![]() |
| Fakir Baykurt |
Fakir Baykurt Kimdir?
Edebiyatımızın köklü çınarlarından Fakir Baykurt, Anadolu’nun kavruk coğrafyasından süzülüp gelen, kalemini halkının dertlerine, kavgalarına ve umutlarına siper etmiş anıtsal bir figürdür. Onun yaşamı; yoklukla, sürgünlerle ve baskılarla örülmüş bir dönemde, bir köy çocuğunun idealleri uğruna nasıl bir devrimciye ve edebiyat ustasına dönüştüğünün çarpıcı bir vesikasıdır.
Fakir Baykurt’un Hayatı
Akçaköy Gökleri Altında: Tahir’den Fakir’e Bir Kimlik İnşası
Fakir Baykurt, kendi
ifadesiyle 1929 yılının haziran sıcaklarında, "arpalar yolunurken"
Burdur’un Yeşilova ilçesine bağlı Akçaköy’de gözlerini dünyaya açar. Gerçek adı
Tahir’dir. Babası Kara Veli, Yemen cephesinin, uzun askerliklerin ve
tutsaklıkların ardından köyüne dönüp anası Elif ile evlenmiş, az topraklı bir
çiftçidir.
Tahir, bozkırın
ortasında, tarlaların bir yıl ekilip bir yıl nadasa bırakıldığı, susuz ama
hoşgörülü bir köy ikliminde büyür. Çocukluğu, yoksulluğun sıcak bir aile
bağıyla göğüslendiği o tek odalı köy evinde şekillenir:
"Kışın babamız
anamız, dört kardeş bir odada uyurduk. Odamızın altı ahır, hayvanların sıcağı
bizi de ısıtırdı. Yazları dam başlarında, yıldızların altında yatardık."
(Baykurt, 1998: 41)
Erken Gelen Kayıplar ve Ümüş’ün Acısı
Henüz ilkokula gitmeden
köyün küçük kızı Ümüş’e sevdalanır. Babasının "Alıvecem oğluma, iki
arzumanımın biri Ümüş’ü getirmek, biri Tahir’i okutmak!" dediği o çocukluk
aşkı, Ümüş’ün ani ölümüyle yarım kalır. Bu trajediyi, henüz dokuz yaşındayken
babasının ölümü izler. Savaşların yıprattığı, "evran gibi" babası 57
yaşında hayata gözlerini yumarken son soluğunda "Yeşil gözlü Tahir’imi
okutamadım; yanarım yanarım buna yanarım!" diye sayıklar. Bu vasiyet,
Tahir’in hayatının dönüm noktası olacaktır.
Masır Sarmaktan "Küçük Öğretmenliğe"
Babasının ölümünün
ardından altı çocukla kalakalan anayı ikna eden Osman dayı, Tahir’i okutma
vaadiyle Balıkesir Burhaniye’ye götürür. Ancak yaşam burada da kolay değildir.
II. Dünya Savaşı’nın gölgesinde dayısı askere alınınca, küçük Tahir evin
geçimini üstlenir. Eşek sırtında dağlardan su taşır, kanal mühendislerine su
satarak ayda kazandığı 25-27 lira ile ailesini geçindirmeye çalışır. Üç yıl
süren bu ağır işçiliğin ardından Akçaköy’e kaçarak geri döner.
Köyüne döndüğünde
içindeki yazı ve şiir tutkusu uyanmıştır. Hece ölçülerini kavrayaya çalışır,
dizeler fısıldar. Kısa sürede okulun gözdesi olur ve son sınıfta öğretmeninden
okulu tek başına idare edebilecek "küçük öğretmen" yetkisini
alır.
Aydınlanma Yuvası: Gönen Köy Enstitüsü
Okuma hırsıyla yanıp
tutuşan Tahir için dönemin en büyük aydınlanma kapısı açılır: Isparta Gönen
Köy Enstitüsü. 17 Nisan 1940’ta kurulan bu enstitüler, onun gibi binlerce
köy çocuğunun kurtuluş reçetesidir. Baykurt bu dönemi şu sözlerle kutsar: "Köy
enstitüleri olmasa, birçok arkadaşım gibi ben de okuyamaz, öğretmen
olamazdım."
Enstitü yılları, onun hem
fiziken hem de fikren piştiği bir dönemdir:
"Gönen’de beş yıl
cenneti, cehennemi yaşadım. Güllerin altına uzanıp şiir yazdım, kitap okudum.
Yapılarda çalıştım, derslerde piştim. Köy öğretmeni olarak yetiştim."
(Baykurt, 1999: 9)
Sürgünler, Sendikacılık ve Sınıf Mücadelesi
1948’de mezun olup
Kavacık köyünde başlayan öğretmenlik serüveni, zamanla bir mücadele tarihine
dönüşür. 1951'de Muzaffer Hanım ile evlenir. Beş yıllık köy öğretmenliğinin
ardından, kendi deyimiyle "Yoksullar Üniversitesi" olan Ankara
Gazi Eğitim Enstitüsü Edebiyat Bölümü’nü 1955'te bitirir.
Artık sadece bir öğretmen
değil, örgütlü mücadelenin de lideridir. Türkiye Öğretmenler Sendikası’nın (TÖS)
kuruluşuna katılır ve genel başkanlığını yürütür. Ancak bu muhalif ve dik
duruş, egemen güçleri rahatsız eder.
- Müfettişlikten uzaklaştırılır,
- Bakanlık buyruğuna alınır,
- Anadolu'nun dört bir yanına (Sivas,
Hafik, Şavşat) sürülür,
- 12 Mart 1971
askeri müdahalesinde tutuklanıp yargılanır (sonrasında beraat eder).
ABD İndiana
Üniversitesi'nde eğitim görmesine, ODTÜ Halkla İlişkiler biriminde ve Milli
Folklor Enstitüsü'nde uzmanlık yapmasına rağmen devletin tedirgin bakışları her
zaman üzerindedir. 1979'da emekli olduktan sonra yaşamını Almanya’da (Duisburg)
sürdürür ve buradaki göçmen Türk işçilerin dramını, yaşam mücadelesini
edebiyata taşır.
Edebi Miras ve Son Saygı Duruşu
Şiirle başladığı sanat
hayatına kırktan fazla eser sığdıran Fakir Baykurt; köy notları, öyküler,
makaleler ve sinema ile tiyatroya uyarlanan, yabancı dillere çevrilen ölümsüz
romanlar armağan etmiştir edebiyatımıza. Toplumcu gerçekçi edebiyatın doruk noktalarından
biri olan yazar, insani derinliğini son anına kadar korumuştur. Öyle ki dostu
Can Yücel’in kanser olduğunu öğrendiğinde gösterdiği şu refleks, onun yüreğinin
büyüklüğünün kanıtıdır:
"Caan, ver şu
kanserin yarısını bana! Yarısını olur mu hepsini ver! Caaan işitiyor
musun?" (Baykurt, 2002: 124)
Muzaffer Hanım’ın hayat
arkadaşı; Işık, Sönmez ve Tonguç’un babası, Türkiye ve Almanya’da toplam 41 yıl
boyunca tebeşir tozu yutmuş bu usta kalem, 11 Ekim 1999 günü Essen
Üniversitesi kliniğinde pankreas kanserine yenik düşerek aramızdan ayrıldı.
Toprağından koptuğu Türkiye’ye, İstanbul Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedilerek
geri döndü. Arkasında ise asla eğilmeyen bir baş ve ezilenlerin gür sesi kaldı.
Fakir Baykurt’un Edebi Kişiliği
Sözcüklerle Kurulan Bir Barikat: Fakir Baykurt’un Toplumcu ve Eylemci Edebi Dünyası
Fakir Baykurt edebiyatı,
fildişi kuleden Anadolu’ya bakan bir aydının fantezisi değil; tebeşir kokulu
elleriyle toprağı, çamuru ve insanı bizzat yoğurmuş bir ustanın memleket
savunmasıdır. Onun kaleminde yazı, sadece estetik bir kaygı değil, insanoğlunu bulunduğu
yerden "bir adım ileriye sıçratma" gücü taşıyan devrimci bir
eylemdir.
Estetik Arayıştan Toplumsal Çelişkilere: İlk Dizeler, İlk Çizgiler
Her büyük romancı gibi
Fakir Baykurt da dilin gizemli sularına önce şiirle yelken açar. Takvimler 1945
yılını gösterdiğinde, Eskişehir’de çıkan Türke Doğru dergisinde "Fesleğen
Kokulum" adlı ilk şiiri yayımlanır. O yıllarda Orhan Veli ve
arkadaşlarının Yaprak dergisinde bayraklaştırdığı hümanist ve bireyi
merkeze alan esintiler, Baykurt’un da gençlik dizelerine yön verir.
Ancak bozkırın gerçeği,
bir köy enstitülünün zihninde uzun süre salt soyut bir hümanizma olarak kalamaz.
1945-1948 yılları arasında Edebi Dünyası, Kaynak ve Fikirler
gibi mecralarda ilk kısa öyküleri ve köy notları belirmeye başladığında,
edebiyatımız sert ama bir o kadar da sahici bir toplumcu gerçekçi
dalganın gelişini müjdeler. Bu erken dönem öykü birikimi, daha sonra dönemin
nitelikli dergilerinde (Seçilmiş Hikâyeler, Beraber) pişecek ve 1955
yılında yazarın ilk öykü kitabı olan Çilli'de ete kemiğe bürünecektir.
Bölüm Bölüm Büyüyen Bir Çığlık: Yılanların Öcü ve Ötesi
Fakir Baykurt adının Türk
edebiyat haritasına silinmez bir biçimde kazınması, Cumhuriyet
gazetesinde tefrika edilen ve 1958 Yunus Nadi Roman Ödülü’ne layık
görülen ilk romanı Yılanların Öcü ile olur. Bu eser, sadece bir köy
anlatısı değil, kırsal kesim insanının mülkiyet, otorite ve kendi iç
çelişkileriyle hırpalandığı o kapalı kutunun perdelerini sonuna kadar açan bir
manifestodur.
Eleştirmen Feridun
Andaç’ın deyimiyle; Baykurt bu eserleriyle "kırsal kesim insanının
yaşamındaki örtüleri kaldırıp atmış," tanıklık ettiği çıplak gerçeği
edebiyatın tam merkezine yerleştirmiştir. Ancak onun yazarlığı burada durmaz.
Kemal Yalçın’ın asıl can alıcı tespitiyle:
"Fakir Baykurt
yalnızca tanıklık ettiği gerçekliği aktarmakla kalmaz, aynı zamanda anladığı
gerçekliği değiştirmek ister; bu yönüyle de tasvirci değil, eylemci ve ilerici
bir yazardır."
Gerçekliğin Somut Kurgusu
Büyük eleştirmen Tahsin
Yücel ise Baykurt’un anlatı ustalığını, gözlem birikimi ve kurgu gücüyle düşsel
olana "somut gerçek görüntüsü" verme başarısı olarak tanımlar. Onun
romanlarında karakterler, içine doğdukları çevre ve coğrafyayla kusursuz bir
uyum (koşutluk) içindedir. Karakterlerin ağzından dökülen her bir sözcük ve
deyim, o toprağın tarihsel ve sınıfsal kodlarını taşır.
"Ben Dile Canımı Veririm": Halkın Bilinçaltını Konuşturan Dil
Baykurt, edebiyatı ulusal
kılan unsurun işlenen konulardan ziyade "dil" olduğuna inanan amansız
bir dil işçisidir. Yapıtlarında her zaman "millet çoğunluğunun anladığı
doğal, yalın ve şiirsel bir halk Türkçesi" yankılanır. Yazar, bu dilsel
adanmışlığını ve gücünü aldığı kaynağı şu samimi cümlelerle özetler:
"Ben anamdan,
teyzemden, köylülerimden duyduğum güzel sözleri hep yazdım. Sonra benim oldu
onlar. Ben ‘Türkçü’ olmadım hiçbir zaman, ama dile gelince Türkçüden çok
Türkçüyüm, eğer öyle bir şey ölçülecekse; yani ben dile canımı veririm. O
sırdaştır, cesaretimi ben oradan bulurum, aydınlık hep oradadır."
O, edebiyatta halka mal
olmuş deyişleri, atasözlerini ve deyimleri sadece süs olarak kullanmamış; adeta
"halkın bilinçaltını" metinlerinde konuşturmayı başarmıştır.
Etiketleri Reddetmek: Köy Romanından Kent Gurbetine
Edebiyat tarihçileri ve
eleştirmenler onun külliyatını sıklıkla "köy romanı" ya da "köy
edebiyatı" sepetine koyma eğilimindedir. Oysa Baykurt, yapıtlarına
basmakalıp etiketler yapıştırılmasına karşı her zaman şu net duruşu sergilemiştir:
"Ben edebiyatta
yaşamı öne aldığım için amacım köy romanı değil, köydeki yaşamın romanını
yazmaktı... Ben köy romanı yazmadım, köydeki yaşamın doğru dürüst romanını
yazmaya çalıştım. Şimdi de aynı kaygı içindeyim. ‘Şehir Romanı’ diye de bir tür
tanımıyorum. Şehirdeki yaşamın romanıdır tabii esas olan."
Duisburg Üçlemesi ve Göçün Anatomisi
Nitekim yazar, ömrünün
ilerleyen dönemlerinde rotasını Anadolu köylerinden Avrupa’nın sanayi
kentlerine çevirdiğinde bu tezini kanıtlar. Almanya’daki Türk işçilerin göç ve
uyum sancılarını, iki kültür arasına sıkışmış Anadolu insanının kimlik kaybını
ve kuşak çatışmalarını sarsıcı bir biçimde kaleme alır.
Yazarın "Duisburg
Üçlemesi" olarak adlandırdığı nehir romanları, bu yeni dönemin anıtsal
belgeleridir:
- Yarım Ekmek
- Koca Ren
- Yüksek Fırınlar
Bu sanatsal kurguyu,
gurbetteki işçilerin dünyasını titiz bir araştırmacı gözüyle incelediği
sosyolojik nitelikteki Yeni Kölelik mi? adlı inceleme yazıları takip
eder. Onun eserleri artık sadece edebi birer metin değil; toplumbilim
(sosyoloji) ve halkbilim (folklor) uzmanları için zengin birer laboratuvardır.
Beyaz Perdede ve Sahnede Bir Direniş Öyküsü
Baykurt'un toplumun bam
teline dokunan eserleri, doğal olarak diğer sanat dallarının da iştahını
kabartmış, sansürün ve toplumsal çatışmaların tam göbeğine düşmüştür.
- Yılanların Öcü'nün Çileli Yolculuğu:
Roman, 1961'de Ergin Orbey yönetmenliğinde Devlet Tiyatrosu'nda
sahnelenir. 1962 yılında ise sinema dâhisi Metin Erksan
tarafından beyaz perdeye uyarlanır. Ancak film, Sansür Kurulu’nun duvarına
çarparak yurtiçinde ve yurtdışında yasaklanır. Dönemin Cumhurbaşkanı Cemal
Gürsel’in kişisel girişimiyle yasak kalksa da, film uzun süre salon
bulamaz; Ankara Ulus Sineması’ndaki ilk gösteriminde ise büyük toplumsal
olaylar patlak verir. Eser, tazeliğini hiç kaybetmediğini kanıtlarcasına 1985
yılında bu kez Şerif Gören yönetmenliğinde yeniden sinemaya
aktarılacaktır.
- Tırpan:
Roman, 1980 yılında Taner Barlas’ın yönetiminde İstanbul Şehir Tiyatroları
tarafından sahneye taşınarak tiyatro izleyicisiyle buluşur.
- Sakarca:
Sanatçının bu çocuk romanı, sınırları aşarak 1978 yılında Mahmut
Gökgöz'ün uyarlamasıyla İsveç'te çizgi film haline getirilir.
- Allaha Dilekçe:
Yazarın bu kıymetli öyküsü, 1988 yılında A. Akbaş tarafından "Dilekçe"
adıyla sinemaya uyarlanır.
Sınırları Aşan Bir Coğrafya
Fakir Baykurt'un evrensel
insani özü yakalayan dili, kısa sürede dünya edebiyatının da dikkatini çeker.
Henüz 1964 yılında Prof. H. W. Brands, Yılanların Öcü ve Irazca’nın
Dirliği’ni Almancaya kazandırarak bu nehrin bentlerini açar. Sonraki
yıllarda usta yazarın eserleri Almanca, Fransızca, Hollandaca, Bulgarca, Rusça
ve Gürcüce başta olmak üzere pek çok dünya diline çevrilerek insanlığın ortak
mirasına dahil olur.
Sonsöz: Bozkırdan Kalan Tebeşir Kokusu ve Eğilmeyen Bir Kalem
Fakir Baykurt’un yaşamı
ve edebi mirası yan yana koyulduğunda, karşımıza çıkan tablo bir sözcük
işçisinden çok daha fazlasıdır. O, çocukluğunun geçtiği Akçaköy’ün susuz
kırlarından aldığı gücü, Gönen Köy Enstitüsü’nün aydınlığıyla birleştirmiş;
ömrü boyunca ne sürgünlerden ne de sansürlerden korkmuştur.
Onun romanlarındaki her
bir karakter, gurbet fırınlarında eriyen her bir işçi ve dilimize kazandırdığı
her bir deyiş, bu toprakların ortak hafızasıdır. Edebiyatı bir fildişi
kulesinden seyretmek yerine, sınıf mücadelesinin, sendikacılığın ve sokağın tam
kalbinde yeşerten usta yazar, insanı bulunduğu yerden bir adım ileriye sıçratma
idealine son nefesine kadar sadık kalmıştır.
Bugün ondan geriye;
sadece sinemaya uyarlanmış ölümsüz romanlar veya dillerden düşmeyen öyküler
kalmadı. Ondan geriye, egemenlerin karşısında eğilmeyen dik bir baş, halkın
bilinçaltını konuşturan kusursuz bir Türkçe ve bozkırın ortasında umutla
parıldayan bir tebeşir kokusu kaldı. Toprağın ve direnişin sesini duymak
isteyen her okur, er ya da geç Fakir Baykurt’un o aydınlık nehrinde yıkanmaya
devam edecektir.
Fakir Baykurt’un Ödülleri
·
Yılanların Öcü ile 1958 Yunus Nadi Roman
Ödülü (birincilik)
·
Sınırdaki Ölü ile 1970 TRT Öykü Ödülü
·
Tırpan ile 1970 TRT ve 1971 TDK Roman
Armağanları ve 1980 Avni Dilligil Tiyatro Ödülü
·
Kara Ahmet Destanı ile 1978 Orhan Kemal
Roman Armağanı
·
Can Parası ile 1974 Sait Faik Öykü Ödülü
·
Barış Çöreği ile 1984 Berlin Senatosu
Çocuk Yazını Ödülü
·
Gece Vardiyası ile 1985 Alman Endüstri
Birliği (BDI) Yazın Ödülü
Yarım Ekmek ile 1998
Sedat Simavi Roman Ödülü. Ayrıca Mahmut Gökgöz tarafından sahneye uyarlanan
Sakarca adlı yapıtı Tiyatro 79 dergisi tarafından 1979’da “yılın oyunu”
seçildi. 1998’de Yaşam Radyo, 1999’da Pir Sultan Abdal Derneği ödüllerini aldı.
Fakir Baykurt’un Eserleri
Öykü:
·
Çilli, İst.: Yeditepe, 1955
·
Efendilik Savaşı, Ank.: Köy ve Eğitim,
1959
·
Karın Ağrısı, Ank.: Dün-Bugün, 1961
·
Cüce Muhammet, Ank.: Çeviri, 1964
·
Anadolu Garajı, Ank.: Bilgi, 1970
·
On Binlerce Kağnı, İst. Remzi, 1971
·
Çilli-Karın Ağrısı-Cüce, İst.: Remzi, 1971
·
Can Parası, İst.: Remzi, 1973
·
İçerdeki Oğul, Ank.: Bilgi, 1974
·
Sınırdaki Ölü, İst.: Remzi, 1975
·
Kalekale, İst.: Remzi, 1978
·
Barış Çöreği, İst.: Remzi, 1982
·
Gece Vardiyası, İst.: Remzi, 1982
·
Duisburg Treni, İst.: Remzi, 1986
·
Bizim İnce Kızlar, 1993
·
Telli Yol, İst.: Papirüs, 1998.
Roman:
·
Yılanların Öcü, İst.: Remzi, 1959
·
Onuncu Köy, İst.: Remzi, 1961
·
Irazcanın Dirliği, İst.: Remzi, 1961
·
Kaplumbağalar, İst.: Remzi, 1967
·
Amerikan Sargısı, Ank.: Bilgi, 1967
·
Tırpan, İst.: Remzi, 1970
·
Köygöçüren, İst.: Remzi, 1973
·
Keklik, İst.: Remzi, 1975
·
Yayla, İst.: Remzi, 1977
·
Kara Ahmet Destanı, İst.: Remzi, 1977
·
Yüksek Fırınlar, İst.: Remzi, 1983
·
Koca Ren, İst.: Remzi, 1986
·
Yarım Ekmek, İst.: Adam, 1997
·
Eşekli Kütüphaneci, İst.: Adam, 2000
Şiir:
·
Bir Uzun Yol, 1989
·
Ateşdikenleri, 1997
Çocuk Kitabı:
·
Küçük Köprü, Ank.: MEB, 1963
·
Deli Dana, Ank.: MEB, 1963
·
Topal Arkadaş, Ank.: İmece, 1964
·
Sarı Köpek, Ank.: İmece, 1964
·
Yetim Ali, Ank.: MEB, 1964
·
Sınır Kavgası, Ank.: MEB, 1964
·
Sümüklü Hanım, Ank.: İmece, 1964
·
Ağaç Dede, Ank.: Öğretmenler Bankası, 1964
·
Sakarca, İst.: Cem, 1975
·
Yandım Ali, İst.: Remzi, 1979
·
Kerem ile Aslı, Ank.: İmece, 1964
·
Dünya Güzeli, 1985
·
Saka Kuşları, 1985
Otobiyografi:
·
Özüm Çocuktur, 1998
·
Köy Enstitülü Delikanlı, İst.: Papirüs,
1999
·
Köşe Bucak Anadolu, İst.: Papirüs, 2000
·
Bir Tös Vardı, İst.: Papirüs, 2000
Gezi:
·
Dünyanın Öte Ucu, 1999
Diğer:
·
Efkâr Tepesi, İst.: Remzi, 1960
·
Sendika ve Grev, Ank.: TÖS, 1969
·
Öğretmenin Uyandırma Görevi, Ank.: TÖS,
1969
·
Türkiye’de Eğitim Çıkmazı, Ank.: TÖS, 1971
·
Şamar Oğlanları, Ank.: Bilgi, 1976
·
İfade (TÖS Savunması), 1994
·
Yeni Kö lelik mi ?, İst.:
Çağdaş, 1996
·
Türkiye Nereye, 1997
·
Unutulmaz Köy Enstitüleri, 1997
·
Türkiye’de Köy Enstitüleri, 1997
·
Benli Yazılar, İst.: Papirüs, 1999
·
Türk Eğitiminde Emperyalist Etkiler, Ank.:
Öğretmen Dünyası, 1999
Çeviri:
·
Eninde Sonunda (Fridon Halvaşi), Almanya:
Ortadoğu, 1988.
KAYNAKÇA: Andaç, F.
(Edebi Değerlendirmeler ve Eleştiri Yazıları), Baykurt, F. (Eser Önsözleri,
Söyleşiler ve Makaleler), Brands, H. W. (Çeviri Notları ve İncelemeler), Yalçın,
K. (Toplumcu Gerçekçilik ve Eylemci Edebiyat Notları), Yücel, T. (Anlatı Ustası
Fakir Baykurt İncelemesi), Necatigil, İsimler, 78-79; Kurdakul, Sözlük,
122-123; Acaroğlu, 61-63; N. Özyer, “Yeni Kölelik mi ?”, Cumhuriyet Kitap, 30
Ocak 1997; “Köy Öğretmenine Anlamlı Gece”, Cumhuriyet, 12 Mart 1997; K. Yalçın,
“Yılanların Öcü’nden Yarım Ekmek’e”, Emek, 9 Mart 1998; N. Kuyaş, “Köy Romanı
Yazmadım”, Cumhuriyet, 4 Temmuz 1997; Ö. Yağcı, “Fakir Baykurt’un Aydınlığı”,
Türk Dili Dergisi, Kasım 1998; F. Naci, Türkiye’de Roman, 304-310; Dünya Kitap,
Özel Dosya, S. 96 (8 Ekim 1999); T. Yücel, “Her Romanda Yeni Bir Savaşım Başlattı”,
Milliyet, 14 Ekim 1999; F. Andaç, Aydınlanmanın Işığında Sanat İnsanlarımız:
Fakir Baykurt, İst., 1997; ay, “Fakir Baykurt”, “Dilimi Şiirle Eğittim”
(söyleşiler), Cumhuriyet Kitap, S. 371 (27 Mart 1997); Özgüç, I, 184; II, 246,
338.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder