaklaşmasını sert biçimde eleştirdi. Ona göre Batı’yı anlamanın
yolu önce kendi medeniyetini tanımaktan geçti.
Eserlerinde Türkçenin
zayıflaması, geçmişle bağların kopması ve kültürel hafızanın kaybı üzerinde
durdu. Tanzimat’tan sonra gelişen yanlış Batılılaşma anlayışını eleştirdi.
Avrupa’dan ithal edilen ideolojilerin Türk toplumunun düşünsel yapısına zarar
verdiğini ifade etti.
Cemil Meriç, düşüncenin
hiçbir ideolojinin tekelinde olmadığını savundu. Gerçeğe ancak özgür ve açık
bir zihnin ulaşabileceğini belirtti. Bu nedenle sağ-sol çatışmalarına mesafeli
yaklaştı. Kendisini “hakikat arayıcısı” olarak tanımladı.
Cemil Meriç’in Türk Düşün Dünyasındaki Yeri
Cemil Meriç’in Türk düşün
dünyasındaki yeri oldukça özeldir. Cumhuriyet dönemi aydınları arasında
bağımsız düşünce yapısıyla dikkat çekti. Hiçbir ideolojik kalıba bütünüyle
bağlı kalmadı. Fikirlerinde hem Doğu’nun irfanını hem Batı’nın sorgulayıcı
aklını bir araya getirmeye çalıştı.
Antakya’da Fransız
mandası altında geçen yıllar, onun düşünce dünyasını önemli ölçüde etkiledi.
Farklı kültürlerin bir arada bulunduğu ortamda yetişmesi, çok yönlü bir bakış
açısı kazanmasını sağladı. Antakya Sultanisi’nde görev yapan farklı
milletlerden öğretmenler, onun entelektüel gelişiminde belirleyici rol oynadı.
Mesud Fânî, Lâmi Bey, Ali
İlmî Fânî ve Tarık Mümtaz gibi isimler, genç Cemil Meriç’in düşünce hayatına
katkı sundu. Bu çok kültürlü ortam sayesinde yalnızca Fransız düşüncesini
değil, Osmanlı ve Doğu kültürünü de yakından tanıdı.
Türk aydınının Batı
karşısında yaşadığı aşağılık kompleksini sert biçimde eleştirdi. Ona göre Doğu
ve Batı, insan beyninin iki ayrı yarım küresi gibiydi ve birbirinden kopuk
düşünülemezdi. Bu nedenle medeniyetler arasında düşmanlık değil, karşılıklı
beslenme ilişkisi bulunduğunu savundu.
Osmanlıca, Arapça ve
Farsçanın öğrenilmesini önemli gördü. Aynı zamanda Avrupa dillerinin
bilinmesini de gerekli kabul etti. Ona göre gerçek aydın, hem kendi kültür
hazinesini tanımalı hem de dünya düşüncesini özgür biçimde incelemeliydi.
Eserleri ve Düşünce
Mirası
Cemil Meriç, özellikle
emeklilik döneminden sonra daha geniş okuyucu kitlelerine ulaştı. “Bu Ülke”
adlı eseri, onun düşünce dünyasını en iyi yansıtan kitaplardan biri oldu.
Ardından yayımlanan eserleriyle Türkiye’de fikir hayatının en etkili
isimlerinden biri hâline geldi.
Türk Edebiyatı, Kubbealtı
Akademi Mecmuası, Pınar, Hareket, Köprü ve Kültür gibi dergilerde yazılar
yayımladı. Orta Doğu ve Yeni Devir gazetelerinde makaleler kaleme aldı. Ayrıca
Tanzimat’tan Cumhuriyet’e Türkiye Ansiklopedisi ile Cumhuriyet Dönemi Türkiye
Ansiklopedisi için maddeler yazdı.
Türkiye Millî Kültür
Vakfı, Türkiye Yazarlar Birliği ve Kayseri Sanatçılar Derneği tarafından fikir
ve inceleme alanlarında ödüllere layık görüldü. Üsküdar Belediyesi tarafından
açılan kültür merkezlerinden birine onun adı verildi.
Cemil Meriç’in
Eserlerinde Öne Çıkan Temalar
Cemil Meriç’in
eserlerinde kültür, medeniyet, irfan, aydın ve kimlik meseleleri öne çıktı.
Özellikle Batılılaşma sürecinin Türk toplumu üzerindeki etkilerini sorguladı.
Aydınların kendi tarihinden kopmasını büyük bir problem olarak değerlendirdi.
Toplumsal hafızanın
korunmasını savundu. Düşünce üretiminin tercüme bilgilerle sınırlı kalmasına
karşı çıktı. Türk toplumunun kendi kaynaklarından beslenmesi gerektiğini ifade
etti.
Onun yazılarında dikkat
çeken en önemli özelliklerden biri de güçlü üslubuydu. Coşkulu, sert ve zaman
zaman ironik anlatımı okuyucular üzerinde etkili oldu. Deneme türüne
kazandırdığı düşünsel derinlik sayesinde Türk edebiyatında ayrıcalıklı bir yer
edindi.
Sonuç
Cemil Meriç, yalnızca bir
yazar değil; aynı zamanda Türk düşünce hayatına yön veren önemli bir
entelektüeldi. Doğu ve Batı arasında kurmaya çalıştığı denge, onu Cumhuriyet
dönemi fikir dünyasının en özgün isimlerinden biri hâline getirdi. Görme
yetisini kaybetmesine rağmen üretmeye devam etmesi, onu Türk kültür tarihinde
özel bir konuma taşıdı.
Bugün Cemil Meriç’in
hayatı, eserleri ve düşünceleri hâlâ geniş bir okur kitlesi tarafından ilgiyle
takip edildi. Türk düşünce dünyasında bıraktığı iz, yeni kuşaklar için önemli
bir kültürel miras olarak varlığını sürdürdü.
Cemil Meriç’in Ödülleri
·
Umrandan Uygarlığa ile 1974 Türkiye Milli
Kültür Vakfı Fikir Ödülü
·
Kırk Ambar ile Türkiye Milli Kültür Vakfı
Fikir Ödülü
·
1981 TYB Üstün Hizmet Ödülü; Kültürden
İrfana ile 1986 TYB Yılın Fikir Adamı Ödülü.
Cemil Meriç’in Eserleri
İnceleme-Deneme:
·
Balzac, İst., 1942
·
Hind Edebiyatı, İst.: Dönem, 1964 (yb Bir
Dünyanın Eşiğinde, İst., 1976)
·
Saint Simon, İst.: Çan, 1967
·
Bu Ülke, İst.: Ötüken, 1974
·
Umrandan Uygarlığa, İst.: Ötüken, 1974
·
Mağaradakiler, İst., 1978
·
Kırk Ambar, İst.: Ötüken, 1980 (yb iki
cilt olarak İst.: İletişim, 1999)
·
Bir Facianın Hikâyesi, Ank.: Umran, 1981
·
Işık Doğudan Gelir, İst.: Pınar, 1984
·
Kültürden İrfana, İst.: İnsan, 1985
·
Sosyoloji Notları ve Konferansları, İst.:
İletişim, 1993
Günlük:
·
Jurnal 1, İst.: İletişim, 1992; Jurnal 2,
İst.: İletişim, 1993
Çeviri:
·
Altın Gözlü Kız (Balzac), 1943
·
Otuzundaki Kadın (Balzac), 1945
·
Onüçlerin Romanı, 1945
·
Kibar Fahişelerin İhtişam ve Sefaleti
(Balzac), Ank., 1946
·
Hernani (V. Hugo), 1956
·
Marionde Lorme (V. Hugo), 1966
·
Dillerin Yapısı ve Gelişimi (Meillet; B.
Vardar ile), İst., 1966
·
Ziya Gökalp-Türk Milliyetçiliğinin
Temelleri (U. Heyd), İst.: Sebil, 1980
·
Köprüden Düşenler (T. Wilder), 1981
·
Batıyı Büyüleyen İslam (M. Rodinson),
1983.
KAYNAKÇA: Necatigil,
İsimler, 250-251; M. Kutlu, “Meriç, Cemil”, TDEA, VI, 268-270; Ü. Meriç Yazan,
Babam Cemil Meriç, İst., 1994; M. A. Meriç, “Entelektüel Bir Biyografi”, Bu
Ülke, İst., 1974, Cemil Meriç, Bu Ülke, İstanbul 1999 (haz.
Mahmut Ali Meriç), hazırlayanın girişi, s. 7-70, Mesud Fânî Bilgili, Manda
İdaresinde Hatay Kültür Hayatı, Antakya 1939, s. 15, Ergun Göze, İçimizden
30 Kişi, İstanbul 1975, s. 7-12, Mehmet Çınarlı, Sanatçı Dostlarım,
İstanbul 1979, s. 172-189, Kemal Sülker, Savaş Yıllarında Bir Sürgün,
İstanbul 1986, s. 92-100, Ümit Meriç Yazan, Babam Cemil Meriç,
İstanbul 1998, Mustafa Armağan, Düşüncenin Gökkuşağı: Cemil Meriç,
İstanbul 2001.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder