![]() |
| Reşat Nuri Güntekin |
Reşat Nuri Güntekin Kimdir?
Anadolu’nun ve İnsan Ruhunun Büyük Aynası: Reşat Nuri Güntekin
Türk edebiyatı tarihi, halka tepeden bakan yazarlar ile toplumu sadece kuru bir ideolojik laboratuvar olarak görenlerin mücadelesiyle doludur. Fakat bu iki kutbun da uzağında, tren kompartımanlarının gaz lambası ışığında, Anadolu’nun tozlu ve ücra kasabalarında bir ömür tüketen, halkın sızısını kendi kalbinde hisseden bir isim vardır: Reşat Nuri Güntekin.
25 Kasım 1889’da
İstanbul’da başlayan ve 7 Aralık 1956’da Londra’da noktalanan bu 67 yıllık
yaşam öyküsü, aslında modern Türkiye’nin de tinsel ve kültürel dönüşüm
coğrafyasıdır. O, sadece Cumhuriyet dönemi Türk romanının kurucu babalarından
biri değil; aynı zamanda Türk insanının şefkat, kırgınlık, fedakarlık ve taşra
yalnızlığıyla örülü ruhunu en berrak biçimde kağıda döken kıdemli bir memleket
aynasıdır.
Reşat Nuri Güntekin’in Hayatı
Maskelerin Arkasındaki Gençlik: İstanbul’dan Taşraya Uzanan Yol
Reşat Nuri’nin edebiyat
yolculuğu, aslında onun hayat hikayesinin coğrafi çeşitliliğiyle doğrudan
ilişkilidir. Askeri tabip Nuri Bey ile Erzurum Valisi Yaver Paşa’nın kızı
Lütfiye Hanım’ın oğlu olarak dünyaya gelmesi, ona daha çocuk yaşta
imparatorluğun farklı köşelerini görme imkanı tanıdı. İlköğrenimine
Çanakkale’de başlayan, ardından İzmir’deki Frer’ler (Fransız) Okulu’nda Batı
kültürünün disipliniyle tanışan yazar, edebi kimliğinin temellerini 1912’de
bitirdiği Darülfünun Edebiyat Şubesi’nde attı.
Yazı hayatının ilk
yıllarında, kendi isminin ağırlığından ya da dönemin edebi ve siyasi
atmosferinden çekinerek midir bilinmez, adeta bir kimlik labirentinde yürüdü.
Okuyucunun karşısına kimi zaman Ağustosböceği veya Ateşböceği
olarak çıktı; kimi zaman Cemil Nimet, Hayrettin Rüştü, Mehmet Ferit, Sermet
Ferit ya da sadece Mizah Yazarı ve Yıldızböceği imzalarını
kullandı. Bu çok sesli çoklu kimlik arayışı, onun aslında insan sarraflığının
ve gözlem yeteneğinin ilk gençlik egzersizleriydi.
Bir Anadolu Gezgini: Tren Kompartımanları ve Müfettişlik Yılları
Reşat Nuri’yi salon
romancılarından ayıran ve onu Türk halkının kalbine yerleştiren asıl büyük
dönemeç, bir devlet görevlisi olarak üstlendiği sorumluluklardır. 1913’te Bursa
Sultanisi’nde başlayan Fransızca öğretmenliği; zamanla İstanbul’un Beşiktaş İttihat
ve Terakki, Vefa, İstanbul Erkek, Çamlıca Kız, Kabataş, Galatasaray ve Erenköy
Kız Liseleri gibi en seçkin eğitim kurumlarında Türkçe öğretmenliği, müdürlük
ve idarecilikle olgunlaştı.
Ancak onun edebi
dehasının asıl laboratuvarı, 1927 ile 1939 yılları arasında aralıksız
sürdürdüğü maarif müfettişliği görevi oldu.
Bu on iki yıllık süreç,
sadece okulları denetlemekle geçmedi; yazarın Anadolu’nun kılcal damarlarına
sızmasını, bürokrasinin hantallığını, köylünün safiyetini, kasaba eşrafının
mutaassıplığını ve idealist öğretmenlerin yalnızlığını sıcağı sıcağına gözlemlemesini
sağladı.
Bu eşsiz saha tecrübesi,
daha sonra 1939-1946 yılları arasında Çanakkale Milletvekili olarak TBMM’de
halkın sesi olmasına zemin hazırlayacak, 1947’de ise Memleket gazetesini
çıkararak bu birikimi kamusal alana taşıyacaktır.
Reşat Nuri Güntekin’in Edebi Kişiliği
Edebi Felsefesi: Siyasetin Değil, "Beşerî" Olanın Gerçekçiliği
Reşat Nuri’nin edebiyat
tarihindeki yeri, onun toplumsal meselelere yaklaşımındaki o naif ve insancıl
dengede gizlidir. O, toplumsal sorunları merkeze alırken hiçbir zaman kalemini
siyasi bir propaganda aracına dönüştürmedi. Dönemin edebiyat eleştirmenleri ve
sosyologları, onun bu özgün duruşunu anlamlandırmak için önemli saptamalarda
bulunmuşlardır:
- Kendiliğinden Bir Halkçılık:
Ahmet Oktay, Güntekin’in popülizminin (halkçılığının) sosyalizme
eklemlenmiş politik bir programdan kaynaklanmadığını, tamamen
"kendiliğinden" ve insani bir bağdan doğduğunu belirtir. Reşat
Nuri sınıfsal çatışmaların değil, insani (beşerî) düzlemin romancısıdır.
- Öğretmenler ve Memurlar Romancısı:
Edebiyat tarihçisi Mehmet Kaplan, yazarın bürokrasiyi ve eğitim dünyasını
içeriden bilen gözünü vurgulamak için onu bu kült unvanla anar.
- Monist Reçetelerin Reddi:
Hikmet Çelik’in yaptığı araştırmalar, yazarın romanlarında siyasi,
ekonomik, ahlaki ve hukuki eleştiriler barındırmasına rağmen, okuyucuya
asla dogmatik, tartışmasız ve dayatmacı reçeteler önermediğini gösterir.
Onun dünyasında toplumsal
adaletsizlikler ekonomik teorilerle değil, törel ve manevi düzeyde kavranır;
çözümleri de yine şefkat, hoşgörü, sevgi ve bağışlama gibi insani erdemlerde
aranır. O, çatışmanın değil, uzlaşmanın estetiğini kurmuştur.
Başyapıtların Anatomisi:
Reddedilen Oyundan Zamansız Romanlara
Reşat Nuri külliyatı,
Cumhuriyet’in kuruluş sancılarını, modernleşme hamlelerini ve bireyin bu büyük
dalga içindeki kırılmalarını belgeler. Eserlerinin kronolojik ve tematik
evrimi, yazarın zaman içinde topluma ve insana bakışındaki tinsel derinleşmeyi
de gözler önüne serer.
Çalıkuşu: Bir Kent
Kızının Taşra Destanı
Yazarın üzerinde en çok
durulan, adeta toplumsal bir fenomene dönüşen eseri kuşkusuz Çalıkuşu’dur.
Eserin doğuş hikayesi bile kendi içinde bir edebi kırılmadır: Aslında
"İstanbul Kızı" adıyla dört perdelik bir oyun olarak yazılan bu
metin, Darülbedayi tarafından sahnelenmesi reddedilince romana
dönüştürülmüştür.
Yazar, bu romanı yazma
amacını son derece samimi bir itirafla açıklar: “Kolejli, neşeli, serbest
genç kızlara karşı halkta iyi duygular uyandırmak istiyordum. Bir genç kızda
biraz tahsil, biraz neşe ve serbestliğin korkulacak bir şey olmadığını, hayatın
müşkül saatlerinde kendilerini en ağırbaşlılardan daha iyi çekip çevireceklerini
göstermek istiyordum.”
Eserin toplumsal
karşılığını ise Ahmet Hamdi Tanpınar ve Birol Emil’in şu analizleri en iyi
şekilde özetler:
"Anadolu
mücadelesinin başladığı günlerde bu Anadolu’ya kaçış, eserin hudutlarını da
aşıyordu. Romanın tefrika edildiği günleri hatırlayanlar, onun nasıl sıcağı
sıcağına o günlerde İstanbul’da esen havaya cevap verdiğini bilirler." — Ahmet
Hamdi Tanpınar
"Feride’nin
şahsiyetini ve hayatını manalı kılan, kendi kendisinden ziyade, romancının onu
dolaştırdığı şehirler, kasabalar, köyler, oraların her tabaka ve zihniyetten
insanlarıdır. Muhakkak olan bir şey varsa, o da Anadolu’nun ilk defa bu kadar
geniş ve zengin bir şekilde Türk romanında göründüğü vakıasıdır." — Birol
Emil
Yeşil Gece'den Son Sığınak'a: Tinsel ve Düşünsel Dönüşüm
Yazarın ideolojik ve
inançsal gerilimleri ele aldığı Yeşil Gece, aydınlanma düşüncesi ile
geleneksel dinsel düşünce arasındaki o sert kırılmanın Cumhuriyet'in ilk
yıllarına özgü biçimlenişini anlatır. Roman, bu amansız çatışma koşullarında
idealist bir öğretmen olan Şahin’in iç dünyasındaki düşünsel ve tinsel dönüşümü
büyük bir dürüstlükle sergiler.
Buna karşın, yazarın
ömrünün son demlerinde kaleme aldığı ve ölümünden sonra yayımlanan son romanı Son
Sığınak, çok daha hüzünlü ve olgun bir limandır. Güntekin burada artık
büyük toplumsal davaları değil; hayatta tutunamamış, tabiricaizse "belini
doğrultamayan" çeşitli çevrelerden insanları anlatır. Bu kırgın
insanların, kendilerine bir teselli ve yaşama umudu verecek olan sanatsal bir
kaçışta, gezici bir tiyatro serüveninde bir araya gelişlerini resmeder. Bu,
yazarın kendi hayatının sonundaki melankolik vedası gibidir.
Tiyatro Tutkusu ve Beyaz
Perdedeki Akisler
Her ne kadar Türk okuru
onu bir romancı olarak bağrına bassa da, Reşat Nuri’nin kalbi her zaman tiyatro
sahnesinin tozunu yutmak için çarpmıştır. Çocukluğundan ölümüne dek tiyatroyu
hayatının merkezine koyan yazar, bu sanatı sadece bir eğlence değil, halkın
kültürel seviyesini yükseltecek devasa bir eğitim aracı olarak gördü.
Anadolu’yu gezerken
buralardaki köhne tuluat tiyatrolarını inceledi ve buraların kapatılmak yerine
ıslah edilmesi gerektiğini savundu. Ona göre çözüm; "bu tiyatroların
çok eskimiş piyeslerini asıllarındaki tadı ve keyfi bozmadan yenileştirmek ve
yeni hayata uydurmak" ve repertuara yeni, sade oyunlar eklemekti.
Tiyatro eleştirmeni Sevda
Şener, Reşat Nuri’nin oyun yazarlığındaki o benzersiz insani duruşu şu sözlerle
teslim eder:
"Toplum içindeki
çatışmaları gördüğü halde tarafları yargılamayan, karşıt öğelerin ikisini de
anlamaya çalışan ve ne yönden gelirse gelsin bütün mutsuzluklara sevgi ile
eğilen Reşat Nuri Güntekin olmuştur. Oyunlarında, katı toplum kurallarının
ötesinde, insanî bir görüşü benimsediği, insanlık ve uygarlık açısından şerefli
gördüğü davranışları yücelttiği görülür."
İşte bu sahne duygusu,
güçlü diyaloglar ve karakterlerin canlılığı, onun eserlerini Türk sineması için
de tükenmez bir kaynak haline getirdi. Sinemamızın emekleme döneminden altın
çağına kadar, en usta yönetmenler onun metinlerine sığındı:
- Taş Parçası
(Yön: Faruk Kenç, 1939) – Erken dönem sinemamızın önemli adımlarından
biri.
- Hülleci / Duvaksız Gelin
(Yön: Adolf Körner, 1942) – Toplumsal taşlamanın sinemadaki ilk yankıları.
- Dudaktan Kalbe
(Yön: Şakir Sırmalı, 1951 / Yön: Ülkü Erakalın, 1965) – Melodram
sinemamızın köşe taşları.
- Akşam Güneşi & Çalıkuşu
(Yön: Osman F. Seden, 1966) – Yeşilçam’ın yıldızlar geçidi yaptığı o
efsanevi yıl.
- Yaprak Dökümü
(Yön: Memduh Ün, 1967) – Bir ailenin çözülüşünü anlatan sinema şaheseri.
- Değirmen
(Yön: Atıf Yılmaz, 1986) – Bürokrasinin ironisini hicveden modern bir
klasik.
- Hatta "Bir Dağ Masalı" adlı
öyküsü bile Turgut Demirağ tarafından hem 1947 hem de 1967 yıllarında iki
kez sinemaya uyarlandı.
Bir Kültür İnsanına Hak Teslimi
Reşat Nuri Güntekin,
Paris’te UNESCO UNESCO Türkiye Temsilciliği ve Paris Kültür Ataşeliği gibi
uluslararası görevlerde de bulunmuş, ömrünün son anına kadar Türk kültürüne
hizmet etmiştir. Akciğer kanseri teşhisiyle tedavi için gittiği Londra’da vefat
ettiğinde, arkasında sadece rafları dolduran kitaplar değil; Anadolu’nun ücra
bir köyünde onun yarattığı idealist karakterlerden ilham alarak tebeşiri eline
alan binlerce öğretmen bıraktı.
O, bu toprakların
insanını yargılamadan, onları günahları ve sevaplarıyla, hüzünleri ve
neşeleriyle bir bütün olarak sevdi. Bugün Türk edebiyatında taşranın o hüzünlü
ve vakur kokusunu alabiliyorsak, bunu o fedakar maarif müfettişinin tren
pencerelerinden süzülen dikkatli gözlerine borçluyuz. Ruhu şad olsun.
Reşat Nuri Güntekin’in
Eserleri
Roman:
·
Çalıkuşu, İst.: İkbal, 1338/1922
·
Dudaktan Kalbe, İst.: İkbal, 1923
·
Gizli El, İst.: İkbal, 1924
·
Damga, İst.: İkbal, 1924
·
Akşam Güneşi, İst.: İkbal, 1926
·
Bir Kadın Düşmanı-Çirkinin Romanı, İst.:
Yeni Mtb., 1927
·
Yeşil Gece, İst.: Sühulet, 1928
·
Acımak, İst.: Sühulet, 1928
·
Yaprak Dökümü, İst.: Muallim Ahmet Hilmi,
1930
·
Kızılcık Dalları, İst.: Muallim Ahmet
Halit, 1932
·
Gökyüzü, İst.: Muallim Ahmet Halit, 1935
·
Eski Hastalık, İst.: Kanaat, 1938
·
Ateş Gecesi, İst. Semih Lûtfi, [1942 ?]
·
Değirmen, İst.: Semih Lûtfi, [1944]
·
Miskinler Tekkesi, İst.: İnkılâp, 1946
·
Harabelerin Çiçeği, İst.: Hâdise, 1953
·
Kavak Yelleri, İst.: İnkılâp, 1961
·
Son Sığınak, İst.: İnkılâp, 1961
·
Kan Davası, İst.: İnkılâp, 1962
·
“Ripka İfşa Ediyor”, (Ulus gazetesinde
tefrika edildi) 1949
Öykü:
·
Recm-Gençlik ve Güzellik, İst.: Türk
Dünyası Mtb., 1335/1919
·
Roçild Bey, İst.: Matbaa-i Ahmet İhsan ve
Şürekâsı, 1335/1919
·
Eski Ahbap, İst.: Matbaa-i Ahmet İhsan ve
Şürekâsı, ty.; Sönmüş Yıldızlar, İst.: İkbal, 1339/1923
·
Tanrı Misafiri, İst.: İkbal, 1927
·
Leylâ ile Mecnun, İst.: Sühulet, 1928
·
Olağan İşler, İst.: Muallim Ahmet Halit,
1930
Oyun:
·
Hançer, İst.: Diken-İnci Neşriyat,
1336/1920
·
Eski Rüya, İst.: Hüsn-i Tabiat Mtb., İst.,
1338/1922
·
Ümidin Güneşi, İst.: İkbal, 1924
·
Gazeteci Düşma nı/Şemsiye
Hırsızı/İhtiyar Serseri, İst.: Orhaniye Mtb., 1342/1924
·
Taş Parçası, İst.: İkbal, 1926
·
Bir Köy Hocası, İst.: Muallim Ahmet Halit,
1928
·
Babür Şah’ın Seccadesi, İst.: Muallim
Ahmet Halit, 1931
·
Bir Kır Eğlencesi, İst.: Muallim Ahmet
Halit, 1931
·
Ümit Mektebinde, İst.: Muallim Ahmet
Halit, 1931
·
Felâket Karşısında/Gözdağı/Eski Borç,
İst.: Muallim Ahmet Halit, 1931
·
İstiklâl, Ank.: Hâkimiyet-i Milliye Mtb.,
1933
·
Vergi Hırsızı, Ank.: Maarif Vekâleti, 1933
·
Hülleci, Ank.: İçişleri Bakanlığı Basın
Genel Direktörlüğü, 1935
·
Bir Yağmur Gecesi, Ank.: CHP-Halkevleri,
1943
·
Yaprak Dökümü, Ank.: MEB, 1971
·
Eski Şarkı, Ank.: MEB, 1971
·
Balıkesir Muhasebecisi, Ank.: MEB, 1971
·
Tanrıdağı Ziyafeti, Ank.: MEB, 1971
Yayımlanmamış oyunları:
·
“Gönül”, 1916
·
“Ağlayan Kız”, 1947
·
“Bu Gece Başka Gece”, 1956
·
“Daktilo Makinesi”
·
“Yol Geçen Hanı”, 1944
Gezi:
·
Anadolu Notları, [İst.]: Kanaat, 1936
Makale:
·
Reşat Nuri Güntekin’in Tiyatro ile İlgili
Makaleleri, (haz. Kemal Yavuz) İst.: Kültür Bakanlığı, 1976
Antoloji:
·
Fransız Edebiyatı Antolojisi, 3 c., İst.:
Devlet Mtb., 1929-1931
İnceleme:
·
Üç Asırlık Fransız Edebiyatı (XVII-XIX
yy.), 3 c., İst.: Kanaat, 1932
·
Dil ve Edebiyat, Ank.: Başvekâlet
Müdevvenat Mtb., ty.; Türk Kıraatı, (Refet Avni ile) 3 c., İst., 1930
(ortaokullar için)
·
Fransızca-Türkçe Resimli Büyük Dil
Kılavuzu, (İ. H. Danişmend, A. S. Delilbaşı ve N. Ataç’la) İst.: Kanaat, 1935
Çeviri:
·
İlm-i Mantık (E. Boirac), İst.: Kanaat
Mtb., 1915
·
Bir Gece Faciası (F. de Curel), İst.:
İkbal, 1924
·
Arapça Değil mi Uydur Uydur Söyle (T.
Bernard), İst.: İkbal, 1926
·
Çifte Keramet (T. Bernard), İst.: İkbal,
1927
·
Hakikat (E. Zola), İst.: Devlet Mtb., 1929
·
Mektep Çocuğu (L. Frapie), [İst.]: Himayei
Etfal, 1930
·
Muhammed’in Hayatı (E. Dermenghem), İst.:
Devlet Matbaası, 1930
·
İş Adamı (O. Mirbeau), İst.: İkbal, 1932
·
Tolstoy: Hayatı ve Eserleri, İst. :
Kanaat, 1933
·
İbsen: Hayatı ve Eserleri, İst.: Kanaat,
1934
·
Kahramanlar (T. Carlyle), İst.: Semih
Lütfi, 1943
·
Napolyon’un Düşünceleri (O. Aubry), İst.:
Yedigün, 1943
·
Atlı Adam-Diktatörün Romanı (D. La
Rochellein), İst.: İnkılâp, [1947 ?]
·
Yabancı (A. Camus), İst.: Varlık, 1953
·
Evham (J. de Lecretelle), İst.: İstanbul
Yayınevi Mtb., [1955]
·
İtiraflar (J. J. Rousseau), Ank.: Maarif
Vekâleti, 1955
·
Don Kişot (Cervantes, çocuklar için özet),
İst.: Doğan Kardeş, 1957
·
İhtiyar Serseri (O. Mirbeau).
KAYNAKÇA: T. Poyraz-M.
Alpbek, Reşat Nuri Güntekin: Hayatı ve Eserlerinin Tam Listesi, Ank., 1957;
A.H. Tanpınar, “Reşat Nuri ve Eserleri”, Cumhuriyet, S. 11673 (24 Ocak 1957);
M. Kaplan, “Öğretmeler ve Memurlar Romancısı R.N. Güntekin”, İstanbul, S. 2
(Şubat 1957), s. 6; M. Uyguner, Reşat Nuri Güntekin: Hayatı, Sanatı, Eserleri,
İst., 1967; O. Akbal, “Yeşil Gece’den Kubilay’a”, Cumhuriyet, 25 Ocak 1973;
İ.Z. Burdurlu, Romanlarıyla Reşat Nuri Güntekin, İzmir, 1974; ay, Reşat Nuri
Güntekin, İst., 1977; O. Önertoy, Reşat Nuri Güntekin, Ank., 1983; B. Emil,
Reşat Nuri Güntekin’in Romanlarında Şahıslar Dünyası-I, İst., 1984; A. Oktay,
“Yazınımızda Toplumsal Eleştiri ve Jakobenizm Üzerine Gözlemler”,
Argos, S. 14 (Ekim 1988); Gösteri, özel sayı, S. 109 (Aralık 1989); Hazar,
35-42; B. Emil, Reşat Nuri Güntekin, Ank., 1989; A. Oktay, Cumhuriyet Dönemi
Edebiyatı 1923-1950, Ank., 1993, s. 709-738; H. Çelik, Reşat Nuri Güntekin’in
Romanlarında Sosyal Tenkit, Van, 1995; Fethi Naci, Reşat Nuri’nin Romancılığı,
İst., 1995; İ. Enginün-M. Kutlu, “Güntekin, Reşat Nuri”, TDEA, III, s. 418-420;
S. Şener, Türk Tiyatrosunda Ahlâk, Kültür, Ekonomi Sorunları, s. 22-23.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder