ANA SAYFA

Orhan Duru Kimdir? Hayatı, Edebi Kişiliği ve Eserleri

    


Orhan Duru portresi
Orhan Duru
       Orhan Duru Kimdir?

Orhan Duru (18 Aralık 1933, İstanbul – 25 Ocak 2009, İstanbul), Türk öykücülüğünün yenilikçi damarını temsil eden yazar, gazeteci ve veteriner hekimdir. Özellikle 1950 kuşağı öykücülüğü içinde özgün bir yere sahip olan Duru; mizah, ironi, gerçeküstücülük ve bilimkurguya açılan anlatımıyla Türk öyküsünün sınırlarını genişleten isimlerden biri olmuştur.

Onun öykülerinde hayat hiçbir zaman yalnızca olduğu gibi anlatılmaz. Gündelik olanın içine bir tuhaflık sızar; sıradan görünen bir insan, bir anda dünyanın anlamsızlığıyla yüzleşir. Karagöz’ün gerçeküstü havası, ortaoyununun konuşma ritmi, eski tarih ve seyahat anlatılarının dili, modern insanın yalnızlığı ve toplumsal sıkışmışlığıyla aynı anlatı düzleminde buluşur.

Orhan Duru’nun Hayatı

Çocukluk ve eğitim yılları

Tam adı Mehmed Orhan Duru olan yazar, Hatice Hacer Hanım ile elektrik teknisyeni İbrahim Etem Duru’nun oğludur. İlköğrenimini 1940-1945 yılları arasında Çankırı’da gördü. Ardından İstanbul’da Beşiktaş Birinci Ortaokulu’nu 1948’de, Afyon Lisesi’ni ise 1951’de tamamladı.

Eğitim hayatının sonraki durağı edebiyattan oldukça farklı görünen bir alandı: Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi. Duru, fakülteden 1956 yılında mezun oldu. Ancak veterinerlik eğitimi onun edebiyata yönelmesinin önünde bir engel oluşturmadı. Tam tersine, hayatının ilerleyen dönemlerinde bilimsel düşünceyle edebî hayal gücünü aynı kişilikte buluşturabilen bir yazar olarak ortaya çıktı.

Askerliğini 1958 yılında Ankara’daki 43. Süvari Alayı’nda veteriner olarak yaptı. Ardından bir yıl Urfa’da veteriner olarak görev yaptı ve Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi’ne asistan olarak girdi. Fakat Türkiye’nin siyasal hayatındaki büyük kırılmalardan biri, Duru’nun akademik kariyerini de yarıda bıraktı.

1960 İhtilali ve gazeteciliğe geçiş

1960 İhtilali sonrasında üniversiteden uzaklaştırılan 147 öğretim üyesi arasında Orhan Duru da bulunuyordu. Akademik hayatının bu şekilde kesintiye uğraması, onu başka bir alana yöneltti: gazetecilik.

1961’in ilk aylarında Ulus gazetesinde gazeteciliğe başladı. Daha sonra Ulus, Cumhuriyet ve Milliyet gazetelerinin Ankara bürolarında, Güneş ve Hürriyet gazetelerinde uzun yıllar görev yaptı. Röportajlar ve dizi yazıları hazırladı.

Gazetecilik, Duru için yalnızca bir meslek değişikliği değildi. İnsanları, şehirleri, gündelik hayatı ve toplumsal dönüşümleri yakından gözlemleyebileceği yeni bir alan açtı. Öykücülüğünde belirginleşen gözleme dayalı anlatımın ve toplumsal gerçekliğe dönük bakışın bu gazetecilik deneyimiyle birlikte güçlendiği görülür.

1991-1993 yılları arasında Star TV’de haber müdürü olarak çalıştı. 1993’te emekliye ayrıldı. Daha sonra bir süre Yeni Yüzyıl gazetesinde haftalık eleştiri ve kitap tanıtma yazıları kaleme aldı. Ancak gazetecilik, onun edebiyatla kurduğu ilişkinin yerini hiçbir zaman doldurmadı. Duru'nun asıl edebî alanı, özellikle de sınırlarını sürekli zorladığı öykü oldu.

Orhan Duru’nun Edebî Kişiliği

İlk öyküler ve Mavi çevresi

Orhan Duru’nun yayımlanan ilk öyküsü “Kadın ve İçki”, Küçük Dergi’nin Ocak-Şubat 1953 tarihli sayısında çıktı. Sonraki yıllarda Mavi, Evrim, Yeni Ufuklar, Pazar Postası, Seçilmiş Hikâyeler, Türk Dili, Yelken, Dost, Varlık, Soyut, Milliyet Sanat, Gergedan, Argos, Adam Öykü ve Gösteri gibi dergilerde öykü, deneme ve yazıları yayımlandı.

İlk öyküleriyle Mavi hareketi içinde değerlendirildi. Ancak Duru'nun edebiyat serüveni tek bir akımın sınırları içinde kalmadı. Daha sonraki öykülerinde İkinci Yeni’nin etkileri görülürken, anlatı anlayışında giderek daha deneysel ve gerçeküstücü bir çizgi belirginleşti.

Bu nedenle Orhan Duru’yu yalnızca belirli bir edebiyat kuşağının içine yerleştirmek, onun asıl önemini eksik bırakır. Çünkü Duru'nun temel meselesi, hazır bir anlatım biçimine bağlanmak değil, öykünün ne yapabileceğini sürekli yeniden denemekti.

Bırakılmış Biri: Gülümseyen bir karamsarlık

Duru'nun 1960'lı yıllara kadar yazdığı öyküler, D. Özlü, E. Öz, A. Özyalçıner ve O. Kutlar gibi yazarlarla birlikte “a kuşağı” içerisinde anıldı. Bu dönemde Duru, gözleme dayalı ve yalın bir anlatımla insanın yaşadığı çevreye yönelik tepkilerini yergi ve güldürü aracılığıyla ifade etmeye çalıştı. Ancak bu güldürü yüzeysel bir neşeden ibaret değildi. Onun mizahının altında, insanın çevresiyle kurduğu sorunlu ilişkiye ve modern hayatın yarattığı anlamsızlık duygusuna yönelik ince bir eleştiri bulunuyordu.

Bu dönemin ürünlerini bir araya getiren Bırakılmış Biri, Duru'nun edebiyatındaki önemli dönemeçlerden biri oldu. On sekiz öykünün yer aldığı kitapta, dünyayı “zeyrekçe” algılayan bir anlatıcının bakışı hissedilir. İncelikli alay, güler yüzlü bilgelik ve karamsarlık, birbirini yok etmeden aynı anlatı içinde var olur.

F. Akatlı, Duru'nun öykülerindeki bu özelliği değerlendirirken, satır aralarında sezilen felsefenin okuru küçümsemeyen, bilgeliğini gösterişe dönüştürmeyen bir nitelik taşıdığına dikkat çeker. Ona göre Duru'nun bilinçli biçimde kurduğu çağrışım düzeni ve ince alayları, karamsarlığı bile dönüştürür.

A. Bezirci ise Bırakılmış Biri'ndeki on sekiz öykünün altısını “korku hikâyeleri” olarak değerlendirir. Bu hikâyelerin merkezinde çevreleriyle bağları kopmuş, desteksiz, yoksul, yalnız, karamsar ve kimi zaman hasta insanlar vardır.

Bezirci'nin değerlendirmesinde önemli olan nokta, bu korkunun yalnızca bireysel bir korku olmamasıdır. Duru'nun öykülerindeki yabancılaşma, daha geniş bir toplumsal boşluk ve anlamsızlık duygusuyla ilişkilidir. Duru'nun dünyasında korku, çoğu zaman olağanüstü bir varlıktan değil; insanın çevresiyle bağının kopmasından doğar.

Gelenekten modern anlatıya: Karagöz, ortaoyunu ve eski metinler

Orhan Duru'nun öykücülüğünü özgün kılan özelliklerden biri de modern anlatım arayışlarını geleneksel anlatı kaynaklarıyla buluşturmasıdır. Öykülerinde ortaoyununun konuşma tadını ve Karagöz'ün gerçeküstü atmosferini yaşatmaya çalıştı. Bunun yanı sıra anlatım biçiminde Evliya Çelebi'den, Mercimek Ahmet'in Kabusname çevirisinden, Silahtar Tarihi ve Naima Tarihi'nden yararlandığını belirtti.

Bu tercih, Duru'nun geçmişe nostaljik bir dönüş yaptığını göstermez. Daha çok, eski anlatıların dil ve hayal gücünü modern öykünün olanaklarıyla yeniden karşılaştırma isteğini gösterir. Özellikle devrik cümleler ve olağandışı betimlemeler, onun anlatılarında yabancılaştırıcı bir etki yaratır. Okur, bildiği dünyanın içinde ilerlerken birden dilin alışılmış düzeninin bozulduğunu fark eder. Böylece Duru, gerçekliği doğrudan taklit etmek yerine gerçekliğin algılanma biçimiyle oynar.

1960-1970 Arasında Yeni Bir Öykü Arayışı

1960-1970 yılları arasında Orhan Duru'nun öykücülüğünde belirgin bir dönüşüm yaşandı. İlk dönemindeki anlatının aksine, içten dışa, bireyden topluma doğru bir açılım denemeye başladı. Gerçeküstücü öğeleri kullanarak ironik bir anlatım geliştirdi. Bu dönemde dil artık yalnızca hikâyeyi taşıyan bir araç olmaktan çıktı; hikâyenin kendisini oluşturan unsurlardan biri hâline geldi.

F. Akatlı'nın Denge Uzmanı üzerine yaptığı değerlendirme bu değişimi iyi özetler. Duru'nun bilgece alaycılığını, çağrışımlar etrafında gelişen dil oyunlarıyla genişlettiğini; saçmanın sınırına kadar ilerleyip sonunda anlamlı olana ulaşan, şaşırtıcı olanı olağanlaştıran bir anlatım geliştirdiğini belirtir. Bu özellik, Duru'nun öykücülüğündeki temel gerilimi de ortaya koyar:

Gerçek ile gerçeküstü, ciddi olan ile gülünç olan, anlamsızlık ile anlam aynı metnin içinde yan yana durur.

Orhan Duru ve Toplumsal Gerçeklik

1970'lerden sonra değişen bakış

1970'lerden sonra Duru'nun öykücülüğünde toplumsal meseleler daha görünür hâle geldi. Bireyin iç dünyasından toplumsal yapıya doğru genişleyen bakışı, özellikle işçi yaşamı ve Almanya'ya göç üzerinden belirginleşti. Ağır İşçiler ve Yoksullar Geliyor, bu dönemin önemli kitapları arasında yer aldı.

İlk iki kitabındaki içerik anlayışı burada değişirken, öykülerin toplumsal ve siyasal yükü de arttı. Özellikle Almanya'ya göç üzerine kurduğu öyküler, bireysel hikâyeleri daha geniş bir toplumsal eleştiri çerçevesine taşıdı.

Burada Duru'nun önceki dönemlerinden bütünüyle koptuğunu söylemek doğru olmaz. Aksine, daha önce bireyin çevresiyle kurduğu gerilim üzerinden kurduğu anlatı, bu kez toplumsal koşullarla daha açık bir ilişki içine girdi.

Orhan Duru'nun öykücülüğündeki değişim, dünyayı değiştiren bir yazarın değil; dünyadaki değişimleri kendi anlatım biçimini dönüştürerek izleyen bir öykücünün serüvenidir.

Orhan Duru ve Bilimkurgu

Duru'nun edebiyatındaki en dikkat çekici yönelimlerden biri de bilimkurguya açılmasıdır. Özellikle Şişe ve Bir Büyülü Ortamda kitaplarıyla bilimkurgu türüne yöneldi ve bilimkurgu tadı taşıyan öyküler kaleme aldı.

Ancak onun bilimkurguya yaklaşımı, yalnızca geleceği hayal etmekle sınırlı değildir. Duru'nun genel edebiyat anlayışında olduğu gibi burada da olağan olanın sınırlarını bozma, gerçekliği başka bir açıdan gösterme ve insanın dünyayla ilişkisini sorgulama eğilimi vardır.

Öykülerinin bir bölümü yabancı dillerde yayımlanan dergi ve antolojilerde de yer aldı.

Orhan Duru'nun Tiyatro Çalışmaları

Orhan Duru'nun edebî üretimi öyküyle sınırlı kalmadı. Denemeler yazdı, tiyatro uyarlamaları yaptı ve farklı anlatı türleri arasında dolaştı. A. Newley ve L. Bricuss'dan çevirdiği Durdurun Dünyayı İnecek Var adlı müzikal, 1968 yılında Ankara Sanat Tiyatrosu'nda (AST) Genco Erkal yönetiminde sahnelendi ve uzun yıllar oynandı.

Duru'nun tiyatroyla ilişkisi bununla da sınırlı kalmadı. S. Mrozek'ten uyarladığı Sınırdaki Ev, 1970 yılında Güner Sümer tarafından yine AST'ta sahnelendi. A. Jarry'nin Kral Übü adlı eserinden uyarladığı Üzbik Baba ise 1989 yılında Dostlar Tiyatrosu'nda Genco Erkal tarafından sahneye konuldu.

Bu çalışmalar, Duru'nun anlatı dünyasının farklı sanat biçimlerine ne kadar açık olduğunu gösterir. Öykülerindeki absürt, gerçeküstü ve ironik damar, tiyatro sahnesinde de başka bir biçim kazanmıştır.

Orhan Duru'nun Edebiyatımızdaki Yeri

Orhan Duru, Türk öykücülüğünde tek bir anlayışın temsilcisi olarak değil, öykünün sınırlarını sürekli yoklayan bir yenilikçi olarak değerlendirilmelidir. 1950 kuşağının içinde başlayan edebiyat yolculuğu; Mavi çevresinden İkinci Yeni'nin etkilerine, gerçekçi gözlemden gerçeküstücülüğe, bireysel yabancılaşmadan toplumsal sorunlara, oradan bilimkurguya ve tiyatroya kadar genişledi.

Bu genişlik, onun edebiyatındaki temel özelliği de açıklar: Duru hiçbir anlatım biçimini son durak olarak görmedi. Gündelik hayatı mizahla anlatırken insanın yalnızlığını sezdiriyor; gerçeküstü öğelerden yararlanırken toplumsal gerçekliği gözden kaçırmıyor; bilimkurguya yöneldiğinde ise bugünün insanına ilişkin sorular sormayı sürdürüyor.

Bu nedenle Orhan Duru'nun öykücülüğü, döneminin edebî akımlarının basit bir toplamı değildir. Onun asıl özgünlüğü, farklı anlatım olanaklarını kendi ironik ve deneysel dünyasında birleştirebilmesidir.

25 Ocak 2009'da İstanbul'da hayatını kaybeden Orhan Duru, ardında yalnızca öykü kitaplarından oluşan bir külliyat bırakmadı. Aynı zamanda Türk öyküsünün alışılmış kalıplarını kırmanın, gülümseyerek de derin bir edebiyat kurulabileceğini göstermenin güçlü örneklerinden birini bıraktı.

Orhan Duru'nun edebiyatında hayat bazen saçmanın eşiğine kadar gelir; fakat tam orada, ince bir ironiyle yeniden anlam kazanır. Onun mirası belki de tam olarak budur: Gerçeğe başka türlü bakmayı öğretmek.

Orhan Duru’nun Ödülleri

·         Ağır İşçiler” öyküsüyle 1970 TRT Başarı Ödülü

·         Sarmal ile 1996 Sedat Simavi Edebiyat Ödülü

·         Fırtına ile 1998 Sait Faik Hikâye Armağanı (E. Öz ile paylaştı)

Orhan Duru’nun Eserleri

Öykü:

·         Bırakılmış Biri, Ank.: Açık Oturum, 1959

·         Denge Uzmanı, İst.: Düşün, 1962

·         Ağır İşçiler, İst.: Soyut, 1974

·         Yoksullar Geliyor, İst.: Ada, 1982

·         Şişe, İst.: Ada, 1989

·         Bir Büyülü Ortamda, İst.: Remzi, 1991

·         Sarmal, (toplu öyküler) İst.: YKY, 1996

·         Fırtına, İst.: YKY, 1997

·         Yeni ve Sert Öyküler, İst.: İş Bankası, 2001

·         Düşümde ve Dışımda, İst.: İş Bankası, 2003

·         Kazı, İst.: Dünya, 2006; Küp, İst.: YKY, 2008

Deneme:

·         Hormonlu Kafalar, İst.: YKY, 1992

·         İstanbulin, İst.: YKY, 1995

·         Tango Geceleri, İst.: YKY, 1999

·         Durgun ve İşsiz, İst.: Dünya, 2004

·         Öykü Yazmanın Sırları, İst.: Karakutu, 2008

Derleme:

·         Kıyı Kıyı Kent, İst.: Koza, 1977 (Mavi Gezi adıyla genişletilmiş yb İst.: Ada, 1987)

·         Kısas-ı Enbiya, (Cihat Burak’ın desenleriyle) İst.: Ada, 1979

·         Pera’daki Hayalet, (S. Duru ile) İst.: YKY, 1995

KAYNAKÇA: Necatigil, İsimler, 133-134; Nebioğlu, 232; Özkırımlı, TEA, II, 403-404; “Duru, Orhan”, TDEA, II, 388; A. Bezirci, Günlerin Götürdüğü-Getirdiği, İst., 1962; Türk ve Dünya Edebiyatçıları Ansiklopedisi, c. I, s. 417; Kurdakul, Sözlük, 219-220; Karaalioğlu, 177; F. Akatlı, Bir Pencereden, İst., 1982, s. 119; Necatigil, Eserler, 15-16, 62-63; M. Yalçın, “Sarmal/Toplu Öyküler”, Varlık, Mart 1997.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Muzaffer İlhan Erdost Kimdir? Hayatı, Edebi Kişiliği ve Eserleri

  Muzaffer İlhan Erdost        Muzaffer İlhan Erdost Kimdir? Muzaffer İlhan Erdost (18 Eylül 1932, Artova – 25 Şubat 2020, Altındağ), Türk ...