![]() |
| Falih Rıfkı Atay |
Falih Rıfkı Atay Kimdir?
Bir dönemin ruhunu, bir
imparatorluğun çöküşünü ve yeni bir devletin kuruluşunu sadece kelimelerle
değil, bizzat o kelimelerin doğduğu ateş çemberinin içinden aktaran bir kalemin
izini sürmek, Türk basın tarihinin en canlı sayfalarını aralamaktır.
Falih Rıfkı Atay; sadece bir gazeteci, yazar ya da milletvekili değildi. O, çöken bir dünya ile filizlenen bir cumhuriyet arasında köprü olmuş, Türkçenin sadeleşme serüvenine yön vermiş ve en önemlisi, erken Cumhuriyet panoramasını hafızalara kazımış keskin bir gözlemciydi.
İşte Bâbıâli
kâtipliğinden cephe siperlerine, oradan da yeni rejimin başyazarlığına uzanan,
edebiyat ve tarihin iç içe geçtiği o etkileyici yaşam öyküsü.
Falih Rıfkı Atay’ın Hayatı
Mektepten Matbuata: Sade Türkçenin ve Batılılaşmanın Peşinde
1893 yılında İstanbul'da
dünyaya gelen Falih Rıfkı’nın düşünce dünyası ve dil estetiği, II.
Meşrutiyet’in fırtınalı atmosferinde şekillendi. 1905'te Rüştiye’yi bitirdikten
sonra, onun için asıl dönüm noktası Mercan İdadisi oldu. Okulun müdürü, dönemin
cesur kalemi Hüseyin Cahit [Yalçın] idi. Bu etki, Falih Rıfkı’yı henüz bir
idadi öğrencisiyken edebiyata ve özellikle Batılılaşma düşüncesine sürükledi.
Dönemin pek çok genci
Tanzimat edebiyatının yüküyle malulken, o Türkçenin sade ve duru kullanımını
savunan Servet-i Fünun (Edebiyat-ı Cedide) akımına yöneldi. Darülfünun Edebiyat
Fakültesi’nde eğitimine devam ederken, yazı hayatına da ilk adımını attı:
- 1910:
İlk yazıları, hayranlıkla takip ettiği Servet-i Fünun dergisinde
yayımlandı. Aynı dönemde Şehbal dergisinde edebiyat makaleleri
kaleme aldı.
- 1912:
Hocası Hüseyin Cahit’in davetiyle, dönemin en etkili yayınlarından Tanin
gazetesinde muhabir ve yazar olarak profesyonel basına adım attı.
Bu edebi uyanış, genç
Falih Rıfkı’ya bürokrasinin de kapılarını açtı. Bâbıâli Mektubî Kalemi’nde
kâtiplikle başlayan memuriyet hayatı, Dâhiliye Nezâreti’nde Türkçe Kâtipliği ve
Müdür Muavinliği ile devam etti. Ancak onun asıl kaderini tayin edecek olan, Bahriye
Nezâreti Kalem-i Mahsus Müdür Muavinliği görevi olacaktı.
Cephenin Sıcağında Bir
İmparatorluğun Vedası: Kanal ve Suriye
Birinci Dünya Savaşı
başladığında, Bahriye Nezâreti’ndeki bu görev Falih Rıfkı’yı doğrudan tarihin
en trajik cephelerinden birine taşıdı. Yedek subay olarak Cemal Paşa’nın
maiyetinde Kanal Cephesi’ne gitti ve Suriye’deki Dördüncü Ordu Komutanlığı’nda
görev aldı.
"Bu coğrafyada
geçirilen yıllar, genç bir idealistin bir imparatorluğun çözülüşünü etten ve
kemikten bir gerçeklikle müşahede ettiği, edebi dilinin trajik bir olgunluğa
eriştiği sancılı bir kuluçka dönemiydi."
1917'de Cemal Paşa ile
birlikte İstanbul’a döndüğünde, heybesinde sadece gözlemler değil, Türk
edebiyatının en sarsıcı anı kitaplarının da ham maddesi vardı. İstanbul'a döner
dönmez Necmettin [Sadak], Ali Naci [Karacan] ve Kazım Şinasi [Dirlik] ile bir araya
gelerek Türk basın tarihinin mihenk taşlarından biri olacak Akşam
gazetesini çıkarmaya başladı. Bu dönemde, Filistin ve Suriye cephesindeki sıcak
anılarını sıcağı sıcağına derlediği Ateş ve Güneş (1918) kitabını
yayımladı.
Milli Mücadele ve
Çankaya'nın Kalemi
Milli Mücadele
başladığında İstanbul, işgalin gölgesi altında ve bir kafa karışıklığı
içindeydi. Falih Rıfkı, bu karanlık günlerde İstanbul’da kalıp Mustafa Kemal
Paşa’yı ve Anadolu hareketini açıkça, cesaretle destekleyen nadir
gazetecilerden biri oldu. Savaşın zaferle taçlanmasının hemen ardından İzmir’e
giderek Mustafa Kemal ile tarihi bir röportaj gerçekleştirdi.
Bu buluşma, ömür boyu
sürecek bir fikir yoldaşlığının ve yakın bir dostluğun başlangıcıydı.
Cumhuriyetin ilanıyla birlikte Falih Rıfkı, yeni kurulan devletin sadece bir
tanığı değil, aynı zamanda inşa edicilerinden biri oldu:
- Siyasi Hayat:
TBMM'de Bolu milletvekili olarak yer aldı ve parlamentoda uzun yıllar
görev yaptı.
- Basın Liderliği:
Ankara günlerinde önce Hâkimiyeti Milliye gazetesinde yazdı. 1934
yılından itibaren ise yeni rejimin adeta fikir kürsüsü haline gelen ve
gazetenin devamı niteliğindeki Ulus’ta 1947 yılına kadar
başyazarlık yaptı.
- Son Dönem:
1952 yılında Bedi Faik Akın ile birlikte Dünya gazetesini kurarak
ömrünün sonuna kadar basın dünyasındaki etkinliğini sürdürdü.
Akşam’ın Doğuşu, İdam
Sehpası ve Anadolu’ya Geçiş
İstanbul'a dönen Falih
Rıfkı, basın tarihindeki en büyük hamlelerinden birini yaptı. 20 Eylül 1918’de
Necmeddin Sadak, Ali Naci (Karacan) ve Kâzım Şinasi (Dirlik) ile birlikte Akşam
gazetesini çıkarmaya başladı. Bu dönemde, Filistin ve Suriye cephesindeki sıcak
anılarını sıcağı sıcağına derlediği Ateş ve Güneş (1918) kitabını yayımladı.
Ancak Akşam gazetesindeki
asıl büyük mücadelesi, işgal İstanbul'unda başladı. Milli Mücadele’yi ve
Mustafa Kemal Paşa’yı cesaretle öven, Anadolu hareketini destekleyen nadir
kalemlerden biriydi. Bu cesaretin bedeli ağır oldu: İdam talebiyle Nemrut
Mustafa Paşa Divanıharbi’ne (askeri mahkeme) verildi. Yargılama sürecinin
diplomatik ve hukuki hamlelerle uzatılması, arkasından gelen İnönü Savaşı’nın
kazanılmasıyla rüzgarın tersine dönmesi sayesinde serbest bırakıldı.
Ölümün kıyısından dönen
Falih Rıfkı, büyük zaferin hemen arifesinde, 10 Eylül 1922’de Anadolu’ya geçti.
Artık mücadelesini Ankara Hükümeti’nin kalbinde, Tanin ve Hâkimiyet-i Milliye
gazetelerindeki keskin yazılarıyla sürdürüyordu. İzmir’in kurtuluşunun ardından
Mustafa Kemal ile tarihi bir röportaj gerçekleştirdi.
Savaş bitmişti ancak
geride bıraktığı yıkımın belgelenmesi gerekiyordu. Savaşın hemen ardından
kurulan Tetkik-i Mezalim Heyeti’nde görev aldı. Yakup Kadri [Karaosmanoğlu],
Halide Edip [Adıvar] ve Mehmet Asım ile birlikte, Yunan ordusunun yakıp yıktığı
Batı Anadolu topraklarını köy köy, kasaba kasaba dolaşarak yaşanan trajediyi
kayıt altına aldı. Bu edebi ve tarihi tanıklık, onun Anadolu gerçeğiyle en
çıplak yüzleşmesiydi.
Cumhuriyetin Başyazarı ve Parlamento Yılları
Yeni kurulan cumhuriyetin
inşasında Falih Rıfkı, hem kalemiyle hem de siyasi kimliğiyle en ön saftaydı.
Mustafa Kemal Atatürk ile ömür boyu sürecek o derin fikir yoldaşlığı,
parlamentoda kökleşti:
Siyasi Hayat:
TBMM'de aralıksız uzun yıllar halkın temsilcisi oldu. 1923-1927 yılları
arasında Bolu, 1927-1950 yılları arasında ise Ankara milletvekili olarak
mecliste görev yaptı.
Basın Kürsüsü:
Bu süreçte fikirlerini kitlelere ulaştırmaktan hiç vazgeçmedi. Hâkimiyet-i
Milliye, Milliyet ve özellikle yeni rejimin adeta manifestosu haline gelen ve
gazetenin devamı niteliğindeki Ulus gazetesinde (1934-1947) uzun yıllar
başyazarlık yaptı.
Dünya Gazetesi ve Son
Dönem: Siyasi hayatın değiştiği kulvarda, 1952 yılında Bedii
Faik ile birlikte Dünya gazetesini kurdu. Ömrünün son nefesine kadar da bu
gazetedeki köşesinden topluma ve siyasete yön veren başyazılar yazmaya devam
etti.
Falih Rıfkı Atay’ın Edebi Kişiliği
Ateşle Yontulmuş Bir Üslup: Falih Rıfkı Atay’ın Edebi Dünyası
Türk edebiyatında bazı
yazarlar vardır ki, onların kalemi sadece kâğıt üzerinde bir iz bırakmaz; bir
devrin dilini inşa eder, bir toplumun düşünce atlasını yeniden çizer. Falih
Rıfkı Atay, işte o nadir ve kurucu iradelerden biridir.
Daha çok gazete
makaleleri, fıkraları, anı anıtları, gezi notları ve sohbet yazılarıyla tanınan
Atay; edebi kariyerini fildişi kulesinde değil, hayatın, siyasetin ve büyük
toplumsal dönüşümlerin tam merkezinde kurgulamıştır. Onun edebi kişiliği, adeta
erken Cumhuriyet’in estetik ve dil manifestosudur.
Mercan İdadisi’nden Fıkra
Yazarlığına: Şiiri Bırakmanın Estetiği
Falih Rıfkı’nın edebiyata
olan tutkusunun ilk kıvılcımları, onun düşünce dünyasını şekillendiren Mercan
İdadisi sıralarında parladı. Bu dönemde edebiyat hocası Celal Sahir [Erozan]’ın
genç Falih’teki yeteneği sezip onu yazmaya özendirmesi, Türk edebiyatı için bir
dönüm noktası oldu.
İlk gençlik hevesiyle
küçük manzumeler (şiirler) ve nesir parçaları kaleme alan yazar, çok geçmeden
kendi edebi dehasının sınırlarını keşfetti. Şiirin çağrışımlarla dolu dünyasını
bütünüyle bırakarak, hayatı boyunca adıyla özdeşleşecek olan keskin, rasyonel
ve dinamik fıkra ile küçük nesir parçalarına yöneldi. Bu kırılma, onun
hayalperest bir şair olmak yerine, toplumu dönüştüren rasyonel bir aydın olma
tercihinin ilk adımıydı.
Dil Bir Savaş Alanıdır:
Türkçenin Bağımsızlık Mücadelesi
Falih Rıfkı Atay’ın
edebiyat tarihindeki en büyük hak teslimi, onun bir "dil devrimcisi"
olarak üstlendiği roldür. O, kalemi hayatı boyunca Cumhuriyet devrimlerinin ve
Atatürkçü düşüncenin hizmetinde kullanırken, bunu kuru bir propaganda aracı olarak
değil, estetik bir dava olarak yürüttü.
"Falih Rıfkı için
Türkçe, sadece bir anlaşma aracı değil; bağımsız bir edebiyat, sanat ve bilim
dili olarak rüştünü ispat etmesi gereken bir istiklal mücadelesiydi."
Bu ideal doğrultusunda şu
temel ilkeler edebi kişiliğinin omurgasını oluşturdu:
- Sadeleşme İdeali:
Ağdalı, Osmanlıca tamlamalarla boğulmuş eski dil mimarisine karşı çıkarak,
halkın yaşayan duru Türkçesini savundu.
- Aydınlık ve Akıcılık:
Yazılarında ve yapıtlarında süslü sanatlardan kaçındı; her yaştan ve
kesimden okuyucunun rahatça okuyup anlayabileceği, Cumhuriyet döneminin en
dikkate değer, en pürüzsüz üsluplarından birini yarattı.
- Kültürel İnşa:
Türk dilinin kendi küllerinden doğarak bağımsız bir bilim ve edebiyat dili
haline gelmesi için hem kuramsal mücadele verdi hem de ürettiği eserlerle
bu tezi bizzat kanıtladı.
Gezi Edebiyatında Bir
Çığır: Dünyayı Türkçeyle Betimlemek
Onun edebi kişiliğinin en
renkli ve öncü kulvarlarından biri de şüphesiz gezi yazarlığıdır. Falih Rıfkı,
sadece mekânları üstünkörü anlatan bir seyyah değildi. Gezip gördüğü
coğrafyaları en ince ayrıntılarına kadar betimleyen, o mekânların ruhunu,
sosyolojisini ve insan portrelerini keskin bir gözlem gücüyle aktaran üslubuyla
gezi edebiyatında adeta bir çığır açmıştır.
Onun gezi notları;
coğrafyayı kuru bir topoğrafya olmaktan çıkarıp, adeta yaşayan bir edebi
karaktere dönüştüren betimleme gücüyle bugün bile türünün aşılmamış örnekleri
arasında yer alır.
Edebi Miras:
Zeytindağı’ndan Çankaya’ya Bir Devrin Anatomisi
Falih Rıfkı Atay’ı Türk
edebiyatında ve arşivciliğinde ölümsüz kılan, şüphesiz ki Cumhuriyet döneminde
kaleme aldığı anı anıtlarıdır. Savaş yıllarında yazdığı Ateş ve Güneş'in
sınırlarını aşarak, Bilad-ı Şam (Suriye-Filistin) coğrafyasına geriye dönüp çok
daha geniş, derin ve sansürsüz bir projeksiyon tuttuğu eseri Zeytindağı,
Osmanlı’nın son dönem idari ve toplumsal yapısını anlamak için bugün bile en
temel kaynak kabul edilir. Savaşın dehşetini ve bir coğrafyanın elden çıkışını
ilk kitabında yer vermediği sarsıcı ayrıntılarla bu eserde paylaştı.
Hayatının en olgun
meyvesi ise, kendi gözlemlerine dayanan ve Mustafa Kemal Atatürk’ün insani,
siyasi ve askeri dehasını ilk elden nakleden şaheseri Çankaya’dır. Bu
eser, sadece bir liderin biyografisi değil; Geç Osmanlı’dan Erken Cumhuriyet’e
geçişin sancılarını, devrimlerin arka planını ve kurucu kadronun iç dünyasını
tüm çıplaklığıyla ortaya koyan, adeta dönemin hafıza kaydı niteliğinde bir
başyapıttır.
Son Söz: Kalemini Genç Cumhuriyetin ve Dilin Hizmetine Sunan Usta
Gazete köşesindeki
fıkrasından, cephedeki anısına ve sınır ötesindeki gezi notuna kadar Falih
Rıfkı’nın kalemi hep aynı amaca hizmet etti: Türk toplumunu çağdaşlaştırmak ve
Türkçeyi hak ettiği zirveye taşımak.
Kuru bir kronolojinin çok
ötesinde; savunduğu duru Türkçeyle tarihi bizzat yazan ve yazdıran Falih Rıfkı
Atay, edebi arşivimizin en namuslu tanıklarından biri olarak kalmaya devam
ediyor.
Falih Rıfkı Atay’ın
Eserleri
Anı:
·
Ateş ve Güneş, İst.: Mahmut Bey Mtb., 1918
·
Zeytindağı, Ank., 1932
·
19 Mayıs, Ank.: Ulus B., 1944
·
Atatürk’ün Bana Anlattıkları, İst.: Sel,
1955
·
Mustafa Kemal’in Mütareke Defteri, İst.:
Sel, 1955
·
Çankaya, 2 c., İst.: Dünya, 1961
·
Batış Yılları, İst.: Ekin B., 1963
·
Atatürk Ne İdi, İst.: Doğan Kardeş, 1968
Gezi:
·
Faşist Roma, Kemalist Tiran, Kaybolmuş
Makedonya, Ank.: Hâkimiyeti Milliye Mtb., 1931
·
Deniz Aşırı, (Brezilya notları) Ank.:
Maarif Vekâleti, 1931
·
Yeni Rusya, Ank., 1931
·
Moskova-Roma, Ank.: Muallim Ahmet Halit
Kitaphanesi, 1932
·
Bizim Akdeniz, Ank., 1934
·
Taymis Kıyıları, Ank.: Hâkimiyeti Milliye
Mtb., 1934
·
Tuna Kıyıları, İst.: Remzi, 1938
·
Hind, İst.: Semih Lütfi Ktb., 1944
·
Yolcu Defteri, Ank.: Ulus B., 1946
·
Gezerek Gördüklerim,1970
Fıkra-Makale-Sohbet:
·
Eski Saat, İst.: Akşam Mtb., 1933
·
Niçin Kurtulmamak, İst.: Varlık, 1953
·
Çile, İst.: Yeditepe, 1955; İnanç, İst.,
1965
·
Kurtuluş, İst.: Doğan Kardeş, 1966
·
Pazar Konuşmaları, İst.: Dünya Mtb., 1966
·
Bayrak, İst.: Baha Mtb., 1970
İnceleme:
·
Başveren İnkılapçı, (Ali Suavi üzerine)
Ank.: Türkiye Milli Talebe Federasyonu Devrim Gençliği Dergisi, 1954
·
Atatürkçülük Nedir, İst.: Ak, 1966
Diğer:
·
Roman, (roman-röportaj) İst.: Akşam Mtb.,
1932
·
Londra Konferansı Mektupları, Ank., Ülkü,
1933
·
Türk Kanadı, Ank.: Türk Hava Kurumu, 1941
·
Kanat Vuruşu, Ank.: Türk Hava Kurumu, 1945
·
Babamız Atatürk, (biyografi) İst.: Doğan
Kardeş, 1955
KAYNAKÇA: B. S. Ediboğlu,
Falih Rıfkı Atay Konuşuyor, İst., 1945; M. Baydar, Edebiyatçılarımız Ne
Diyorlar, İst., 1960, s. 35-40; Nebioğlu, 91; “Atay, Falih Rıfkı”, TDEA, I,
219; Büyük Türk Klâsikleri, c. XII, İst., 1992, s. 409-411; Acaroğlu, 47-49; N.
Yüce, “Atay, Falih Rıfkı”, DİA, IV, 48.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder