ANA SAYFA

Hüseyin Rahmi Gürpınar Kimdir? Hayatı, Edebi Kişiliği ve Eserleri

Hüseyin Rahmi Gürpınar makalesinde yer alan Reşat Nuri Güntekin portresi.
Hüseyin Rahmi Gürpınar

 Hüseyin Rahmi Gürpınar Kimdir?

İstanbul Sokaklarının Ebedi Aynası: Hüseyin Rahmi Gürpınar

Edebiyat tarihimiz, fildişi kulelerinden halkı izleyen yazarlarla doludur; ancak sokaktaki insanı, mahalle aralarındaki fısıltıları, batıl inançları ve toplumsal dönüşümün sancılarını onun kadar canlı, onun kadar içeriden aktarabilen bir başka isim bulmak zordur. Hüseyin Rahmi Gürpınar, Tanzimat’tan Cumhuriyet’e uzanan o devasa kırılma döneminde, Türk romanına kendi has sesini ve rengini bahşeden nevi şahsına münhasır bir edebiyat dehasıdır.

Onun kaleminde İstanbul; sadece mekân değil, etten kemikten bir kahraman gibi nefes alır.

Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın Hayatı

Anasız Bir Çocukluktan Konak Kültürüne: Hayatın İlk Kırılmaları

17 Ağustos 1864’te İstanbul’da dünyaya gelen Hüseyin Rahmi’nin hayat hikâyesi, aslında onun edebi dünyasını şekillendiren köklü bir zıtlığın üzerinde yükselir. Babası, Plevne savunmasında efsaneleşen Gazi Osman Paşa ile birlikte Ruslara esir düşen hünkâr yaveri Mehmet Sait Paşa’dır. Hüseyin Rahmi, henüz üç yaşındayken annesi Ayşe Sıdıka Hanım’ı kaybeder.

Bu kayıp, onu Aksaray’daki Yakup Ağa Mahallesi’nde bulunan anneannesi ve teyzesinin konağına savurur. İşte bu konak, Hüseyin Rahmi’nin müstakbel romancılığının ilk ve en büyük laboratuvarıdır:

  • Kadınlar Dünyası: Erkek otoritesinden uzak, kadınların ağırlıkta olduğu bu konak hayatı; ona mahalle kültürünü, kadınların dilsel inceliklerini, dedikoduları, batıl inançları ve folklorik zenginliği ilk elden gözlemleme fırsatı sundu.
  • İlk Edebi Tohumlar: Küçük yaşta evde dinlediği masallar onda okuma alışkanlığının zeminini hazırlarken; Monte-Cristo, Ahmet Mithat Efendi’nin Hasan Mellah ve Paris’te Bir Türk romanları çocukluk düşlerini süsledi.

Eğitim hayatı ise bir hayli dalgalıdır. Ağayokuşu mahalle mektebi ve Mahmudiye Rüştiyesi’nin ardından girdiği Mülkiye Mektebi’ni, yakasını bırakmayan amansız bir hastalık nedeniyle ikinci sınıfta terk etmek zorunda kalır (1880). Bu erken veda, onun bir daha resmi bir okul çatısı altına girmemesine neden olsa da entelektüel merakını asla köreltmez.

Kendi Kendini İnşa Eden Bir Entelektüel ve Voltaire Etkisi

Hüseyin Rahmi, deyim yerindeyse "kendi kendinin öğretmeni" (otodidakt) olan nadir yazarlardandır. Okulu bıraktıktan sonra özel hocalardan Fransızca dersleri alarak Batı literatürünü doğrudan takip edebilecek bir yetkinliğe ulaşır. Yazarlık macerasının hemen başındayken yaşadığı talihsiz Aksaray yangınında ilk gençlik çalışmalarını kaybetse de onu edebiyat dünyasına bağlayacak en büyük kırılma komşu kapısından gelecektir.

Komşusu Vidinli Tevfik Paşa’nın, içinde 92 ciltlik devasa bir Voltaire külliyatının da bulunduğu büyük kütüphanesini genç Hüseyin Rahmi’ye hediye etmesi, onun düşünce dünyasında adeta bir bomba etkisi yaratır. Fransız kültürünü, rasyonalizmi ve natüralizmi bu kütüphane sayesinde damarlarında hisseder.

Bürokrasiden Gazete Sütunlarına: Ahmet Mithat’ın Keşfi

Hayatını idame ettirmek için Adliye Nezareti, İkinci Ticaret Mahkemesi ve Nafia Nezareti Tercüme Kalemi gibi devlet dairelerinde kâtiplik ve mülazımlık yapan Hüseyin Rahmi için asıl dönüm noktası 1887 yılıdır. Dönemin edebi hamisi, "Yazı Makinesi" Ahmet Mithat Efendi, bu genç yetenekteki parıltıyı fark eder. Onun davetiyle, Ahmet Cevdet’in (İkdamcı Cevdet) yerine 750 kuruş maaşla Tercüman-ı Hakikat gazetesinin kadrosuna dahil olur.

1894’te İkdam gazetesine geçen yazar, 1908’de II. Meşrutiyet’in ilanıyla birlikte memuriyete tamamen veda eder ve hayatını sadece kalemiyle kazanmaya karar verir. Bu, o dönem için cesur ve radikal bir edebi duruştur.

Basın Hayatındaki İzleri ve Dergiler

  • Boşboğaz ile Güllabi: II. Meşrutiyet’in hemen ardından yakın dostu Ahmet Rasim ile birlikte çıkardığı bu haftalık mizah dergisi, onun toplumun aksayan yönlerini neşterleme arzusunun bir ürünüdür (24 Temmuz - 1 Aralık 1908, 36 sayı).
  • Tefrika Romanlar: Sabah, Vakit, Zaman, Âtî, İleri, Son Telgraf, Tevhid-i Efkâr, Milliyet, Cumhuriyet ve Yeni Sabah gibi dönemin en prestijli gazetelerinde romanları tefrika edilmiş, kalemiyle geniş halk kitlelerini peşinden sürüklemiştir.

Cumhuriyet Yılları ve Heybeliada’da Bir Başınalık

İmparatorluğun çöküşüne ve yeni bir devletin kuruluşuna tanıklık eden Gürpınar, Cumhuriyet döneminde de saygınlığını korudu. Edebi üretiminin yanı sıra toplumsal sorumluluk almaktan çekinmeyerek TBMM’de 5. ve 6. dönem Kütahya milletvekili olarak görev yaptı (1936-1943).

Ancak siyasetin ve şehrin gürültüsü, onun içindeki o gözlemci ruhu hiçbir zaman köreltmedi. Hayatı boyunca hiç evlenmeyen, kalbini sadece edebiyata ve karakterlerine açan yazar, ömrünün son demlerini İstanbul’un kalbinden uzakta, adalarda geçirmeyi seçti.

Son Günleri

8 Mart 1944’te, çocukluğundan beri gözlemlediği, güldürürken ağlattığı, batıllıklarıyla dalga geçerken şefkatle kucakladığı İstanbul’da hayata gözlerini yumdu. Bugün, çok sevdiği Heybeliada’daki Abbas Paşa Mezarlığı’nda, adanın rüzgârını ve denizini dinleyerek ebedi uykusunu uyumaktadır.

Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın Edebi Kişiliği

Sokağın Sesini Edebiyata Taşıyan Bağımsız Bir Deha: Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın Edebi Dünyası

Edebiyat tarihimizde Batılılaşma sancılarını, mahalle aralarındaki fısıltıları ve toplumsal dönüşümü onun kadar çıplak, canlı ve muzip bir dille aktarabilen bir başka kalem daha yoktur. Hüseyin Rahmi Gürpınar, Tanzimat’tan Cumhuriyet’e uzanan o devasa geçiş döneminde hiçbir edebi topluluğa dahil olmadan, kendi açtığı bağımsız yolda yürüyen nevi şahsına münhasır bir edebiyat devidir.

Edebiyat otoritelerinin "mutavassıtin" (ara nesil / bağımsızlar) olarak adlandırdığı yazar, fildişi kulelerinden halka tepeden bakan salon edebiyatçılarının aksine, yüzünü tamamen sokağa dönmüştür. Onun için roman; sokağın, mahallenin ve sıradan insanların sade hayatlarının günlük dille yansıtıldığı toplumsal bir aynadır.

Matbuat Caddesinde Bir Çocuk: Ahmet Mithat Efendi’nin "Evlad-ı Manevi"si

Hüseyin Rahmi’nin yayın dünyasına adım atışı, edebiyat tarihinin en dokunaklı ve insani kırılma noktalarından biridir. Henüz bir öğrenciyken kaleme aldığı ilk romanı Şık (yahut Ayna), dönemin devleşen ismi ve adeta bir "Yazı Makinesi" olan Ahmet Mithat Efendi'nin dikkatini çeker. Hüseyin Rahmi’nin "Matbuat caddesine attığım ilk adım" dediği bu eser, Tercüman-ı Hakikat gazetesinde tefrika edilmek üzere kabul edilir. Ancak bu kabul, sancısız olmaz:

Ahmet Mithat Efendi, eserin yetkinliğine hayran kalarak yazarını gazeteye davet ettiğinde, karşısında gencecik bir çocuk görünce hiddetlenir. Romanı bu çocuğun yazdığına inanmaz. Yaşadığı güvensizlik karşısında Hüseyin Rahmi’nin gözlerinden dökülen yaşlar, usta yazarın kalbini yumuşatır. Gerçeği anlayan Ahmet Mithat, genç adamı sadece sayfalarına taşımakla kalmaz; onu "evlad-ı manevi" (manevi evlat) ilan ederek himayesine alır.

Bu büyük desteğin diyetini Hüseyin Rahmi, ustasının yolundan giderek öder. İlk dönemlerinde halkın kültür düzeyini yükseltmeyi amaçlayan, çoğu Fransızcadan çevrilmiş ya da telif edilmiş makaleler kaleme alır. Her ne kadar bu ilk yazılar edebi açıdan derinlikli olmasa da daha sonra Müntahabat-ı Hüseyin Rahmi adıyla üç cilt halinde kitaplaşacaktır.

Dönemin rasyonalist ismi Beşir Fuat’ın daha ilk günlerde fark edip "Bu çocukta espri-komik var, dikkat edin!" diyerek işaret ettiği o deha, ustasının maddi ve manevi kanatları altında Türk edebiyatındaki sarsılmaz yerini inşa etmeye başlar.

Tercümelerden "Mürebbiye"ye: Şöhretin ve Yalnızlığın Doğuşu

1890-1894 yılları arasında Emile Gaboriau (113 Numaralı Cüzdan), P. Bourget ve A. de Musset gibi Fransız yazarlardan 7-8 kitap çeviren Hüseyin Rahmi, asıl büyük çıkışını kendi gözlemleriyle yapacaktır. Edebi muhitlerdeki iddialar ve sanatsal denemeler onun üretkenliğini kamçılar:

  • İffet (1896): Duygusal ve melankolik romanlarıyla tanınan Vecihi’nin üslubunu taklit ederek, bir iddia üzerine kaleme almıştır.
  • Mutallaka (1897): Aile içi geçimsizlikleri ve kavgaları merkezine alan bu eser, Türk edebiyatında mektup tarzında yazılmış ilk yapıt olma unvanını taşır.
  • Mürebbiye (1894): İkdam gazetesinde tefrika edilen bu roman, Hüseyin Rahmi’ye bir anda devasa bir şöhret kazandırır. İstanbul’da adeta yer yerinden oynar.

Bu erken ve büyük şöhret, onu çağdaşı olan diğer edebiyatçılarla bir araya getirmek yerine tam tersi bir etki yaratır. Hüseyin Rahmi, kendine has keskin sanat anlayışı nedeniyle edebiyat dünyasında yalnız kalmayı tercih eder, polemikler haricinde meslektaşlarıyla derin ilişkiler kurmaktan kaçınır.

Roman Kronolojisi ve İstanbul’un Sosyal Panoraması

Mürebbiye ile başlayan büyük yürüyüş, Türk toplumunun yaklaşık yarım asırlık ahlaki, ekonomik ve toplumsal dönüşümünü saniye saniye kaydeden bir belgeye dönüşür. Yazar, birbiri ardına yayımladığı romanlarla toplumsal yaraları adeta cerrahi bir titizlikle deşer:

Eser Adı

Yayımlanma/Tefrika Yılı

Ele Alınan Temel Toplumsal Sorun

Bir Muadele-i Sevda

1899

Görücü usulü evliliğin doğurduğu trajediler ve yıkımlar.

Metres

1900

Ailelerini terk edip Beyoğlu batakhanelerinde servet tüketen gençler.

Tesadüf

1900

Değişen sert hayat şartlarına ve modernleşmeye ayak uyduramayan kadınlar.

Nimetşinas

1902

Toplumsal ahlak ve insan ilişkilerinin sarsılan dinamikleri.

Şıpsevdi (Alafranga)

1911

Batılılaşmayı yanlış anlayıp taklitte aşırıya kaçarak gülünçleşen tipler.

Türk Edebiyatının Emile Zola'sı: Hakikat İçin Gardıroba Saklanan Romancı

Hüseyin Rahmi’nin karakter yaratmadaki ve dil yakalamadaki bu olağanüstü başarısı, çocukluğunu geçirdiği Aksaray’daki Yakup Ağa Mahallesi konağında başlar. Anneannesinin evine gelen mahalleli kadınlardan dinlediği masallar ve dedikodular, onun hafızasına eski İstanbul hayatının tüm ayrıntılarını kazımıştır.

Büyüdükçe Balzac, Maupassant, Daudet, Voltaire, Schopenhauer ve Nietzsche gibi devlerin felsefesiyle bu yerli malzemeyi harmanlar. Avrupa’da gelişen natüralizm akımını Türkiye’ye taşıyarak gözleme ve soyaçekime (özellikle Mürebbiye romanında) o kadar büyük bir değer verir ki, edebi çevrelerde kendisine "Türklerin Emile Zola’sı" unvanı verilir.

Onun gerçekçiliği kağıt üzerinde kalan teorik bir yaklaşım değildir; bizzat sokağın kalbinden süzülmüştür. Edebiyat kulislerinde anlatılan şu anekdotlar, onun arşivci ve gözlemci ruhunu ne kadar radikal bir noktaya taşıdığını kanıtlar:

  • Halkın, özellikle de alt tabakanın nasıl konuştuğunu, hangi deyimleri kullandığını şablonlaştırmadan öğrenebilmek için Çingene kızlarına para verip onları konuşturduğu ve bu canlı diyalogları defterine anında kaydettiği bilinir.
  • Evlerdeki gizli yaşamı, kadınların kendi aralarındaki sahici ve sansürsüz dilini yakalayabilmek için evin dolaplarına saklanarak saatlerce komşu kadınların muhabbetlerini dinlediği söylenmektedir.

Onun sayfalarında çevre tasvirleri derinlemesine yer bulmaz; yazar mekândan ziyade olaylarla ve insanların bu olaylar karşısındaki canlı reaksiyonlarıyla ilgilenir. Bu yüzden romanları; eski İstanbul’un atlı tramvaylarını, Kâğıthane âlemlerini, mahalle baskınlarını, ramazan eğlencelerini, külhanbeyleri, tulumbacıları, uşak, dadı, besleme ve metresleri barındıran devasa bir sosyolojik arşiv, ilk elden çok önemli bir tarihi belgedir.

Hurafelere Karşı Akılcılık ve Büyük Tartışmalar

Hüseyin Rahmi, popüler mizahın o hafifletici havasını kullanarak okuyucusunu her defasında yüksek bir felsefeye davet eder. Gözlemlediği toplumun en büyük düşmanı olarak batıl inançları, hurafeleri ve dinin yanlış anlaşılmasını görür.

Kendi gözlemlerine dayanarak kaleme aldığı Cadı, Gulyabani, Efsuncu Baba ve Dirilen İskelet gibi romanlarında, din kisvesine bürünmüş korkuları ve hurafeleri karikatürize ederek mizahı bir silah gibi kullanır, toplumu akılcılığa çağırır. Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç romanında da toplumun gündelik değer yargılarını acımasızca tiye alır.

Tıpkı hocası Ahmet Mithat gibi, yeri geldiğinde romanın akışını kesip sayfalarca bilgi vermekten çekinmez. Mürebbiye’de mantarlar hakkında uzun bir nutuk çeker ya da natüralizmin Fransa'daki durumunu anlatır; önce Alafranga adıyla tefrika edilirken sansüre uğrayan ve sonra Şıpsevdi adıyla basılan romanında alafranga yemek usullerini betimler; Tebessüm-i Elem’de ise determinizm üzerine uzun uzun felsefe yapar.

"Avam İçin Edebi Kavga": Rübap Dergisi Tartışması

1913 yılında Cadı ve Gulyabani romanlarının dili ve felsefesi nedeniyle Şahabettin Süleyman (Rübap dergisinde) ve Ali Naci (Feth-i Meyyit kitabında) Hüseyin Rahmi’ye sert eleştiriler yöneltir. Yazar, bu hücumlara Cadı Çarpıyor (1913) kitabıyla manifesto niteliğinde bir yanıt verir. Kitabın kapağına ve içine kazıdığı şu sözler, onun edebiyat tarihindeki duruşunun özetidir:

"Lisanımızda sadeliğin elzemiyet ve ehemmiyeti cidden bilindiği gün edebiyat başlamış olacaktır!"

"Avam için edebiyat olmazmış... Ne hezeyan! Avam cehil içinde boğulsun, koca bir millet mahkûm-ı zeval olsun, biz karşıdan seyrine bakalım, öyle mi?"

Daha yolun başında kaleme aldığı İstiğrak-ı Seheri (1887) adlı tiyatro denemesinde de Beşir Fuat ile Menemenlizade Tahir arasındaki "hayaliyun-hakikiyun" (romantizm-realizm) kavgasında realistlerin yanında saf tutmuş, gerçeklerden kaçan Servet-i Fünuncuların romantizmiyle açıkça alay etmiştir.

Zamanın Ötesinde Bir Miras ve Beyaz Perde

Hüseyin Rahmi Gürpınar, hayatı boyunca 50’nin üzerinde roman, öykü, gazete makalesi, eleştiri yazısı ve piyes bırakarak bu topraklardan geçti. Ahmet Mithat’ın açtığı halkçı damarı natüralizmin bilimsel gözlemiyle birleştirerek zirveye taşıdı.

1950’li yıllardan sonra Türkiye’deki roman algısının ve estetik normların değişmesiyle birlikte bazı eleştirmenler tarafından edebi değeri tartışmaya açılmış ve popülerliğini kaybetmeye başlamış olsa da, canlandırdığı kahramanların sarsılmaz gerçekliği ve benzersiz üslubuyla Türk edebiyatının ana sütunlarından biri olmaya devam etmektedir.

Günümüzde tüm yapıtları Kemal Bek tarafından sadeleştirilerek yeniden basılan yazarın halktaki karşılığı, sinemamızın da en büyük ilham kaynaklarından biri olmuştur. Eserlerinin beyaz perdedeki yansımaları, onun yarattığı karakterlerin zamansızlığının kanıtıdır:

  • Mürebbiye: (Yön: Ahmet Fehim, 1919 / Ayrıca "İç Güveysi" adıyla Yön: İ. Engin, 1970)
  • Efsuncu Baba: (Yön: A. Arakon, 1949)
  • İffet: (Yön: Ü. Utku, 1969)
  • Gulyabani: (Sinemamızın kült eseri "Süt Kardeşler" adıyla, Yön: Ertem Eğilmez, 1976)

Hüseyin Rahmi, sadece bir dönemin değil, İstanbul sokaklarında kaybolmaya yüz tutmuş bir ruhun ebedi muhafızıdır. Dil oyunları, Karagöz ve ortaoyunu esintileri, vapurda ya da pencere önündeki kadınların atışmalarıyla dolu o sayfalar, her açıldığında sokağın sesini kulaklarımıza fısıldamaya devam ediyor.

Sonuç: Sokağın Hafızası, Akılcılığın Kalemi: Hüseyin Rahmi’nin Edebi Mirası

Hüseyin Rahmi Gürpınar, Tanzimat’tan Cumhuriyet’e uzanan o sancılı geçiş döneminde ne fildişi kulelerine çekilip salon edebiyatı yapmış ne de toplumun gerçeğine sırtını dönmüştür. Onun edebiyatı; Aksaray’daki bir konağın sözlü kültüründen beslenen, Paris’in natüralist çizgisiyle yoğrulan ve gücünü tamamen sokağın sahiciliğinden alan bağımsız bir duruşun eseridir.

Ahmet Mithat Efendi’nin kanatları altında başlayan bu edebi yolculuk, popüler mizahın hafifletici tınılarını kullanarak toplumu yüksek bir felsefeye, batıl inançlara karşı akılcılığa ve hurafelere karşı bilime davet eden devasa bir külliyata dönüşmüştür.

Zamana Direnen Bir Arşiv ve Yaşayan Karakterler

Bugün Hüseyin Rahmi’yi edebiyat tarihimizde sarsılmaz bir sütun haline getiren unsur, ham bir popülizm ya da dönemsel bir şöhret değildir. Onun yapıtları; atlı tramvayları, mahalle kavgaları, ramazan eğlenceleri, Çingene kızlarının canlı diyalogları ve dolap arkalarından defterlere kaydedilen mahalle fısıltılarıyla eski İstanbul’un en canlı sosyolojik arşividir.

Edebi çevrelerde "Türklerin Emile Zola'sı" olarak anılmasını sağlayan o keskin gözlem yeteneği, yarattığı her karakteri etten kemikten birer belgeye dönüştürmüştür.

"Lisanımızda sadeliğin elzemiyet ve ehemmiyeti cidden bilindiği gün edebiyat başlamış olacaktır!" diyerek halk için edebiyat yapmanın bayraktarlığını üstlenen Gürpınar, Türkçeyi salonların tekelinden kurtarıp sokağın özgürlüğüne kavuşturmuştur.

Gözlemcinin Ebedi Aynası

Hüseyin Rahmi Gürpınar, 1950'lerden sonra değişen roman estetiğiyle zaman zaman edebi tartışmaların odağında yer alsa da, edebiyatımızın en özgün ve bağımsız damarlarından biri olmayı sürdürmektedir. Kalemini halkı eğitmek, çarpıklıkları neşterlemek ve toplumsal fayda sağlamak için bir enstrüman olarak kullanan yazar, ardında ellinin üzerinde zamansız eser bırakmıştır.

Bugün sinemamızın kült yapımlarına dahi ilham veren (Süt Kardeşler / Gulyabani, Mürebbiye), satır aralarında vapur ve tramvay konuşmalarını yaşatan bu devasa külliyat, sadece geçmiş bir devrin anatomisi değil; Türk romanının sokağa, insana ve çıplak gerçeğe açılan ebedi aynasıdır. Heybeliada’nın sessizliğinde uyuyan bu büyük çınar, sayfaları her çevrildiğinde İstanbul’un o hiç susmayan, capcanlı sesini kulaklarımıza fısıldamaya devam etmektedir.

Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın Eserleri

Roman:

·         Şık, İst.: Kırkanbar Mtb., 1889

·         İffet, İst.: İkdam Mtb., 1896

·         Mutallaka, İst.: İkdam Mtb., 1898 (Evlat Hatırı adıyla, 1961; Boşanmış Kadın adıyla, 1971)

·         Mürebbiye, İst.: İkdam Mtb., 1899

·         Bir Muadele-i Sevda, İst.: İkdam Mtb., 1899

·         Metres, İst.: İkdam Mtb., 1899

·         Tesadüf, İst.: İkdam Mtb., 1900

·         Nimetşinas, İst.: İkdam Mtb., 1902

·         Şıpsevdi, İst.: Kitaphane-i Askeri, 1911

·         Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç, İst.: Kitaphane-i Askeri, 1912

·         Sevda Peşinde, İst.: Kitaphane-i Askeri, 1912

·         Gulyabani, İst.: Kitaphane-i Askeri, 1912

·         Cadı, İst.: Kitaphane-i Askeri, 1912

·         Hakka Sığındık, İst.: Kitaphane-i Askeri, 1919

·         Toraman, İst.: Kitaphane-i Hilmi, 1919

·         Hayattan Sayfalar, İst.: Kitaphane-i Hilmi, 1919

·         Son Arzu, İst.: Kitaphane-i Hilmi, 1922

·         Tebessüm-i Elem, İst.: Kitaphane-i Hilmi, 1923 (Acı Gülüş adıyla, 1967)

·         Cehennemlik, İst.: Kitaphane-i Hilmi, 1924

·         Efsuncu Baba, İst.: Kitaphane-i Hilmi, 1924

·         Meyhanede Hanımlar, İst.: Kitaphane-i Hilmi, 1924

·         Ben Deli miyim?, İst.: Kitaphane-i Hilmi, 1925

·         Tutuşmuş Gönüller, İst.: Kitaphane-i Hilmi, 1926

·         Billur Kalp, İst.: Kitapha ne-i Hilmi, 1926

·         Evlere Şenlik, Kaynanam Nasıl Kudurdu?, İst.: Kitaphane-i Hilmi, 1927

·         Muhabbet Tılsımı, İst.: Kitaphane-i Hilmi, 1928

·         Mezarından Kalkan Şehit, İst.: Kitaphane-i Hilmi, 1929 [1928 ?]

·         Kokotlar Mektebi, İst.: Kitaphane-i Hilmi, 1929

·         Şeytan İşi, İst.: Hilmi Kitaphanesi, 1933

·         Utanmaz Adam, İst.: Hilmi Kitaphanesi, 1934

·         Eşkıya İninde, İst.: Hilmi Kitaphanesi, 1935

·         Kesik Baş, İst.: Hilmi Kitabevi, 1942

·         Gönül Bir Yeldeğirmenidir, Sevda Öğütür, İst.: Hilmi Kitabevi, 1943

·         Ölüm Bir Kurtuluş mudur?, İst.: Hilmi Kitabevi, 1945 (yazılışı 1931); Dirilen İskelet, İst.: Hilmi Kitabevi, 1946 (yazılışı 1923)

·         Dünyanın Mihveri Kadın mı, Para mı?, İst.: Hilmi Kitabevi, 1949 (yazılışı 1934)

·         Deli Filozof, 1964 (yazılışı 1932)

·         Kaderin Cilvesi, (Başımıza Gelenler), 1964 (tefrika 1925)

·         Can Pazarı, İst.: Atlas Kitabevi, 1968 (yazılışı 1923)

·         İnsanlar Maymun muydu?, 1968 (tefrika 1934)

·         Namuslu Kokotlar, İst.: Atlas Kitabevi, 1973 (yazılışı 1929)

·         Ölüler Yaşıyor mu?, İst.: Atlas Kitabevi, 1973 (yazılışı 1932)

Öykü:

·         Kadınlar Vaizi, İst.: Kitaphane-i Hilmi, 1920

·         Namusla Açlık Meselesi, İst.: Kitaphane-i Hilmi, 1933

·         Katil Puse, İst.: Hilmi Kitaphanesi, 1933

·         İki Hödüğün Seyahati, İst.: Hilmi Kitaphanesi, 1933

·         Tünelden İlk Çıkış, İst.: Hilmi Kitaphanesi, 1934

·         Gönül Ticareti, İst.: Hilmi Kitabevi, 1939

·         Melek Sanmıştım Şeytanı, İst.: Hilmi Kitabevi, 1943

·         Eti Senin Kemiği Benim, (öyküler, sohbetler) İst.: Gürpınar, 1963

Oyun:

·         Hazan Bülbülü, İst.: Kitaphane-i Askeri, 1916

·         Kadın Erkekleşince, İst.: Hilmi Kitaphanesi, 1933

·         Tokuşan Kafalar, İst.: Atlas Kitabevi, 1973 (yazılışı 1923)

·         İki Damla Yaş, İst.: Atlas Kitabevi, 1973 (yazılışı ?)

Edebi Tartışma:

·         Cadı Çarpıyor, İst.: Matbaa-i Hayriye ve Şürekâsı, 1913

·         Şekavet-i Edebiye, İst.: Matbaa-i Hayriye ve Şürekâsı, 1913

Diğer:

·         Müntahabat-ı Hüseyin Rahmi, 3 c. (gazete yazıları) İst.: Tercüman-ı Hakikat Mtb., 1899

·         Sanat ve Edebiyat, (haz. H.A. Önelçin), 197

Çeviri:

·         113 Numaralı Cüzdan (E. Gaboriau), 1889

·         Bir Kadının İntikamı (E. Gaboriau), 1891

·         Batinyol’lu İhtiyar: Bir Polis Memurunun Hatıralarından (E. Gaboriau), 1891

·         Paris’te Bir Teehhül (Arnold ve Jules Claretie), 1891

·         Frédérick ile Berneret (A. de Musset), İst., 1896

·         Biçare Bakkal (P. de Kock), İst., 1902.

KAYNAKÇA: R.A. Sevengil, Hüseyin Rahmi Gürpınar, İst., 1944; M. N. Özön, Hüseyin Rahmi Gürpınar’dan Seçilmiş Parçalar ve Eserleri Hakkında Mütalaalar, İst., 1955; H. Bozok, “Gürpınar, Hüseyin Rahmi”, AA, V, 1408-1410; S. Hızarcı [C. Kudret], Hüseyin Rahmi Gürpınar: Hayatı, Sanatı, Eserleri, İst., 1953; H. Yücebaş, Bütün Cepheleriyle Hüseyin Rahmi, İst., 1964; A.S. Levend, Hüseyin Rahmi Gürpınar, Ank., 1964; M. Gökman, Hüseyin Rahmi Gürpınar: Açıklamalı Bibliyografya, İst., 1966; Alangu, 100 Ünlü, II, 823-841; A. Oy, “Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın Romanından II. Meşrutiyet Dönemi Yıllarında Bâtıl İnanışlar”, I. Uluslararası Türk Folklor Kongresi Bildirileri, c. IV, Ank., 1976, s. 215-224; M. Kaplan, Türk Edebiyatı Üzerine Araştırmalar, c. I, İst., 1976, s. 459-475; ay, Edebiyatımızın İçinden, İst., 1978, s. 90-96; Kudret, I, 341-351; Banarlı, RTET, II, 1059-1062; Ö. Göçgün, Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın Romanları ve Romanlarında Şahıslar Kadrosu, Ank., 1987; ay, Hüseyin Rahmi Gürpınar: Hayatı, Edebi Kişiliği ve Eserleri, Eserlerinden Seçmeler, Ank., 1990; Ş. Toker, Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın Romanlarında Alafranga Tipler, İzmir, 1990; Moran, 87-116; F. A. Tansel, “Hüseyin Rahmi Gürpınar”, İA, V/1, 655-633; S. İleri, Gürpınar, Hüseyin Rahmi”, DBİA, III, 455-457; ay, “Hüseyin Rahmi Gürpınar”, Simurg “Kitap Kokusu”, S. 2-3 (Ekim 2000), s. 474-479; Ö. Göçgün, “Gürpınar, Hüseyin Rahmi”, DİA, XIV, 324-326; Özgüç, I, 23, 55, 375, 401, II, 67.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Hüseyin Rahmi Gürpınar Kimdir? Hayatı, Edebi Kişiliği ve Eserleri

Hüseyin Rahmi Gürpınar   Hüseyin Rahmi Gürpınar Kimdir? İstanbul Sokaklarının Ebedi Aynası: Hüseyin Rahmi Gürpınar Edebiyat tarihimiz, f...