![]() |
| Nabizade Nazım |
Nazım (Nabizade) Kimdir?
Karabibik ve Zehra ile Türk Romanına Yön Veren Tanzimat Yazarı
Türk edebiyatının modernleşme sürecinde bazı isimler vardır ki, kısa ömürlerine rağmen açtıkları yollar kendilerinden sonra gelen kuşakların yönünü belirler. Nabizade Nâzım, işte bu öncü isimlerden biridir. Henüz otuz bir yaşındayken hayata veda etmesine rağmen, Karabibik ile Anadolu insanını ilk kez gerçekçi bir bakışla edebiyatın merkezine taşımış, Zehra ile ise Türk romanında psikolojik çözümlemelerin önünü açmıştır.
Tanzimat'ın ikinci kuşağı
içinde yetişen ve Ara Nesil olarak anılan edebî topluluğun önemli
temsilcileri arasında yer alan Nabizade Nâzım, romantik anlatının hâkim olduğu
bir dönemde realizm ve natüralizmin imkânlarını cesaretle deneyen yazarlardan
biri olmuştur. Onun eserleri yalnızca edebiyat tarihinde "ilk" olarak
anılmaz; aynı zamanda Türk romanının gözlem gücünü, insan psikolojisine
yaklaşımını ve Anadolu'ya yönelen bakışını değiştiren önemli dönüm
noktalarıdır. Nabizade Nâzım, Türk romanına yalnızca yeni konular kazandırmaz;
edebiyatın hayata daha yakından bakabileceğini de gösterir.
Nabizade Nâzım'ın Hayatı
Asıl adı Ahmet Nâzım
olan yazar, 1862 yılında İstanbul'da dünyaya geldi. Yazılarında zaman zaman "Râvî"
müstearını da kullandı. İlk öğrenimini Tophane Defterdar Mahallesi'ndeki sıbyan
mektebinde tamamladıktan sonra 1876 yılında Beşiktaş Askerî Rüştiyesi'ne
girdi. Buradaki eğitiminin ardından 1878'de Mühendishane-i Berrî-i Hümâyun
İdadisi'ne geçti. Askerî eğitim onun yalnızca mesleğini değil, düşünme
biçimini de şekillendirdi. Matematik, mühendislik ve topografya gibi
disiplinlerin kazandırdığı gözlem alışkanlığı, ileride yazacağı realist
eserlerde açıkça hissedilecekti.
1884 yılında topçu
mülâzım-ı sanisi olarak erkân-ı harbiye sınıfına ayrılan Nabizade Nâzım, iki
yıl sonra yüzbaşı rütbesiyle mezun oldu. Mezuniyetinin ardından bir süre Harbiye
Mektebi'nde matematik, yüksek istihkâmat ve topografya dersleri verdi.
1889'da kolağası rütbesine yükseldi.
Askerî görevi nedeniyle
bir süre Suriye'de bulundu. Bu yıllar, yalnızca meslekî araştırmalar
yaptığı bir dönem değil; aynı zamanda farklı coğrafyaları ve insan hayatlarını
gözlemleme imkânı bulduğu yıllardı. Onun eserlerinde görülen ayrıntıcı
tasvirlerin arkasında bu disiplinli gözlem alışkanlığının payı büyüktür.
1891 yılında evlendi.
Ancak mutluluğu uzun sürmedi. Evliliğinin henüz ilk aylarında yakalandığı kemik
veremi, genç yazarı hızla tüketti. 6 Ağustos 1893 tarihinde, henüz otuz bir
yaşındayken yaşamını yitirdi. Üsküdar'daki Karacaahmet Mezarlığı'na,
Miskinler Tekkesi'nden Saraçlar Çeşmesi'ne inen yol üzerindeki kabristana
defnedildi. Onun erken ölümü yalnızca ailesi için değil, Türk edebiyatı için de
büyük bir kayıptı. Çünkü henüz yazarlığının olgunluk dönemine ulaşmadan
aramızdan ayrılmıştı.
Askerî Disiplinden Edebiyata Uzanan Yol
Nabizade Nâzım'ın
edebiyat serüveni okul yıllarında başladı. Beşiktaş Askerî Rüştiyesi'nde
edebiyat öğretmeni olan Muallim İbrahim Cudi Efendi, onun ilk edebî
zevkini şekillendiren isim oldu. Mühendishane yıllarında ise bir yandan askerî
eğitimini sürdürürken diğer yandan şiir ve edebiyat çalışmalarına yoğunlaştı.
İlk yazısı 1880 yılında "Mühendishane Mektebi şakirdanından A.
Nâzım" imzasıyla Vakit gazetesinde yayımlandı. Bir yıl sonra Ceride-i
Havadis gazetesinde yayımlanan Hoşnişin veya Cihanda Safa Bu mu?
adlı manzum piyesiyle edebiyat dünyasında görünür hâle geldi.
Sonraki yıllarda dönemin
önemli gazete ve dergilerinde düzenli olarak yazmaya başladı. Bunlar arasında:
- Hazine-i Evrak
- Mirat-ı Âlem
- Rehber-i Fünun
- Âfâk
- Berk
- Servet-i Fünun
- Servet
- Mürüvvet
- Tercüman-ı Hakikat
gibi yayınlar yer
alıyordu. Bu süre içinde yalnızca şiir değil; hikâye, eleştiri, inceleme ve
çevirileriyle de edebiyat çevrelerinde dikkat çekmeye başladı.
Ara Nesil İçindeki Yeri
Nabizade Nâzım,
Tanzimat'ın ikinci kuşağı ile Servet-i Fünun arasında köprü kuran Ara Nesil
sanatçılarının en güçlü temsilcilerinden biridir. Bu kuşak, bir yandan NamıkKemal ve Şinasi'nin başlattığı yenileşme hareketini sürdürürken diğer
yandan Batı'daki yeni edebiyat anlayışlarını yakından takip ediyordu. Nabizade
Nâzım da bu değişimin en bilinçli isimlerinden biri olarak öne çıktı.
Şiirle başladığı sanat
hayatında zamanla öykü ve romana yönelmesi tesadüf değildi. Çünkü ona göre
insanı ve toplumu anlatmanın en güçlü yolu artık roman ve hikâyeydi. İlk
şiirlerinde Muallim Naci, İsmail Safa ve Menemenlizade Tahir
gibi isimlerin etkisi görülür. Ancak Muallim Naci'nin gelenekçi şiir
anlayışından çok, sade dili ve doğal söyleyişini örnek aldı. Daha sonra AbdülhakHâmid Tarhan ve Recaizade Mahmut Ekrem ile tanışması, onun sanat
anlayışını önemli ölçüde değiştirdi. Şiirde romantik söyleyişten uzaklaşırken
düzyazıda gözleme dayalı gerçekçiliğe yöneldi. Bu değişim, ileride yazacağı Karabibik
ve Zehra gibi eserlerin de temelini oluşturdu.
Nabizade Nâzım'ın Edebî Kişiliği
Nabizade Nâzım'ın edebî
serüveni, Tanzimat döneminin değişen sanat anlayışını en açık biçimde yansıtan
örneklerden biridir. Şiirle başlayan yazarlık hayatı, zaman içinde hikâye ve
romana yönelmiş; bu yöneliş yalnızca tür değişikliği değil, aynı zamanda edebiyatın
hayata bakışını değiştirme arzusunun da bir göstergesi olmuştur.
Onun yaşadığı yıllarda
Türk edebiyatı hâlâ romantizmin güçlü etkisi altındaydı. Kahramanlar çoğu zaman
idealize ediliyor, olaylar olağanüstü tesadüflere dayanıyor ve günlük hayatın
sıradan insanları edebiyatın dışında bırakılıyordu. Nabizade Nâzım ise bu
anlayışın dışına çıkarak, hayatı olduğu gibi anlatmayı hedefledi.
Bu yönüyle, Tanzimat'tan
Servet-i Fünûn'a uzanan geçiş sürecinin en bilinçli yenilikçilerinden biri
oldu. Nabizade Nâzım için edebiyat, hayattan kaçmanın değil; hayatı dikkatle
gözlemlemenin ve olduğu gibi anlatmanın sanatıdır. Şair kimliğini hiçbir zaman
bütünüyle reddetmedi. Ancak zamanla insan karakterlerini, toplumsal ilişkileri
ve psikolojik çatışmaları anlatmanın şiirden çok hikâye ve romanla mümkün
olduğunu düşündü. Bu nedenle sonraki yıllarda düzyazıya ağırlık verdi ve Türk
romanının gelişiminde kalıcı izler bıraktı.
Realizm ve Natüralizmi Benimseyen Bir Yazar
Nabizade Nâzım'ın en
dikkat çekici yönlerinden biri, Batı'da yükselen realizm ve natüralizm
akımlarını yakından takip etmesidir. Avrupa'daki edebî gelişmeleri yalnızca
okuyan bir yazar değil, onları Türk edebiyatına uyarlamaya çalışan bilinçli bir
düşünce adamıdır.
Dönemin birçok yazarı
romantik anlatıyı sürdürürken o, gözleme dayalı bir edebiyatın gerekliliğini
savundu. İnsanları ideal kahramanlar olarak değil; tutkuları, zaafları ve
çelişkileriyle birlikte ele aldı. Bu anlayış doğrultusunda özellikle şu
ilkeleri benimsedi:
- Hayatın olduğu gibi anlatılması
- Gerçekçi gözlem ve ayrıntıya önem
verilmesi
- Toplumun her kesiminden insanların
romana girebilmesi
- Psikolojik çözümlemelerin olaylardan
daha önemli hâle gelmesi
- Yazarın kişisel müdahalelerini mümkün
olduğunca azaltması
Bugün bu ilkeler doğal
kabul edilse de, 1880'li yılların Osmanlı edebiyatı için oldukça yenilikçi bir
bakış açısını temsil ediyordu.
Batı Edebiyatından
Beslenen Bir Aydın
Nabizade Nâzım yalnızca
kendi eserlerini yazmakla yetinmedi. Batı edebiyatının önemli isimlerini Türk
okuyucusuna tanıtmak için çeviriler de yaptı. Victor Hugo, Alfred de Musset,
Chateaubriand, Alexandre Dumas Fils ve Ludwig Büchner gibi yazarların
eserlerinden yaptığı çeviriler sayesinde dönemin okurları yeni edebî akımlar ve
farklı düşünce dünyalarıyla tanışma fırsatı buldu. Bu çalışmalar, onun yalnızca
bir romancı değil; Türk edebiyatının Batılılaşma sürecine katkı sağlayan
kültür aktarıcılarından biri olduğunu da gösterir.
Eleştiri ve İnceleme
Yazıları
Nabizade Nâzım, dil ve
edebiyat üzerine kaleme aldığı incelemeler de döneminde dikkat çekmiştir. Özellikle
1891 yılından sonra Servet-i Fünûn dergisinin "Tahlîlât-ı Edebiye"
sütununda yayımladığı yazılar, onun edebiyatı yalnızca uygulayan değil,
aynı zamanda düşünen bir yazar olduğunu ortaya koyar.
Bu yazılarında başta Fuzûlî
ve Nedim olmak üzere Divan edebiyatının önemli şairlerini
değerlendirmiş; klasik şiiri yalnızca övmekle yetinmeyip çözümlemeye çalışan
modern bir eleştiri anlayışı geliştirmiştir. Aynı sütunda yayımladığı bazı
metinler ise daha sonra Servet-i Fünûn sanatçılarının geliştireceği "resim
altı şiir" anlayışının ilk örnekleri arasında gösterilir. Bu yönüyle
Nabizade Nâzım, yalnızca roman alanında değil; eleştiri ve estetik düşünce
bakımından da sonraki kuşaklara zemin hazırlayan isimlerden biridir.
Karabibik: Anadolu
Köylüsünü Edebiyatın Başkahramanı Yapan Eser
1890 yılında yayımlanan Karabibik,
Türk edebiyatının en önemli kilometre taşlarından biridir. Eser, çoğu edebiyat
tarihçisi tarafından Türk edebiyatındaki ilk realist köy romanı (uzun
hikâyesi) olarak kabul edilir. Karabibik'in asıl önemi yalnızca bir
"ilk" olmasından kaynaklanmaz. Onu değerli kılan, o güne kadar
İstanbul çevresindeki aydınların dünyasında dolaşan romanın yönünü Anadolu'ya
çevirmesidir.
Nabizade Nâzım, romanının
merkezine sıradan bir köylüyü yerleştirerek dönemi için cesur bir tercih yaptı.
Çünkü o yıllarda köylü, çoğu zaman edebiyatın konusu değil; uzaktan bakılan bir
toplumsal unsurdu. Karabibik'te ise Anadolu insanı ilk kez kendi gerçekliği
içinde konuşur, düşünür ve yaşar. Yazar, kahramanlarını kendi ağız
özellikleriyle konuşturmaya çalışmış; onların duygu ve düşüncelerini dışarıdan
yorumlamak yerine doğal akışı içinde vermeyi tercih etmiştir. Bu tercih, Türk
romanında gözleme dayalı gerçekçiliğin en önemli örneklerinden biri olarak
değerlendirilir.
Karabibik'in Önsözü Neden Bu Kadar Önemlidir?
Karabibik'in önsözü,
yalnızca bir giriş yazısı değil; aynı zamanda Türk edebiyatında realizm ve
natüralizmin ilk bilinçli savunularından biridir. Nabizade Nâzım burada dikkat
çekici bir ifadeyle okuyucuya seslenir:
"Hakikiyyun
mesleğinde yazılmış roman mütalaa etmemiş iseniz, işte size bir tane ben takdim
edeyim."
Bu söz, onun nasıl bir
roman yazdığının açık bir ilanıdır.
Yazar ayrıca, Émile Zola
ve Alphonse Daudet gibi realist yazarların eserlerinin yalnızca ahlaki
yozlaşmayı anlattığı yönündeki yanlış kanaate de karşı çıkar. Gerçekçiliğin
amacının sansasyon yaratmak değil, hayatı olduğu gibi göstermek olduğunu
özellikle vurgular. Bu yaklaşım, Nabizade Nâzım'ın yalnızca eser veren bir
romancı değil; aynı zamanda yeni bir edebiyat anlayışını bilinçli biçimde
savunan bir kuramcı olduğunu da gösterir.
Sonuç
Nabizade Nâzım, Türk
edebiyatında eser sayısından çok, açtığı yollarla hatırlanan yazarlardan
biridir. Henüz otuz bir yaşında hayata veda etmiş olmasına rağmen, geride
bıraktığı Karabibik ve Zehra ile romanımızın gelişim çizgisini
kalıcı biçimde etkilemiştir. Anadolu insanını romantik kalıplardan uzak, kendi
gerçekliği içinde anlatması; insan ruhunu psikolojik çözümlemelerle ele alması
ve realizm ile natüralizmi bilinçli bir edebiyat anlayışı olarak savunması, onu
döneminin pek çok yazarından ayırır.
Askerî disiplinle
yetişmiş bir mühendis subayın, edebiyatta böylesine güçlü gözlem yeteneği
geliştirmesi tesadüf değildir. Nabizade Nâzım, ayrıntıyı önemseyen bakışını
insan karakterlerine de yöneltmiş; olaylardan çok insanların iç dünyasını
anlamaya çalışan modern bir anlatım kurmuştur. Bu yönüyle, Tanzimat romanı ile
Servet-i Fünûn romanı arasında yalnızca kronolojik değil, estetik bir köprü
oluşturmuştur.
Bugün onun adı en çok Karabibik
ve Zehra ile birlikte anılsa da, eleştiri yazıları, çevirileri ve
edebiyat üzerine düşünceleri de Türk edebiyatının Batılılaşma sürecine önemli
katkılar sağlamıştır. Kısa ömrü, üretkenliğini sınırlamış olsa da edebî
mirasının değerini azaltmamış; aksine, gerçekleştirebileceklerinin büyüklüğünü
düşündüren hüzünlü bir iz bırakmıştır.
Aradan geçen uzun yıllara
rağmen Nabizade Nâzım, Türk romanının gerçek hayata yönelişinde öncü rol
oynayan isimlerden biri olarak okunmaya ve hatırlanmaya devam etmektedir.
Nabizade Nazım’ın
Eserleri
Şiir:
·
Hatıra-i Şebâp, İst.: Mihran Mtb.,
1298/1880
·
Heves Ettim, İst.: Kitapçı Aleksan,
1302/1884
·
Mini Mini yahut Yine Heves, İst.: Karabet
ve Kaspar, 1303/1885
Öykü:
·
Yadigârlarım, İst.: Karabet ve Kaspar,
1303/1885
·
Zavallı Kız, İst.: Kaspar Mtb., 1307/1889
·
Bir Hatıra, İst.: Kaspar Mtb., 1307/1889
·
Sevda, İst.: Asır, 1308/1890
·
Hâlâ Güzel, İst.: Asır, 1308/1890
·
Haspa, İst.: Asır, 1308/1890
·
Seyyie-i Tesâmüh, İst.: Âlem Mtb.,
1308/1890
·
Karabibik, İst.: Asır, 1307/1890 (yb Ank.,
1961, haz. A. B. Serengil)
Roman:
·
Zehra, İst.: Ahmet İhsan ve Şürekâsı,
1312/1894 (yb İst., 1952, haz. M. N. Özön).
Okul Kitabı:
·
Hanım Kızlar, 1886
·
Mini Mini Mektepli, İst.: Şirket-i
Mürettibiye Mtb., 1308/1890
Diğer:
·
Katre, (fenni lügat, Mehmet Rüşdi ile)
İst.: Kaspar Mtb., 1306/1888
·
Mesâil-i Riyâziyeden Cebir, İst.: Kaspar
Mtb., 1307/ 1889
·
Muhtasar Yeni Kimya, İst.: Kaspar Mtb.,
1307/1899
·
Aynalar, İst.: Asır, 1320/1892; Esâtîr,
1892.
KAYNAKÇA: Ahmet İhsan,
“Nabizade Nâzım”, Servet-i Fünun, no. 127 (17 Ağustos 1893), s. 355; Ahmet
Rasim, Muharrir, Şair, Edip, İst., 1924, s. 87-88; İsmail Hikmet (Ertaylan),
Nabizade Nâzım, İst., 1933; İbnülemin, Şairler, II, 1139-1143; Kudret, I,
137-150; Alangu, 100 Ünlü, I, 704-714; M. Kaplan, “Karabibik”, Türk Edebiyatı
Üzerine Araştırmalar, c. I, İst., 1976, s. 384-391; Z. Kerman, “Zehra”, Şükrü
Elçin Armağanı, Ank., 1983, s. 211-220; R. P. Finn, Türk Romanı-İlk Dönem:
1872-1900, (çev. Tomris Uyar) Ank., 1984, s. 99-111; N. Birinci, Nâbizâde
Nâzım, Ank., 1987; F. A. Tansel, “Nâbizâde Nâzım”, İA, IX, 138-140; Z. Kerman,
“Nâzım, Nâbizâde”, TDEA, VI, 541; ay, “Zehra”, TDEA, VIII, 648-649; Necatigil,
Eserler, 214-215, 419-420

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder