ANA SAYFA

Faruk Nafiz Çamlıbel Kimdir? Hayatı, Edebi Kişiliği ve Eserleri

 

Faruk Nafiz Çamlıbel - Beş Hececiler akımının öncüsü, Türk şair ve oyun yazarı
Faruk Nafiz Çamlıbel

Faruk Nafiz Çamlıbel Kimdir?

Memleket Edebiyatının Zirvesinde Bir Ömür: Faruk Nafiz Çamlıbel

Türk edebiyatının modernleşme sancıları çektiği, aruzun görkemli geçmişi ile yeni lisanın yalınlığı arasında sıkıştığı bir dönemde, köprü olmayı başarmış anıtsal bir isimdir Faruk Nafiz Çamlıbel. O, yalnızca şiirimize yeni bir soluk getirmekle kalmamış; tıp fakültesinin koridorlarından meclis kürsülerine, oradan da Yassıada’nın soğuk koğuşlarına uzanan trajik ve bir o kadar da asil bir ömrün simgesi olmuştur.

Sadece bir şair değil; takma adlarıyla bir taşlama ustası, oyun yazarı ve bir nesli yetiştiren muallim olarak Faruk Nafiz, Türk kültür tarihinin en canlı hafıza kartlarından biridir.

Faruk Nafiz Çamlıbel’in Hayatı

İlk Gençlikten Anadolu’ya: Hayatın Kırılma Noktaları

18 Mayıs 1898’de İstanbul’da, Hazine-i Hassa başmüfettişi Süleyman Nâfiz Bey ile Fatma Ruhiye Hanım’ın oğlu olarak dünyaya gelen Faruk Nafiz, eğitim hayatına Bakırköy Rüştiyesi ve Hadika-i Meşveret’te başladı. Geleceğini şifa dağıtmak üzerine kurmak isteyip Tıp Fakültesi’ne kaydolsa da, içindeki edebi coşku galip geldi ve dördüncü sınıfta bu eğitimini yarıda bıraktı.

Hayatını kelimelerle kazanmaya kararlı olan genç edebiyatçı, 1917-18 yıllarında İleri gazetesinin yazı kuruluna girdi. İşte bu gazetecilik kimliği, onun fildişi kulesinden çıkıp memleket gerçekleriyle tanışmasını sağlayacak ilk kapıyı araladı.

İstanbul’un Aydınlığından Kayseri’nin Han Duvarlarına

1922 yılı, Faruk Nafiz’in hem hayatında hem de Türk edebiyatında radikal bir dönüm noktasıdır. Gazetenin Ankara temsilcisi olarak başladığı yolculuk, onu Kayseri’ye (1922-24) edebiyat öğretmenliği misyonuyla taşır.

İstanbul estetiğiyle büyümüş rafine bir aydının, Anadolu’nun bozkırı ve gerçeğiyle yüz yüze gelmesi, edebi dehasında adeta tektonik bir kaymaya yol açar. Ankara Muallim Mektebi, Ankara Kız ve Erkek liselerinde (1924-32) sürdürdüğü öğretmenlik serüveni, İstanbul’a dönüşünde de Vefa, Kabataş liseleri ve Arnavutköy Amerikan Kız Koleji’nde (1932-46) devam eder. O, sadece tahta başında bir öğretmen değil, kelimeleriyle kitleleri eğiten bir kültür insanıdır.

Faruk Nafiz Çamlıbel’in Edebi Kişiliği

Sanat Anlayışının Evrimi: Bireysel Aşktan Toplumsal Manifestoya

Faruk Nafiz’in edebi çizgisi, tek bir kalıba sığdırılamayacak kadar dinamiktir. İlk şiirlerinde Servet-i Fünun estetiğinin ve bireysel acıların koyu gölgesi hissedilir. 1918’den sonra Yeni Mecmua ve Fağfur gibi dergilerde, aruza tam anlamıyla egemen olduğu özgün üslubunu inşa etmeye başlar. Edebiyat-ı Umumiye Mecmuası, Büyük Mecmua, Nedim, Yarın ve Süs gibi dönemin prestijli yayınlarında aşk şiirleriyle parlar.

Ancak I. Dünya Savaşı’nın yarattığı toplumsal yıkım, şairin fildişi kulesini yıkar. “Bozgun”, “Hisar”, “Yaralı Arslan”, “Münacat” ve “İzmir” gibi şiirlerinde yükselen yurtsever çığlık, onun sanatında yeni bir şafağın habercisidir.

Memleket Edebiyatının Manifestosu: "Sanat"

1926 yılında Hayat dergisinde yayımlanan “Sanat” şiiri, Türk edebiyatı için sıradan bir metin değil, adeta bir ihtilal bildirisidir. Faruk Nafiz bu şiirle, Batı taklitçiliğinin karşısına Anadolu’nun el değmemiş kültür mirasını koyar.

"Yalnız senin gezdiğin bahçede açmaz çiçek, Bizim diyarımız da binbir baharı saklar! Kolumuzdan tutarak sen bizi çekmek iste, Eylersin de her paslı mermerde bir abide..."

Şair, İstanbullu aydın ile Anadolu halkı arasındaki kopukluğu köprülemek ister. Bu anlayışın en somut, en kült eseri ise yolculuk psikolojisini ve Anadolu insanının kaderini eşsiz bir realizmle aktaran “Han Duvarları” olur. Cumhuriyet sonrasında Enis Behiç, Orhan Seyfi, Halit Fahri ve Yusuf Ziya ile birlikte “Beş Hececiler” (Hecenin Beş Şairi) olarak anılsa da, aruzdan hiçbir zaman tamamen kopmamış, hatta son dönem şiirlerinde yine aruza dönerek biçimsel yetkinliğini kanıtlamıştır.

Çok Yönlü Bir Kalem: Hiciv, Tiyatro ve Sinema

Faruk Nafiz, sadece hüzünlü ve epik şiirlerin şairi değildi. O, toplumun aksayan yönlerini mizahın keskin diliyle eleştirmeyi bilen çok yüzlü bir entelektüeldi.

  • Takma Adları: Toplumsal taşlamalarında ve mizahi şiirlerinde Çamdeviren, Deli Ozan, Akıllı Ozan, İsmail Vecih, İğne ile Kuyu Kazan, Kalender, Tatlı Sert ve Yamak gibi dramatik imzalar kullandı.
  • Onuncu Yıl Marşı: Behçet Kemal Çağlar ile birlikte kaleme aldığı, genç cumhuriyetin coşkusunu ölümsüzleştiren bu metin, Cemal Reşit Rey tarafından bestelenerek ulusal hafızaya kazındı.
  • Sahne ve Beyaz Perde: Tiyatro ve roman türlerinde de üretken olan yazarın Yayla Kartalı adlı oyunu, 1945 yılında Türk sinemasının kurucu yönetmeni Muhsin Ertuğrul tarafından beyaz perdeye aktarıldı.

Siyaset, Yassıada ve Akdeniz’de Son Yolculuk

1946 yılında öğretmenlik kürsüsünden ayrılan Faruk Nafiz, Demokrat Parti’den İstanbul milletvekili seçilerek meclise girdi. 27 Mayıs 1960 ihtilaline kadar aralıksız süren bu siyasi kariyer, onun hayatının en sancılı dönemini başlattı.

İhtilalin ardından tutuklanarak Yassıada’ya gönderildi. Haziran 1960 ile Eylül 1961 arasında, bir fikir adamı için en ağır imtihan olan hürriyetinden mahrum kalma sürecini yaşadı. Yargılamalar silsilesinin sonunda suçsuz bulunarak serbest bırakıldıysa da, ruhunda ve bedeninde derin izler kalmıştı.

Son yıllarını Arnavutköy’deki inziva köşesinde, anıları ve kırgınlıklarıyla baş başa geçirdi.

Sonuç: Akdeniz'de Kapanan Perde

8 Kasım 1973’te, Fethiye-Kaş arasında seyreden Samsun gemisinde, kalbi memleketin mavi sularında daha fazla dayanamadı. Akdeniz’in ortasında, bir vapur güvertesinde nihayete eren bu ömür, adeta onun gezgin ve arayış içindeki ruhuna yakışır bir sondu. Cenazesi İstanbul’a getirilerek Zincirlikuyu Mezarlığı’nda ebedi istirahatgahına tevdi edildi.

Faruk Nafiz Çamlıbel; aruzun asaletini hecenin samimiyetiyle birleştiren, bu toprakların hem hüznünü hem de coşkusunu anlatan, Türk edebiyatının her daim saygıyla ve minnetle anacağı ulu bir çınardır.

Faruk Nafiz Çamlıbel’in Eserleri

Şiir:

·         Şarkın Sultanları, İst., 1918

·         Dinle Neyden, İst., 1919

·         Gönülden Gönüle, İst., 1919

·         Çoban Çeşmesi, İst., 1926

·         Suda Halkalar, 1929

·         Bir Ömür Böyle Geçti, İst., 1932

·         Elimle Seçtiklerim, İst.: Yeni Şark Kütüphanesi, 1935

·         Boğaziçi Şarkısı, (Sadettin Kaynak ile) 1936

·         Akar Su, İst.: Kanaat Kitabevi, 1936

·         Tatlı Sert, (mizahi şiirler) İst.: Kanaat Kitabevi, 1938

·         Akıncı Türküleri, İst.: Kanaat Kitabevi, 1940

·         Heyecan ve Sükûn, İst.: İnkılâp Kitabevi, 1959

·         Zindan Duvarları, İst.: Tan Gazetesi Mtb., 1967

·         Han Duvarları, 1969 (2. bas. İst.: Atlas Kitabevi, 1973)

Oyun:

·         Canavar, (manzum) İst., 1926

·         Akın, (manzum) Ank.: Halkevi, 1932

·         Özyurt, (manzum) Ank.: Hakimiyeti Milliye Mtb., 1932

·         Kahraman, (manzum) İst.: Cumhuriyet Kütüphanesi, 1933

·         Ateş, İst.: Ahmet Sait B., 1939

·         Yayla Kartalı, İst.: İnkılâp Kitabevi, 1945

Okul piyesleri:

·         Numaralar, İst., 1928

·         Yangın, (manzum) İst., 1931

·         Bir Demetle Beş Çiçek, İst.: Sühulet Kütüphanesi, 1933

·         Yangın, (piyesler) İst.: Sühulet Kütüphanesi, 1933

·         Canavar, İst.: Tefeyyüz Kitaphanesi, 1944

Roman:

·         Yıldız Yağmuru, İst.: Kanaat Kitabevi, 1936

İnceleme:

·         Tevfik Fikret: Hayatı ve Eserleri, İst.: Cumhuriyet Kitaphanesi, 1937

KAYNAKÇA: Yusuf Ziya (Ortaç), Faruk Nafiz: Hayatı ve Eserleri, İst.: 1937; N. S. Banarlı, Faruk Nafiz ve Seçilmiş Şiirleri, İst.: 1949; H. Yücebaş, Bütün Cepheleriyle Faruk Nafiz: Hayatı, Hatıraları, Şiirleri, İst., 1974; N. Birinci, Faruk Nafiz (İnceleme-Seçmeler), İst.: 1993; Nebioğlu, 189; Kaplan, Şiir, II, 6-18; İ. Enginün, “Çamlıbel, Faruk Nafiz”, TDEA, II, 114-116; H. H. Bulut, “Çamlıbel, Faruk Nafiz”, DİA, VIII, 195; Özgüç, I, 46.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Haldun Taner Kimdir? Hayatı, Edebi Kişiliği ve Eserleri

Haldun Taner   Haldun Taner Kimdir? İronik Bir Bilgenin Rafine Dünyası: Haldun Taner Türk edebiyatı ve tiyatrosu, insanı insana anlatırk...