![]() |
| Kemal Tahir |
Kemal Tahir Kimdir?
Kelimelerin ve Hapishanelerin Mimarı: Kemal Tahir
Türk edebiyatının en görkemli, en kavgacı ve şüphe yok ki en özgün nehirlerinden biridir Kemal Tahir. Onun külliyatı, sadece masa başında tasarlanmış konforlu kurgulardan ibaret değildir; demir parmaklıkların ardında olgunlaşan, Anadolu’nun toprağıyla harmanlanan ve imparatorluktan cumhuriyete uzanan sancılı bir geçiş döneminin adeta edebi, sosyolojik anatomisidir. Her satırında bir toplumsal hafıza hesabı barındıran Kemal Tahir’in yaşamı ve edebi mücadelesi, Türk insanının kendi gerçeğiyle yüzleşme serüvenidir.
Kemal Tahir’in Hayatı
Saraydan Mahpushaneye: Bir Ömrün Kronolojik Anatomisi
13 Mart 1910’da
İstanbul’da dünyaya gelen ve asıl adı İsmail Kemalettin Demir olan
yazar, hayata gözlerini imparatorluğun kalbinde açtı. O, Sultan Abdülhamit’in
hünkâr yaverliğini ve Yıldız Sarayı’nın özel marangozluğunu yapmış olan
Şebinkarahisarlı Yüzbaşı Tahir Bey ile Nuriye Hanım’ın oğluydu. Aile
kökenindeki bu saray çevresi korunaklılığı, mütareke yıllarının ve erken gelen
ölümlerin gölgesinde kısa sürede dağılacaktır.
Gezginci hastaneler
inzibat subaylığı yapan babasının görevi nedeniyle ilköğrenimini çeşitli
kentlerde tamamlamak durumunda kalan Kemal Tahir, bu göçebe çocukluğun ardından
Mütareke’den sonra Kasımpaşa’daki Cezayirli Hasan Paşa Rüştiyesi’ni bitirdi
(1923). Aynı yıl İstanbul’un en köklü eğitim kurumlarından Galatasaray
Lisesi’ne girdi. Ancak hayatın ilk trajik ve sarsıcı dönemeci kapıdaydı:
Annesinin ölümü üzerine onuncu sınıftayken okulu bırakmak zorunda kaldı.
Bu erken kayıp ve geçim
derdi, onu hayatın sert çarklarının arasına fırlattı. 1928-1932 yılları
arasında avukat kâtipliği ve Zonguldak Kömür İşletmesi’nde ambar memurluğu gibi
ağır ve hayatın doğrudan içinden gelen işlerde çalıştı.
Babıâli Yılları ve Entelektüel Çevre
1932 yılı, Kemal Tahir’in
yazı dünyasına resmi ve örgütlü adımını attığı dönemdir. Yakup Sabri, Ertuğrul
Şevket, İsmail Safa ve Arif Nihat Asya ile birlikte Geçit (10 Ekim 1932
- 14 Temmuz 1934, 7 sayı) adlı bir sanat dergisi çıkardı. Bu ilk yayıncılık
deneyiminin ardından profesyonel gazeteciliğe başladı.
Vakit,
Haber ve Son Posta gazetelerinde düzeltmen, röportaj yazarı ve
çevirmen olarak çalışarak Babıâli’nin mutfağında pişti. Ardından Yedi Gün
ve Karikatür dergilerinde sekreterlik, Karagöz gazetesinde
başyazarlık ve dönemin en etkili mecralarından Tan gazetesinde yazı
işleri müdürlüğü görevlerinde bulundu (1932-1938).
Bu hareketli Babıâli
yılları, onun düşünce dünyasını şekillendiren muazzam bir çevre sundu. O
dönemde Yusuf Ziya Ortaç, Ahmet Muhip Dıranas, Necip Fazıl Kısakürek, Sedat
Simavi, Cemal Nadir, Naci Sadullah, Nizamettin Nazif Tepedelenlioğlu, Sadri
Ethem, Suat Derviş, Hakkı Tarık Us, Asım Us, Zekeriya Sertel ve Sabiha Sertel
gibi edebiyat ve basın dünyasının dev isimleriyle derin dostluklar ve
tanışıklıklar kurdu.
Bir süre İzmir Ticaret
gazetesinin İstanbul temsilciliğini de yürüterek iktisadi konularda telif ve
çeviri yazılar yayımladı. 12 Ağustos 1937’de öğretmen Fatma İrfan’la evlendi: ancak tarih
ve siyaset onun için fırtınalı bir rota
çizmişti.
15 Yıllık Hüküm ve Müstear İsimlerin Arkasındaki Deha
15 Haziran 1938 günü,
Kemal Tahir hayatının en keskin, en adaletsiz virajına girdi. Aralarında ünlü
şair Nazım Hikmet ve deniz astsubayı Nuri Tahir’in de bulunduğu bazı sivil ve
askerlerle birlikte, asılsız bir iddiayla, “Donanmayı ayaklanmaya
kışkırtmak” suçlamasıyla tutuklandı. 19 Ağustos 1938’de Donanma
Kumandanlığı Askeri Mahkemesi’nce 15 yıl ağır hapis cezasına çarptırıldı.
Bu ağır darbe, sadece
genç bir aydının özgürlüğünü elinden almadı; evliliğini de yıktı. Fatma İrfan,
1940 yılında kocasından ayrılma isteğiyle mahkemeye başvurdu ve çift 10 Haziran
1940’ta resmen ayrıldı.
Demir Parmaklıklar Ardında Bir Edebi Fabrika
Kemal Tahir; İstanbul Tevkifhanesi
(1938-1940), Çankırı (Aralık 1940 - Mayıs 1941), Malatya (Mayıs 1941 - Ekim
1944), Çorum (Ekim 1944 - Kasım 1949) ve Nevşehir (Kasım 1949 - Nisan 1950)
cezaevlerinde tam 13 yıl yattı. Bu uzun hapis yılları onu çökertmek yerine Türk
edebiyatının en üretken zihinlerinden biri haline getirdi.
Geçim derdi, sansür ve
siyasi baskılar yüzünden kendi adını kullanamayan yazar; Nurettin Demir,
Cemalettin Mahir, İsmail Kemalettin, Körduman, Bedri
Eser, Murat Aşkın, Samim Aşkın, Ali Gıcırlı, F. M.
İkinci ve Celal Dağlar gibi onlarca farklı müstear ismin arkasına
saklanarak yazdı.
Çorum Cezaevi'ndeyken
dostu Sedat Simavi’nin isteği üzerine geçimini sağlamak amacıyla "Zoraki
Nişanlı", "Bir Nedim Divanının Esrarı", "Camı
Kıran Çocuk", "Halk Plajı", "Gönül Denilen
Hayvan" ve "Aşk Pınarı" gibi serüven romanları kaleme
alıp yolladı.
Özgürlük, Yeni Baskılar ve Sinema Yılları
1950 yılında Demokrat
Parti’nin çıkardığı Genel Af Yasası’ndan yararlanarak hapisten çıktıktan sonra
da geçim mücadelesi bitmedi. Çeşitli takma adlarla Kastil Büyücüsü, Saygon
Geceleri, Dehşet Yolcuları gibi eserleri ve ünlü Mayk Hammer
dizisini çevirdi. F. M. İkinci takma adıyla çevirdiği bu polisiye romanların
gördüğü büyük ilgi üzerine, telif hakları çerçevesinde bu kitapların
benzerlerini bizzat kaleme aldı ve bu yerli üretimler orijinal çevirilerden
daha fazla rağbet gördü.
Bu dönemde Sıdıka
(Semiha) Uzunhasan ile evlenerek hayatında yeni bir sayfa açtı. Ancak kaderin
sınavı bitmemişti; 1955’te, 6-7 Eylül Olayları’na karıştığı iddiasıyla
yeniden tutuklanarak 6 ay hapiste kaldı.
Küllerinden doğmayı bilen
yazar, 1957’de Aziz Nesin’le birlikte Düşün Yayınevi’ni kurdu. Yakın
arkadaşları olan dönemin usta rejisörleri Metin Erksan, Halit Refiğ ve Atıf
Yılmaz ile birlikte film senaryoları üzerinde çalıştı. Bu ortaklıktan Türk
sinema tarihine geçen önemli yapıtlar doğdu:
- Yarın Bizimdir
(Yön: Atıf Yılmaz, 1963)
- Haremde Dört Kadın
(Yön: Halit Refiğ, 1965)
- Namusum İçin
(Yön: Memduh Ün, 1965)
1968’de resmi davetle
Sovyetler Birliği’ne gitti. 1970’te amansız akciğer kanserine yakalandı ve
ameliyatla sol akciğeri tamamen alındı. İyileşmeye yüz tuttuktan sonra büyük
bir hırsla yeniden çalışmalarına döndü. Ancak taslak halinde kalan birçok
romanını tamamlayamadan, tartışmalı geçen bir ziyaret dönüşünde kalp krizi
geçirerek 21 Nisan 1973’te vefat etti. Erenköy Sahrayıcedit Mezarlığı’nda ebedi
istirahatgahına çekildi.
Kemal Tahir’in Edebi Kişiliği
"Türk Romanı Batı'ya Benzeyemez": Edebi Doktrin ve Şiirden Düzyazıya Geçiş
Kemal Tahir, kuşağının
çoğu yazarı gibi edebiyata şiirle başladı. İçtihat dergisinde yayımlanan
ilk şiir denemeleri olan “Bardaki Kadınlar” (Nisan 1931) ve “Açın
Türküsü” (Mayıs 1931), daha o yıllarda toplumsal içerikleriyle öne
çıkıyordu. Daha sonra Yeni Kültür (1932), kendi çıkardıkları Geçit
ve Varlık dergilerinde yayımladığı şiirlerinde Yahya Kemal’in etkisinde,
ölçülü ve kafiyeli bir çizgi izledi. Nazım Hikmet’le kurduğu derin dostluktan
sonra ise rotasını yeniden tamamen toplumsal temalara kırdı.
1939’a kadar Ses
dergisinde sürdürdüğü bu toplumsal şiirlerinde Cemalettin Mahir ve İsmail
Kemalettin imzalarını kullandı. Kendisi bu çıraklık dönemi için şu muazzam
özgün tespiti yapar:
“1940 yılına kadar gazete
ve mecmualardaki çeşitli yazı çalışmalarını saymazsak, yalnız şiirle uğraştım.
Şiir çalışmalarından bana Türkçede düz yazıyı iyi yazabilme daha açıkçası
kelimeleri değerlendirme idmanı kaldı.”
Aynı yıllarda kısa mizahi
roman ve öyküler de yazıyordu. Karikatür dergisinde “Aşk Çetesi”,
“Sahte Serseri”, “Aşk Modası”; Yedigün dergisinde ise “Bütün
Ahmetler Ayağa Kalksın”, “Mollalar Asker”, “Yalancı Şahit” ve
“Kuş Kafesleri” gibi eserleri yayımlandı. Hapse girdiğinde ise Hürriyet
gazetesinde Bedri Eser takma adıyla serüven romanları basmayı sürdürdü.
Gerçek Kimliğin Doğuşu ve
Öykücülüğü
Gerçek edebi değer
taşıyan çalışmalarını gerek hapisteyken (1941) gerekse çıktıktan sonraki ilk
yıllarda yine zorunlu olarak takma adlarla yayımladı. Tan gazetesinde Göl
İnsanları genel başlığı altında Cemal Mahir takma adıyla tefrika
edilen (1941) öyküleri, onun edebiyat dünyasında geniş çapta dikkat çeken ilk
ciddi ürünleridir.
Hapisten çıktıktan
sonraki ilk büyük romanı Sağırdere’yi Son Posta gazetesinde Körduman
takma adıyla (1950), onu izleyen Esir Şehrin İnsanları’ni ise Yeni
İstanbul gazetesinde Nurettin Demir takma adıyla (1952) tefrika
ettirdi. Kendi öz adını, yani "Kemal Tahir" imzasını özgürce
kullanmaya ancak 1955 yılında başlayabildi.
1955'te kitaplaşan Göl
İnsanları, içindeki dört uzun öyküyle aslında romanlarına birer geçiş
köprüsüdür; her biri adeta küçük birer roman gibi titizlikle kurulmuştur. Bu
öykülerde çoğunlukla köylü tipleri ya da şehirde tutunmaya çalışan gurbetçi
köylülerin yaşam öyküleri işlenmiştir. Klasik ve sağlam bir kurgu mimarisiyle
örülen bu metinlerde, törelerin ve çevrelerin betimlemeleri son derece geniş
tutulmuştur.
Kemal Tahir, anlatının
dışında nesnel bir gözlemci gibi kalmayı tercih ederek, dönemin yükselen trendi
olan Sait Faik tarzı durum öykücülüğüne asla yanaşmamıştır. Ayrıntılara ve
nesnel toplumsal gerçekliğe hayati bir önem veren yazar, öykü yapısında sonuna
kadar gelenekçi ve kuralcıdır. Öykülerindeki kişiler ise tek boyutlu
şemalar değil, kendilerince derin sorunları olan çok yönlü kişiliklerdir.
Toprağın ve İnsanın Anatomisi: Köy Romanları ve Taşra Gerçeği
Kemal Tahir’in edebiyat
tarihindeki en büyük iddialarından biri, Türk insanının ve toplumunun Batı
insanına benzemediği gerçeğidir. Bu nedenle Türk romanının içerik bakımından
Batı şablonlarını reddetmesi gerektiğini, bunun için de romancının Türk insanını
ve onun tarihsel özelliklerini incelemek zorunda olduğunu savunmuştur.
Çankırı ve Çorum
dolaylarında geçen; Sağırdere, Körduman, Yediçınar Yaylası,
Köyün Kamburu, Büyük Mal, Rahmet Yolları Kesti, Kelleci
Memet ve Bozkırdaki Çekirdek yazarın köye yönelik ana gövde
romanlarıdır. Bu külliyata, vefatından sonra arşivinden çıkarılarak yayımlanan Namusçular,
Karılar Koğuşu ve Damağası da eklenmiştir. Bu kırsal odaklı
romanlarda katı bir kronolojik tarih silsilesi gözetilmez ama hepsi geniş bir
zaman dilimi içinde rasyonel neden-sonuç bağlarıyla ele alınır.
Nehir Roman Yapısı ve
Karakterlerin Devamlılığı
Yazarın köy romanlarının
en büyük gücü, birbirini tamamlayan nehir yapılarıdır:
- Sağırdere ve Körduman:
Konu bakımından birbirinin organik devamıdır. Sağırdere, bir köy
delikanlısının 1938-1939 yıllarında Çankırı dolaylarındaki Yamören
köyündeki ve iş tutmak amacıyla gittiği Ankara’daki çırpınışlarını ele
alır. Devamı olan Körduman’da ise bu gencin gurbetten döndükten
sonra Yamören’deki yaşayışı işlenir. Romanda köylünün günlük yaşayışıyla
iç içe girmiş kronik sorunları, dışarıya tamamen kapalı ve çok sessiz
görünen bir köyün aslında ne kadar çok yönlü, entrikalı ve renkli bir dünya
olduğu muazzam bir başarıyla sergilenir.
- Yediçınar Yaylası, Köyün Kamburu ve
Büyük Mal Üçlemesi: Kırım Savaşı’ndan başlayarak
Cumhuriyet dönemini de içine alan devasa bir süreç içinde taşrada ağalık
kurumunun nasıl geliştiğini, dönüştüğünü ve kökleştiğini sergiler.
İnsan ilişkilerini derinliğine irdelerken, unutulmaz ve çarpıcı karakter
portreleri çizer. Yazarın ağalık mekanizmasına ve köy sömürüsüne değindiği
bir diğer önemli eseri de Kelleci Memet'tir.
Hapishane Notlarından
Süzülen Gerçeklik
- Namusçular:
Yazarın Malatya Cezaevi gözlemlerine dayanır. Mahpusane yaşantısı,
mahkumların trajik geçmişleri, acıları, sevinçleri ve insani beklentileri
olayların doğal akışı içinde eritilerek verilir.
- Karılar Koğuşu:
Yine Malatya Cezaevi'nin kadınlar koğuşunun iç yüzünü ortaya koyar.
Bilgisizlik, yoksulluk ve elverişsiz toplumsal koşulların suça ittiği
çaresiz, zavallı, feodalitenin kurbanı kadınlarla yüzleşiriz.
- Damağası:
Çorum Cezaevi'yle ilgili notlarının derlemesinden oluşur ve 1948’de
tutulmuş ham notlarla başlar. İlk bölümde Çorum Cezaevi’nin gardiyanı,
müdürü, müdür yardımcısı, kâtibi ve birkaç hükümlü üzerinden cezaevi
bürokrasisi ve yaşantısı sergilenir. İkinci defterde ise cezaevine yeni
gelen ilgi çekici tipler anlatılırken, o yılların Türkiye'sindeki önemli
toplumsal olaylar da arka planda başarıyla verilir.
Ezber Bozan ve Ezber
Bozan İki Taşra Romanı
Kemal Tahir, kırsal
kesimi ele aldığı diğer iki başyapıtında dönemin genel geçer kabullerine sert
eleştiriler getirir:
- Bozkırdaki Çekirdek:
Çankırı, Çorum ve Kastamonu’nun birleştiği Şirinköy’e yakın Keşiş Düzü’nde
kurulacak bir köy enstitüsünün kuruluş serüvenini anlatır. Köylülerin
eğitimi için mucizevi bir model olarak ortaya atılan Köy Enstitüleri
uygulamasını, bölge gerçekleriyle uyuşmayan yönleri üzerinden son derece
sert ve gerçekçi biçimde eleştirir.
- Rahmet Yolları Kesti:
Türk edebiyatında çoğunlukla romantik birer halk kahramanı, "Robin
Hood" olarak ele alınan eşkıyalık olgusuna tamamen yeni ve ezber
bozan bir bakış açısı getirir. Eşkıya tipini egemen güçlerin oyuncağı, ırz
düşmanı, sefil, perişan ve kıyıcı bir kişilik olarak ortaya koyarak
toplumsal bir efsaneyi yıkar.
Tarihsel Hesaplaşma: Kent
Romanları ve Büyük Dönemeçler
Esir Şehrin İnsanları,
Esir Şehrin Mahpusu, Yorgun Savaşçı, Kurt Kanunu ve Yol
Ayrımı belirli tarihsel kırılma dönemlerini radikal bir eleştirellikle ele
alan kentsel ve siyasi romanlarıdır. Bu yapıtlarda çok sıkı bir tarih sırası
gözetilir. Bir önceki romanda silik bırakılan veya figüran olan karakterler;
dostları, fikir arkadaşları, hatta çocukları ile daha sonraki bir romanda
başköşeye oturur, ana kahraman haline gelirler. Yazarın ölümünden sonra
yayımlanan Hür Şehrin İnsanları ve Bir Mülkiyet Kalesi romanları
da doğrudan bu tarihsel/kentsel kategori içinde değerlendirilmelidir.
- Esir Şehrin İnsanları ve Esir Şehrin
Mahpusu: Aristokrat bir Osmanlı aydınıyken
adım adım bilinçlenerek Milli Mücadele’ye katılan ve Anadolu’ya gönderdiği
gizli bir plan yüzünden divan-ı harpçe yedi yıl hapis cezasına çarptırılan
Kâmil Bey’in trajik öyküsü ekseninde, işgal ve Mütareke yıllarının İstanbul’unu
muhteşem bir atmosferle anlatır.
- Yorgun Savaşçı:
1908’de II. Meşrutiyet’in ilanından başlayarak Trablusgarp, Balkan ve
İmparatorluğun topyekûn çöküşüyle sonuçlanan I. Dünya Savaşlarına katılan
bıkkın bir subay kuşağının öyküsüdür. Batı Anadolu’nun Yunanlılar,
İstanbul’un ise Müttefikler tarafından işgali üzerine Anadolu’ya geçerek
Mustafa Kemal tarafından örgütlenen Ulusal Hareket içinde yeniden ayağa
kalkan o "yorgun" subayların psikolojisini yansıtır.
- Kurt Kanunu:
Eski İttihatçıların 1926’da İzmir’de Gazi Mustafa Kemal’e yönelik
düzenledikleri suikast girişimi çevresinde, Cumhuriyet’i kuran yeni
kadronun eski yol arkadaşları olan İttihatçılar ile giriştiği amansız
tasfiye ve hesaplaşmayı konu alır. Kemal Tahir bu sarsıcı romanı için
bizzat şu tarihi tespiti yapar:
“Romanın konusu 1926
İzmir Suikastı gibi son derece buhranlı devrede geçiyor. (...) Gerçekten büyük
tehlikeler içinde kıstırılmış insanların romanı bu.”
- Yol Ayrımı:
1930 yılında Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın ani kuruluş ve kapanış
serüveni çevresinde, eski Kuvay-ı Milliyecilerin ve devrim kadrolarının
uğradığı büyük siyasi, insani hayal kırıklıklarını cesurca dile getirir.
Bir Tarih Manifestosu ve
Üslup Zirvesi: Devlet Ana
Yayımlandığında
Türkiye'nin entelektüel gündeminde adeta deprem yaratan ve büyük tartışmalara
yol açan Devlet Ana, Kemal Tahir’in tüm yaşamı boyunca biriktirdiği
tarih tezinin zirvesidir. Roman, Osmanlı’nın aşiretten devlete doğru evrilme
sürecini (1290 yılında, sadece iki aylık yoğun bir süre içinde geçer) ve
Osmanlı’nın 600 yıl süren imparatorluğunun dinamiğini oluşturan gizli güçleri
ortaya koymayı amaçlar.
Yazar, Anadolu insanının
tarihsel ve toplumsal genetiğini saptayabilmek için Osmanlı İmparatorluğu’nu
kuran ve yaşatan gücün köklerine inmek istemiştir. O dönemdeki köklerden
hareketle bugünün insanının kimlik özelliklerini belirlemeye çalışmıştır.
Kurgunun ve Dilin Dehası "Devlet
Ana; zengin kadrosu, iç içe dolanmış öyküleri ve bol serüvenleriyle karmaşık
bir roman olmasına karşın ustaca kurgulanmıştır" (Berna Moran).
Yazar bu devasa eseri
tarih araştırmalarıyla elde edilmiş kuru bir bilgi birikimi üzerine değil, o
bilgiyi özümseyen muazzam bir edebi dil malzemesi üzerine kurmuştur. Metne
canlılık kazandırmak amacıyla Dede Korkut ve Evliya Çelebi’nin
üslubundan, eski Türkçe deyimlerden yararlanarak son derece kıvrak ve renkli
bir dil dünyası oluşturmuştur.
Romanın anlatımında
başvurulan sanatsal alıntı tekniğinin, o dönemin kültür atmosferini yaratmada
payı büyüktür. Yunus Emre’den, Dede Korkut masallarından, Kelile ve Dimne’den,
Kabusname’den, Felekname’den ve Siyasetname’den yapılan
edebi alıntılar; Kuran’dan ve İncil’den ayetler; halkın kolektif değer
yargılarını yansıtan özdeyişler ve atasözleri romanın anlatım dokusuna üstün
bir işçilikle yerleştirilmiştir.
Görsel Medyaya Bırakılan
Kalıcı Miras
Kemal Tahir’in
eserlerinin taşıdığı yüksek görsellik ve güçlü karakter derinliği, Türk
sinemacılarının ve televizyoncularının her dönem ilgisini çekmiştir. Onun ham
metninizde yer alan beyaz perde ve TV yolculuğu kronolojisi şu şekildedir:
- Göl İnsanları
(Öykü) ➔
"Güneşe Köprü" adıyla 1986 yılında Erdoğan Tokatlı
tarafından filme aktarıldı.
- Karılar Koğuşu
(Roman) ➔
1989 yılında yakın dostu Halit Refiğ tarafından sinemaya uyarlandı.
- Kurt Kanunu
(Roman) ➔
1991 yılında Ersin Pertan tarafından beyaz perdeye taşındı.
- Yorgun Savaşçı
(Roman) ➔
Büyük prodüksiyonlarla iki kez TV dizisi yapıldı; ilki 1979'da Halit Refiğ,
ikincisi ise 1993'te Tunca Yönder tarafından gerçekleştirildi.
Kemal Tahir’in mirası,
kuru bir geçmiş kronolojisi değil; bu toprağın insanına tutulmuş en dürüst, en
cesur ve en derin aynalardan biridir. Belki de bu yüzden, onu tüm
ayrıntılarıyla okumak ve anlamak, sadece bir roman bitirmek değil, bir ülkenin
ruhunu adım adım yeniden keşfetmektir.
Son Söz: Gerçekçi, Eleştirel ve Eğilmeyen Bir Miras
Kemal Tahir’in edebiyat
dünyasındaki yerini ve geride bıraktığı devasa külliyatı anlamak, onun
rasyonel, kavgacı ve dik entelektüel duruşunu doğru kavramaktan geçer. Yaşadığı
dönemin zorlu şartlarını ve 13 yılı bulan mahkumiyetini birer mağduriyet klişesine
indirgemek, onun hem sosyolojik tezlerine hem de güçlü iradesine haksızlık
olacaktır. O, parmaklıklar ardını bir kayıp zaman dilimi olarak görmemiş;
aksine o dört duvarı Anadolu’nun, Osmanlı’nın ve modern Türkiye’nin röntgenini
çeken, rasyonel bir düşünce laboratuvarına dönüştürmüştür. Müstear isimlerin
arkasına saklanarak yazdığı popüler polisiyelerde bile dilin namusunu ve
zanaatını koruyan, geçimini sadece kalemiyle sağlayan profesyonel bir yazı
işçisidir.
Onun romanlarında sahte
bir kahramanlık güzellemesine ya da ucuz bir köylülük romantizmine
rastlayamazsınız. Eşkıyayı tüm sefaletiyle, köyü tüm acımasızlığıyla, aydını
tüm yorgunluğuyla ve tarihi tüm çıplaklığıyla masaya yatırır. Kemal Tahir’in
edebiyatı, okuyucusuna teselli vaat etmez; aksine, onu sarsar, ezberlerini
bozar ve kendi gerçeğiyle amansız bir yüzleşmeye zorlar.
Bugün Erenköy’de,
Sahrayıcedit Mezarlığı’nın sessizliğinde uyuyan İsmail Kemalettin Demir, Türk
edebiyatına ne aristokrat kökeninin getirdiği bir fildişi kuleden ne de
mahkumiyetinin arkasına sığındığı bir mağduriyet penceresinden baktı. O, bu
topraklara sadece etten kemikten bir insan olarak, ama kelimelerini birer
neşter gibi kullanarak yaklaştı. Kemal Tahir’i bugün hâlâ güncel, tartışmalı ve
vazgeçilmez kılan şey, yaşadığı trajedilerin büyüklüğü değil; o trajedilerden
devasa, sarsılmaz ve zamanın eskitemediği bir memleket aynası çıkarabilmiş olma
dehasıdır.
Kemal Tahir’in Ödülleri
·
Yorgun Savaşçı ile 1967-68 Yunus Nadi
Roman Ödülü
·
Devlet Ana ile 1968 TDK Roman Ödülü
Bütün eserlerinin yayın
hakkına alan İthaki Yayınları 2004’den itibaren gazetelerde kalmış tefrika
roman ve öyküleri derleyerek kitaplaştırdı. Yazarın sağlığında takma
adlarla yayımladığı Mayk Hammer uyarlamaları da yine kendi adıyla yayımlandı.
Kemal Tahir’in Eserleri
Öykü:
·
Göl İnsanları, İst.: Martı, 1955 (yb
eklenen öykülerle 1969)
·
Arabacı, (Seçme Öyküler) İst.: Adam, 2004
·
Dutlar Yetişmedi, İst.: İthaki, 2005
·
Zehra’nın Defteri, İst.: İthaki, 2005
·
Üstadın Ölümü, İst.: İthaki, 2006
Roman:
·
Sağırdere, İst.: Remzi, 1955
·
Esir Şehrin İnsanları, İst.: Martı, 1956
·
Kör Duman, İst.: Remzi, 1957
·
Rahmet Yolları Kesti, İst.: Düşün, 1957
·
Yediçınar Yaylası, İst.: Düşün, 1958
·
Köyün Kamburu, İst.: Düşün, 1959
·
Esir Şehrin Mahpusu, İst.: Düşün, 1961
·
Kelleci Memet, İst.: Remzi, 1962
·
Yorgun Savaşçı, İst.: Remzi, 1965
·
Bozkırdaki Çekirdek, İst.: Remzi 1967
·
Devlet Ana, Ank.: Bilgi, 1967
·
Kurt Kanunu, Ank.: Bilgi, 1969
·
Büyük Mal, Ank.: Bilgi, 1970
·
Yol Ayrımı, İst.: Sander, 1971
Ölümünden sonra basılanlar:
·
Namusçular, Ank.: Bilgi, 1974
·
Karılar Koğuşu, Ank.: Bilgi, 1974
·
Hür Şehrin İnsanları, 2 c., Ank.: Bilgi,
1976
·
Damağası, Ank.: Bilgi, 1977
·
Bir Mülkiyet Kalesi, 2 c., Ank.: Bilgi,
1977
·
Aşk Çetesi, İst.: İthaki, 2005
·
Merhaba Sam Krasmer, (F.M. İkinci adıyla),
İst.: İthaki, 2006
·
Gangsterler Kraliçesi, (F.M. Duran
adıyla), İst.: İthaki, 2006
·
Kıran Kırana, (F.M. İkinci adıyla), İst.:
İthaki, 2006
·
Ecel Saati, (F.M. İkinci adıyla), İst.:
İthaki, 2006
·
Kara Nara, (F.M. İkinci adıyla), İst.:
İthaki, 2006
·
Derini Yüzeceğim, (F.M. İkinci adıyla),
İst.: İthaki, 2006
Anket:
·
Namık Kemal İçin Diyorlar ki, İst.:
Şirketi Mürettibiye B., 1936
Mektup:
·
Kemal Tahir’den Fatma İrfan’a Mektuplar,
İst.: Sander, 1979
·
Mektuplar, (haz. C. Yazoğlu) İst.: Bağlam,
1993
Notlar:
Ölümünden sonra C.
Yazoğlu tarafından yayıma hazırlanan notları Bağlam Yayınevi’nce “Notlar” genel
başlığı altında bir dizi halinde yayımlandı:
·
Sanat-Edebiyat, 4 c., İst., 1989-1900
·
Roman Notları I (Topal Kasırga-Darmadağın
Olan Devlet), İst., 1990
·
Roman Notları II (Batı Çıkmazı), İst.,
1991
·
Roman Notları III (Patriyot Ömer-Gülen
Azap Çıkmazı), İst., 1991
·
1950 Öncesi Şiirler ve Ziya İlhan’a
Mektuplar, İst., 1990
·
1950 Öncesi Cezaevi Notları, İst., 1991
·
Batılaşma, İst., 1992; Osmanlılık/Bizans,
İst., 1992
·
Sosyalizm, Toplum ve Gerçek, İst., 1992
·
Çöküntü, İst., 1992
·
Kitap Notları, İst., 1993

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder