![]() |
| Namık Kemal |
Namık Kemal Kimdir?
Bir İmparatorluğun Vicdanı ve Hürriyetin Gür Sesi: Namık Kemal
Türk edebiyatı ve siyasi düşünce tarihi, fırtınalı ömürlerini feda ederek bir toplumun dilini ve kaderini değiştiren öncülerle doludur. Ancak Türk edebiyatında bu öncüler arasında, fikri bir ihtilali edebi bir uyanışla birleştiren, "vatan" ve "hürriyet" kavramlarını toplumsal hafızaya adeta kazıyan önemli bir isim vardır: Namık Kemal.
Asıl adı Mehmet Kemal
olan; eserlerinde Ahmet Nafiz, Hitam-ı Acemi ve Sabir gibi imzalar da kullanan
bu büyük deha, yalnızca bir şair ya da yazar değildi. O, çökmekte olan bir
imparatorluğun küllerinden yeni bir insan ve yeni bir bilinç devşirmeye çalışan
modern Türk aydınının ilk ve en görkemli prototipiydi.
Namık Kemal’in Hayatı
Saray Çevresinden Fikir Surlarına: Çocukluk ve İlk Çırpınışlar
21 Aralık 1840’ta
Tekirdağ’da gözlerini açan Mehmet Kemal, hem anne hem baba tarafından devletin
köklü kademelerinde yer alan elit bir aileye mensuptu. Babası, II.
Abdülhamit’in müneccimbaşılığını da yapacak olan Esham müdürü Mustafa Asım Bey;
annesi ise Koniçe eşrafından Abdüllatif Paşa’nın kızı Fatma Zehra Hanım’dı.
Annesini erken yaşta
kaybettikten sonra büyükbabası Abdüllatif Paşa’nın kanatları altında büyüyen
Kemal’in çocukluğu, imparatorluğun farklı coğrafyalarını adeta bir mektep gibi
gezerek geçti:
- Afyon (1846):
Müftü Buharalı Hacı Vahit Efendi’den Farsça dersleri alarak doğu
kültürünün kapılarını araladı.
- İstanbul (1848):
Beyazıt Rüştiyesi ve Valide Mektebi’nde ilk düzenli eğitimini aldı.
- Kars (1853):
Büyükbabasının valiliği sırasında yöresel sporlarla (cirit, av, binicilik)
ilgilenirken, Vaizzade Mehmet Efendi’nin teşvikiyle edebiyatın büyülü
dünyasına ilk adımını attı ve şiir denemelerine başladı.
- Sofya (1855):
Bir divanı dolduracak kadar klasik şiir kaleme aldığı bu dönemde,
büyükbabasının dostu Eşref Paşa, ona ömrü boyunca taşıyacağı ve tarihe
geçeceği o ismi verdi: "Namık".
1856 yılında Niş kadısı
Ragıp Efendi’nin kızı Nesime Hanım’la evlenen genç Namık, ertesi yıl İstanbul’a
döndüğünde artık hem bir aile reisi hem de içindeki edebi volkanı patlatmaya
hazır bir kalemdi.
Batı'ya Açılan Pencere ve
Şinasi ile Kesişen Yollar
İstanbul’da memur olarak
girdiği Hariciye Nezareti Tercüme Odası, Namık Kemal’in dünyasında radikal bir
kırılmaya yol açtı. Burada Fransızca öğrenerek Batı düşünce sistemini inceleme
fırsatı buldu.
1861’de Leskofçalı Galip
Bey vasıtasıyla klasik şiirin son büyük kalesi olan Encümen-i Şuara
toplantılarına katıldı. Ancak onun ruhu, eski kelimelerin dar kalıplarına
sığmayacak kadar taşkındı.
Namık Kemal’in
hayatındaki asıl büyük edebi ve fikri dönüşüm, 1862 yılında Şinasi ile
tanışmasıyla gerçekleşti. Şinasi, ona fildişi kuleden inip halka seslenmenin
anahtarını, yani gazeteciliği sundu.
Şinasi’nin çıkardığı Tasvir-i
Efkâr gazetesinde yazmaya başlayan Namık Kemal, Şinasi’nin 1865’te gizlice
Paris’te gitmesiyle gazetenin tek hakimi oldu. Aynı yıl, Osmanlı’nın
kurtuluşunu Batılı tarzda meşruti bir yönetimde gören gizli Yeni Osmanlılar
Cemiyeti’nin kurucuları arasında yer aldı. Kalemi artık bir sanat
enstrümanı değil, toplumsal bir uyanış silahıydı.
Sürgünler, Kaçışlar ve
Avrupa Macerası
Girit olayları üzerinden
hükümetin dış politikasını sertçe eleştirmesi ve Mustafa Fazıl Paşa’nın Sultan
Abdülaziz’e yazdığı meşrutiyet yanlısı mektubun gazetelerde yayımlanması,
bardağı taşıran son damla oldu. Hükümet, 23 Şubat 1867’de ünlü sansür nizamnamesi
Kararname-i Âli’yi çıkararak özgür basının sesini kıstı.
Namık Kemal Erzurum vali
muavinliğine, can dostu Ziya Paşa ise Kıbrıs’a sürülerek İstanbul’dan
uzaklaştırılmak istendi. Ancak bu boyun eğmeyen aydınlar, fikirlerini özgürce
haykırmak adına 17 Mayıs 1867’de Paris’e kaçtılar.
Londra’da Mustafa Fazıl
Paşa’nın desteğiyle çıkardıkları Hürriyet gazetesi (1868), Türk
basın tarihinin ilk gurbetçi ve muhalif çığlığı oldu. Fakat cemiyet içindeki
siyasi kopuşlar ve hamilerinin sarayla anlaşması üzerine Namık Kemal, şartlı
bir daveti kabul ederek 1870’te İstanbul’a döndü.
Vatan yahut Silistre:
Tiyatrodan Magosa Zindanlarına
İstanbul’a dönüşünün
ardından Ebüzziya Tevfik ile birlikte çıkardığı İbret gazetesi,
ülke sorunlarını doğrudan haykıran cesur bir kürsüye dönüştü. Hükümet
politikasını ve sadareti eleştiren yazıları yüzünden Gelibolu mutasarrıflığına
atanarak yeniden başkentten uzaklaştırıldı.
Gelibolu, onun edebiyat
tarihimizi sarsacak olan şaheserinin doğum yeriydi. Burada, Osmanlı Tiyatrosu
için Vatan yahut Silistre piyesini kaleme almaya başladı.
1873’te İstanbul’a dönüp
yeniden İbret’in başına geçen Namık Kemal, Türk tiyatro tarihinin en
büyük patlamasına imza atmak üzereydi.
- 1 Nisan 1873:
Vatan yahut Silistre Gedikpaşa’daki Osmanlı Tiyatrosu’nda ilk kez
sahnelendi.
- Halkın Coşkusu:
Oyunun bitiminde salonu dolduran halk, vatan sevgisi ve hürriyet
duygusuyla galeyana gelerek sokaklara döküldü, İbret gazetesi
idarehanesine yürüyüp Veliaht Murat Efendi lehine sloganlar attı.
- Bedel:
Saray bu uyanışı bir tehdit olarak gördü. 5 Nisan’da İbret gazetesi
süresiz kapatıldı; Namık Kemal ve arkadaşları "muzır neşriyat"
suçlamasıyla tutuklanarak Magosa’ya sürgüne gönderildi.
Magosa: Zindanda Yeşeren
Edebi Deha
Magosa’da geçirilen 38
aylık zorunlu esaret, Namık Kemal’in edebi açıdan en verimli dönemi oldu.
Parmaklıklar arkasından Türk edebiyatının yönünü değiştiren şu dev eserler
fışkırdı:
- Roman:
İntibah
- Tiyatro:
Âkif Bey, Gülnihal, Zavallı Çocuk, Kara Bela, Kanije
Muhasarası
- Eleştiri:
Tahrib-i Harabat, Takip (Edebi yenileşmenin ilk
manifestoları)
Kanun-ı Esasi’den Hazin
Sona: Sakız Adası'nda Son Nefes
1876’da Sultan
Abdülaziz’in tahttan indirilmesiyle affedilerek İstanbul’a dönen Namık Kemal,
Şûra-yı Devlet (Danıştay) üyeliğine getirildi ve ilk anayasamız olan Kanun-ı
Esasi Komisyonu’nda görev aldı. Ancak hayalini kurduğu meşrutiyet iklimi
çok kısa sürdü.
II. Abdülhamit’in
meşrutiyet yanlılarını tasfiye etme operasyonu kapsamında yeniden tutuklanan
şair, beş aylık bir yargılamanın ardından Midilli’ye sürüldü. Zamanla bu adaya
mutasarrıf (vali) olarak atanması, onun devlet adamı kimliğini de parlattı;
adada yirmiye yakın ilkokul açarak Türk nüfusunu destekledi.
Rum ahalinin şikayetleri
üzerine önce Rodos’a, ardından hayatının son durağı olacak olan Sakız Adası’na
nakledildi. Rodos'ta kaleme almaya başladığı ve büyük önem verdiği Osmanlı
Tarihi eseri, II. Abdülhamit'e sunulmuş olsa da bir jurnal neticesinde
toplatılmıştı. Bu siyasi baskılar ve adanın iklimi bünyesini sarstı.
Yakalandığı zatürreeden kurtulamayarak 2 Aralık 1888’de, henüz 47
yaşındayken hayata gözlerini yumdu.
Vasiyeti üzerine
cenazesi, vatan toprağının simgeleştiği Gelibolu’ya nakledilerek Bolayır’da
Rumeli fatihi Süleyman Paşa’nın türbesinin bahçesine defnedildi.
Fikri Miras: Namık
Kemal’in "Meşveret" Sistemi
Namık Kemal, sadece
coşkulu bir şair değil, ayakları yere basan bir siyaset teorisyeniydi.
Osmanlıcılık ve İttihad-ı İslam ideolojilerini savunurken, devlet yönetiminin
mutlak surette "meşveret" (danışma/parlamento) usulüne
dayanması gerektiğini yazdı. Onun düşlediği modern meclis yapısı şu üç
sacayağından oluşuyordu:
|
Meclis Yapısı |
Görevi ve Niteliği |
|
Meclis-i Şûra-yı Devlet |
Yasaları hazırlamak ve
idari düzeni, bürokratik işleyişi sağlamak. |
|
Meclis-i Şûra-yı Ümmet |
Doğrudan halkın ve
ülkenin çıkarları için yasaları görüşüp karara bağlamak. |
|
Senato (Âyan Meclisi) |
18 yaşını doldurmuş
şehzadeler, din büyükleri ve toplumun saygın elitlerinden oluşan denge
unsuru. |
Namık Kemal’in Edebi Kişiliği
Kelimelerle Kurulan Bir Vatan: Namık Kemal’in Edebi ve Fikri Mirası
Bir şairin, kalemini
sadece estetik bir zevk vasıtası olmaktan çıkarıp bir ulusun uyanış çığlığına
dönüştürmesi, edebiyat tarihinde nadiren rastlanan bir mucizedir. Namık Kemal,
işte bu mucizenin Türk edebiyatındaki en gür, en ödünsüz sesidir.
Kısa ve fırtınalı ömrüne
sığdırdığı devasa külliyatta onun asıl derdi, fildişi kulelerde kafiye aramak
değil; çökmekte olan bir imparatorluğun insanına hürriyetini, hukukunu ve
vatanını hatırlatmaktı. Estetik kaygıları her zaman toplumsal faydanın ve sarsıcı
fikirlerin ardına koyan bu verimli kalem; şiirden romana, tiyatrodan eleştiriye
kadar her türde adeta bir ihtilal manifestosu yazmıştır.
"İmandan Bir
Cüz": Namık Kemal Düşüncesinde Vatan ve Hürriyet
Namık Kemal denildiğinde
akla gelen ve onun ismiyle ebediyen kenetlenen iki kutsal kavram vardır: Vatan
ve Hürriyet. O, bu kavramları sadece siyasi birer terim olarak görmemiş,
adeta insani birer varoluş şartı olarak kabul etmiştir.
Coğrafyadan Kutsallığa:
Vatan Kültü
Onun dünyasında vatan,
yalnızca sınırları çizilmiş bir toprak parçası değildir; Osmanlılık
ideolojisinin nefes alıp yaşayabileceği yegâne hayati organizmadır.
- Hürriyet
gazetesinin ilk sayısında kaleme aldığı "Hubbü’l-vatan
mine’l-iman" (Vatan sevgisi imandandır) makalesiyle bu fikrin
felsefi temelini atar.
- Vatanı, insan ruhunun ulaşabileceği
en yüksek erdemlerden biri olarak konumlandırır.
- Bu kutsal aşkı, sahnelendiğinde
ihtilal etkisi yaratan Vatan yahut Silistre piyesiyle
kitlelere yayarken; "Vatan Şarkısı" ve "Vatan
Mersiyesi" gibi manzumeleriyle de Türk şiirinin genetiğini
değiştirir.
Zincir Kuran Doğallık:
Hürriyet ve Kanun
Şair, insanın daha
dünyaya gözlerini açtığı an hür olduğuna inanır. Dönemin baskıcı atmosferine
karşı bir meydan okuma olan ünlü "Hürriyet Kasidesi"nde, bu duygunun
zulüm ve baskıyla asla yok edilemeyeceğini haykırır.
Ancak Kemal’in
rasyonalitesi tam da bu noktada devreye girer: Doğuştan gelen hür düşünme ve
yaşama hakkı, başıboş bir anarşiye dönüşmemelidir.
Namık Kemal’e göre
hürriyet, ikiz kardeşi olan kanun düşüncesini doğurur. İnsanın mukaddes
hakları, ancak adaleti gözeten kanunların güvencesi altına alındığında gerçek
bir değer ve koruma kazanır.
Fransız düşünür
Montesquieu’den etkilenmekle birlikte hukuku taklitçi bir kalıp olarak görmez;
hukukun, bir ulusun kendi tarihi, köklü gelenek ve görenekleriyle zaman içinde
olgunlaşan canlı bir sistem olduğunu savunur.
Eski Kalıplarda Yeni Bir Ruh: Divan Edebiyatı Eleştirisi
Namık Kemal’in edebi
şahsiyetindeki en ilginç tezat, edebi zevk ve üslup bakımından eski şiir
geleneğinden (klasik estetikten) tamamen kopamamış olmasına rağmen, düşünce
düzeyinde bütünüyle radikal bir yenilikçi olmasıdır. O, eski formların içine
yepyeni ve patlayıcı bir içerik yerleştirmiştir.
Türk edebiyatının ilk
sistemli ve sert eleştirilerini sunduğu Tahrib-i Harabat, Takip
ve Celal Mukaddimesi adlı eserlerinde, divan edebiyatını adeta
topyekûn bir yargılamaya tabi tutar. Eski şiire yönelttiği eleştiriler net ve
çarpıcıdır:
- Gerçeklikten Kopuş:
Divan şiirinde mübalağa (abartı) ve mecazlara aşırı yer verilmesi,
edebiyatı hayatın ve hakikatin dışına itmiştir.
- Anlamın Katli:
Sırf ses ve kafiye yapma hevesi (lafız oyunları) yüzünden anlam sanata
feda edilmiş, şiirler içinden çıkılmaz, anlamsız yapay süslere
boğulmuştur.
- Hayat Tarzı ve Dil:
Divan edebiyatının dili kullanış biçimi ve kopuk hayat tarzı, toplumun
gerçek dertlerine şifa olmaktan uzaktır.
"Edebiyat-ı
Sahiha": Gerçeğin ve Geleceğin Beyannamesi
Namık Kemal, sanatın
evrenselliğine inanarak "Edebiyatın vatanı yoktur" ilkesini
benimser. Bu geniş ufukla, edebiyatın her şeyden önce gerçeğe ve sokağa bağlı
olması gerektiğini savunur. Bu doğrultuda sık sık "edebiyat-ı
sahiha" ve "edebiyat-ı hakikiye" (gerçek ve sahici
edebiyat) kavramlarını kullanarak yeni nesillere kılavuzluk eder.
Onun modern Türk
edebiyatının kurucu babası sayılmasının en somut belgesi ise, yeni edebiyatın
ilk beyannamesi kabul edilen ünlü makalesidir:
"Lisan-ı Osmani’nin
Edebiyatı Hakkında Bazı Mülahazatı Şamildir"
Bu makale, Türk dili ve edebiyatının o dönem iç içe geçtiği kronik sorunları
ilk kez toplu, cesur ve analitik bir yaklaşımla ele almıştır. Getirdiği çözüm
önerileri ve ufkuyla, yazıldığı dönemin sınırlarını aşarak sonraki nesillerin
yolunu aydınlatan bir meşale olmuştur.
Çok Yönlü Bir Deha:
Gazeteciliğin Ötesindeki Külliyat
Namık Kemal, fikirlerini
kitlelere ulaştırmak için gazeteciliği muazzam bir kaldıraç olarak
kullanmıştır. Ancak onun bir aksiyon ve düşünce adamı olarak bıraktığı miras,
gazete sütunlarının çok ötesine taşan geniş bir tür yelpazesine yayılır:
|
Tür |
Namık Kemal'in Edebi
ve Fikri Katkısı |
|
Tiyatro |
Halkı eğitecek ve
coşturacak bir "mektep" olarak gördü; toplumsal uyanışı tiyatro
sahneleriyle tetikledi. |
|
Roman |
Türk edebiyatının ilk
edebi/romantik adımlarını atarak insan psikolojisini ve sosyal yaraları
kurguya taşıdı. |
|
Şiir |
Klasik formların içine
vatan, hürriyet ve adalet gibi yepyeni kavramları üfleyerek şiiri estetizmden
çıkarıp bir mücadele alanına dönüştürdü. |
|
Eleştiri |
Eski zihniyeti yıkarak
Batılı, ayakları yere basan ve gerçeğe dayalı bir edebiyat teorisinin
temellerini attı. |
|
Tarih ve Biyografi |
Ulusal bilinci
canlandırmak adına tarihi şahsiyetleri ve Osmanlı geçmişini epik, eğitici bir
üslupla yeniden yorumladı. |
Namık Kemal, sürgünlerle
ve sansürle susturulmaya çalışılan o yaralı ömründe, estetik dehasını
milletinin istikbaline feda etmiştir. Yazdığı her satırda, savunduğu her
fikirde sonraki kuşakların ruhunu şekillendiren bu gözü pek aydın, sadece bir
Tanzimat yazarı değil; Türk düşünce dünyasının kalbinde ebediyen çağlayacak
olan hürriyet anıtıdır.
Sonuç: Kalemle Çizilen Bir Vatanın Ebedi Muhafızı
Namık Kemal’in fırtınalı
ömrü ve o ömre sığdırdığı edebi ihtilal yan yana getirildiğinde, karşımıza
sadece bir Tanzimat aydını değil, modern Türkiye’nin düşünsel temellerini atan
bir deha çıkar. O, hayatı boyunca fikirleri ile eylemleri, sanatı ile mücadelesi
arasında hiçbir uçuruma izin vermemiştir. Saray koridorlarından Magosa’nın
nemli zindanlarına, gazete idarehanelerinden Akdeniz’in sürgün adalarına uzanan
bu trajik rota, aslında bir aydının kendi ülkesine ve halkına duyduğu
karşılıksız aşkın öyküsüdür.
Onun edebiyat tarihindeki
asıl büyük başarısı, estetiği ideallerine kurban etmeden, kelimeleri toplumsal
bir uyanışın cephanesi haline getirebilmesidir. Divan edebiyatının halktan
kopuk, yapay ve sanata feda edilmiş dünyasını en sert şekilde eleştirirken;
tiyatroyu bir mektep, gazeteyi bir kürsü, şiiri ise hürriyetin bayrağı
kılmıştır. Savunduğu "meşveret" usulü ve hukukun üstünlüğü fikri,
sadece Osmanlı’yı kurtarma çabası değil, yüzyıllar sonrasına da ışık tutacak
evrensel bir yönetim vizyonudur.
Namık Kemal, arkasında ne
zengin bir servet ne de rahat bir yaşam bıraktı; onun mirası, bir ulusun
hafızasına kazıdığı "vatan", "hürriyet" ve "adalet"
kavramları oldu.
Bugün, o gür sesin Sakız
Adası'nda sessizliğe gömülmesinin üzerinden bir asırdan fazla zaman geçmiş olsa
da, Türk aydınının omurgasını ve bu topraklardaki özgürlük arayışını hâlâ onun
yaktığı meşale aydınlatmaktadır. Namık Kemal, kalemiyle bir vatan kuran ve o
vatanın vicdanında ebediyen yaşayan ölümsüz bir anıttır.
Namık Kemal’in Eserleri
Oyun:
·
Vatan yahut Silistre, 1289/1873
·
Zavallı Çocuk, İst.: Şark Mtb., 1290/1873
·
Âkif Bey, İst.: Hayal Mtb., 1290/1874
·
Gülnihal, İst.: Kırkanbar Mtb., 1292/1875
·
Celaleddin-i Harzemşah, 1292/1875
·
Kara Bela, İst.: Mahmut Bey Mtb.,
1326/1910
Roman:
·
İntibah, 1291/1874
·
Cezmi, İst.: Mihran Mtb., 1297/1880
Tarih-Biyografi:
·
Devr-i İstila, İst.: Tasvir-i Efkâr Mtb.,
ty; Evrak-ı Perişan, İst., 1301/1884 (Devr-i İstila, İst., 1288/1871
·
Teracim-i Ahval-i Salahattin, İst.,
1288/1871
·
Teracim-i Ahval-i Fatih, İst., 1288/1871
·
Teracim-i Ahval-i Sultan Selim, İst.,
1288/1871 adlı dört ayrı kitap olarak yayımlandıktan sonra dördü bir arada)
·
Barika-i Zafer, 1289/1872
·
Silistre Muhasarası, (Ahmet Nafiz adıyla)
İst.: Teodor Kasap Mtb., 1290/1873
·
Kanije, (Ahmet Nafiz adıyla) İst.: Hayal
Mtb., 1290/1874
·
Tercüme-i Hal-i Nevruz Bey, İst.: La Türki
ve Şark Mtb., 1292/1875
·
Osmanlı Tarihi, 4 c., 1326-27/1908-09
Eleştiri:
·
Tahrib-i Harabat, İst.: Matbaa-i Ebüzziya,
1303/1885
·
Takip, İst.: Matbaa-i Ebüzziya, 1303/1885
·
Mes Prisons Muahezenamesi, 1885
·
Kemal Bey’in İrfan Paşa’ya Mektubu, İst.:
Matbaa-i Ebüzziya, 1304/1887
·
Talim-i Edebiyat Üzerine Bir Risale, (yay.
N. H. Onan) Ank., 1950
Mektup:
·
Nâmık Kemal’in Hususi Mektupları, (haz. F.
A. Tansel) 4 c., Ank., 1967, 1969, 1973, 1986.
Diğer:
·
Müntehabat-ı Tasvir-i Efkâr, İst.,
1303/1886
·
Rüya, 1304/1887
·
Renan Müdafaanamesi, İst.: Mahmut Bey
Mtb., 1326/1908
·
Makalat-ı Siyasiye ve Edebiye, 1911
Çeviri:
·
Bahar-ı Daniş (Şeyh İnayetullah; bir
önsözle).
KAYNAKÇA: Ebüzziya
Tevfik, Yeni Osmanlılar Tarihi, (haz. Ziyad Ebüzziya) c. I-III, İst., 1973-74;
ay, Kemal, İst., 1306/1888; Ali Ekrem, Ruh-ı Kemal, İst., 1327/1908; Süleyman
Nazif, Nâmık Kemal, İst., 1922; İsmail Hikmet (Ertaylan), Namık Kemal, İst.,
1932; M. N. Özön, Namık Kemal ve İbret Gazetesi, İst., 1938; C. Perin, Namık
Kemal ve Fransız Edebiyatı, Ank., 1942; M. C. Kuntay, Namık Kemal (Devrinin
İnsanları ve Olayları Arasında), c. I-III, İst., 1944, 1949, 1956; İ. Sungu,
“Namık Kemal”, AA, I, 245-247; M. Kaplan, Namık Kemal: Hayatı ve Eserleri,
İst., 1948; Ö. F. Akün, “Nâmık Kemal”, İA, IX, 54-72; Tanpınar, 322-432;
Kaplan, Şiir, I, 26-31; Akyüz, 52-76; M. K. Bilgegil, Harâbât Karşısında Nâmık
Kemal, İst., 1972; Ö. F. Akün, Nâmık Kemal’in Mektupları, c. I, İst., 1972; ay,
“Namık Kemal’in Kitap Halindeki Eserlerinin İlk Neşirleri”, Türkiyat Mecmuası,
c. XVIII, s. 1-78; Banarlı, RTET, II, 879-914; M. Kaplan, Tip Tahlilleri, İst.,
1985, s. 177-194; M. Kutlu, “Namık Kemal”, TDEA, VI, 510-520; M. Can, Namık
Kemal Bibliyografyası, Ank., 1988; Ölümünün 100. Yılında Namık Kemal, MÜ
Türkiyat Araştırmaları, İst., 1988; Namık Kemal’in Türk Dili ve Edebiyatı
Üzerine Görüşleri ve Yazıları, (haz. K. Yetiş) İst., 1989; Namık Kemal
Sempozyumu Bildirileri, Gazimagusa, 1988; A. Uçman, “Namık Kemal”, YYOA, II,
345-348.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder