ANA SAYFA

Halid Ziya Uşaklıgil Kimdir? Hayatı, Edebi Kişiliği ve Eserleri

 


Modern Türk Romanının Mimarı: Halid Ziya Uşaklıgil
Halid Ziya Uşaklıgil

Halid Ziya Uşaklıgil Kimdir?

Türk Romanının Mimarı: Halid Ziya Uşaklıgil'in Edebi ve İnsani Yolculuğu

Türk edebiyatı, emekleme döneminden kurtulup Batılı ve modern bir kimliğe bürünmesini şüphesiz Halid Ziya Uşaklıgil’e borçludur. O, sadece Servet-i Fünûn döneminin en büyük nesir ustası değil; kalemiyle toplumsal dönüşümleri, insan psikolojisinin derin dehlizlerini ve modern Türk romanının ilk kusursuz örneklerini inşa eden bir mimardır. MEB’in "100 Türk Edebiyatçısı" listesinde de yer alan yazar, arkasında bıraktığı devasa külliyatla edebi bir dehanın çok ötesinde, hayatın trajik kırılmalarıyla yoğrulmuş bir insan portresi sunar.

Halid Ziya Uşaklıgil’in Hayatı

İzmir Yılları: Bir Aydınlanma ve Arayış Dönemi

Uşak kökenli, halıcılıkla meşgul zengin ve kültürel olarak açık fikirli "Uşşakizadeler" ailesinin bir ferdi olan Mehmet Halid Ziyaeddin, İstanbul’da Eyüp’te dünyaya gözlerini açtı. Çocukluğu Şehzadebaşı’ndaki zengin bir konakta, tiyatro temsilleri ve Doğu klasikleriyle iç içe geçti. Ancak 93 Harbi’nin (1877-78) getirdiği ekonomik yıkım, aileyi İzmir’e göç etmek zorunda bıraktı. Bu zorunlu göç, Halid Ziya’nın zihni dünyasında yepyeni bir kapı aralayacaktı.

İzmir’de Mechitariste adlı Katolik okuluna devam etmesi, onun gayrimüslim çevrelerle tanışmasını ve "alafranga" kültüre yönelmesini sağladı. Fransızca, İtalyanca ve ardından İngilizce öğrenen genç Halid Ziya; Jules Verne’den Flaubert’e, Goncourt Kardeşler’den Alexandre Dumas’ya kadar Batı literatürünü ana dilinden yutarcasına okudu.

İlk Kalem Denemeleri ve Gazetecilik

Halid Ziya, edebi rüştünü İzmir’in çok kültürlü topraklarında ispat etti. Henüz genç bir öğrenciyken Hazine-i Evrak ve Tercüman-ı Hakikat gazetelerinde ilk yazılarını yayımladı. İzmir’deki dostlarıyla birlikte şehrin ilk edebi dergisi olan Nevruz’u (1884) çıkardı. İstanbul’a yaptığı kısa ve sonuçsuz bir memuriyet arayışının ardından İzmir’e dönerek Osmanlı Bankası’nda çalıştı, idadide edebiyat öğretmenliği yaptı.

Bu dönemde Tevfik Nevzat ile birlikte çıkardığı Hizmet ve Ahenk gazeteleri, onun ilk büyük eserlerinin doğum sancılarına şahitlik etti. Türk edebiyatında yeni bir çığır açacak olan Türkçedeki ilk mensur şiir örneklerini bu gazetede yayımladı. Mensur Şiirler (1889) kitaplaştığında, edebiyat dünyasında fırtınalar kopardı.

Acılarla Olgunlaşan Bir Üslup

Halid Ziya’nın edebiyatı, hayatının trajik dönemeleriyle doğrudan göbek bağına sahipti. O, kronolojik bir sırayla sadece eser üreten bir makine değil, acılarını mürekkebe dönüştüren bir dram yazarıydı.

"Her büyük eserin arkasında, yazarının ruhuna açılmış derin bir yara gizlidir."

  • Annesinin Ölümü ve Ölüm Teması: 1888 yılında, onun yetişmesinde en büyük pay sahibi olan annesini kaybetmesi, Halid Ziya’yı derin bir melankoliye sürükledi. O dönem edebiyatta moda olan ölüm teması, yazar için rasyonel bir tercihten ziyade kalbi bir sığınağa dönüştü. Bu ruh haliyle kaleme aldığı Mezardan Sesler ve üçüncü romanı Bir Ölünün Defteri, yazarın kendi ifadesiyle üslubunun "istikrar noktası" oldu.
  • Ard Ardına Gelen Ailevi Trajediler: 1889’da Memnune Hanım ile evlenip Paris Fuarı’na katılarak ufkunu genişleten yazar, dönüşünde hayatın en acı yüzüyle karşılaştı. Büyükbabasını, amcasını ve ilk çocuğu Vedide’yi arka arkaya kaybetti. Ailenin dağılma noktasına gelmesi ve İzmir’deki banka işinden ayrılması, onu edebi olarak daha da derinleştirdi, insan psikolojisinin karanlık yönlerini keşfetmeye zorladı.
  • Sansür Kıskacı: İlk romanı Sefile, Hizmet gazetesinde tefrika edilmesine rağmen, İstanbul’a kitap olarak basılmaya gönderildiğinde "âdâb-ı İslamiyeye aykırı" bulunarak sansüre uğradı. Bu durum, onun edebi gerçekçilik ile dönemin siyasi/sosyal gerçekleri arasındaki sıkışmışlığının ilk büyük göstergesiydi.

İstanbul ve Modern Türk Romanının Doğuşu

1893 yılında Reji İdaresi’nden aldığı başkâtiplik teklifi, Halid Ziya için dönüm noktası oldu. Dokuz yıllık İzmir dönemini kapatarak İstanbul’a gelen yazar, Reji’deki çalışma odasını adeta bir edebi mahfile dönüştürdü. Mehmet Rauf ve Hüseyin Cahit gibi isimlerin uğrak yeri olan bu oda, Türk edebiyat tarihini değiştirecek olan Servet-i Fünûn topluluğunun da temel taşlarının döşendiği yerdi.

Edebi Dönem

Öne Çıkan Katkıları ve Eserleri

Edebi Kimlik

İzmir Dönemi

Sefile, Nemide, Bir Ölünün Defteri, Mensur Şiirler, Fransa Edebiyatının Numune ve Tarihi

Batı edebiyatını sindirme, ilk sanatkârane düzyazı ve mensur şiir denemeleri.

İstanbul / Servet-i Fünûn

Ferdi ve Şürekâsı (Tefrikası İzmir'de başlasa da İstanbul'da olgunlaştı), Aşk-ı Memnû

Batılı anlamda ilk kusursuz Türk romanlarının inşası, psikolojik tahlillerin zirvesi.

Halid Ziya; Tevfik Fikret, Cenap Şahabettin ve Recaizade Ekrem gibi devrin dev isimleriyle omuz omuza vererek eski-yeni kavgasında yenilikçi tarafın en güçlü kalemi oldu. Toplumsal baskıların, bireysel buhranların ve aşkın en karmaşık hallerinin işlendiği psikolojik tahliller, onun kaleminde adeta can buldu.

Fırtınalı Yıllar: Saray Bürokrasisinden Sürgünlere

Yazı hayatı sansür ve baskılarla aksayan Halid Ziya, 1905’te Yeşilköy’deki köşküne taşındı. II. Meşrutiyet’in (1908) ilanıyla birlikte adeta küllerinden doğdu; Darülfünun’da Batı edebiyatı ve estetik dersleri vermeye başladı, Türk Derneği’ne katıldı. İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne girmesinin ardından V. Mehmet Reşat’ın Mabeyin Başkâtibi olarak sarayın en mahrem koridorlarına adım attı.

Dönem / Yıl

Siyasi ve Akademik Gelişmeler

Edebi Üretim

1909 - 1912

Mabeyin Başkâtibliği ve Âyan Üyeliği.

Yoğun bürokrasi sebebiyle edebi sessizlik.

1912 - 1914

İttihatçı olduğu gerekçesiyle görevden azil; Darülfünun'a dönüş.

Yunan Edebiyatı (1912) ve Latin Edebiyatı (1912) çalışmaları.

1914 - 1918

I. Dünya Savaşı yılları; Paris, Bükreş ve Viyana'da tedavi amaçlı resmi seyahatler.

Savaş sonrası Tanin gazetesinde yayımlanan Avrupa seyahat anıları.

Bürokrasinin Zirvesinden Cumhuriyet'e

Halid Ziya Uşaklıgil, sadece fildişi kulesinde yazan bir entelektüel değildi. İkinci Meşrutiyet’in ardından, Sultan Mehmed Reşad döneminde Baş Mâbeyinci (1909-1912) olarak sarayın en üst düzey bürokratı oldu ve Meclis-i Âyan üyeliği yaptı. Devletin en fırtınalı dönemlerinde zirvede görev alan bu büyük deha, imparatorluğun çöküşünü de cumhuriyetin kuruluşunu da bizzat tecrübe etti.

Farklı takma isimler (Mehmet Halid Ziyaeddin, Mehmet Halit, Halit) kullansa da, edebiyat tarihindeki asıl yerini Türk romanına kazandırdığı "Batılı karakter" ve teknik kusursuzlukla aldı. Hayatının son yıllarında kaleme aldığı anı kitabı Kırk Yıl, dönemin edebi ve siyasi panoramasını çizen devasa bir arşiv niteliğindedir.

Halid Ziya, hayatı boyunca kelimelerle bir dünya inşa etmiş, acılarını sanata, sansürleri edebi dehaya dönüştürmeyi başarmıştır. Bugün Türk romanından bahsediyorsak, onun attığı o sağlam ve Batılı temeller sayesindedir.

Halid Ziya Uşaklıgil’in Edebi Kişiliği

Mavi Hülyalardan Siyah Felaketlere: Halid Ziya Uşaklıgil'in Olgunluk Dönemi ve Edebi Dehası

İstanbul’a 1893 yılının baharında ayak basan Halid Ziya Uşaklıgil, cebinde sadece Reji İdaresi’nin başkâtiplik teklifini değil, Türk edebiyatının çehresini sonsuza dek değiştirecek o büyük estetik vizyonu da taşıyordu. Servet-i Fünûn dergisinde yayımlanan "Canbaz Kız" öyküsü, bu büyük dehanın payitahttaki gövde gösterisinin ilk habercisiydi. 1896 yılında Recaizade Ekrem’in hamiliği ve Tevfik Fikret’in edebi liderliğiyle bütünüyle sanatsal bir çehreye bürünen Servet-i Fünûn, Halid Ziya’nın katılımıyla birlikte Türk edebiyatının en radikal, en Avrupai hareketi olan Edebiyat-ı Cedide’nin kalesine dönüştü. Cenap Şahabettin, Hüseyin Cahit, İsmail Safa ve ruh ikizi Mehmet Rauf ile omuz omuza veren yazar, rüştünü ispat ettiği İzmir yıllarının ardından artık Türk romanının zirvesine yerleşecekti.

Kuramdan Pratiğe: Romanı Bir Sanat Olarak İnşa Etmek

Halid Ziya, Türk edebiyatında romanı "rastgele anlatılan bir halk hikayesi" olmaktan çıkarıp, ayakları yere basan metodolojik bir sanat dalı olarak gören ilk figürdür. O, henüz büyük nehir romanlarını kaleme almadan önce bu işin felsefesini kurmuştu.

"Masalcılar diye küçümsediği halk edebiyatı ürünlerini edebiyat dışı sayan yazar, anlatım sanatının destanlardan modern romana evrilişini Türkiye'de ilk kez teorize eden isimdir."

Bu felsefi altyapının en somut kanıtı, henüz İzmir'deyken tefrika edilen ve 1889'da kitaplaşan Hikâye adlı devrimci araştırmasıdır. Türk edebiyatında bu alanda kaleme alınmış ilk teorik çalışma olan bu yapıtta yazar; realizm, romantizm ve natüralizm gibi 19. yüzyıl Batı akımlarını masaya yatırmıştır. Kendisi romantizmin duygusal dünyasına saygı duysa da, bir sanatçı olarak yönünü tamamen realizme çevirmiştir. Onun dehası; romantizmden gelen o derin, marazi aşk ve duyumsallığı, realizmin gerektirdiği soğukkanlı gözlemcilik ve determinizm ile kusursuzca harmanlamasında yatar.

Olgunluk Döneminin Üç Büyük Abidesi

1895 yılından sonra Halid Ziya, Türk romancılığında estetik ve teknik açıdan ulaşılamayacak bir "yüksek düzey" tanımladı. Peş peşe gelen üç büyük başyapıt, hem Servet-i Fünûn estetiğinin hem de modern Türk insanının ruhsal haritasıydı.

1. Mai ve Siyah (1897): Bir Neslin Aynası ve Beyannamesi

Servet-i Fünûn sayfalarında tefrika edildiğinde bir edebiyat olayı haline gelen roman, sadece genç bir şair olan Ahmet Cemil’in hikayesi değil, Abdülhamid dönemi İstanbul'unda sıkışıp kalan tüm Servet-i Fünûn neslinin kolektif manifestosudur.

  • Mavi Hülyalar: Ahmet Cemil'in Babıali dünyasında şöhret olma, Lamia ile evlenme ve şiiriyle devrim yapma hayalleri, romanın "mavi" ve romantik yüzüdür.
  • Siyah Felaket: Babasının ölümüyle omuzlarına çöken geçim derdi, matbaa dünyasının insafsızca eleştirileri, kız kardeşinin hoyrat bir koca elinde can vermesi ve Lamia'nın bir subayla evlenmesi; Ahmet Cemil'i hayatın realist duvarına çarpar. Roman, Ahmet Cemil'in simsiyah bir İstanbul gecesinde, mağlubiyetini itiraf ederek bir gemi güvertesinde şehri terk etmesiyle son bulur.

2. Aşk-ı Memnu (1898): Yalının Sınırlarında Bir Soyaçekim Trajedisi

Türk romanının teknik açıdan ilk kusursuz örneği kabul edilen yapıt, alafranga hayata geçmekte olan geç dönem Osmanlı toplumunun Boğaziçi’ndeki elit yaşantısını mercek altına alır.

Bihter, hafifmeşrep annesi Firdevs Hanım’a benzememek ve onun kötü şöhretinden kaçmak adına kendisinden yaşça çok büyük, dul Adnan Bey ile evlenir. Ancak bu evlilikte bulamadığı tutkuyu, Adnan Bey'in çapkın yeğeni Behlül'ün kollarında arar. Halid Ziya, bu yasak aşkı anlatırken Batı edebiyatından öğrendiği determinizm ve soyaçekim ilkelerini harika bir biçimde işler; Bihter kaçmaya çalıştığı annesinin kaderine adım adım sürüklenir. Trajedi; Behlül'ün Nihal ile nişanlanmaya kalkmasıyla patlak verir ve Bihter'in yalı sakinlerinden intikam alırcasına intiharıyla, Behlül'ün ise korkakça kaçışıyla sonlanır.

3. Kırık Hayatlar (1901): Yarım Kalan Bir Tefrika, Parçalanan Dünyalar

Toplumsal dengesizliklerin ve hayal kırıklıklarının gölgesinde, Doktor Behiç’in savrulan hayatı etrafında şekillenir. Roman, insanın aradığı o mutlak mutluluğu dış dünyadaki yanılsamalarda değil, kendi yuvasında bulabileceğini fısıldayarak biter. Trajiktir ki bu romanın tefrikası, 1901 yılında Hüseyin Cahit’in bir yazısı yüzünden Servet-i Fünûn dergisinin padişahlık rejimi tarafından kapatılmasıyla yarım kalmış, yazarın edebi üretimi uzun bir sessizliğe gömülmüştür.

Cumhuriyet Dönemi ve "Bir Acı Hikâye" ile Gelen İnziva

Cumhuriyet’in ilanından sonra Halid Ziya’ya resmi bir devlet görevi verilmedi. Ancak bu dışlanmışlık, onun edebi anlamda en verimli hasat dönemini başlattı. Hayat, Varlık, Resimli Ay gibi dönemin en prestijli dergilerinde yazdı. Dil Devrimi'nin rüzgarıyla, ölümsüz eserleri Mai ve Siyah, Aşk-ı Memnu ve Kırık Hayatlar’ın orijinal yapılarına asla dokunmadan, dillerini dönemin sadeleşme hareketi doğrultusunda bizzat kendisi temizleyerek yeniden yayımladı.

1936’da yayımladığı anı anıtı Kırık Yıl ve 1942’deki Saray ve Ötesi, sadece bir sanatçının geçmişe fırlattığı bakış değil, bir imparatorluğun çöküş ve bir kuşağın varoluş belgeleriydi.

Ancak hayat, bu büyük trajediler yazarını en büyük trajedisiyle, evlat acısıyla sınayacaktı. 1937 yılında, Tiran elçiliğinde başkâtip olarak görev yapan çok sevdiği oğlu Halil Vedat intihar etti. Kalbi parça parça olan ihtiyar usta, bu feryadı 1942 yılında Bir Acı Hikâye adıyla kitaplaştırdı.

"Oğlunun intiharından sonra dünyayla olan tüm bağını koparan Halid Ziya, Yeşilköy'deki köşkünde derin bir inzivaya çekildi. Üç ay boyunca yattığı ölüm döşeğinde, hayatın acı gerçeklerine karşı her türlü tedaviyi reddetti."

Altmış yıllık yazı hayatında romandan mensur şiire, tiyatrodan edebiyat tarihine kadar her alanda kalem oynatan, Fransız cümle yapısını Türkçeye uyarlayarak zengin sıfatlarla örülü sanatkârane bir dil kuran bu büyük usta, Yeşilköy'deki köşkünde hayata gözlerini yumdu. Bakırköy Mezarlığı’nda, her şeyden çok sevdiği ve erken kaybettiği oğlu Halil Vedat’ın yanına gömüldü. Arkasında bıraktığı devasa külliyat, sonraki yıllarda Halit Refiğ gibi sinema dehaları tarafından beyaz perdeye ve televizyona uyarlanarak ölümsüzlüğünü tescilledi. Türk edebiyatı, onun kaleminde bulduğu Batılı ruhla bugün hala nefes almaya devam ediyor.

Sonsöz: Hayatın ve Sanatın İki Aynasında Bir Ömür

Halid Ziya Uşaklıgil’in edebi kimliği ile insani trajedileri, birbirinden ayrı düşünülemeyecek bir madalyonun iki yüzü gibidir. İzmir’in çok kültürlü topraklarında filizlenen, Katolik mekteplerinin alafranga havasıyla yoğrulan genç Mehmet Halid, hayatı boyunca yalnızca bir romancı değil, aynı zamanda kelimelerle kendine korunaklı bir kale inşa etmeye çalışan yaralı bir ruh olmuştur. Anneler, büyükbabalar, amcalar ve henüz tomurcukken solan evlatlarla bezeli o erken kayıplar silsilesi, onun realizmini marazi bir hüzünle, keskin bir determinizmle beslemiştir. O, hayatın acı gerçeklerinden kaçmak için sanata sığınmış; ancak ironik bir biçimde, sığındığı o sanatta da hep kaçmaya çalıştığı hayatın kırık parçalarını, yasak aşklarını ve siyah felaketlerini anlatmıştır.

Onun edebiyat dünyasında gerçekleştirdiği devrim, sadece Hikâye kitabıyla getirdiği metodolojik yenilik veya Aşk-ı Memnu ile kurduğu kusursuz teknik yapı değildir. Halid Ziya, Doğu ile Batı’nın, saray ile sokağın, ihtişam ile sefaletin tam ortasında duran fırtınalı bir geçiş döneminin en dürüst tanığıdır. Bir yanda Mabeyin Başkâtibi olarak sarayın koridorlarında devletin çöküşünü izleyen o soğukkanlı bürokrat, diğer yanda Yeşilköy'deki köşkünde her türlü tedaviyi reddederek kendini oğlunun yanına, toprağa gömen o acılı babadır.

Cumhuriyet döneminde eserlerini kendi elleriyle sadeleştirirken bile geçmişine ve Servet-i Fünûn estetiğine sadık kalışı, onun sanata olan saygısının bir nişanesidir. Bugün geriye dönüp bakıldığında; altmış yıllık bir yazı ömrünün sonunda Bakırköy Mezarlığı'nda nihayete eren bu yolculuk, Türk edebiyatının emekleme dönemini bitirip rüştünü ispat ettiği o büyük ergenlik çağıdır. Halid Ziya Uşaklıgil, hayatın ona yaşattığı tüm sansürlere, acılara ve siyah gecelere rağmen, Türk romanını "mavi bir hülya" gibi gökyüzüne yükseltmeyi başarmış en büyük ustadır.

Halid Ziya Uşaklıgil’in Eserleri

Roman:

·         “Sefile”, (Hizmet’te tefrika halinde kalmıştır) 1885

·         Nemide, İzmir: Hizmet Mtb., 1307/1889

·         Bir Ölünün Defteri, İzmir: Hizmet Mtb., 1307/1889

·         Ferdi ve Şürekâsı, İst.: Nişan Berberyan Mtb., 1312/1894

·         Mai ve Siyah, İst.: Âlem Mtb., 1313/1897

·         Aşk-ı Memnu, İst.: Edebiyat-ı Cedide Ktp., 1900

·         Kırık Hayatlar, İst.: İkbal, 1342/1924

·         Nesl-i Ahir, (yarım kalmış tefrika) İst.: İnkılâp, 1990

Öykü:

·         Bir İzdivacın Tarih-i Muaşakası, İst.: Mihran Mtb., 1306/1888

·         Bir Muhtıranın Son Yaprakları, İst.: Mihran Mtb., 1306/1888

·         Küçük Fıkralar, 3 c., İst.: İkdam Mtb., 1314/1896

·         Bu muydu?, İst., 1314/1896; Heyhat, 1896

·         Bir Yazın Tarihi, İst.: Âlem Mtb., 1316/1900

·         Solgun Demet, İst.: Edebiyat-ı Cedide Ktp., 1317/1901

·         Bir Şi’r-i Hayal, İst.: Matbaa-i Hayriye, 1330/1914

·         Sepette Bulunmuş, İst.: Şule Neşriyat, 1920

·         Bir Hikâye-i Sevda, İst.: Sabah Mtb, 1338/1922

·         Hepsinden Acı, İst.: Sühulet Ktp., 1934

·         Aşka Dair, İst.: Semih Lütfi, 1935

·         Onu Beklerken, İst.: Hilmi, 1935

·         İhtiyar Dost, İst.: Cumhuriyet Mtb., 1937

·         Kadın Pençesi, İst.: Hilmi, 1939

·         İzmir Hikâyeleri, İst.: Cumhuriyet Mtb., 1950

Oyun:

·         Kâbus, İst.: Ahmet İhsan ve Şürekâsı, 1334/1918, Füruzan, (A. Dumas Fils’ten uyarlama) İst.: Ahmet İhsan ve Şürekâsı, 1334/1918

·         Fare, (E. Pailleron’dan uyarlama) İst.: Cihan Mtb., 1341/1924

Düzyazı Şiir:

·         Mensur Şiirler, İzmir: Hizmet Mtb., 1307/1889

·         Mezardan Sesler, İzmir: Hizmet Mtb., 1307/1889

Anı:

·         Kırk Yıl, 4 c., İst.: Matbaacılık ve Neşriyat, 1936

·         Saray ve Ötesi, 3 c., İst.: Hilmi, 1940-42

·         Bir Acı Hikâye, İst.: Hilmi, 1942

Hitabet:

·         Birkaç Yaprak, İst.: A. Asaduryan Mtb., 1316/1898

Edebiyat Tarihi:

·         Garptan Şarka Seyyale-i Edebiye: Fransa Edebiyatının Numune ve Tarihi, İst.: Matbaa-i Ebüzziya, 1303/1885

·         Hikâye, İst.: Vatan Kitaphanesi, 1307/1889 (yb haz. Nur Gürani Arslan, paralel metin, YKY, 1998)

·         Tarih-i Edebiyat-ı Garbiyeden Fransız Edebiyatı Dersleri, İst.: Darülfünun Mtb., 1329/1913

·         Yunan Tarih-i Edebiyatı, İst.: Matbaa-i Amire, 1331/1912

·         İspanyol Edebiyatı, 1913

·         Alman Tarih-i Edebiyatı, 1914

·         Latin Tarih-i Edebiyatı, İst.: Matbaa-i Amire, 1915

Makale:

·         Kenarda Kalmış, İst.: İkbal, 1342/1924

·         Sanata Dair, 4 c., 1938-63

Diğer:

·         Hesap Oyunları, İzmir: Hizmet Mtb., 1308/1890

·         Fransızca Muallimi, İst.: Mihran Mtb., 1306/1889

·         Tuhfe-i Letaif, İzmir: Hizmet Mtb., 1308/1890

·         Mebhasü’l-kıhf, İzmir: Hizmet Mtb., 1308/1890

·         Bukalemun-ı Kimya, İzmir: Hizmet Mtb., 1308/1890

·         Kanun ve Fenn-i Vilade, İst.: Nişan Berberyan Mtb., 1311/1893

·         İlm-i Sima, İst.: Nişan Berberyan Mtb., 1311/1893

Çeviri:

·         Demirhane Müdürü (G. Ohnet), İst.: Mahmut Bey Mtb., 1300/1888

·         Nâkil, (öyküler) 4 c., İst.: 1311-12/1893-94.

KAYNAKÇA: Mehmet Rauf, “Halit Ziya Bey”, Nevsal-i Milli, İst., 1914, s. 143-147; A. C. Yöntem, “Halid Ziya Uşaklıgil”, AA, I, 385-386; M. Kaplan, “Halid Ziya”, İA, V/1, 143-147: L. S. Akalın, Halit Ziya: Hayatı, Sanatı, Eserleri, İst., 1953; O. Önertoy, Halit Ziya Uşaklıgil: Romancılığı ve Romanımızdaki Yeri, Ank., 1965; A. H. Tanpınar, Edebiyat Üzerine Makaleler, (haz. Z. Kerman) İst., 1969, s. 301-304; N. Akı, “Halit Ziya Uşaklıgil’in Mensur Şiirleri”, AÜ Edebiyat Fakültesi Araştırma Dergisi, c. I, S. 1 (Ekim 1970), s. 1-9; C. Yener, Halit Ziya Uşaklıgil, İst., 1974; M. Kaplan, “Mai ve Siyah Romanının Üslubu Hakkında”, Türk Edebiyatı Üzerinde Araştırmalar, c. I, İst., 1976, s. 437-458; Kudret (1977), I, 194-208; Banarlı, RTET, II, 1050-1055; S. İleri, Uzun Bir Kışın Siyah Günleri, İst., 1981; Fethi Naci, Türkiye’de Roman, 58-65; Moran, I, 72-93; N. Z. Bakırcıoğlu, Başlangıcından Günümüze Türk Romanı, İst., 1983, s. 76-86; R. P. Finn, Türk Romanı, (çev. Tomris Uyar) Ank., 1984, s. 151-155; H. Dizdaroğlu, “Halit Ziya Uşaklıgil’in Öykücülüğü”, Türk Dili, (Türk Öykücülüğü Özel Sayısı) S. 286 (Temmuz 1985), s. 53-65; C. Kavcar, Batılılaşma Açısından Servet-i Fünun Romanı, Ank., 1985; Ö. F. Huyugüzel, Halit Ziya Uşaklıgil: Hayatı, Eserleri, Eserlerinden Seçmeler, İst., 1995; Z. Kerman-Ö. F. Huyugüzel, “Halit Ziya Uşaklıgil Bibliyografyası”, Türk Dili, S. 529 (Ocak 1996), s. 164-248; Türk Dili, (Halit Ziya Uşakligil Özel Bölümü) S. 529 (Ocak 1996), s. 87-248; Z. Kerman, Halit Ziya Uşaklıgil’in Romanlarından Batılı Yaşayış Tarzı ile İlgili Unsurlar, Ank., 1997; M. Kutlu, “Uşaklıgil, Halit Ziya”, TDEA, VIII, 465-469; C. Aksu, “Uşaklıgil, Halit Ziya”, YYOA, II, 640-643.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Hüseyin Rahmi Gürpınar Kimdir? Hayatı, Edebi Kişiliği ve Eserleri

Hüseyin Rahmi Gürpınar   Hüseyin Rahmi Gürpınar Kimdir? İstanbul Sokaklarının Ebedi Aynası: Hüseyin Rahmi Gürpınar Edebiyat tarihimiz, f...