ANA SAYFA

Namık Kemal Kimdir? Hayatı, Edebi Kişiliği ve Eserleri

Namık Kemal'in dijital olarak renklendirilmiş tarihi portre fotoğrafı.
Namık Kemal
 

 Namık Kemal Kimdir?

Bir İmparatorluğun Vicdanı ve Hürriyetin Gür Sesi: Namık Kemal

Türk edebiyatı ve siyasi düşünce tarihi, fırtınalı ömürlerini feda ederek bir toplumun dilini ve kaderini değiştiren öncülerle doludur. Ancak Türk edebiyatında bu öncüler arasında, fikri bir ihtilali edebi bir uyanışla birleştiren, "vatan" ve "hürriyet" kavramlarını toplumsal hafızaya adeta kazıyan önemli bir isim vardır: Namık Kemal.

Asıl adı Mehmet Kemal olan; eserlerinde Ahmet Nafiz, Hitam-ı Acemi ve Sabir gibi imzalar da kullanan bu büyük deha, yalnızca bir şair ya da yazar değildi. O, çökmekte olan bir imparatorluğun küllerinden yeni bir insan ve yeni bir bilinç devşirmeye çalışan modern Türk aydınının ilk ve en görkemli prototipiydi.

Namık Kemal’in Hayatı

Saray Çevresinden Fikir Surlarına: Çocukluk ve İlk Çırpınışlar

21 Aralık 1840’ta Tekirdağ’da gözlerini açan Mehmet Kemal, hem anne hem baba tarafından devletin köklü kademelerinde yer alan elit bir aileye mensuptu. Babası, II. Abdülhamit’in müneccimbaşılığını da yapacak olan Esham müdürü Mustafa Asım Bey; annesi ise Koniçe eşrafından Abdüllatif Paşa’nın kızı Fatma Zehra Hanım’dı.

Annesini erken yaşta kaybettikten sonra büyükbabası Abdüllatif Paşa’nın kanatları altında büyüyen Kemal’in çocukluğu, imparatorluğun farklı coğrafyalarını adeta bir mektep gibi gezerek geçti:

  • Afyon (1846): Müftü Buharalı Hacı Vahit Efendi’den Farsça dersleri alarak doğu kültürünün kapılarını araladı.
  • İstanbul (1848): Beyazıt Rüştiyesi ve Valide Mektebi’nde ilk düzenli eğitimini aldı.
  • Kars (1853): Büyükbabasının valiliği sırasında yöresel sporlarla (cirit, av, binicilik) ilgilenirken, Vaizzade Mehmet Efendi’nin teşvikiyle edebiyatın büyülü dünyasına ilk adımını attı ve şiir denemelerine başladı.
  • Sofya (1855): Bir divanı dolduracak kadar klasik şiir kaleme aldığı bu dönemde, büyükbabasının dostu Eşref Paşa, ona ömrü boyunca taşıyacağı ve tarihe geçeceği o ismi verdi: "Namık".

1856 yılında Niş kadısı Ragıp Efendi’nin kızı Nesime Hanım’la evlenen genç Namık, ertesi yıl İstanbul’a döndüğünde artık hem bir aile reisi hem de içindeki edebi volkanı patlatmaya hazır bir kalemdi.

Batı'ya Açılan Pencere ve Şinasi ile Kesişen Yollar

İstanbul’da memur olarak girdiği Hariciye Nezareti Tercüme Odası, Namık Kemal’in dünyasında radikal bir kırılmaya yol açtı. Burada Fransızca öğrenerek Batı düşünce sistemini inceleme fırsatı buldu.

1861’de Leskofçalı Galip Bey vasıtasıyla klasik şiirin son büyük kalesi olan Encümen-i Şuara toplantılarına katıldı. Ancak onun ruhu, eski kelimelerin dar kalıplarına sığmayacak kadar taşkındı.

Namık Kemal’in hayatındaki asıl büyük edebi ve fikri dönüşüm, 1862 yılında Şinasi ile tanışmasıyla gerçekleşti. Şinasi, ona fildişi kuleden inip halka seslenmenin anahtarını, yani gazeteciliği sundu.

Şinasi’nin çıkardığı Tasvir-i Efkâr gazetesinde yazmaya başlayan Namık Kemal, Şinasi’nin 1865’te gizlice Paris’te gitmesiyle gazetenin tek hakimi oldu. Aynı yıl, Osmanlı’nın kurtuluşunu Batılı tarzda meşruti bir yönetimde gören gizli Yeni Osmanlılar Cemiyeti’nin kurucuları arasında yer aldı. Kalemi artık bir sanat enstrümanı değil, toplumsal bir uyanış silahıydı.

Sürgünler, Kaçışlar ve Avrupa Macerası

Girit olayları üzerinden hükümetin dış politikasını sertçe eleştirmesi ve Mustafa Fazıl Paşa’nın Sultan Abdülaziz’e yazdığı meşrutiyet yanlısı mektubun gazetelerde yayımlanması, bardağı taşıran son damla oldu. Hükümet, 23 Şubat 1867’de ünlü sansür nizamnamesi Kararname-i Âli’yi çıkararak özgür basının sesini kıstı.

Namık Kemal Erzurum vali muavinliğine, can dostu Ziya Paşa ise Kıbrıs’a sürülerek İstanbul’dan uzaklaştırılmak istendi. Ancak bu boyun eğmeyen aydınlar, fikirlerini özgürce haykırmak adına 17 Mayıs 1867’de Paris’e kaçtılar.

Londra’da Mustafa Fazıl Paşa’nın desteğiyle çıkardıkları Hürriyet gazetesi (1868), Türk basın tarihinin ilk gurbetçi ve muhalif çığlığı oldu. Fakat cemiyet içindeki siyasi kopuşlar ve hamilerinin sarayla anlaşması üzerine Namık Kemal, şartlı bir daveti kabul ederek 1870’te İstanbul’a döndü.

Vatan yahut Silistre: Tiyatrodan Magosa Zindanlarına

İstanbul’a dönüşünün ardından Ebüzziya Tevfik ile birlikte çıkardığı İbret gazetesi, ülke sorunlarını doğrudan haykıran cesur bir kürsüye dönüştü. Hükümet politikasını ve sadareti eleştiren yazıları yüzünden Gelibolu mutasarrıflığına atanarak yeniden başkentten uzaklaştırıldı.

Gelibolu, onun edebiyat tarihimizi sarsacak olan şaheserinin doğum yeriydi. Burada, Osmanlı Tiyatrosu için Vatan yahut Silistre piyesini kaleme almaya başladı.

1873’te İstanbul’a dönüp yeniden İbret’in başına geçen Namık Kemal, Türk tiyatro tarihinin en büyük patlamasına imza atmak üzereydi.

  • 1 Nisan 1873: Vatan yahut Silistre Gedikpaşa’daki Osmanlı Tiyatrosu’nda ilk kez sahnelendi.
  • Halkın Coşkusu: Oyunun bitiminde salonu dolduran halk, vatan sevgisi ve hürriyet duygusuyla galeyana gelerek sokaklara döküldü, İbret gazetesi idarehanesine yürüyüp Veliaht Murat Efendi lehine sloganlar attı.
  • Bedel: Saray bu uyanışı bir tehdit olarak gördü. 5 Nisan’da İbret gazetesi süresiz kapatıldı; Namık Kemal ve arkadaşları "muzır neşriyat" suçlamasıyla tutuklanarak Magosa’ya sürgüne gönderildi.

Magosa: Zindanda Yeşeren Edebi Deha

Magosa’da geçirilen 38 aylık zorunlu esaret, Namık Kemal’in edebi açıdan en verimli dönemi oldu. Parmaklıklar arkasından Türk edebiyatının yönünü değiştiren şu dev eserler fışkırdı:

  • Roman: İntibah
  • Tiyatro: Âkif Bey, Gülnihal, Zavallı Çocuk, Kara Bela, Kanije Muhasarası
  • Eleştiri: Tahrib-i Harabat, Takip (Edebi yenileşmenin ilk manifestoları)

Kanun-ı Esasi’den Hazin Sona: Sakız Adası'nda Son Nefes

1876’da Sultan Abdülaziz’in tahttan indirilmesiyle affedilerek İstanbul’a dönen Namık Kemal, Şûra-yı Devlet (Danıştay) üyeliğine getirildi ve ilk anayasamız olan Kanun-ı Esasi Komisyonu’nda görev aldı. Ancak hayalini kurduğu meşrutiyet iklimi çok kısa sürdü.

II. Abdülhamit’in meşrutiyet yanlılarını tasfiye etme operasyonu kapsamında yeniden tutuklanan şair, beş aylık bir yargılamanın ardından Midilli’ye sürüldü. Zamanla bu adaya mutasarrıf (vali) olarak atanması, onun devlet adamı kimliğini de parlattı; adada yirmiye yakın ilkokul açarak Türk nüfusunu destekledi.

Rum ahalinin şikayetleri üzerine önce Rodos’a, ardından hayatının son durağı olacak olan Sakız Adası’na nakledildi. Rodos'ta kaleme almaya başladığı ve büyük önem verdiği Osmanlı Tarihi eseri, II. Abdülhamit'e sunulmuş olsa da bir jurnal neticesinde toplatılmıştı. Bu siyasi baskılar ve adanın iklimi bünyesini sarstı. Yakalandığı zatürreeden kurtulamayarak 2 Aralık 1888’de, henüz 47 yaşındayken hayata gözlerini yumdu.

Vasiyeti üzerine cenazesi, vatan toprağının simgeleştiği Gelibolu’ya nakledilerek Bolayır’da Rumeli fatihi Süleyman Paşa’nın türbesinin bahçesine defnedildi.

Fikri Miras: Namık Kemal’in "Meşveret" Sistemi

Namık Kemal, sadece coşkulu bir şair değil, ayakları yere basan bir siyaset teorisyeniydi. Osmanlıcılık ve İttihad-ı İslam ideolojilerini savunurken, devlet yönetiminin mutlak surette "meşveret" (danışma/parlamento) usulüne dayanması gerektiğini yazdı. Onun düşlediği modern meclis yapısı şu üç sacayağından oluşuyordu:

Meclis Yapısı

Görevi ve Niteliği

Meclis-i Şûra-yı Devlet

Yasaları hazırlamak ve idari düzeni, bürokratik işleyişi sağlamak.

Meclis-i Şûra-yı Ümmet

Doğrudan halkın ve ülkenin çıkarları için yasaları görüşüp karara bağlamak.

Senato (Âyan Meclisi)

18 yaşını doldurmuş şehzadeler, din büyükleri ve toplumun saygın elitlerinden oluşan denge unsuru.

 

Namık Kemal’in Edebi Kişiliği

Kelimelerle Kurulan Bir Vatan: Namık Kemal’in Edebi ve Fikri Mirası

Bir şairin, kalemini sadece estetik bir zevk vasıtası olmaktan çıkarıp bir ulusun uyanış çığlığına dönüştürmesi, edebiyat tarihinde nadiren rastlanan bir mucizedir. Namık Kemal, işte bu mucizenin Türk edebiyatındaki en gür, en ödünsüz sesidir.

Kısa ve fırtınalı ömrüne sığdırdığı devasa külliyatta onun asıl derdi, fildişi kulelerde kafiye aramak değil; çökmekte olan bir imparatorluğun insanına hürriyetini, hukukunu ve vatanını hatırlatmaktı. Estetik kaygıları her zaman toplumsal faydanın ve sarsıcı fikirlerin ardına koyan bu verimli kalem; şiirden romana, tiyatrodan eleştiriye kadar her türde adeta bir ihtilal manifestosu yazmıştır.

"İmandan Bir Cüz": Namık Kemal Düşüncesinde Vatan ve Hürriyet

Namık Kemal denildiğinde akla gelen ve onun ismiyle ebediyen kenetlenen iki kutsal kavram vardır: Vatan ve Hürriyet. O, bu kavramları sadece siyasi birer terim olarak görmemiş, adeta insani birer varoluş şartı olarak kabul etmiştir.

Coğrafyadan Kutsallığa: Vatan Kültü

Onun dünyasında vatan, yalnızca sınırları çizilmiş bir toprak parçası değildir; Osmanlılık ideolojisinin nefes alıp yaşayabileceği yegâne hayati organizmadır.

  • Hürriyet gazetesinin ilk sayısında kaleme aldığı "Hubbü’l-vatan mine’l-iman" (Vatan sevgisi imandandır) makalesiyle bu fikrin felsefi temelini atar.
  • Vatanı, insan ruhunun ulaşabileceği en yüksek erdemlerden biri olarak konumlandırır.
  • Bu kutsal aşkı, sahnelendiğinde ihtilal etkisi yaratan Vatan yahut Silistre piyesiyle kitlelere yayarken; "Vatan Şarkısı" ve "Vatan Mersiyesi" gibi manzumeleriyle de Türk şiirinin genetiğini değiştirir.

Zincir Kuran Doğallık: Hürriyet ve Kanun

Şair, insanın daha dünyaya gözlerini açtığı an hür olduğuna inanır. Dönemin baskıcı atmosferine karşı bir meydan okuma olan ünlü "Hürriyet Kasidesi"nde, bu duygunun zulüm ve baskıyla asla yok edilemeyeceğini haykırır.

Ancak Kemal’in rasyonalitesi tam da bu noktada devreye girer: Doğuştan gelen hür düşünme ve yaşama hakkı, başıboş bir anarşiye dönüşmemelidir.

Namık Kemal’e göre hürriyet, ikiz kardeşi olan kanun düşüncesini doğurur. İnsanın mukaddes hakları, ancak adaleti gözeten kanunların güvencesi altına alındığında gerçek bir değer ve koruma kazanır.

Fransız düşünür Montesquieu’den etkilenmekle birlikte hukuku taklitçi bir kalıp olarak görmez; hukukun, bir ulusun kendi tarihi, köklü gelenek ve görenekleriyle zaman içinde olgunlaşan canlı bir sistem olduğunu savunur.

Eski Kalıplarda Yeni Bir Ruh: Divan Edebiyatı Eleştirisi

Namık Kemal’in edebi şahsiyetindeki en ilginç tezat, edebi zevk ve üslup bakımından eski şiir geleneğinden (klasik estetikten) tamamen kopamamış olmasına rağmen, düşünce düzeyinde bütünüyle radikal bir yenilikçi olmasıdır. O, eski formların içine yepyeni ve patlayıcı bir içerik yerleştirmiştir.

Türk edebiyatının ilk sistemli ve sert eleştirilerini sunduğu Tahrib-i Harabat, Takip ve Celal Mukaddimesi adlı eserlerinde, divan edebiyatını adeta topyekûn bir yargılamaya tabi tutar. Eski şiire yönelttiği eleştiriler net ve çarpıcıdır:

  • Gerçeklikten Kopuş: Divan şiirinde mübalağa (abartı) ve mecazlara aşırı yer verilmesi, edebiyatı hayatın ve hakikatin dışına itmiştir.
  • Anlamın Katli: Sırf ses ve kafiye yapma hevesi (lafız oyunları) yüzünden anlam sanata feda edilmiş, şiirler içinden çıkılmaz, anlamsız yapay süslere boğulmuştur.
  • Hayat Tarzı ve Dil: Divan edebiyatının dili kullanış biçimi ve kopuk hayat tarzı, toplumun gerçek dertlerine şifa olmaktan uzaktır.

"Edebiyat-ı Sahiha": Gerçeğin ve Geleceğin Beyannamesi

Namık Kemal, sanatın evrenselliğine inanarak "Edebiyatın vatanı yoktur" ilkesini benimser. Bu geniş ufukla, edebiyatın her şeyden önce gerçeğe ve sokağa bağlı olması gerektiğini savunur. Bu doğrultuda sık sık "edebiyat-ı sahiha" ve "edebiyat-ı hakikiye" (gerçek ve sahici edebiyat) kavramlarını kullanarak yeni nesillere kılavuzluk eder.

Onun modern Türk edebiyatının kurucu babası sayılmasının en somut belgesi ise, yeni edebiyatın ilk beyannamesi kabul edilen ünlü makalesidir:

"Lisan-ı Osmani’nin Edebiyatı Hakkında Bazı Mülahazatı Şamildir" Bu makale, Türk dili ve edebiyatının o dönem iç içe geçtiği kronik sorunları ilk kez toplu, cesur ve analitik bir yaklaşımla ele almıştır. Getirdiği çözüm önerileri ve ufkuyla, yazıldığı dönemin sınırlarını aşarak sonraki nesillerin yolunu aydınlatan bir meşale olmuştur.

Çok Yönlü Bir Deha: Gazeteciliğin Ötesindeki Külliyat

Namık Kemal, fikirlerini kitlelere ulaştırmak için gazeteciliği muazzam bir kaldıraç olarak kullanmıştır. Ancak onun bir aksiyon ve düşünce adamı olarak bıraktığı miras, gazete sütunlarının çok ötesine taşan geniş bir tür yelpazesine yayılır:

Tür

Namık Kemal'in Edebi ve Fikri Katkısı

Tiyatro

Halkı eğitecek ve coşturacak bir "mektep" olarak gördü; toplumsal uyanışı tiyatro sahneleriyle tetikledi.

Roman

Türk edebiyatının ilk edebi/romantik adımlarını atarak insan psikolojisini ve sosyal yaraları kurguya taşıdı.

Şiir

Klasik formların içine vatan, hürriyet ve adalet gibi yepyeni kavramları üfleyerek şiiri estetizmden çıkarıp bir mücadele alanına dönüştürdü.

Eleştiri

Eski zihniyeti yıkarak Batılı, ayakları yere basan ve gerçeğe dayalı bir edebiyat teorisinin temellerini attı.

Tarih ve Biyografi

Ulusal bilinci canlandırmak adına tarihi şahsiyetleri ve Osmanlı geçmişini epik, eğitici bir üslupla yeniden yorumladı.

Namık Kemal, sürgünlerle ve sansürle susturulmaya çalışılan o yaralı ömründe, estetik dehasını milletinin istikbaline feda etmiştir. Yazdığı her satırda, savunduğu her fikirde sonraki kuşakların ruhunu şekillendiren bu gözü pek aydın, sadece bir Tanzimat yazarı değil; Türk düşünce dünyasının kalbinde ebediyen çağlayacak olan hürriyet anıtıdır.

Sonuç: Kalemle Çizilen Bir Vatanın Ebedi Muhafızı

Namık Kemal’in fırtınalı ömrü ve o ömre sığdırdığı edebi ihtilal yan yana getirildiğinde, karşımıza sadece bir Tanzimat aydını değil, modern Türkiye’nin düşünsel temellerini atan bir deha çıkar. O, hayatı boyunca fikirleri ile eylemleri, sanatı ile mücadelesi arasında hiçbir uçuruma izin vermemiştir. Saray koridorlarından Magosa’nın nemli zindanlarına, gazete idarehanelerinden Akdeniz’in sürgün adalarına uzanan bu trajik rota, aslında bir aydının kendi ülkesine ve halkına duyduğu karşılıksız aşkın öyküsüdür.

Onun edebiyat tarihindeki asıl büyük başarısı, estetiği ideallerine kurban etmeden, kelimeleri toplumsal bir uyanışın cephanesi haline getirebilmesidir. Divan edebiyatının halktan kopuk, yapay ve sanata feda edilmiş dünyasını en sert şekilde eleştirirken; tiyatroyu bir mektep, gazeteyi bir kürsü, şiiri ise hürriyetin bayrağı kılmıştır. Savunduğu "meşveret" usulü ve hukukun üstünlüğü fikri, sadece Osmanlı’yı kurtarma çabası değil, yüzyıllar sonrasına da ışık tutacak evrensel bir yönetim vizyonudur.

Namık Kemal, arkasında ne zengin bir servet ne de rahat bir yaşam bıraktı; onun mirası, bir ulusun hafızasına kazıdığı "vatan", "hürriyet" ve "adalet" kavramları oldu.

Bugün, o gür sesin Sakız Adası'nda sessizliğe gömülmesinin üzerinden bir asırdan fazla zaman geçmiş olsa da, Türk aydınının omurgasını ve bu topraklardaki özgürlük arayışını hâlâ onun yaktığı meşale aydınlatmaktadır. Namık Kemal, kalemiyle bir vatan kuran ve o vatanın vicdanında ebediyen yaşayan ölümsüz bir anıttır.

Namık Kemal’in Eserleri

Oyun:

·         Vatan yahut Silistre, 1289/1873

·         Zavallı Çocuk, İst.: Şark Mtb., 1290/1873

·         Âkif Bey, İst.: Hayal Mtb., 1290/1874

·         Gülnihal, İst.: Kırkanbar Mtb., 1292/1875

·         Celaleddin-i Harzemşah, 1292/1875

·         Kara Bela, İst.: Mahmut Bey Mtb., 1326/1910

Roman:

·         İntibah, 1291/1874

·         Cezmi, İst.: Mihran Mtb., 1297/1880

Tarih-Biyografi:

·         Devr-i İstila, İst.: Tasvir-i Efkâr Mtb., ty; Evrak-ı Perişan, İst., 1301/1884 (Devr-i İstila, İst., 1288/1871

·         Teracim-i Ahval-i Salahattin, İst., 1288/1871

·         Teracim-i Ahval-i Fatih, İst., 1288/1871

·         Teracim-i Ahval-i Sultan Selim, İst., 1288/1871 adlı dört ayrı kitap olarak yayımlandıktan sonra dördü bir arada)

·         Barika-i Zafer, 1289/1872

·         Silistre Muhasarası, (Ahmet Nafiz adıyla) İst.: Teodor Kasap Mtb., 1290/1873

·         Kanije, (Ahmet Nafiz adıyla) İst.: Hayal Mtb., 1290/1874

·         Tercüme-i Hal-i Nevruz Bey, İst.: La Türki ve Şark Mtb., 1292/1875

·         Osmanlı Tarihi, 4 c., 1326-27/1908-09

Eleştiri:

·         Tahrib-i Harabat, İst.: Matbaa-i Ebüzziya, 1303/1885

·         Takip, İst.: Matbaa-i Ebüzziya, 1303/1885

·         Mes Prisons Muahezenamesi, 1885

·         Kemal Bey’in İrfan Paşa’ya Mektubu, İst.: Matbaa-i Ebüzziya, 1304/1887

·         Talim-i Edebiyat Üzerine Bir Risale, (yay. N. H. Onan) Ank., 1950

Mektup:

·         Nâmık Kemal’in Hususi Mektupları, (haz. F. A. Tansel) 4 c., Ank., 1967, 1969, 1973, 1986.

Diğer:

·         Müntehabat-ı Tasvir-i Efkâr, İst., 1303/1886

·         Rüya, 1304/1887

·         Renan Müdafaanamesi, İst.: Mahmut Bey Mtb., 1326/1908

·         Makalat-ı Siyasiye ve Edebiye, 1911

Çeviri:

·         Bahar-ı Daniş (Şeyh İnayetullah; bir önsözle).

KAYNAKÇA: Ebüzziya Tevfik, Yeni Osmanlılar Tarihi, (haz. Ziyad Ebüzziya) c. I-III, İst., 1973-74; ay, Kemal, İst., 1306/1888; Ali Ekrem, Ruh-ı Kemal, İst., 1327/1908; Süleyman Nazif, Nâmık Kemal, İst., 1922; İsmail Hikmet (Ertaylan), Namık Kemal, İst., 1932; M. N. Özön, Namık Kemal ve İbret Gazetesi, İst., 1938; C. Perin, Namık Kemal ve Fransız Edebiyatı, Ank., 1942; M. C. Kuntay, Namık Kemal (Devrinin İnsanları ve Olayları Arasında), c. I-III, İst., 1944, 1949, 1956; İ. Sungu, “Namık Kemal”, AA, I, 245-247; M. Kaplan, Namık Kemal: Hayatı ve Eserleri, İst., 1948; Ö. F. Akün, “Nâmık Kemal”, İA, IX, 54-72; Tanpınar, 322-432; Kaplan, Şiir, I, 26-31; Akyüz, 52-76; M. K. Bilgegil, Harâbât Karşısında Nâmık Kemal, İst., 1972; Ö. F. Akün, Nâmık Kemal’in Mektupları, c. I, İst., 1972; ay, “Namık Kemal’in Kitap Halindeki Eserlerinin İlk Neşirleri”, Türkiyat Mecmuası, c. XVIII, s. 1-78; Banarlı, RTET, II, 879-914; M. Kaplan, Tip Tahlilleri, İst., 1985, s. 177-194; M. Kutlu, “Namık Kemal”, TDEA, VI, 510-520; M. Can, Namık Kemal Bibliyografyası, Ank., 1988; Ölümünün 100. Yılında Namık Kemal, MÜ Türkiyat Araştırmaları, İst., 1988; Namık Kemal’in Türk Dili ve Edebiyatı Üzerine Görüşleri ve Yazıları, (haz. K. Yetiş) İst., 1989; Namık Kemal Sempozyumu Bildirileri, Gazimagusa, 1988; A. Uçman, “Namık Kemal”, YYOA, II, 345-348.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Tevfik Fikret Kimdir? Hayatı, Edebi Kişiliği ve Eserleri

   Tevfik Fikret       Tevfik Fikret Kimdir? Bir İmparatorluğun Vicdanı ve Aşiyan’ın Hüznü: Tevfik Fikret Osmanlı İmparatorluğu’nun ...