![]() |
| Peride Celal |
Peride Celal, asıl adıyla Emine Peride Yonsel (10 Haziran 1916, İstanbul – 15 Haziran 2013), Türk edebiyatının uzun soluklu yazarlık hayatı boyunca kendisini yenileyen önemli romancılarından biridir. Yazın hayatının ilk on beş yılında ağırlıklı olarak aşk ve serüven romanları kaleme alan Peride Celal, 1950’li yıllarda edebiyat anlayışında belirgin bir dönüşüm yaşadı. İlk döneminde geniş bir okur kitlesine ulaşmasını sağlayan “pembe roman”ların ardından, insanın iç dünyasına, ilişkilerdeki kırılmalara, yalnızlığa ve sevgisizliğe daha derinlikli biçimde eğilen gerçekçi bir romana yöneldi. İstanbul’un aydın ve varlıklı çevrelerini güçlü bir gözlem yeteneğiyle ele alan yazar, yalın ve zaman zaman hüzünlü diliyle özellikle bireyin çevresiyle ve kendisiyle kurduğu ilişkileri inceledi.
Peride Celal’in Hayatı
Peride Celal’in
çocukluğu, annesi Zeliha Mirat Türel ile Mehmet Celalettin Erem’in kızı olarak
başladığı hayatında, üvey babasının savcılık görevi nedeniyle Anadolu’nun
farklı yerlerinde geçti. Özellikle Karadeniz yöresindeki çocukluk yılları,
ileride geliştireceği güçlü gözlem yeteneğinin ilk kaynaklarından biri oldu.
Genç kızlığında üvey babasının Bayburtluoğlu soyadını taşıdı; daha sonra
avukat Atıf Yonsel ile evlenmesinin ardından Yonsel soyadını aldı.
Yazılarında Gençay ve P. Bayburtlu imzalarını da kullandı.
Haydarpaşa İlkokulu’ndan sonra İstanbul Saint Pulchérie Fransız Kız Lisesi’nde
iki yıl öğrenim gördü. Fransızcaya olan ilgisini daha sonra Mösyö Angel’den
aldığı derslerle geliştirdi.
Yazıyla ilk ciddi
temaslarından biri gazetecilik aracılığıyla gerçekleşti. Eniştesi Ali Naci
Karacan’ın ortağı olduğu Tan gazetesinde çalışmaya başladı ve burada Peyami Safa’nın yönlendirmesiyle yazarlığını geliştirdi. Gazete ve dergi
çevresinde edindiği deneyim, onun hem yazma disiplinini hem de insanları ve
çevreleri yakından gözlemleme alışkanlığını güçlendirdi. Bir süre İstanbul
Elektrik Şirketi’nin Neşriyat Bürosu’nda sekreterlik yaptıktan sonra 1944’te
İsviçre’ye gitti. Bern Basın Ataşeliği’nde üç yıl sekreterlik yaptığı sırada
Türkiye’nin Bern büyükelçisi Yakup Kadri Karaosmanoğlu ile tanıştı ve
onunla dostluk kurdu. İsviçre yıllarında Cumhuriyet gazetesinde “İsviçre
Mektupları” başlığıyla röportajlar yayımladı.
1947’de Türkiye’ye dönen
Peride Celal, Basın Yayın Genel Müdürlüğü Yabancı İşçilerle İrtibat Bürosu’nda
ve Yeni İstanbul gazetesinde ikişer yıl çalıştı. Daha sonra Agâh
Erhat, Vedat Günyol ve Fikret Adil ile birlikte gazetenin edebiyat bölümünü
hazırladı. Kısa bir süre Milliyet ve Son Posta gazetelerinde de görev yaptı.
Gazetecilik, sekreterlik, röportaj ve edebiyat çalışmalarıyla geçen bu yıllar,
Peride Celal’in yazarlığını yalnızca masa başında kurmadığını; farklı
çevreleri, insanları ve hayat biçimlerini yakından tanıyarak geliştirdiğini
gösteren önemli bir dönem oluşturdu.
Peride Celal’in Edebiyata İlk Adımı
Peride Celal’in
yayımlanan ilk öyküsü “Ak Kız”, 1935’te Sedat Simavi’nin Yedigün
dergisinde çıktı. Ardından Tan, Son Posta ve Cumhuriyet gazetelerinde öyküleri,
röportajları ve tefrika romanları yayımlanmaya başladı. 1935-1949 yılları
arasında özellikle aşk ve serüven romanlarıyla geniş bir okur kitlesine ulaştı.
Dönemin popüler edebiyat anlayışı içinde “pembe roman” olarak adlandırılan bu
eserler, Peride Celal’in genç yaşta tanınmasını sağladı. Ancak yazar, ilerleyen
yıllarda bu kitaplarına eleştirel bir mesafeyle yaklaştı ve kendi ifadesiyle
onları “geçinmek için çalakalem” yazdığı, romancılığını geliştirdiği bir
alıştırma dönemi olarak değerlendirdi.
Peride Celal’in ilk dönem
romanları, daha sonra ulaşacağı edebî olgunluğun hazırlık aşamasını oluşturdu.
Roman yazmanın tekniklerini, olay örgüsü kurmayı, karakter yaratmayı ve okurla
doğrudan ilişki kuran bir anlatı oluşturmayı bu yıllarda deneyimledi. 1949’da
yayımlanan Dar Yol, bu dönemden daha farklı bir romana doğru
ilerleyişinin önemli duraklarından biri oldu. Ancak yazar, kendi
romancılığındaki asıl değişimin başlangıcını daha sonra yayımlanan Üç
Kadının Romanı ile ilişkilendirdi.
Peride Celal’in “Pembe
Edebiyat”tan Gerçekçi Romanlara Geçişi
1954’te yayımlanan Üç
Kadının Romanı, Peride Celal’in kendi yazarlık geçmişine yeni bir yön
verdiği eser olarak öne çıktı. Yazar, “pembe edebiyattan gerçek edebiyata”
geçişini bu romanla başlattığını belirtti. Bundan sonraki eserlerinde olayların
sürükleyiciliğinden çok, karakterlerin iç dünyalarına ve insan ilişkilerinin
görünmeyen taraflarına ağırlık verdi. Sevgi, sevgisizlik, yalnızlık, aile ve
toplumsal çevre gibi meseleleri bireyin ruhsal dünyasıyla birlikte ele aldı;
özellikle İstanbul’un aydın ve varlıklı kesimlerinin hayatına içeriden bakarak
dönemin değişen toplumsal yapısını karakterlerin yaşamları üzerinden yansıttı.
Necatigil,
Peride Celal’in bu dönemini “gözlem, sanat ve çözümleme yatırımlarıyla”
önceki eserlerinden ayrılan ve Türk romanının gelişim çizgisinde ağırlık
kazanan romanlara yönelmesi şeklinde değerlendirdi. Bu yıllardan itibaren
yazarın güçlü gözlem yeteneği, roman kişilerinin psikolojik çözümlemeleriyle
birleşti. Karakterlerinin davranışlarının ardındaki kırgınlıkları, beklentileri
ve çaresizlikleri doğrudan açıklamak yerine ayrıntılar üzerinden görünür kıldı.
Böylece Peride Celal’in romanlarında insan, içinde bulunduğu sosyal çevreden
bağımsız bir varlık olmaktan çıktı; sınıf, aile, geçmiş, ilişkiler ve değişen
İstanbul hayatı karakterlerin ruhsal dünyasını biçimlendiren unsurlar hâline
geldi.
Peride Celal’in Edebi Kişiliği
Peride Celal’in olgunluk
dönemindeki roman ve öykülerinin temel özelliklerinden biri, güçlü gözlem
yeteneğini yalın ve gerçekçi bir anlatımla birleştirmesidir. Özellikle
İstanbul’un aydın ve zengin kesimlerini anlatırken, bu çevrelerin yalnızca dış
görünüşüne veya sosyal hayatına odaklanmadı; insanların birbirleriyle
kurdukları ilişkilerin ardındaki duygusal çatışmaları da ortaya çıkardı.
İstanbul, onun eserlerinde yalnızca olayların geçtiği bir şehir değil,
karakterlerin hayatlarını ve ilişkilerini etkileyen tarihsel ve toplumsal bir
çevre olarak yer aldı. S. İleri de Peride Celal’in “seçkin bir
üslupçulukla İstanbul’un yakın tarihini, aydınlar ve zengin sınıf açısından
ustaca değerlendirdiğini” belirtti.
Yazarın özellikle sonraki
eserlerinde ayrıntıya verdiği önem arttı. İnsanların birbirlerine karşı
söyleyemedikleri, geçmişten taşıdıkları kırgınlıklar ve ilişkilerde giderek
büyüyen mesafeler, anlatının önemli unsurları hâline geldi. Sevgisizlik,
yalnızlık ve ölüm gibi ağır temaları işlerken yalnızca karanlık bir
atmosfer kurmakla yetinmedi; trajediyle ironiyi yan yana getirerek insan
davranışlarının çelişkilerini de ortaya koydu. Bu nedenle Peride Celal’in dili,
hüzünlü bir dünyayı anlatmasına rağmen bütünüyle ağır ve karamsar değildir.
İnsanların zaaflarını, kendilerini kandırmalarını ve hayat karşısındaki
çaresizliklerini zaman zaman ince bir ironiyle ele aldı.
Peride Celal’in
öykücülüğünde de aynı gözlemci ve çözümleyici tavır görülür. “Çukur” (Pay
Kavgası) adlı öyküsü, ustalık taşıyan bir edebiyat verimi olarak
değerlendirildi. Son dönem eserlerinden Kurtlar ise yazarın anlatı
biçimi konusunda yeni arayışlara yöneldiğini gösteren önemli bir çalışma oldu.
Peride Celal’in kendisinin “otofiction” olarak nitelediği roman hakkında K.
Ertop, yazarın modern bir roman yapısı kurmayı denediğini belirtti.
Böylece uzun yazarlık hayatının son döneminde de anlatım olanaklarını
araştırmayı sürdürdü.
Peride Celal’in Romanlarında İstanbul ve İnsan
İstanbul, Peride Celal’in
romanlarında hem toplumsal çevrenin hem de bireysel hayatların şekillendiği
önemli bir mekân olarak öne çıktı. Özellikle aydın ve varlıklı kesimlerin
yaşamlarını anlatırken, bu çevrelerin gündelik alışkanlıklarını, ilişkilerini ve
değişen değerlerini karakterlerin kişisel hikâyeleriyle bir arada işledi.
Şehrin yakın tarihine bakarken insanların özel hayatlarında meydana gelen
değişimleri de görünür hâle getirdi.
Peride Celal’in
İstanbul’u, dışarıdan bakıldığında düzenli ve imkânlarla çevrili hayatların
içinde bile derin bir yalnızlığın bulunabildiği bir dünyadır. Maddi imkânlar,
eğitim veya toplumsal konum, insanın kendisiyle ve başkalarıyla kurduğu sorunlu
ilişkileri ortadan kaldırmaz. Yazar, özellikle kadın karakterlerinin iç
dünyalarını ve ilişkiler içinde yaşadıkları duygusal gerilimleri ayrıntılı
biçimde ele alarak, dönemin toplumsal yapısına bireyin hayatından bakmayı
başardı. Bu yönüyle İstanbul, Peride Celal’in eserlerinde hem bir şehir hem de
insan ilişkilerinin değişimini gösteren geniş bir anlatı alanı hâline geldi.
Peride Celal’in Son Dönem
Eserleri
Peride Celal’in son dönem
eserlerinde insan ruhuna yönelik ilgisi daha da yoğunlaştı. Ayrıntılar
aracılığıyla karakterlerin geçmişlerini, ilişkilerini ve iç çatışmalarını açığa
çıkarırken yalnızlık, sevgisizlik ve ölüm gibi temaları daha belirgin
biçimde işledi. Trajik durumların içindeki ironiyi yakalaması, onun bu
dönemdeki anlatımının ayırt edici özelliklerinden biri oldu. İnsanların
kendileriyle, geçmişleriyle ve birbirleriyle kurdukları ilişkilerde ortaya
çıkan çelişkileri sakin fakat etkili bir anlatımla ortaya koydu.
Kurtlar, bu dönemin
önemli eserlerinden biri olarak öne çıktı. Yazarın “otofiction” olarak
nitelediği roman, geçmişle bugün, gerçeklikle kurmaca ve kişisel deneyimle
edebî anlatı arasındaki sınırları araştırması bakımından dikkat çekti. K.
Ertop’un değerlendirmesinde de romanın modern bir roman yapısı kurma
denemesi vurgulandı. Peride Celal’in uzun yazarlık serüveninin son döneminde
dahi anlatı biçimleri üzerinde düşünmeyi sürdürmesi, onun edebiyatla kurduğu
ilişkinin canlılığını koruduğunu gösterdi.
Peride Celal’in Eserlerinden Sinemaya Uyarlananlar
Peride Celal’in bazı
eserleri sinemaya da uyarlandı. Kızıl Vazo, 1961’de V. Türkali’nin, 1969’da ise
A. Şasa’nın senaryolarıyla Atıf Yılmaz tarafından filme alındı. Yıldıztepe,
1965’te Memduh Ün tarafından sinemaya aktarıldı. Yazarın “Ada” adlı öyküsü ise
1988’de Süreyya Duru tarafından filme uyarlandı. Bu uyarlamalar, Peride
Celal’in kurduğu karakter ve hikâye dünyasının sinema anlatısına da
taşınabildiğini ortaya koydu.
Peride Celal’in Ödülleri
·
Üç Yirmi Dört Saat ile 1977 Sedat Simavi
Vakfı Edebiyat Ödülü (F. H. Dağlarca ile paylaştı)
·
Kurtlar ile 1991 Orhan Kemal Roman
Armağanı.
Peride Celal’in Eserleri
Roman:
·
Sönen Alev, İst.: İnkılâp, 1938
·
Yaz Yağmuru, İst.: İnkılâp, 1940
·
Ana-Kız, İst.: İnkılâp, 1941
·
Kızıl Vazo, İst., 1941
·
Ben Vurmadım, İst.: Semih Lütfi, 1942
·
Atmaca, İst.: İnkılâp, 1944
·
Aşkın Doğuşu, İst.: Semih Lütfi, 1944
·
Yıldıztepe, İst.: İnkılâp, 1945
·
Dar Yol, İst., 1949
·
Üç Kadının Romanı, 2 c., İst.: Çağlayan,
1954 (yb Üç Kadın, İst.: Remzi, 1987)
·
Kırkıncı Oda, İst., 1958
·
Gecenin Ucundaki Işık, İst.: İnkılâp ve
Aka, 1963 (yb Gecenin Ucunda, İst.: Can, 1996)
·
Güz Şarkısı, İst.: İnkılâp ve Aka, 1966
·
Evli Bir Kadının Günlüğünden, İst.:
Milliyet, 1971
·
Üç Yirmi Dört Saat, İst.: Milliyet, 1977
·
Kurtlar, İst.: Can, 1990; Deli Aşk, İst.:
Can, 2002
Öykü:
·
Jaguar, İst., 1978
·
Bir Hanımefendinin Ölümü, İst., 1981
·
Pay Kavgası, İst.: Remzi, 1985
·
Mektup, İst.: Can, 1995
·
Melahat Hanım’ın Düzenli Yaşamı, İst.:
Can, 1999.
KAYNAKÇA: Nebioğlu, 689;
Necatigil, İsimler, 308; Özkırımlı, TEA, IV, 974; “Yönsel, Peride Celal”, TDEA,
VIII, 603; S. İleri, “Peride Celâl”, DBİA, VI, 241-242; TA, XXIV, 470; S. İleri
(haz.), Peride Celal’e Armağan, İst., 1994; A. Kabacalı (haz.), Çok Katmanlı Duyarlıklar
Yazarı: Peride Celal, İst., 1996; Özgüç, I, 174, 282, 379; II, 333.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder