ANA SAYFA

Fakir Baykurt Kimdir? Hayatı, Edebi Kişiliği ve Eserleri

  

oplumcu gerçekçi edebiyatın usta kalemi Fakir Baykurt'un siyah beyaz portre fotoğrafı.
Fakir Baykurt

Fakir Baykurt Kimdir? 

Edebiyatımızın köklü çınarlarından Fakir Baykurt, Anadolu’nun kavruk coğrafyasından süzülüp gelen, kalemini halkının dertlerine, kavgalarına ve umutlarına siper etmiş anıtsal bir figürdür. Onun yaşamı; yoklukla, sürgünlerle ve baskılarla örülmüş bir dönemde, bir köy çocuğunun idealleri uğruna nasıl bir devrimciye ve edebiyat ustasına dönüştüğünün çarpıcı bir vesikasıdır.

Fakir Baykurt’un Hayatı 

Akçaköy Gökleri Altında: Tahir’den Fakir’e Bir Kimlik İnşası 

Fakir Baykurt, kendi ifadesiyle 1929 yılının haziran sıcaklarında, "arpalar yolunurken" Burdur’un Yeşilova ilçesine bağlı Akçaköy’de gözlerini dünyaya açar. Gerçek adı Tahir’dir. Babası Kara Veli, Yemen cephesinin, uzun askerliklerin ve tutsaklıkların ardından köyüne dönüp anası Elif ile evlenmiş, az topraklı bir çiftçidir.

Tahir, bozkırın ortasında, tarlaların bir yıl ekilip bir yıl nadasa bırakıldığı, susuz ama hoşgörülü bir köy ikliminde büyür. Çocukluğu, yoksulluğun sıcak bir aile bağıyla göğüslendiği o tek odalı köy evinde şekillenir:

"Kışın babamız anamız, dört kardeş bir odada uyurduk. Odamızın altı ahır, hayvanların sıcağı bizi de ısıtırdı. Yazları dam başlarında, yıldızların altında yatardık." (Baykurt, 1998: 41)

Erken Gelen Kayıplar ve Ümüş’ün Acısı 

Henüz ilkokula gitmeden köyün küçük kızı Ümüş’e sevdalanır. Babasının "Alıvecem oğluma, iki arzumanımın biri Ümüş’ü getirmek, biri Tahir’i okutmak!" dediği o çocukluk aşkı, Ümüş’ün ani ölümüyle yarım kalır. Bu trajediyi, henüz dokuz yaşındayken babasının ölümü izler. Savaşların yıprattığı, "evran gibi" babası 57 yaşında hayata gözlerini yumarken son soluğunda "Yeşil gözlü Tahir’imi okutamadım; yanarım yanarım buna yanarım!" diye sayıklar. Bu vasiyet, Tahir’in hayatının dönüm noktası olacaktır.

Masır Sarmaktan "Küçük Öğretmenliğe"

Babasının ölümünün ardından altı çocukla kalakalan anayı ikna eden Osman dayı, Tahir’i okutma vaadiyle Balıkesir Burhaniye’ye götürür. Ancak yaşam burada da kolay değildir. II. Dünya Savaşı’nın gölgesinde dayısı askere alınınca, küçük Tahir evin geçimini üstlenir. Eşek sırtında dağlardan su taşır, kanal mühendislerine su satarak ayda kazandığı 25-27 lira ile ailesini geçindirmeye çalışır. Üç yıl süren bu ağır işçiliğin ardından Akçaköy’e kaçarak geri döner.

Köyüne döndüğünde içindeki yazı ve şiir tutkusu uyanmıştır. Hece ölçülerini kavrayaya çalışır, dizeler fısıldar. Kısa sürede okulun gözdesi olur ve son sınıfta öğretmeninden okulu tek başına idare edebilecek "küçük öğretmen" yetkisini alır.

Aydınlanma Yuvası: Gönen Köy Enstitüsü 

Okuma hırsıyla yanıp tutuşan Tahir için dönemin en büyük aydınlanma kapısı açılır: Isparta Gönen Köy Enstitüsü. 17 Nisan 1940’ta kurulan bu enstitüler, onun gibi binlerce köy çocuğunun kurtuluş reçetesidir. Baykurt bu dönemi şu sözlerle kutsar: "Köy enstitüleri olmasa, birçok arkadaşım gibi ben de okuyamaz, öğretmen olamazdım."

Enstitü yılları, onun hem fiziken hem de fikren piştiği bir dönemdir:

"Gönen’de beş yıl cenneti, cehennemi yaşadım. Güllerin altına uzanıp şiir yazdım, kitap okudum. Yapılarda çalıştım, derslerde piştim. Köy öğretmeni olarak yetiştim." (Baykurt, 1999: 9)

Sürgünler, Sendikacılık ve Sınıf Mücadelesi 

1948’de mezun olup Kavacık köyünde başlayan öğretmenlik serüveni, zamanla bir mücadele tarihine dönüşür. 1951'de Muzaffer Hanım ile evlenir. Beş yıllık köy öğretmenliğinin ardından, kendi deyimiyle "Yoksullar Üniversitesi" olan Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Edebiyat Bölümü’nü 1955'te bitirir.

Artık sadece bir öğretmen değil, örgütlü mücadelenin de lideridir. Türkiye Öğretmenler Sendikası’nın (TÖS) kuruluşuna katılır ve genel başkanlığını yürütür. Ancak bu muhalif ve dik duruş, egemen güçleri rahatsız eder.

  • Müfettişlikten uzaklaştırılır,
  • Bakanlık buyruğuna alınır,
  • Anadolu'nun dört bir yanına (Sivas, Hafik, Şavşat) sürülür,
  • 12 Mart 1971 askeri müdahalesinde tutuklanıp yargılanır (sonrasında beraat eder).

ABD İndiana Üniversitesi'nde eğitim görmesine, ODTÜ Halkla İlişkiler biriminde ve Milli Folklor Enstitüsü'nde uzmanlık yapmasına rağmen devletin tedirgin bakışları her zaman üzerindedir. 1979'da emekli olduktan sonra yaşamını Almanya’da (Duisburg) sürdürür ve buradaki göçmen Türk işçilerin dramını, yaşam mücadelesini edebiyata taşır.

Edebi Miras ve Son Saygı Duruşu 

Şiirle başladığı sanat hayatına kırktan fazla eser sığdıran Fakir Baykurt; köy notları, öyküler, makaleler ve sinema ile tiyatroya uyarlanan, yabancı dillere çevrilen ölümsüz romanlar armağan etmiştir edebiyatımıza. Toplumcu gerçekçi edebiyatın doruk noktalarından biri olan yazar, insani derinliğini son anına kadar korumuştur. Öyle ki dostu Can Yücel’in kanser olduğunu öğrendiğinde gösterdiği şu refleks, onun yüreğinin büyüklüğünün kanıtıdır:

"Caan, ver şu kanserin yarısını bana! Yarısını olur mu hepsini ver! Caaan işitiyor musun?" (Baykurt, 2002: 124)

Muzaffer Hanım’ın hayat arkadaşı; Işık, Sönmez ve Tonguç’un babası, Türkiye ve Almanya’da toplam 41 yıl boyunca tebeşir tozu yutmuş bu usta kalem, 11 Ekim 1999 günü Essen Üniversitesi kliniğinde pankreas kanserine yenik düşerek aramızdan ayrıldı. Toprağından koptuğu Türkiye’ye, İstanbul Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedilerek geri döndü. Arkasında ise asla eğilmeyen bir baş ve ezilenlerin gür sesi kaldı.

Fakir Baykurt’un Edebi Kişiliği 

Sözcüklerle Kurulan Bir Barikat: Fakir Baykurt’un Toplumcu ve Eylemci Edebi Dünyası 

Fakir Baykurt edebiyatı, fildişi kuleden Anadolu’ya bakan bir aydının fantezisi değil; tebeşir kokulu elleriyle toprağı, çamuru ve insanı bizzat yoğurmuş bir ustanın memleket savunmasıdır. Onun kaleminde yazı, sadece estetik bir kaygı değil, insanoğlunu bulunduğu yerden "bir adım ileriye sıçratma" gücü taşıyan devrimci bir eylemdir.

Estetik Arayıştan Toplumsal Çelişkilere: İlk Dizeler, İlk Çizgiler 

Her büyük romancı gibi Fakir Baykurt da dilin gizemli sularına önce şiirle yelken açar. Takvimler 1945 yılını gösterdiğinde, Eskişehir’de çıkan Türke Doğru dergisinde "Fesleğen Kokulum" adlı ilk şiiri yayımlanır. O yıllarda Orhan Veli ve arkadaşlarının Yaprak dergisinde bayraklaştırdığı hümanist ve bireyi merkeze alan esintiler, Baykurt’un da gençlik dizelerine yön verir.

Ancak bozkırın gerçeği, bir köy enstitülünün zihninde uzun süre salt soyut bir hümanizma olarak kalamaz. 1945-1948 yılları arasında Edebi Dünyası, Kaynak ve Fikirler gibi mecralarda ilk kısa öyküleri ve köy notları belirmeye başladığında, edebiyatımız sert ama bir o kadar da sahici bir toplumcu gerçekçi dalganın gelişini müjdeler. Bu erken dönem öykü birikimi, daha sonra dönemin nitelikli dergilerinde (Seçilmiş Hikâyeler, Beraber) pişecek ve 1955 yılında yazarın ilk öykü kitabı olan Çilli'de ete kemiğe bürünecektir.

Bölüm Bölüm Büyüyen Bir Çığlık: Yılanların Öcü ve Ötesi 

Fakir Baykurt adının Türk edebiyat haritasına silinmez bir biçimde kazınması, Cumhuriyet gazetesinde tefrika edilen ve 1958 Yunus Nadi Roman Ödülü’ne layık görülen ilk romanı Yılanların Öcü ile olur. Bu eser, sadece bir köy anlatısı değil, kırsal kesim insanının mülkiyet, otorite ve kendi iç çelişkileriyle hırpalandığı o kapalı kutunun perdelerini sonuna kadar açan bir manifestodur.

Eleştirmen Feridun Andaç’ın deyimiyle; Baykurt bu eserleriyle "kırsal kesim insanının yaşamındaki örtüleri kaldırıp atmış," tanıklık ettiği çıplak gerçeği edebiyatın tam merkezine yerleştirmiştir. Ancak onun yazarlığı burada durmaz. Kemal Yalçın’ın asıl can alıcı tespitiyle:

"Fakir Baykurt yalnızca tanıklık ettiği gerçekliği aktarmakla kalmaz, aynı zamanda anladığı gerçekliği değiştirmek ister; bu yönüyle de tasvirci değil, eylemci ve ilerici bir yazardır."

Gerçekliğin Somut Kurgusu 

Büyük eleştirmen Tahsin Yücel ise Baykurt’un anlatı ustalığını, gözlem birikimi ve kurgu gücüyle düşsel olana "somut gerçek görüntüsü" verme başarısı olarak tanımlar. Onun romanlarında karakterler, içine doğdukları çevre ve coğrafyayla kusursuz bir uyum (koşutluk) içindedir. Karakterlerin ağzından dökülen her bir sözcük ve deyim, o toprağın tarihsel ve sınıfsal kodlarını taşır.

"Ben Dile Canımı Veririm": Halkın Bilinçaltını Konuşturan Dil 

Baykurt, edebiyatı ulusal kılan unsurun işlenen konulardan ziyade "dil" olduğuna inanan amansız bir dil işçisidir. Yapıtlarında her zaman "millet çoğunluğunun anladığı doğal, yalın ve şiirsel bir halk Türkçesi" yankılanır. Yazar, bu dilsel adanmışlığını ve gücünü aldığı kaynağı şu samimi cümlelerle özetler:

"Ben anamdan, teyzemden, köylülerimden duyduğum güzel sözleri hep yazdım. Sonra benim oldu onlar. Ben ‘Türkçü’ olmadım hiçbir zaman, ama dile gelince Türkçüden çok Türkçüyüm, eğer öyle bir şey ölçülecekse; yani ben dile canımı veririm. O sırdaştır, cesaretimi ben oradan bulurum, aydınlık hep oradadır."

O, edebiyatta halka mal olmuş deyişleri, atasözlerini ve deyimleri sadece süs olarak kullanmamış; adeta "halkın bilinçaltını" metinlerinde konuşturmayı başarmıştır.

Etiketleri Reddetmek: Köy Romanından Kent Gurbetine 

Edebiyat tarihçileri ve eleştirmenler onun külliyatını sıklıkla "köy romanı" ya da "köy edebiyatı" sepetine koyma eğilimindedir. Oysa Baykurt, yapıtlarına basmakalıp etiketler yapıştırılmasına karşı her zaman şu net duruşu sergilemiştir:

"Ben edebiyatta yaşamı öne aldığım için amacım köy romanı değil, köydeki yaşamın romanını yazmaktı... Ben köy romanı yazmadım, köydeki yaşamın doğru dürüst romanını yazmaya çalıştım. Şimdi de aynı kaygı içindeyim. ‘Şehir Romanı’ diye de bir tür tanımıyorum. Şehirdeki yaşamın romanıdır tabii esas olan."

Duisburg Üçlemesi ve Göçün Anatomisi 

Nitekim yazar, ömrünün ilerleyen dönemlerinde rotasını Anadolu köylerinden Avrupa’nın sanayi kentlerine çevirdiğinde bu tezini kanıtlar. Almanya’daki Türk işçilerin göç ve uyum sancılarını, iki kültür arasına sıkışmış Anadolu insanının kimlik kaybını ve kuşak çatışmalarını sarsıcı bir biçimde kaleme alır.

Yazarın "Duisburg Üçlemesi" olarak adlandırdığı nehir romanları, bu yeni dönemin anıtsal belgeleridir:

  • Yarım Ekmek
  • Koca Ren
  • Yüksek Fırınlar

Bu sanatsal kurguyu, gurbetteki işçilerin dünyasını titiz bir araştırmacı gözüyle incelediği sosyolojik nitelikteki Yeni Kölelik mi? adlı inceleme yazıları takip eder. Onun eserleri artık sadece edebi birer metin değil; toplumbilim (sosyoloji) ve halkbilim (folklor) uzmanları için zengin birer laboratuvardır.

Beyaz Perdede ve Sahnede Bir Direniş Öyküsü 

Baykurt'un toplumun bam teline dokunan eserleri, doğal olarak diğer sanat dallarının da iştahını kabartmış, sansürün ve toplumsal çatışmaların tam göbeğine düşmüştür.

  • Yılanların Öcü'nün Çileli Yolculuğu: Roman, 1961'de Ergin Orbey yönetmenliğinde Devlet Tiyatrosu'nda sahnelenir. 1962 yılında ise sinema dâhisi Metin Erksan tarafından beyaz perdeye uyarlanır. Ancak film, Sansür Kurulu’nun duvarına çarparak yurtiçinde ve yurtdışında yasaklanır. Dönemin Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel’in kişisel girişimiyle yasak kalksa da, film uzun süre salon bulamaz; Ankara Ulus Sineması’ndaki ilk gösteriminde ise büyük toplumsal olaylar patlak verir. Eser, tazeliğini hiç kaybetmediğini kanıtlarcasına 1985 yılında bu kez Şerif Gören yönetmenliğinde yeniden sinemaya aktarılacaktır.
  • Tırpan: Roman, 1980 yılında Taner Barlas’ın yönetiminde İstanbul Şehir Tiyatroları tarafından sahneye taşınarak tiyatro izleyicisiyle buluşur.
  • Sakarca: Sanatçının bu çocuk romanı, sınırları aşarak 1978 yılında Mahmut Gökgöz'ün uyarlamasıyla İsveç'te çizgi film haline getirilir.
  • Allaha Dilekçe: Yazarın bu kıymetli öyküsü, 1988 yılında A. Akbaş tarafından "Dilekçe" adıyla sinemaya uyarlanır.

Sınırları Aşan Bir Coğrafya

Fakir Baykurt'un evrensel insani özü yakalayan dili, kısa sürede dünya edebiyatının da dikkatini çeker. Henüz 1964 yılında Prof. H. W. Brands, Yılanların Öcü ve Irazca’nın Dirliği’ni Almancaya kazandırarak bu nehrin bentlerini açar. Sonraki yıllarda usta yazarın eserleri Almanca, Fransızca, Hollandaca, Bulgarca, Rusça ve Gürcüce başta olmak üzere pek çok dünya diline çevrilerek insanlığın ortak mirasına dahil olur.

Sonsöz: Bozkırdan Kalan Tebeşir Kokusu ve Eğilmeyen Bir Kalem 

Fakir Baykurt’un yaşamı ve edebi mirası yan yana koyulduğunda, karşımıza çıkan tablo bir sözcük işçisinden çok daha fazlasıdır. O, çocukluğunun geçtiği Akçaköy’ün susuz kırlarından aldığı gücü, Gönen Köy Enstitüsü’nün aydınlığıyla birleştirmiş; ömrü boyunca ne sürgünlerden ne de sansürlerden korkmuştur.

Onun romanlarındaki her bir karakter, gurbet fırınlarında eriyen her bir işçi ve dilimize kazandırdığı her bir deyiş, bu toprakların ortak hafızasıdır. Edebiyatı bir fildişi kulesinden seyretmek yerine, sınıf mücadelesinin, sendikacılığın ve sokağın tam kalbinde yeşerten usta yazar, insanı bulunduğu yerden bir adım ileriye sıçratma idealine son nefesine kadar sadık kalmıştır.

Bugün ondan geriye; sadece sinemaya uyarlanmış ölümsüz romanlar veya dillerden düşmeyen öyküler kalmadı. Ondan geriye, egemenlerin karşısında eğilmeyen dik bir baş, halkın bilinçaltını konuşturan kusursuz bir Türkçe ve bozkırın ortasında umutla parıldayan bir tebeşir kokusu kaldı. Toprağın ve direnişin sesini duymak isteyen her okur, er ya da geç Fakir Baykurt’un o aydınlık nehrinde yıkanmaya devam edecektir.

Fakir Baykurt’un Ödülleri

·         Yılanların Öcü ile 1958 Yunus Nadi Roman Ödülü (birincilik)

·         Sınırdaki Ölü ile 1970 TRT Öykü Ödülü

·         Tırpan ile 1970 TRT ve 1971 TDK Roman Armağanları ve 1980 Avni Dilligil Tiyatro Ödülü

·         Kara Ahmet Destanı ile 1978 Orhan Kemal Roman Armağanı

·         Can Parası ile 1974 Sait Faik Öykü Ödülü

·         Barış Çöreği ile 1984 Berlin Senatosu Çocuk Yazını Ödülü

·         Gece Vardiyası ile 1985 Alman Endüstri Birliği (BDI) Yazın Ödülü

Yarım Ekmek ile 1998 Sedat Simavi Roman Ödülü. Ayrıca Mahmut Gökgöz tarafından sahneye uyarlanan Sakarca adlı yapıtı Tiyatro 79 dergisi tarafından 1979’da “yılın oyunu” seçildi. 1998’de Yaşam Radyo, 1999’da Pir Sultan Abdal Derneği ödüllerini aldı.

Fakir Baykurt’un Eserleri

Öykü:

·         Çilli, İst.: Yeditepe, 1955

·         Efendilik Savaşı, Ank.: Köy ve Eğitim, 1959

·         Karın Ağrısı, Ank.: Dün-Bugün, 1961

·         Cüce Muhammet, Ank.: Çeviri, 1964

·         Anadolu Garajı, Ank.: Bilgi, 1970

·         On Binlerce Kağnı, İst. Remzi, 1971

·         Çilli-Karın Ağrısı-Cüce, İst.: Remzi, 1971

·         Can Parası, İst.: Remzi, 1973

·         İçerdeki Oğul, Ank.: Bilgi, 1974

·         Sınırdaki Ölü, İst.: Remzi, 1975

·         Kalekale, İst.: Remzi, 1978

·         Barış Çöreği, İst.: Remzi, 1982

·         Gece Vardiyası, İst.: Remzi, 1982

·         Duisburg Treni, İst.: Remzi, 1986

·         Bizim İnce Kızlar, 1993

·         Telli Yol, İst.: Papirüs, 1998.

Roman:

·         Yılanların Öcü, İst.: Remzi, 1959

·         Onuncu Köy, İst.: Remzi, 1961

·         Irazcanın Dirliği, İst.: Remzi, 1961

·         Kaplumbağalar, İst.: Remzi, 1967

·         Amerikan Sargısı, Ank.: Bilgi, 1967

·         Tırpan, İst.: Remzi, 1970

·         Köygöçüren, İst.: Remzi, 1973

·         Keklik, İst.: Remzi, 1975

·         Yayla, İst.: Remzi, 1977

·         Kara Ahmet Destanı, İst.: Remzi, 1977

·         Yüksek Fırınlar, İst.: Remzi, 1983

·         Koca Ren, İst.: Remzi, 1986

·         Yarım Ekmek, İst.: Adam, 1997

·         Eşekli Kütüphaneci, İst.: Adam, 2000

Şiir:

·         Bir Uzun Yol, 1989

·         Ateşdikenleri, 1997

Çocuk Kitabı:

·         Küçük Köprü, Ank.: MEB, 1963

·         Deli Dana, Ank.: MEB, 1963

·         Topal Arkadaş, Ank.: İmece, 1964

·         Sarı Köpek, Ank.: İmece, 1964

·         Yetim Ali, Ank.: MEB, 1964

·         Sınır Kavgası, Ank.: MEB, 1964

·         Sümüklü Hanım, Ank.: İmece, 1964

·         Ağaç Dede, Ank.: Öğretmenler Bankası, 1964

·         Sakarca, İst.: Cem, 1975

·         Yandım Ali, İst.: Remzi, 1979

·         Kerem ile Aslı, Ank.: İmece, 1964

·         Dünya Güzeli, 1985

·         Saka Kuşları, 1985

Otobiyografi:

·         Özüm Çocuktur, 1998

·         Köy Enstitülü Delikanlı, İst.: Papirüs, 1999

·         Köşe Bucak Anadolu, İst.: Papirüs, 2000

·         Bir Tös Vardı, İst.: Papirüs, 2000

Gezi:

·         Dünyanın Öte Ucu, 1999

Diğer:

·         Efkâr Tepesi, İst.: Remzi, 1960

·         Sendika ve Grev, Ank.: TÖS, 1969

·         Öğretmenin Uyandırma Görevi, Ank.: TÖS, 1969

·         Türkiye’de Eğitim Çıkmazı, Ank.: TÖS, 1971

·         Şamar Oğlanları, Ank.: Bilgi, 1976

·         İfade (TÖS Savunması), 1994

·         Yeni Kö lelik mi ?, İst.: Çağdaş, 1996

·         Türkiye Nereye, 1997

·         Unutulmaz Köy Enstitüleri, 1997

·         Türkiye’de Köy Enstitüleri, 1997

·         Benli Yazılar, İst.: Papirüs, 1999

·         Türk Eğitiminde Emperyalist Etkiler, Ank.: Öğretmen Dünyası, 1999

Çeviri:

·         Eninde Sonunda (Fridon Halvaşi), Almanya: Ortadoğu, 1988.

KAYNAKÇA: Andaç, F. (Edebi Değerlendirmeler ve Eleştiri Yazıları), Baykurt, F. (Eser Önsözleri, Söyleşiler ve Makaleler), Brands, H. W. (Çeviri Notları ve İncelemeler), Yalçın, K. (Toplumcu Gerçekçilik ve Eylemci Edebiyat Notları), Yücel, T. (Anlatı Ustası Fakir Baykurt İncelemesi), Necatigil, İsimler, 78-79; Kurdakul, Sözlük, 122-123; Acaroğlu, 61-63; N. Özyer, “Yeni Kölelik mi ?”, Cumhuriyet Kitap, 30 Ocak 1997; “Köy Öğretmenine Anlamlı Gece”, Cumhuriyet, 12 Mart 1997; K. Yalçın, “Yılanların Öcü’nden Yarım Ekmek’e”, Emek, 9 Mart 1998; N. Kuyaş, “Köy Romanı Yazmadım”, Cumhuriyet, 4 Temmuz 1997; Ö. Yağcı, “Fakir Baykurt’un Aydınlığı”, Türk Dili Dergisi, Kasım 1998; F. Naci, Türkiye’de Roman, 304-310; Dünya Kitap, Özel Dosya, S. 96 (8 Ekim 1999); T. Yücel, “Her Romanda Yeni Bir Savaşım Başlattı”, Milliyet, 14 Ekim 1999; F. Andaç, Aydınlanmanın Işığında Sanat İnsanlarımız: Fakir Baykurt, İst., 1997; ay, “Fakir Baykurt”, “Dilimi Şiirle Eğittim” (söyleşiler), Cumhuriyet Kitap, S. 371 (27 Mart 1997); Özgüç, I, 184; II, 246, 338.

 


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Haldun Taner Kimdir? Hayatı, Edebi Kişiliği ve Eserleri

Haldun Taner   Haldun Taner Kimdir? İronik Bir Bilgenin Rafine Dünyası: Haldun Taner Türk edebiyatı ve tiyatrosu, insanı insana anlatırk...