![]() |
| Kemal Bilbaşar |
Kemal Bilbaşar Kimdir?
Anadolu’nun Epik Hafızası: Kemal Bilbaşar ve Memleket Hikâyeciliğinde Devrim
Bir coğrafyayı anlatmak, yalnızca onun dağını, taşını, köyünü tasvir etmek demek değildir; o coğrafyanın insanının ruhundaki kırılmaları, tarihsel sancıları ve sosyolojik dip dalgaları yakalayabilmektir. Türk edebiyatının toplumcu gerçekçi damarında, propaganda dilinin sığlığına düşmeden estetik bir dünya kurabilmiş yazarlardan biridir Kemal Bilbaşar. Yazar, tam da bu çizginin üzerinde, Anadolu’nun epik ve trajik hafızasını kağıda döken anıtsal bir figür olarak durur.
Refik Halit Karay ile
başlayan memleket hikâyeciliğini, sert bir taşra realizmi ve ince bir hicivle
birleştiren Bilbaşar, edebiyat tarihimizde köprü oluşturan bir edebi dehadır.
Onun kalemi bu toprakların köklü trajedilerine ve sınıfsal çatışmalarına
tutulmuş derin bir aynadır.
Kemal Bilbaşar’ın Hayatı
Mektepten Memlekete: Bir Tarih Öğretmeninin Gözlem Gücü
1910 yılında
Çanakkale’de, bir polis komiserinin oğlu olarak dünyaya gelen Kemal Bilbaşar’ın
hayatı, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş sancıları ve dönüşüm yıllarıyla
paralellik gösterir. Hadımköy İlkokulu (1924) ve Edirne Öğretmen Okulu’nu
(1929) bitirdikten sonra, Trakya’nın küçük kasabalarında ilkokul öğretmenliği
yaparak halkın nabzını ilk elden tutmaya başlar.
Gazi Eğitim Enstitüsü
Tarih-Coğrafya Bölümü’nden 1935 yılında mezun olması, onun edebi vizyonuna
hayati bir nitelik kazandırdı. O artık sadece bir gözlemci değil; olayları
rasyonel, coğrafi ve tarihsel neden-sonuç ilişkileriyle analiz edebilen bir
entelektüeldi.
1937’den emekli olduğu
1961 yılına kadar İzmir Karataş Ortaokulu’nda sürdürdüğü tarih öğretmenliği,
ona taşranın, küçük kent insanının, eşraf ve memur ilişkilerinin röntgenini
çekme fırsatı verdi. Bu dönemde hazırladığı tarih, coğrafya ve yurttaşlık bilgisi
ders kitapları ise onun halkı ve gençliği eğitme misyonunun entelektüel birer
parçasıydı.
Dergilerden Yükselen Ses: Taşranın ve Değişimin Hikâyecisi
Kemal Bilbaşar’ın
edebiyat dünyasında parlaması, İzmir’de Cahit Tanyol ile birlikte çıkardıkları Aramak
(1939-40) dergisiyle olur. İlk öyküsü “Kaza yahut Çumacı Hazan” 1938’de
Kültür dergisinde yayımlandığında, edebiyat dünyası müthiş bir gözlem gücüyle
tanışmıştır. Yazın hayatı boyunca Yurt ve Dünya, Adımlar, Yürüyüş, Yığın,
Yeditepe, Türk Dili ve Yazko Edebiyat gibi dönemin entelektüel mutfaklarında
ürünlerini sergilemeye devam etti.
Onun öykücülüğü,
Türkiye'nin modernleşme ve siyaset tarihinin de bir özeti gibidir:
- 1938 - 1941 Dönemi (Tek Parti
Yılları): İlk iki kitabındaki öykülerde taşra
kasabalarının tüccar, eşraf, memur ve sıradan insan ilişkilerine
odaklandı. Siyasi yapının yereldeki yansımalarını inceledi.
- 1942 - 1948 Dönemi (Savaş ve Geçiş
Yılları): Öykücülüğünün en verimli dönemi
kabul edilen bu yıllarda, II. Dünya Savaşı’nın yarattığı derin
ekonomik/psikolojik bunalımları, çok partili hayata geçişin sancılarını ve
sınıfsal farklılaşmanın orta sınıf üzerindeki yıkıcı etkilerini işledi.
Bilbaşar’ın erken dönem
öykülerinde olaylar ve karakterler arasında muazzam bir doğallık vardır. Ancak
bu dönemde dil, kahramanların iç dünyasını bütünüyle yansıtmaktan yer yer uzak
kalmış; diyaloglardaki tekdüzelik edebi deyiş güzelliklerini sınırlamıştır.
Fakat yazar, bu dilsel tıkanıklığı ilerleyen yıllarda halk anlatılarının
pınarlarından beslenerek aşacaktır.
Kemal Bilbaşar’ın Edebi Kişiliği
Psikolojik Yabancılaşmadan Masalsı Epiklere: Romanlarındaki Dönüşüm
Kemal Bilbaşar, sadece
bir köy veya kasaba yazarı değildir; o, insan ruhunun karanlık dehlizlerine de
ilk girenlerdendir. 1942'de Tasvir gazetesinde tefrika edilen Etrafımızdaki
Duvar romanının ardından gelen Denizin Çağırışı, Türk edebiyatı için
bir milattır.
Denizin Çağırışı:
İlk Psikolojik Yabancılaşma
Çevresiyle uyum
sağlayamayan bir öğretmenin iç dünyasını anlatan bu eser, Türk romanında psikolojik
yabancılaşmanın ilk örneği kabul edilir. Büyük usta Behçet Necatigil bu
roman için şu çarpıcı tespiti yapar:
"Yer yer Dostoyevski
tiplerini ve Knut Hamsun’un Açlık romanının kahramanını hatırlatan grotesk ve
hasta bir kişiliğin anatomisidir."
Kasabadan Doğu'nun Dramına Edebi Zirve
1961 tarihli Ay
Tutulduğu Gece romanında yönünü yeniden toplumsal çatışmalara çeviren
yazar; balıkçılar, köylüler ve küçük üreticiler ile ağa/eşraf kesimi arasındaki
amansız çıkar kavgalarını rasyonel bir düzlemde ele alır.
Ancak Bilbaşar'ı
kitlelere tanıtan ve Türk edebiyatının klasikleri arasına girmesini sağlayan
asıl başarı, Doğu Anadolu insanının makûs talihini ve ağalık düzenini anlattığı
Cemo ve Memo nehir romanlarıdır.
- Cemo:
Yöre insanını, katı töreleri ve doğa-insan mücadelesini, halk
hikâyelerinden ilham alan muazzam bir dil örgüsü ve masalsı bir atmosferle
sunar.
- Memo:
Belgesel bir gerçekçiliğe dayanır. Yazarın kendi ifadesiyle; "Çağımıza
yakışır bir sosyal düzen ve yaşayışa kavuşturulamamış olan Doğu
Anadolu’nun 1925-38 arasındaki trajik serüvenini ve Dersim
olaylarını" tarihi bir dürüstlükle kayda geçirir.
Son Dönem Eserleri ve
Tarihsel Yüzleşme
Yazar, nehir romanlarının
ardından Bedoş ile işgal ve Mütareke yıllarına, Cumhuriyet’in ilk
kuşağının ideallerine mercek tutar. Son romanı Zühre Ninem'de ise yüzünü
1900’lerin başındaki çalkantılı Rumeli topraklarına döner. Bu son dönem
eserlerinde yazar, konuşma dilini, geleneksel halk hikâyeciliğini ve halk
şiirinin ritmini arkasına alarak karakterlerine kusursuz bir inandırıcılık
kazandırmıştır.
Kemal Bilbaşar’ın Edebi Mirası ve Sonuç
21 Ocak 1983’te
İstanbul’da aramızdan ayrılan Kemal Bilbaşar, geride kuru kurgular değil,
Türkiye’nin sosyolojik dönüşüm haritasını bıraktı. Doğan Hızlan’ın da
belirttiği gibi; "Bilbaşar’ın kitapları, kasaba olgusunun
değerlendirilmesinde edebiyat ve toplumbilim açısından paha biçilmez belgeler
taşır."
Onun yarattığı
karakterlerin canlılığı ve hikâyelerinin görsel gücü sinemanın da gözünden
kaçmamıştır. Yönetmen Atıf Yılmaz, yazarın bazı öykülerini 1957 yılında “Gelinin
Muradı” adıyla, edebiyat dünyasını sarsan ünlü romanı Cemo’yu ise
1972 yılında beyaz perdeye aktararak bu ölümsüz mirası sinema tarihine de
kazımıştır.
Kemal Bilbaşar; halkın
dilini, tarihin gerçekliğini ve insanın evrensel trajedisini edebiyatın
imbiğinden geçirerek bu topraklara ait epik bir anlatı kurmayı başarmış kıdemli
bir kalemdir. Sadece geçmişin değil, bugünün Türkiye'sini anlamak isteyenlerin de
yolları mutlaka onun bu paha biçilmez arşiviyle kesişmelidir.
Kemal Bilbaşar’ın
Ödülleri
·
Cemo ile 1967 TDK Roman Ödülü
·
Yeşil Gölge ile 1968 May Roman Ödülü
Kemal Bilbaşar’ın
Eserleri
Öykü:
·
Anadolu’dan Hikâyeler, İst.: Remzi, 1939
·
Cevizli Bahçe, İzmir: Yeniyol, 1941
·
Pazarlık, 1944
·
Pembe Kurt, İst.: Yeditepe, 1953
·
Köyden Kentten (Üç Buutlu Hikâyeler),
İzmir: Kovan, 1961
·
Irgatların Öfkesi, İst.: Tekin, 1971
Roman:
·
Denizin Çağırışı, Ank.: Yurt ve Dünya,
1943
·
Ay Tutulduğu Gece, İzmir: Kovan 1961
·
Cemo, İst.: Evren, 1966
·
Memo, 2 c., İst.: Tekin, 1970-71
·
Yeşil Gölge, İst.: May, 1970
·
Başka Olur Ağaların Düğünü, İst.: Tekin,
1972
·
Kölelik Dönemeci, İst.: Tekin, 1977
·
Bedoş, İst.: Yazko, 1980
·
Zühre Ninem, İst.: Yazko, 1981
Çocuk Kitabı:
·
Yonca Kız, İst.: Milliyet, 1971
·
Kurbağa Çiftliği, İst.: Okan, 1976
Diğer:
·
Medeniyetin Doğuş ve Yayılışlarında
Türklerin Rolü, İst.: Burhaneddin Mtb., 1935
Çeviri:
·
Gölgedeki Zorbalar (F. Harper), İst.:
Tekin, 1973.
KAYNAKÇA: Necatigil,
İsimler, 89; Kurdakul, Cumhuriyet, 112-115; Karaalioğlu, 116; A. Uçman,
“Bilbaşar, Kemal”, TDEA, I, 428-429; Necatigil, Eserler, 40, 94-96, 117-118,
270, 304-305, 407-408; Alangu, Hikâye ve Roman, II, 273; K. Ertop, “Anıdan
Romana”, Milliyet Sanat, S. 34 (15 Ekim 1981); A.. Benk, “Kemal Bilbaşar’ın Bir
Öyküsü Üstüne”, Çağdaş Eleştiri, S. 1 (Mart 1982); Özgüç, I, 118, 459.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder