ANA SAYFA

Yaşar Kemal Kimdir? Hayatı, Edebi Kişiliği ve Eserleri

   

Yasar Kemal agac kenarinda gunes gozluklu renkli portres
Yaşar Kemal

      Yaşar Kemal Kimdir?

Yaşar Kemal, asıl adıyla Kemal Sadık Gökçeli, 6 Ekim 1923'te Osmaniye'nin Hemite köyünde doğdu, 28 Şubat 2015'te İstanbul'da hayatını kaybetti. Türk edebiyatının roman, hikâye ve röportaj alanlarında iz bırakan yazarlarından biri olan Yaşar Kemal, aynı zamanda şiirle başlayan, halk kültürünü yakından tanıyan ve gazetecilik yıllarında Anadolu'nun ekonomik ve toplumsal gerçekliğini geniş kitlelere taşıyan bir edebiyatçıydı.

Onun edebiyatının temelinde yalnızca Çukurova coğrafyası değil, insan, doğa, yoksulluk, göç, adaletsizlik, korku, umut ve özgürlük arayışı birlikte yer aldı. Çocukluk ve gençlik yıllarında tanıdığı köyler, pamuk tarlaları, ırgatlar, ağalar, göç yolları, halk ozanları ve sözlü anlatı geleneği ilerleyen yıllarda romanlarının güçlü dünyasına dönüştü. Yaşar Kemal'in edebiyatı bu nedenle kişisel tanıklıklarla geniş bir toplumsal hafızanın kesiştiği yerde gelişti.

Yaşar Kemal'in roman dünyasında Anadolu yalnızca bir mekân değil; insanların kaderlerini, korkularını, umutlarını ve mücadelelerini biçimlendiren canlı bir varlıktır.

Yaşar Kemal'in Hayatı

Van'dan Çukurova'ya Uzanan Bir Göç Hikâyesi

Yaşar Kemal'in ailesi aslen Van Gölü'ne yakın Muradiye ilçesine bağlı Ernis köyündendi. Birinci Dünya Savaşı sırasında yaşanan işgal nedeniyle ailesi uzun ve zorlu bir göç sürecinin ardından Adana'nın Osmaniye ilçesine bağlı Hemite köyüne yerleşti. Yaşar Kemal'in hayatının ilerleyen dönemlerinde göç, yoksulluk ve yer değiştirme meselelerinin sık sık edebiyatına girmesinde bu aile geçmişinin önemli bir yeri oldu.

Çocukluğu da ağır deneyimlerle şekillendi. Küçük yaşta geçirdiği bir kaza sonucunda bir gözünü kaybetti. Beş yaşındayken babasının bir kan davası sonucunda öldürülmesine tanık oldu. Daha çocuk yaşta karşılaştığı bu travmatik olaylar, ilerleyen yıllarda korku, ölüm, şiddet ve insanın çaresizliği gibi temaların edebiyatındaki güçlü karşılıklarından biri haline geldi.

İlköğrenimine Burhanlı köyü ilkokulunda başlayan Yaşar Kemal, eğitimini Kadirli İlkokulu'nda tamamladı. Adana'da ortaokula devam ettiği sırada geçimini sağlamak için çırçır fabrikasında çalıştı. Ortaokulun son sınıfında eğitimini bıraktıktan sonra hayatını sürdürebilmek için birbirinden farklı işlerde çalışmak zorunda kaldı.

Çocukluk ve Gençlik Yıllarında İşçilik

Yaşar Kemal'in gençlik yılları, daha sonra romanlarında anlatacağı Anadolu insanının yaşamına dışarıdan bakan bir yazarın hazırlık dönemi değildi; o dünyanın içinde geçen yıllardı. Irgat kâtipliği, kütüphane memurluğu, öğretmen vekilliği, pamuk işçiliği, traktör sürücülüğü ve su bekçiliği gibi çeşitli işlerde çalıştı. Kuzucuoğlu Pamuk Üretme Çiftliği'nde 1941'de ırgat kâtipliği yaptı. 1942'de Adana Halkevi Ramazanoğlu Kitaplığı'nda memur olarak çalıştı. Daha sonra Zirai Mücadele'de ırgatbaşılık yaptı ve 1942-1943 yıllarında Kadirli'nin Bahçe köyünde öğretmen vekilliğinde bulundu.

Pamuk tarlalarında, batozlarda ve çeltik tarlalarında çalışması ona Çukurova'nın emek dünyasını yakından tanıma imkânı verdi. Bu işler arasında en uzun süre yaptığı görev, beş yıl boyunca sürdürdüğü su bekçiliğiydi. Geçimini sağlamak için farklı işlerin arasında dolaşırken bir yandan da yöre insanlarının konuşmalarını, hikâyelerini, türkülerini ve yaşam biçimlerini yakından gözlemledi.

On yedi yaşındayken siyasi nedenlerle ilk kez tutuklandı. Askerlik görevinden sonra 1946'da İstanbul'a gitti ve Fransızlara ait Havagazı Şirketi'nde gaz kontrol memuru olarak çalıştı. 1948'de Kadirli'ye döndü; bir süre daha çeltik tarlalarında su bekçiliği yaptıktan sonra arzuhalcilik yapmaya başladı. Ancak karşılaştığı güçlükler nedeniyle bu işi de sürdüremedi.

1950'de Türk Ceza Kanunu'nun 142. maddesine aykırı eylemde bulunmakla suçlanarak tutuklandı ve bir süre Kozan Cezaevi'nde kaldı. 1951'de serbest bırakıldıktan sonra yeniden İstanbul'a gitti. Bu kez hayatının yönünü değiştirecek olan gazetecilik dönemi başladı.

Gazetecilikten Edebiyata

Yaşar Kemal, 1951'de Cumhuriyet gazetesinin Yurt Haberleri servisinde çalışmaya başladı. Fıkra ve röportaj yazarlığı yaptığı bu dönem, onun Anadolu'yu yalnızca gözlemleyen değil, gördüklerini geniş bir okur kitlesine aktaran bir yazar olarak gelişmesinde belirleyici oldu. Köylerde, tarlalarda ve kasabalarda karşılaştığı insanların ekonomik ve toplumsal sorunlarını röportajları aracılığıyla gündeme taşıdı.

1951-1963 yılları arasındaki gazetecilik deneyimi, Yaşar Kemal'in anlatı dünyasında önemli bir birikim oluşturdu. Çünkü burada edebiyatının temelini oluşturan insanları dinleme, ayrıntıları gözlemleme, mekânı tanıma ve sözlü anlatıların ritmini yakalama yeteneğini daha da geliştirdi.

1962'de Türkiye İşçi Partisi'ne katıldı. Partinin Genel Yönetim Kurulu üyeliği, Propaganda Komitesi başkanlığı ve Merkez Yürütme Kurulu üyeliği görevlerinde bulundu. 1963'te gazetecilikten ayrılarak kendisini bütünüyle roman yazmaya verdi. 1967'de haftalık Ant dergisinin kurucuları arasında yer aldı. Sorumluluğunu üstlendiği derginin yayınları arasında çıkan Marksizmin Temel Kitabı nedeniyle 18 ay hapis cezasına çarptırıldı; karar daha sonra Yargıtay tarafından bozuldu. Ant'taki yazıları nedeniyle çeşitli kovuşturmalara uğradı.

1973'te Türkiye Yazarlar Sendikası'nın kuruluşuna katıldı ve 1974-1975 yıllarında sendikanın ilk genel başkanlığını üstlendi. 1995'te Der Spiegel'de yayımlanan bir yazısı nedeniyle İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde yargılandı, 20 ay hapis cezasına çarptırıldı ve cezası ertelendi. PEN Yazarlar Derneği üyeliğinde de bulundu.

Yaşar Kemal'in yaşamındaki bu mücadeleler, onun edebiyatla kurduğu ilişkinin yalnızca estetik bir uğraş olmadığını gösteren önemli ayrıntılardır. İnsanların yaşadığı adaletsizliklere, yoksulluğa ve baskıya duyduğu ilgi, gazeteciliğinde olduğu kadar romanlarının dünyasında da karşılığını buldu.

Yaşar Kemal ve Röportaj Yazarlığı

Yaşar Kemal'in gazeteciliği, edebiyat hayatında yalnızca roman yazmaya başlamadan önceki bir meslek dönemi olarak görülmemelidir. Cumhuriyet gazetesinin Yurt Haberleri servisinde çalıştığı yıllarda Anadolu'yu köy köy, tarla tarla dolaşarak insanların gündelik hayatına yakından baktı. Çukurova'nın tarım düzenini, köylülerin geçim sıkıntılarını, toprak ilişkilerini ve doğanın insan hayatı üzerindeki etkilerini yerinde gözlemledi. Bu deneyim, daha sonra romanlarında kuracağı dünyanın gerçeklik duygusunu besleyen en önemli kaynaklardan biri oldu.

1955'te yayımlanan “Yanan Ormanlarda Elli Gün”, “Çukurova Yana Yana” ve “Dünyanın En Büyük Çiftliğinde Yedi Gün”, 1957'de yayımlanan “Peri Bacaları”, onun röportaj yazarlığındaki başlıca çalışmalarındandır. Yaşar Kemal bu metinlerde yalnızca gördüklerini aktarmakla yetinmedi; Anadolu'nun ekonomik ve toplumsal meselelerini, o hayatın içindeki insanların sözleri ve deneyimleri üzerinden görünür hale getirdi.

Röportajcılığın Yaşar Kemal açısından asıl önemi, gözlem ile anlatıcılık arasındaki bağı güçlendirmesiydi. Tarlalarda çalışan insanları, köyleri, üretim ilişkilerini ve doğayı yakından tanıması, romanlarındaki karakterlerin ve mekânların canlılığını artırdı. Gazetecilik sırasında edindiği ayrıntı duyarlılığı, halkın konuşma biçimlerini dinleme alışkanlığı ve farklı insanların hikâyelerini doğrudan kaydetmesi, daha sonra edebiyatında kendine özgü bir anlatım biçimine dönüştü.

Yaşar Kemal'in röportajları, romancılığının dışında duran gazetecilik metinleri değil; onun Anadolu'yu tanıma, insanlarını dinleme ve büyük roman dünyasını kurma sürecinin önemli parçalarıdır.

Yaşar Kemal'in Edebi Kişiliği

Halk Edebiyatından Roman Dünyasına

Yaşar Kemal'in edebiyatla ilişkisi çok erken yaşlarda başladı. Küçük yaşlarda halk edebiyatına ilgi duydu; saz çaldı, türküler söyledi ve yöredeki halk ozanlarıyla atışmalar yaptı. İlkokul yıllarında şiir yazmaya başladı. Köy köy dolaşarak folklor ürünleri derledi. On altı yaşından itibaren derlemeye başladığı ağıtlar, daha sonraki edebiyatının önemli kaynaklarından biri oldu.

İlk şiirlerini Kemal Sadık Göğceli adıyla Türksözü, Yeni Adana ve Vakit gazetelerinde; Varlık, Kovan, Ülkü, Millet ve Beşpınar dergilerinde yayımladı. 1940'lı yıllarda Adana'da çıkan Çığ dergisinin çevresindeki yazar ve aydınlarla ilişki kurdu. Abidin Dino ve Arif Dino ile yakınlığı, onun düşünce ve sanat dünyasının gelişmesinde etkili oldu.

Ramazanoğlu Kütüphanesi'nde çalıştığı yıllar da onun edebiyat hayatında ayrı bir önem taşıdı. Burada Eski Yunan klasiklerinden Çukurova tarihine kadar çok sayıda esere ulaşma fırsatı buldu. Aynı dönemde Orhan Kemal'le tanıştı. Bir yandan sözlü kültürün içinde yetişirken diğer yandan dünya edebiyatını, klasik eserleri ve çağdaş düşünceyi tanıması, ileride kuracağı roman dilinin genişliğini hazırladı.

İlk folklor derlemesi Ağıtlar 1943'te yayımlandı. Bu kitap, o güne kadar hiç derlenmemiş veya çok az ilgi gösterilmiş tekerleme ve ağıtları gün ışığına çıkardı. Daha sonra Karacaoğlan'ın yayımlanmamış şiirleri üzerine de çalıştı. Halk kültürüne ilişkin bu araştırmalar, Yaşar Kemal'in ilerleyen yıllarda romanlarında kullanacağı dil, motif ve anlatı biçimleri için güçlü bir kaynak oluşturdu.

Çukurova İnsanından İnce Memed'e

İlk öyküsü “Pis Hikâye”yi 1946'da, Kayseri'de askerlik yaptığı sırada yazdı. 1950'lerde “Bebek”, “Dükkâncı” ve “Memet ile Memet” adlı öyküleri yayımlandı. Bu ilk dönem öykülerinde gözleme dayalı bir anlatım öne çıktı. Çukurova'yı, burada yaşayan insanları, ekonomik sıkıntıları ve ağır doğa koşulları içindeki mücadeleyi insan-doğa-çevre ilişkisi içinde ele aldı.

1951'de Cumhuriyet gazetesinde çalışmaya başlamasıyla Yaşar Kemal imzasını kullanmaya başladı. Gazetede yayımlanan röportajları kısa sürede dikkat çekti. “Yanan Ormanlarda Elli Gün”, “Çukurova Yana Yana”, “Dünyanın En Büyük Çiftliğinde Yedi Gün” ve “Peri Bacaları” gibi çalışmalarıyla Anadolu'nun ekonomik ve toplumsal gerçeklerini geniş bir okur kitlesine ulaştırdı.

1952'de yayımlanan ilk öykü kitabı Sarı Sıcak, bu dönemin birikimini taşıyordu. Kitapta yer alan “Bebek” öyküsünün Cumhuriyet'te tefrika edilmeye başlamasıyla Yaşar Kemal imzasına duyulan ilgi daha da arttı.

Ardından 1953-1954 yıllarında Cumhuriyet'te tefrika edilen İnce Memed, onun edebiyatındaki büyük kırılma noktası oldu. 1950'li yıllarda Çukurova'da tarımın giderek makineleşmesi, verimli topraklar üzerindeki ağalar arasındaki rant mücadelesi ve bu dönüşümün yoksul köylü üzerindeki sonuçları, romanın toplumsal arka planını oluşturdu.

İnce Memed'in hikâyesinde ağalık düzenine karşı dağa çıkan bir eşkıya üzerinden yalnızca bireysel bir serüven anlatılmaz. Toplumsal adaletsizlik karşısında direnen insanın destansı hikâyesi, halk anlatılarının motifleriyle modern romanın imkânları içinde yeniden kurulur. Yaşar Kemal'in kendi ifadesiyle İnce Memed, “mecbur adamın” öyküsüdür.

Bu nedenle roman, yayımlandığı dönemden itibaren hem geniş bir okur kitlesine ulaştı hem de Yaşar Kemal'in edebiyatındaki temel özelliklerin güçlü bir örneği haline geldi: destanla romanın, halk anlatısıyla modern anlatımın, gerçeklikle efsanenin buluşması.

Dağın Öteki Yüzü: İnsan, Doğa ve Korku

Yaşar Kemal'in roman dünyası İnce Memed ile sınırlı kalmadı. Dağın Öteki Yüzü üçlemesinin ilk kitabı Orta Direk (1960), Torosların arka tarafındaki bir köyden insanların pamuk tarlalarında ırgatlık yapmak için Çukurova'ya doğru çıktıkları zorlu yolculuğu anlatır. İnsanların tabiatla mücadele ederek ilerlediği bu yolculuk, yazarın çocukluk ve gençlik yıllarında tanıdığı dünyayla yakından ilişkilidir.

Yaşar Kemal, Orta Direkin önsözünde eserin kendi yaşantısı ve tanıklığıyla ilişkisini belirtir. Roman, yazarın ailesinin göçünü ve çocukluk yıllarını hatırlatan unsurlar taşısa da doğrudan bir otobiyografi değildir. Kişisel hafıza burada romanın malzemesine dönüşür.

Üçlemenin ikinci kitabı Yer Demir Gök Bakır (1963), güçlükler içinde yaşayan bir köy topluluğunun bir mite sığınmasını anlatır. İnsanların değiştiremedikleri yaşam koşulları karşısında bir umut yaratmaları, Yaşar Kemal'in insan psikolojisine yöneldiği önemli anlatılardan biridir. Ölmez Otunda ise yaratılan mitin çözülüşü ve bir cinayet mitinin ortaya çıkışı üzerinden insanın korkuları ve iç dünyası daha belirgin biçimde ele alınır.

Bu üçlemede Yaşar Kemal'in roman anlayışındaki önemli bir değişim de görülür. İlk iki kitapta köyün ekonomik ve toplumsal gerçekliği geniş biçimde işlenirken Ölmez Otunda insanın iç dünyası daha fazla öne çıkar.

Çukurova'nın Değişen Düzeni

Yaşar Kemal'in Akçasazın Ağaları dizisinin ilk iki kitabı Demirciler Çarşısı Cinayeti (1973) ve Yusufcuk Yusuf (1975), Çukurova'daki toplumsal yapının tarihsel dönüşümünü ele alır. Derebeyi artığı ağa tipinin çöküşü ve bu değişime paralel olarak tarımdan kazanç sağlayan ağaların sanayiye yönelmesi, romanların toplumsal zeminini oluşturur.

Burada Yaşar Kemal'in ilgisi yalnızca ekonomik dönüşümün kendisine yönelmez. Bir düzenin çözülmesi, güç ilişkilerinin değişmesi ve eski dünyanın kendi içindeki yozlaşması romanların merkezine yerleşir. Çukurova'nın iki toprak ağası ailesi üzerinden anlatılan bu süreç, aynı zamanda bir dönemin kapanışını görünür kılar.

Teneke (1967) ise çeltik ağalarıyla köylüler arasındaki mücadele üzerinden genç ve idealist bir kaymakamın yaşadığı trajediyi anlatır. Romanda “aydının mücadele gücü” önemli bir yer tutar. Daha sonra iki perdelik oyun biçimine uyarlanan eser, Yaşar Kemal'in toplumsal gerçekliği dramatik yapı içinde de işleyebildiğini gösterdi.

Hüyükteki Nar Ağacında tarımdaki makineleşmenin ortaya çıkardığı işsizlik ve Çukurova'ya çalışmak için gelen kırsal kesim insanlarının yeni ekonomik düzen karşısındaki çaresizliği işlenir. Böylece makineleşme, yalnızca üretim biçimindeki teknik bir değişiklik olarak değil, insanların hayatını doğrudan etkileyen büyük bir toplumsal dönüşüm olarak görünür.

Efsaneler, Masallar ve Sözlü Kültür

Yaşar Kemal'in romanlarını özgün kılan temel unsurlardan biri, Anadolu'nun sözlü anlatı geleneğiyle modern roman tekniklerini bir araya getirmesidir. Destanlar, ağıtlar, halk hikâyeleri, masallar ve türküler, onun edebiyatında geçmişten devralınan hazır malzemeler olarak kalmaz; modern romanın dünyasında yeniden biçimlenir.

Üç Anadolu Efsanesi (1967), Köroğlu, Karacaoğlan ve Alageyik gibi sözlü gelenekte yaşayan anlatılardan yola çıkar. Ağrı Dağı Efsanesi (1970), bir aşk hikâyesi üzerinden baskı karşısında halkın dayanışma gücünü işler. Binboğalar Efsanesi (1971), Torosların eteklerindeki Türkmen göçebelerin yerleşik düzene geçerken yaşadığı güçlükleri, hayal kırıklıklarını ve geçmiş yaşamlarına duydukları özlemi anlatır.

Çakırcalı Efe (1972), Osmanlı'nın son dönemlerinde haksızlıklara karşı dağa çıkan bir eşkıyanın yaşamını ele alırken, Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca halk anlatısından hareket eden alegorik bir yapı kurar. Bu eserlerde sömürenlerle sömürülenler arasındaki ilişki, halk hikâyelerinin ve masalların imkânlarından yararlanılarak anlatılır.

Çukurova'dan Kentlere ve Denize

1970'li yılların ortalarından itibaren Yaşar Kemal'in romanlarında yeni bir yönelim belirginleşti. Al Gözüm Seyreyle Salih (1976), Kuşlar da Gitti (1978) ve Deniz Küstü (1978) ile birlikte Çukurova'nın dışına çıkarak kent, deniz ve kent insanının değişen dünyasına yöneldi.

Deniz Küstü, büyük kentin karmaşasını ve yozlaşmasını deniz insanının yaşamı üzerinden anlatır. Deniz doğasının yok oluşu ile insanın kente yabancılaşması aynı anlatı içinde buluşur. Kuşlar da Gitti ise benzer değişimi çocukların dünyasından ele alır. Al Gözüm Seyreyle Salihte bir deniz kasabasındaki insanların gündelik yaşamları, uğraşları ve birbirleriyle ilişkileri öne çıkar.

Bu dönem, Yaşar Kemal'in coğrafyasının genişlediği kadar meselelerinin de çeşitlendiği bir dönemdir. Çukurova'daki toprak düzeninin, köylünün ve ağaların dünyasının yanına kentleşme, doğanın tahribi, yabancılaşma ve değişen insan ilişkileri eklenir.

Kimsecik ve Korkunun Dünyası

Kimsecik üçlemesi, Yaşar Kemal'in kişisel hafızayla roman dünyası arasındaki ilişkiyi en yoğun biçimde kurduğu eserleri arasında yer alır. Üçlemenin ilk kitabı Yağmurcuk Kuşu, yarı özyaşamöyküsel özellikler taşır. Van Gölü kıyısındaki bir köyden Çukurova'ya göç eden bir ailenin yaşadıkları çevresinde göçün, yoksulluğun ve çocukluk dünyasının izleri sürülür.

Üçlemenin ortak merkezinde özellikle köy çocuğunun duyguları, düşünceleri ve özlemleri bulunur. Korku, dizinin temel temalarından biridir. Kale Kapısı bu yönüyle “korkunun romanı” olarak nitelenebilir. Kanın Sesi ise bir evde yaşayan insanların, özellikle Salman'ın hikâyesini anlatırken korkuyu, cinayeti ve sevgiyi aynı anlatı dünyasında buluşturur.

Burada Yaşar Kemal'in insanı ele alış biçimi daha içe dönüktür. Çukurova romanlarında toplumsal düzen ve ekonomik ilişkiler belirgin bir ağırlık taşırken Kimsecik'te çocuğun dünyası, korkunun insan üzerindeki etkisi ve hafızanın biçimlendirici gücü öne çıkar.

Tarihin Acıları ve Bir Ada Hikâyesi

Yaşar Kemal'in tarihsel olaylara yöneldiği önemli eserlerinden biri Bir Ada Hikâyesi dizisinin ilk kitabı Fırat Suyu Kan Akıyor Baksanadır. Ege'de mübadele hükümleri gereğince Yunanistan'a göç ettirilen Rumların boşalttığı bir ada çevresinde gelişen roman, Balkan Savaşı'ndan Sarıkamış'a, Çanakkale'den Yezidi kırımına kadar yakın tarihin çeşitli acılarını hatırlatır.

K. Şahin, romanı değerlendirirken eserin temel amacının mübadele sonrasında unutulmuş savaşları ve bu topraklarda yaşanan acıları hatırlatmak olduğunu belirtir.

Bu yönüyle Yaşar Kemal'in tarih anlayışında insan hikâyeleri merkezi bir yer tutar. Tarih, yalnızca savaşların ve siyasi kararların sıralandığı bir geçmiş değildir; yerinden edilen insanların, kaybedilen hayatların, boşalan evlerin ve hafızalarda taşınan acıların toplamıdır.

İnce Memed: Bir Destan Kahramanının Doğuşu

1953-1954 yıllarında Cumhuriyet gazetesinde tefrika edilen İnce Memed, Yaşar Kemal'in romancı kimliğini geniş bir okur kitlesine taşıyan ve Türk edebiyatında kendine özgü bir yer edinen eseridir. Romanın ortaya çıktığı 1950'li yıllar, Çukurova'da tarımın hızla makineleştiği, verimli topraklar üzerindeki ağalık düzeninin ve ekonomik çıkar mücadelelerinin belirginleştiği bir dönemdi. Yaşar Kemal, çocukluğundan itibaren yakından tanıdığı bu dünyayı romanın merkezine yerleştirirken bireysel bir eşkıya hikâyesini daha geniş bir adalet ve özgürlük meselesiyle buluşturdu.

İnce Memed'in ağalık düzenine karşı dağa çıkışı, romanın olay örgüsünün temelini oluşturur. Toroslar'da beş köyün topraklarına sahip olan bir ağaya karşı direnen Memed, zamanla yalnızca kendi hayatının değil, çevresindeki yoksul köylülerin de mücadelesinin taşıyıcısına dönüşür. Romanın sonunda toprakların gerçek sahipleri olan köylülere dağıtılması, ağanın öldürülmesi ve Memed'in dağa çekilerek ortadan kaybolması, onun gerçek bir kişiden efsaneleşen bir halk kahramanına dönüşmesini tamamlar.

Yaşar Kemal, İnce Memed'i kendi deyimiyle “mecbur adamın” hikâyesi olarak tanımladı. Bu ifade romanın temelindeki insanı anlamak açısından önemlidir. Memed'i harekete geçiren yalnızca kişisel bir öfke değil, içinde bulunduğu düzenin yarattığı çaresizlik ve baskıdır. Böylece roman, bir yandan Çukurova'nın toplumsal gerçekliğini anlatırken diğer yandan halk anlatılarından ve destan geleneğinden beslenen güçlü bir kahramanlık hikâyesine dönüşür.

İnce Memed'in özgünlüğü de burada ortaya çıkar. Yaşar Kemal, geleneksel masal ve efsane motiflerini çağdaş romanın gerçekliğiyle birleştirir. Çukurova'nın gerçek coğrafyası, ağalık düzeni ve köylülerin yaşamı anlatılırken Memed'in hikâyesi giderek destansı bir boyut kazanır. Bu nedenle roman hem toplumsal gerçeklikten hem de Anadolu'nun sözlü anlatı geleneğinden beslenir.

Romanın yaklaşık 40 dile çevrilerek yayımlanması, Yaşar Kemal'in uluslararası ölçekte tanınmasında da önemli bir rol oynadı. İnce Memed, daha sonra 1984 yılında Peter Ustinov tarafından sinemaya uyarlandı.

Yaşar Kemal'in Edebi Anlatım Özellikleri

Yaşar Kemal'in edebiyatındaki özgünlüğün temelinde Anadolu'nun sözlü anlatım geleneğiyle çağdaş roman tekniklerini buluşturması bulunur. Destanlardan, ağıtlardan, halk öykülerinden, masallardan ve türkülerden aldığı anlatı damarını modern romanın olanaklarıyla yeniden kurar.

İmge ve mit dünyası, güçlü benzetmeler, doğa tasvirleri, yerel sözcükler ve deyimler, atasözleri, yakarışlar ve sövgüler, onun dilini canlı ve kendine özgü kılan başlıca özellikler arasındadır. Doğa, romanlarında yalnızca dekor olarak bulunmaz; insanın hayatını belirleyen, onunla birlikte değişen ve zaman zaman anlatının asli unsurlarından birine dönüşen canlı bir varlık olarak karşımıza çıkar.

Yaşar Kemal'in anlatımındaki gücün önemli bir bölümü, düşle gerçeği ve doğayla insanı iç içe verebilmesinden kaynaklanır. Şiirsel üslubu, geniş düş gücü ve epik anlatımla modern romanı bir araya getirmesi, onun edebiyatındaki belirgin özelliklerdendir.

Yaşar Kemal'in dili, Çukurova'nın toprağından, Torosların rüzgârından, köy odalarında anlatılan hikâyelerden ve yüzyıllar boyunca sözlü olarak taşınan halk kültüründen beslenir. Bu nedenle onun romanlarında bir insanın konuşması, bir ağıdın söylenmesi, bir dağın anlatılması ya da bir tarlanın betimlenmesi aynı büyük anlatı dünyasının parçaları haline gelir.

Yaşar Kemal'in Tiyatro ve Sinemaya Uyarlanan Eserleri

Yaşar Kemal'in roman ve öyküleri tiyatro ve sinema alanında da karşılık buldu. Yer Demir Gök Bakır, 1965'te “Uzundere” adıyla sahnelendi. Teneke, yazar tarafından oyunlaştırılarak 1965'te Gülriz Sururi-Engin Cezzar Tiyatrosu tarafından sahneye taşındı. Ağrı Dağı Efsanesi de 1974'te çeşitli tiyatrolarda sahnelendi.

Eserlerinden bazıları sinemaya da uyarlandı. Beyaz Mendil 1955'te Lütfü Akad, Namus Düşmanı 1957'de Ziya Metin, Alageyik ve Karacaoğlan'ın Sevdası 1959'da Atıf Yılmaz tarafından sinemaya aktarıldı. Atıf Yılmaz ayrıca 1966'da Ölüm Tarlasını yönetti.

Ağrı Dağı Efsanesi 1974'te Memduh Ün, Yılanı Öldürseler 1981'de Türkan Şoray, İnce Memed 1984'te Peter Ustinov ve Yer Demir Gök Bakır 1987'de Zülfü Livaneli tarafından sinemaya uyarlandı.

Bu uyarlamalar, Yaşar Kemal'in kurduğu edebiyat dünyasının yalnızca sayfalarda kalmadığını; romanlarının tiyatro ve sinemanın farklı anlatım biçimleri içinde de yeniden yorumlandığını gösterir.

Yaşar Kemal'in Edebiyat Mirası

Yaşar Kemal'in edebiyatı, çocukluk yıllarında tanıdığı Çukurova'dan başlayarak Türkiye'nin farklı coğrafyalarına, tarihin derinliklerine ve insanın iç dünyasına doğru genişledi. Fakat bu genişleme sırasında ilk kaynaklarından hiçbir zaman bütünüyle kopmadı. Halk anlatıları, ağıtlar, türküler, göç yolları, yoksulluk, doğa ve insan mücadelesi, farklı biçimlerde eserlerinin içinde yaşamaya devam etti.

Onun edebiyat yolculuğunda kütüphanede okunan klasiklerle köy odalarında anlatılan hikâyeler, gazete röportajlarıyla romanlar, gerçeklikle efsane ve kişisel hafızayla toplumsal tarih aynı anlatı dünyasında buluştu.

Yaşar Kemal'in kalıcı mirası biraz da burada yatar: Anadolu'nun sesini yalnızca kaydetmekle kalmadı; o sesi çağdaş romanın geniş imkânları içinde yeniden kurdu. Çukurova'nın sıcağını, Torosların sertliğini, pamuk tarlalarında çalışan insanların yorgunluğunu, köylerin korkularını ve umutlarını büyük bir anlatı evrenine dönüştürdü.

28 Şubat 2015'te İstanbul'da hayatını kaybettiğinde geride yalnızca çok sayıda roman ve hikâye bırakmadı. Aynı zamanda halk kültürüyle modern edebiyat arasında güçlü bir köprü kuran, Anadolu insanının hikâyelerini dünya edebiyatının dolaşımına taşıyan ve Türkçenin anlatım olanaklarını genişleten büyük bir edebiyat mirası bıraktı.

Yaşar Kemal’in Ödül ve Unvanları

·         “Dünyanın En Büyük Çiftliğinde Yedi Gün” adlı röportaj dizisi ile 1955 Gazeteciler Cemiyeti Başarı Armağanı

·         İnce Memed ile 1956 Varlık Roman Armağanı

·         Teneke’den aynı adla uyarlanan oyunu ile 1966 İlhan İskender Armağanı

·         “Teneke” oyunu ile 1966 Uluslararası Nancy Tiyatro Festivali Birincilik Ödülü

·         Demirciler Çarşısı Cinayeti ile 1974 Madaralı Roman Armağanı

·         1977 Fransa Eleştirmenler Sendikası En İyi Yabancı Roman Ödülü

·         Ölmez Otu ile 1978’de Fransa’da En İyi Yabancı Kitap Ödülü

·         Binboğalar Efsanesi ile 1979 Fransa “Büyük Jüri” En İyi Kitap Ödülü; 1982 Uluslararası Cino Del Duca Ödülü

·         1984 Fransız Legion d’Honneur Ödülü Commandeur payesi

·         1984 TÜYAP Kitap Fuarı Halk Ödülü

·         1985 Sedat Simavi Vakfı Edebiyat Ödülü

·         Kale Kapısı ile 1986 Orhan Kemal Roman Ödülü

·         1988 TÜYAP Kitap Fuarı Halk Ödülü

·         1988 Fransa Kültür Bakanlığı Commandeur des Arts et des Lettres Nişanı

·         1991 Fransa Strasbourg Üniversitesi Onur Doktorası

·         1992 11. TÜYAP Kitap Fuarı Onur Yazarı

·         1992 Antalya Akdeniz Üniversitesi Onur Doktorası

·         1993 Kültür Bakanlığı Büyük Ödülü

·         1994 Mülkiyeliler Birliği Rüştü Koray Armağanı

·         1996 Türkiye Yayıncılar Birliği Düşünce Özgürlüğü Ödülü

·         Kanın Sesi ile 1996 Akdeniz En İyi Yabancı Kitap Ödülü (Perpignan, Fransa)

·         1996 VII. Katalunya Uluslararası Ödülü

·         1996 Humanright Watch Helmann Hammet “Baskıya Karşı Cesaret Ödülü (ABD)

·         1997 Fransa Premio Internazionale Nonino Ödülü

·         1997 İsveç Kenne Vakfı Düşünce ve Söz Özgürlüğü Ödülü

·         1997 Norveç Yazarlar Birliği Ödülü

·         1997 Frankfurt Kitap Fuarı Barış Ödülü

·         1998 Berlin Frei Üniversitesi Fahri Doktora

·         1998 Bordeaux Yayıncılar Birliği Yabancı Edebiyat Ödülü

·         2002 Bilkent Üniversitesi Fahri Doktora

·         2003 Selanik Savanos Ödülü

·         2003 Türkiye Yayıncılar Birliği Emek Ödülü.

Yaşar Kemal’in Eserleri

Öykü:

·         Sarı Sıcak, İst.: Varlık, 1952

·         Bütün Hikâyeler, İst.: Cem, 1975

Roman:

·         İnce Memed, 1. c., İst., 1955 2. c., İst., 1969 3. c., İst., 1984; 4. c., 1987

·         Teneke, İst.: Varlık, 1955

·         Orta Direk, İst.: Remzi, 1960

·         Yer Demir Gök Bakır, İst.: Güven, 1963

·         Ölmez Otu, İst.: Ant, 1968

·         Akçasazın Ağaları/Demirciler Çarşısı Cinayeti, İst.: Cem, 1974

·         Akçasazın Ağaları/Yusufcuk Yusuf, İst.: Cem, 1975

·         Yılanı Öldürseler, İst.: Cem, 1976

·         Al Gözüm Seyreyle Salih, İst.: Cem, 1976

·         Allahın Askerleri, İst.: Milliyet, 1978

·         Kuşlar da Gitti, (uzun öykü) İst.: Milliyet, 1978

·         Deniz Küstü, İst.: Milliyet, 1978

·         Hüyükteki Nar Ağacı, İst.: Toros, 1982

·         Yağmurcuk Kuşu/Kimsecik I, İst.: Toros, 1980

·         Kale Kapısı/Kimsecik II, İst.: Toros, 1985

·         Kanın Sesi/Kimsecik III, İst.: Toros, 1991

·         Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana, İst.: Adam, 1997

·         Karıncanın Su İçtiği, İst.: Adam, 2002

·         Tanyeri Horozları, İst.: Adam, 2002

Destansı Roman:

·         Üç Anadolu Efsanesi, İst.: Ararat, 1967

·         Ağrıdağı Efsanesi, İst.: Cem, 1970

·         Binboğalar Efsanesi, İst.: Cem, 1971

·         Çakırcalı Efe, İst.: Ararat, 1972

Röportaj:

·         Yanan Ormanlarda 50 Gün, İst.: Türkiye Ormancılar Cemiyeti, 1955

·         Çukurova Yana Yana, İst.: Yeditepe, 1955

·         Peribacaları, İst.: Varlık, 1957

·         Bu Diyar Baştan Başa, İst.: Cem, 1971

·         Bir Bulut Kaynıyor, İst.: Cem, 1974

Deneme-Derleme:

·         Ağıtlar, Adana: Halkevi, 1943

·         Taş Çatlasa, İst.: Ataç, 1961

·         Baldaki Tuz, (1959-74 gazete yazıları) İst.: Cem, 1974

·         Gökyüzü Mavi Kaldı, (halk edebiyatından seçmeler, S. Eyüboğlu ile); Ağacın Çürüğü: Yazılar-Konuşmalar, (der. Alpay Kabacalı) İst.: Milliyet, 1980

·         Yayımlanmamış 10 Ağıt, İst.: Anadolu Sanat, 1985

·         Sarı Defterdekiler: Folklor Derlemeleri, (haz. Alpay Kabacalı) İst.: YKY, 1997

·         Ustadır Arı, İst.: Can, 1995, Zulmün Artsın, İst.: Can, 1995

·         Binbir Çiçekli Bahçe: Yazılar-Konuşmalar, (haz. Alpay Kabacalı) İst.: YKY, 2009

Çocuk Romanı:

·         Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca, İst.: Cem, 1977

Çeviri:

·         Ayışığı Kuyumcuları (A. Vidalie; Thilda Kemal ile), İst.: Adam, 1977.

KAYNAKÇA: Necatigil, İsimler, 386-387; Necatigil, Eserler; Acaroğlu, 123-124; Kurdakul, Sözlük, 648; Mahmut Makal, Varlık, 1 Haziran 1967; Türk ve Dünya Edebiyatçıları Ansiklopedisi, c. IV, s. 368; R. Taner-A. Bezirci, Seçme Romanlar, s. 212-213; A. Püsküllüoğlu, Yaşar Kemal Sözlüğü, İst., 1974; “Yaşar Kemal’le Kapalı Oturum”, (katılanlar A. Benk, T. Yücel) Çağdaş Eleştiri, 1 (Mart 1981), s. 8-28; Fethi Naci, Yaşar Kemal’in Romancılığı, İst., 1990; Yaşar Kemal Kendini Anlatıyor, (Alain Bosquet’nin Yaşar Kemal’le Konuşmaları) İst., 1993; F. Oran, “Belleksiz Halk Ölü Bir Halktır, Cumhuriyet Kitap, 9 Mayıs 1991; Fethi Naci, “Kanın Sesi”, aynı yerde; A. Kabacalı “O Yazınımızın da Onuru”, Cumhuriyet Kitap, 5 Kasım 1992; N. Gürsel, “Bir Edebiyat Devi”, Cumhuriyet Kitap, 28 Kasım 1998; ay, Yaşar Kemal: Bir Geçiş Döneminin Romancısı, İst., 2000; Yaşar Kemal’i Okumak, (ortak kitap) İst., 2000; M. Uyguner, Yaşar Kemal: Yaşamı, Yapıtları, Yapıtlarından Seçmeler, Ank., 1993; K. Şahin, “Bir Ada Hikâyesi”, Virgül, S. 9 (Haziran 1998), s. 2-3

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yunus Emre Kimdir? Hayatı, Edebi Kişiliği ve Eserleri

  Yunus Emre      Yunus Emre Kimdir? Yunus Emre, 13. yüzyılın ikinci yarısı ile 14. yüzyılın başlarında yaşadığı kabul edilen, Türk tasavv...