ANA SAYFA

Ziya Paşa Kimdir? Hayatı, Edebi Kişiliği ve Eserleri

 


Tanzimat Dönemi şairi ve devlet adamı Ziya Paşa'nın tarihi portresi
Ziya Paşa

         Ziya Paşa Kimdir?

Tanzimat'ın Muhalif Şairi, Devlet Adamı ve Fikir Öncüsü

Osmanlı modernleşmesinin sancılı yıllarında hem devlet yönetiminin en önemli kademelerinde görev yapan hem de kalemiyle dönemin siyasal düzenini cesurca eleştiren isimlerden biri olan Ziya Paşa, Tanzimat edebiyatının kurucu şahsiyetleri arasında yer alır. Şair, gazeteci, çevirmen ve devlet adamı kimliklerini aynı potada eriten Ziya Paşa; yalnızca şiirleriyle değil, düşünceleriyle de Türk edebiyatının yönünü değiştiren aydınlardan biri olmuştur.

1829 yılında İstanbul'da doğan, 17 Mayıs 1880'de Adana'da hayatını kaybeden Ziya Paşa, hayatı boyunca iki farklı dünyanın arasında yaşadı. Bir tarafta Osmanlı'nın köklü divan geleneği, diğer tarafta Batı'dan esen özgürlük ve yenilik fikirleri... Bu ikilem yalnızca eserlerine değil, düşünsel yolculuğuna da damgasını vurdu.

Bugün onu yalnızca "Terci-i Bent" ve "Terkib-i Bent" şairi olarak hatırlamak eksik kalır. Çünkü Ziya Paşa, Namık Kemal ve Şinasi ile birlikte Tanzimat'ın düşünce dünyasını şekillendiren, gazetecilik aracılığıyla kamuoyu oluşturan ve anayasal yönetim fikrini savunan öncü isimlerden biridir. Ziya Paşa'nın hayatı, Osmanlı Devleti'nin modernleşme sancılarıyla bir aydının vicdanı arasında sıkışmış uzun bir mücadelenin hikâyesidir.

Ziya Paşa'nın Hayatı

İstanbul'da Başlayan Bir Edebiyat Yolculuğu

Asıl adı Abdülhamit Ziyaeddin olan Ziya Paşa, Galata Gümrüğü kâtiplerinden Feridüddin Efendi ile Itır Hanım'ın çocuğu olarak İstanbul'da dünyaya geldi. İlk eğitimini Kandilli'deki mahalle mektebinde aldı. Daha sonra Süleymaniye'deki Mekteb-i Edebiye ve Beyazıt Rüştiyesi'nde öğrenim gördü.

Hayatının ilk önemli kırılmalarından biri, lalası İsmail Ağa'nın yönlendirmesiyle gerçekleşti. Henüz çocuk yaşlarda Arapça ve Farsça öğrenmesi, onu klasik Doğu edebiyatıyla erken yaşta tanıştırdı. Bu dil eğitimi, ileride divan şiirine duyacağı ilginin de temelini oluşturacaktı.

1845 yılında eğitimini tamamladıktan sonra Sadaret Mektubi Kalemi'nde kâtip olarak göreve başladı. Bürokrasiye attığı bu ilk adım, aynı zamanda onu İstanbul'un seçkin edebiyat çevreleriyle buluşturdu.

Encümen-i Şuara'dan Saraya Uzanan Yol

Sadaret Mektubi Kalemi'nde çalışırken son tezkire yazarı Fatin Efendi aracılığıyla Leskofçalı Galip Bey, Osman Şems Efendi, Nevres Efendi ve Kâzım Paşa gibi dönemin önemli şairleriyle tanıştı. Bu isimlerin bir araya geldiği Encümen-i Şuara çevresi, Ziya Paşa'nın klasik şiir anlayışını derinleştirdi. Lebib Efendi Konağı'nda yapılan edebiyat toplantıları ve Mahmut Paşa çevresindeki kahvehaneler onun için adeta birer açık akademi niteliğindeydi. Burada yalnızca şiir yazmayı değil, Osmanlı edebiyatının estetik ölçülerini de yakından tanıdı.

Bu yıllarda tanıştığı isimlerden biri de Sadrazam Mustafa Reşit Paşa oldu. Şair kimliğiyle tanınan Şeyhülislam Arif Hikmet Bey'e sunduğu kasideler sayesinde dikkat çeken Ziya Paşa, Mustafa Reşit Paşa'nın desteğiyle 1855 yılında Mabeyn-i Hümayun üçüncü kâtipliği görevine getirildi. Bu atama, onun hem siyasi hem de kültürel hayatındaki en önemli dönüm noktalarından biri oldu.

Batı'yı Tanıyan Bürokrat

Saraydaki görevi sırasında yalnızca devlet işlerinde çalışmadı. Bir yandan Fransızca öğrenerek Batı kültürünü ve edebiyatını yakından tanımaya başladı, diğer yandan da çeviri faaliyetlerine yöneldi. Mabeyn Müşiri Ethem Paşa'nın yarım bıraktığı Endülüs Tarihi çevirisini tamamladı. Ardından Engizisyon Tarihi adlı eseri Türkçeye kazandırdı. Bu çeviriler, onun yalnızca bir şair değil; Avrupa düşüncesini Osmanlı aydınlarına tanıtan önemli bir kültür aktarıcısı olduğunu da gösterir. Batı düşüncesiyle tanışması, ileride savunacağı özgürlük, hukuk ve meşrutiyet fikirlerinin entelektüel temelini oluşturacaktır.

İktidar Umudu ve İlk Büyük Hayal Kırıklığı

1861 yılında Sultan Abdülaziz'in tahta çıkışı üzerine yazdığı kasideler padişahın dikkatini çekti. Bu ilgi, Ziya Paşa'da devlet yönetiminde daha üst görevlere yükselebileceği yönünde güçlü bir beklenti doğurdu. Ancak kısa süre sonra koruyucusu Mustafa Reşit Paşa'nın ölümü bütün dengeleri değiştirdi. Yerine geçen güçlü devlet adamı Âli Paşa ile yaşadığı fikir ayrılıkları, onun siyasi kariyerinde uzun yıllar sürecek bir çatışmanın başlangıcı oldu. Bu çatışma yalnızca makam mücadelesi değildi. Aslında Tanzimat'ın nasıl uygulanacağı konusunda iki farklı dünya görüşü karşı karşıya geliyordu. Ziya Paşa giderek merkezden uzaklaştırılırken, muhalif kimliği de aynı ölçüde belirginleşmeye başladı.

Sürgünle Şekillenen Muhalif Kimlik

Âli Paşa ile yaşadığı anlaşmazlıklar derinleştikçe Ziya Paşa'nın devlet merkezindeki etkisi azaldı. Önce Zaptiye Müsteşarlığı'na getirildi, ardından Atina elçiliğine tayin edildi. Ancak Atina'da patlak veren siyasi karışıklıklar nedeniyle bu göreve başlayamadı. Bunun üzerine kendisine paşa unvanı verilerek Kıbrıs mutasarrıflığına gönderildi. Bu görev, onun için yeni bir başlangıç olmaktan çok ağır bir sınava dönüştü.

Kıbrıs'ın iklimi sağlığını olumsuz etkiledi; sıtmaya yakalandı. Aynı dönemde babası felç geçirdi, çocuklarından birini kaybetti. Arka arkaya yaşadığı bu acılar, devlet görevindeki yükseliş umutlarının yerini derin bir yorgunluğa bıraktı. Yoğun girişimlerinin ardından 1862 yılında Meclis-i Vâlâ üyeliğine atanarak İstanbul'a dönebildi. Fakat merkezde kalması uzun sürmedi. Bosna müfettişliğine gönderildi, ardından görevden alındı; daha sonra Amasya mutasarrıflığına tayin edilerek yeniden İstanbul'dan uzaklaştırıldı. Bu sürekli görev değişiklikleri, dönemin bürokratik yapısında muhalif devlet adamlarına uygulanan siyasi baskının da dikkat çekici örneklerinden biridir.

Amasya'dan Canik'e: Devlet Adamı Kimliği

Ziya Paşa yalnızca güçlü bir kalem sahibi değildi; görev yaptığı şehirlerde iz bırakmaya çalışan bir yöneticiydi. Amasya'daki iki yıllık görevi sırasında şehirde önemli imar faaliyetleri yürüttü. Ancak hakkında ortaya atılan yolsuzluk iddiaları üzerine 1865 yılında Canik mutasarrıflığına gönderildi. Bu iddialar kesinleşmeden görev yerinin değiştirilmesi, dönemin siyasi atmosferinin ne kadar kırılgan olduğunu da gösteriyordu. Kısa süre sonra yeniden İstanbul'a çağrılarak Meclis-i Vâlâ üyeliğine getirildi. Artık yalnızca bürokraside görev yapan bir devlet adamı değil, kalemiyle siyasal tartışmaların merkezinde yer alan bir aydın hâline gelmişti.

Gazetecilikle Başlayan Açık Muhalefet

1860'lı yılların ortalarından itibaren Ziya Paşa'nın yazıları giderek daha sert bir siyasi ton kazandı. Özellikle Muhbir Gazetesi'nde yayımlanan makalelerinde Babıâli'nin dış politikasını ve yönetim anlayışını ağır biçimde eleştirdi. Bu dönemde sağlık gerekçesiyle Paris'e gitmek için izin istedi. Ancak talebi kabul edilmedi; bunun yerine yeniden Kıbrıs'a atanması kararlaştırıldı. Kıbrıs'ın sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerini daha önce yaşamış olan Ziya Paşa bu görevi kabul etmek istemedi. Aynı günlerde Namık Kemal ile birlikte Yeni Osmanlılar Cemiyeti ile ilişkisi de devlet tarafından öğrenilmişti. Artık İstanbul'da kalmasının mümkün olmadığını anlamıştı.

Namık Kemal ile Birlikte Avrupa'ya Kaçışı

Görev yeri daha sonra Rodos'a çevrilse de Ziya Paşa istifa etti. 17 Mayıs 1867 tarihinde, Mustafa Fazıl Paşa'nın daveti üzerine Namık Kemal ile birlikte gizlice Paris'e geçti. Bu kaçış yalnızca kişisel bir karar değildi. Osmanlı tarihinde, anayasal yönetim ve özgürlük düşüncesini savunan muhalif aydınların Avrupa merkezli mücadele döneminin de başlangıçlarından biri sayılır. Firarının kesinleşmesi üzerine devlet tarafından kendisine verilen paşalık unvanı geri alındı. Paris'te yaşamını Mustafa Fazıl Paşa'nın sağladığı maddi destekle sürdürdü. Ancak Sultan Abdülaziz'in Avrupa seyahati sırasında Fransız hükümetinin Osmanlı yönetiminin baskısıyla muhalifleri ülkede istememesi üzerine Yeni Osmanlılar Londra'ya geçmek zorunda kaldılar.

Hürriyet Gazetesi ve Fikir Mücadelesi

Londra'da yaşanan en önemli gelişmelerden biri, Ziya Paşa ile Namık Kemal'in birlikte Hürriyet Gazetesi'ni yayımlamaya başlaması oldu. 29 Haziran 1868 tarihinde yayın hayatına başlayan gazete, yalnızca bir basın organı değil; Osmanlı'da meşrutiyet, hukuk devleti ve özgürlük düşüncesinin Avrupa'daki sesi hâline geldi.

Gazetenin sayfalarında yayımladığı yazılarda devlet yönetimini sert biçimde eleştirse de Ziya Paşa, mücadeleyi hiçbir zaman kişisel bir hesaplaşmaya dönüştürmemeye özen gösterdi. Ancak Namık Kemal'in İstanbul'a dönmek üzere gazeteden ayrılmasının ardından bu denge değişti.

Hürriyet'in sonraki sayılarında doğrudan Âli Paşa'yı hedef alan çok sert yazılar kaleme aldı. Bu yazılar nedeniyle İngiliz hükümeti tarafından bir süre tutuklandı; kefaletle serbest bırakıldıktan sonra Londra'dan ayrılarak önce Paris'e, ardından Cenevre'ye geçti.

Mustafa Fazıl Paşa'nın İstanbul'a dönmesi üzerine gazetenin yayımı bu kez Mısır Hidivi İsmail Paşa'nın maddi desteğiyle Cenevre'de sürdürüldü ve Hürriyet Gazetesi 100. sayısına kadar yayımlandı. Ziya Paşa'nın Avrupa yılları, yalnızca siyasi bir sürgün değil; Osmanlı düşünce tarihinin en üretken muhalefet dönemlerinden biridir. Onun kalemi, bu yıllarda yalnızca bir şairin değil, özgürlük fikrine inanan bir aydının sesi hâline gelmiştir.

İstanbul'a Dönüş ve Yeniden Devlet Hizmetinde

1871 yılında Âli Paşa'nın ölümü, Ziya Paşa'nın hayatında yeni bir sayfa açtı. Sadrazam Mahmut Nedim Paşa'nın aracılığıyla Sultan Abdülaziz'e sunduğu kaside olumlu karşılandı ve uzun yıllar süren sürgünün ardından İstanbul'a dönmesine izin verildi. 1872 yılında İcra Cemiyeti Başkanlığı'na, ardından Şûra-yı Devlet üyeliğine getirildi.

Yaklaşık dört yıl boyunca devlet hizmetinde görev yaptı. İlginç olan, yıllarca sürgünde kalan ve yönetimi sert biçimde eleştiren Ziya Paşa'nın yeniden devlet kadrolarında önemli görevler üstlenebilmiş olmasıdır. Bu durum, onun muhalefetini kişisel ikbal arayışından çok, devlet yönetimine ilişkin fikir ayrılıkları üzerine kurduğunu gösteren dikkat çekici ayrıntılardan biridir.

Kanun-ı Esasi Süreci ve Son Valilik Yılları

1876 yılı Osmanlı Devleti için olduğu kadar Ziya Paşa'nın hayatı açısından da tarihi bir dönüm noktasıydı. Sultan Abdülaziz'in tahttan indirilmesi ve yerine V. Murad'ın geçirilmesinin ardından Maarif Müsteşarlığı görevine getirildi. Ancak V. Murad'ın kısa süren saltanatı nedeniyle bu görev uzun ömürlü olmadı.

II. Abdülhamid'in tahta çıkmasının ardından ise Ziya Paşa, yakın dostu Namık Kemal ile birlikte Kanun-ı Esasi Encümeni'nde çalıştı. Bu görev, onun yıllardır savunduğu meşrutiyet fikrinin hayata geçirilmesine doğrudan katkı sunması bakımından son derece anlamlıydı. Ne var ki bu umut uzun sürmedi. 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı'nın (93 Harbi) ardından II. Abdülhamid, savaş şartlarını gerekçe göstererek Meclis-i Mebusan'ı kapattı ve meşrutiyet fiilen askıya alındı. Böylece Ziya Paşa'nın yıllardır uğruna mücadele ettiği anayasal yönetim düşüncesi de ilk büyük kesintisini yaşamış oldu.

Adana'da İz Bırakan Bir Vali

Meclisin kapatılmasının ardından Ziya Paşa ikinci kez paşa unvanını aldı ve 1878 yılında Suriye Valiliği'ne tayin edildi. Yaklaşık üç buçuk ay sonra görev yeri Konya Valiliği'ne, ardından da Adana Valiliği'ne değiştirildi. Hayatının son yıllarında artık siyasi polemiklerden çok idari çalışmalara ağırlık verdi. Adana'da görev yaptığı kısa süre içinde eğitim ve şehircilik alanında önemli girişimlerde bulundu.

Bunlar arasında:

  • yeni ilkokullar açtırması,
  • rüştiye mekteplerinin sayısını artırması,
  • şehirde bir tiyatro kurulmasına öncülük etmesi,
  • çeşitli imar faaliyetlerini başlatması

sayılabilir.

Bu çalışmalar, onun yalnızca fikir adamı değil; görev yaptığı şehirlerin gelişmesine önem veren bir yönetici olduğunu da gösterir.

Ölümü

Ne var ki yıllardır mücadele ettiği hastalık peşini bırakmadı. İlk olarak Kıbrıs'ta yakalandığı sıtma, Amasya yıllarında yeniden ağırlaşmıştı. Adana'daki valiliği sırasında hastalığı bir kez daha nüksetti. 17 Mayıs 1880 tarihinde Adana'da hayatını kaybeden Ziya Paşa, Adana Ulu Camii haziresine defnedildi. Arkasında yalnızca şiirler değil; fikirleriyle Tanzimat neslini derinden etkileyen güçlü bir entelektüel miras bıraktı.

Ziya Paşa'nın Edebi Kişiliği

Doğu ile Batı Arasında Kalan Bir Şair

Türk edebiyatında Ziya Paşa'yı farklı kılan en önemli özelliklerden biri, iki ayrı edebiyat anlayışını aynı hayat içinde yaşamış olmasıdır. Bir tarafta çocukluk yıllarından itibaren içine doğduğu divan şiiri geleneği, diğer tarafta Tanzimat'la birlikte tanıştığı Batılı düşünce ve edebiyat anlayışı...

Bu iki dünyanın gerilimi, onun hem eserlerine hem de edebiyat hakkındaki fikirlerine doğrudan yansımıştır. Bu nedenle Ziya Paşa'nın edebi serüveni, yalnızca şiir yazan bir sanatçının gelişimi değil; değişen bir medeniyet anlayışının da hikâyesidir.

Klasik Edebiyatın İçinden Yetişti

Ziya Paşa, daha çocuk yaşlarda lalası İsmail Ağa'nın teşvikiyle Arapça ve Farsça öğrendi. İlk okuduğu eserler arasında Âşık Ömer Divanı bulunuyordu. Gençlik yıllarında halk şiiri tarzında denemeler kaleme alsa da zamanla Encümen-i Şuara çevresine katılarak klasik divan şiirinin estetik anlayışını benimsedi.

Özellikle Leskofçalı Galip Bey ve dönemin diğer güçlü şairleriyle kurduğu yakın ilişki, onun şiir anlayışını derinden etkiledi. Kendisine büyük ün kazandıracak Terci-i Bent de bu dönemin ürünüdür.

"Şiir ve İnşa" ile Başlayan Büyük Tartışma

Ziya Paşa'nın edebiyat tarihindeki en önemli dönüm noktalarından biri, 1868 yılında Hürriyet Gazetesi'nde yayımladığı "Şiir ve İnşa" makalesidir. Bu yazıda oldukça cesur bir iddia ortaya koyar. Divan şiirinin yüzyıllar boyunca İran ve Arap edebiyatının etkisinde geliştiğini, bu nedenle gerçek anlamda millî bir karakter taşımadığını savunur. Buna karşılık, Türk milletinin asıl şiirinin halk şiiri olduğunu ileri sürer. Bu görüş, yalnızca dönemin edebiyat anlayışını değil; sonraki yıllarda gelişecek Millî Edebiyat düşüncesini de dolaylı biçimde etkileyecek kadar güçlü bir çıkıştı. "Şiir ve İnşa", Türk edebiyatında halk şiirini ilk kez güçlü bir teorik zeminde savunan metinlerden biri olarak kabul edilir.

Harabat Çelişkisi

Ne var ki Ziya Paşa'nın fikir dünyası tek çizgide ilerlemedi. "Şiir ve İnşa" makalesinden yaklaşık altı yıl sonra hazırladığı Harabat antolojisinin ön sözünde bu kez divan şiirini öven ifadeler kullandı. Üstelik daha önce yücelttiği halk şiirini ikinci plana itti. Bu değişim, dönemin genç yenilikçileri arasında büyük şaşkınlık yarattı. En sert tepki ise yakın dostu Namık Kemal'den geldi. Namık Kemal, Tahrib-i Harabat ve ardından Takip adlı eserlerinde Ziya Paşa'nın bu yaklaşımını ayrıntılı biçimde eleştirdi. Böylece Tanzimat edebiyatının en önemli fikir tartışmalarından biri ortaya çıktı. Aslında bu çelişki, Ziya Paşa'nın kararsızlığından çok içinde yetiştiği gelenek ile ulaşmak istediği yenilik arasında yaşadığı zihinsel gerilimin doğal bir sonucuydu. Eskiyi bütünüyle reddedemiyor, yeniyi ise bütün kalbiyle benimsemek istiyordu. İşte Ziya Paşa'nın edebi kişiliğini bugün hâlâ ilgi çekici kılan en önemli yönlerden biri de bu iç çatışmadır.

Terci-i Bent: Varlık, Kader ve İnsan Üzerine Büyük Bir Muhasebe

Ziya Paşa'nın şiirleri arasında en çok öne çıkan eserlerden biri hiç kuşkusuz Terci-i Benttir. Henüz Avrupa'ya gitmeden önce kaleme aldığı bu eser, yalnızca estetik değeriyle değil, taşıdığı düşünsel derinlikle de Türk edebiyatının klasik metinleri arasında yer alır.

Şair, bu uzun manzumede insanın varoluşunu, kaderi, Tanrı'yı, dünyanın geçiciliğini ve ölüm gerçeğini sorgular. Şiirin merkezinde bireysel duygulardan çok, insanlığın ortak varoluş meseleleri vardır. Bu yönüyle Terci-i Bent, İslam düşüncesinin yüzyıllar boyunca tartıştığı temel felsefi soruları şiirin diliyle yeniden yorumlar. Edebiyat tarihçileri, eseri Türk şiirinde Nâbî ile güçlenen hikemî şiir geleneğinin en önemli halkalarından biri olarak değerlendirir.

Bugün bile birçok dizesinin güncelliğini koruması, Ziya Paşa'nın yalnızca kendi çağını değil, insanın değişmeyen varoluş sancılarını da dile getirebilmiş olmasından kaynaklanır.

Terkib-i Bent: Toplumu Eleştiren Bilge Bir Ses

Ziya Paşa'nın Avrupa yıllarında, 1870 dolaylarında kaleme aldığı Terkib-i Bent, onun düşünce dünyasının en olgun örneklerinden biri kabul edilir. On iki bentten oluşan bu manzume, yalnızca bireyin iç dünyasını değil; toplumun adalet anlayışını, yöneticileri, ahlaki yozlaşmayı ve insan tabiatını da sorgular. Eserde yer alan birçok beyit zamanla atasözü gibi hafızalara yerleşmiş, günlük hayatta sıkça kullanılan özlü sözlere dönüşmüştür. Şiirin dikkat çeken yönlerinden biri de sade görünmesine rağmen derin anlamlar taşıyan söyleyişidir. Klasik edebiyatın "sehl-i mümteni" olarak adlandırdığı bu üslup, Ziya Paşa'nın şiir dilindeki ustalığını açıkça ortaya koyar. Bağdatlı Rûhî'nin toplumsal eleştiri geleneğini Tanzimat dönemine taşıyan Terkib-i Bent, yalnızca edebi değeriyle değil, düşünsel cesaretiyle de önemini koruyan eserlerden biridir.

Dilde ve Düşüncede Arayış

Ziya Paşa'nın edebiyat anlayışı, tek bir kalıba sığdırılamayacak kadar çok katmanlıdır. Bazı şiirlerinde divan edebiyatının ağır dili ve klasik mazmunları görülürken, bazı eserlerinde halk söyleyişine yaklaşan daha sade bir Türkçe tercih etmiştir. Düzyazılarında ise anlaşılır ve doğal bir dil kullanılmasını savunmuştur. Özellikle "Şiir ve İnşa" makalesinde, dönemin süslü nesrine karşı çıkarak halkın anlayabileceği bir yazı dili önerir. Bu bakımdan yalnızca şiirde değil, Türk nesrinin sadeleşme sürecinde de önemli bir isim olarak kabul edilir. Onun dil konusundaki arayışları, Cumhuriyet döneminde hız kazanacak olan sade Türkçe anlayışının erken habercileri arasında değerlendirilir.

Ziya Paşa'nın Türk Edebiyatındaki Yeri

Ziya Paşa, Tanzimat edebiyatının en tartışmalı ama en etkili isimlerinden biridir. Şinasi kadar sistemli bir yenilikçi, Namık Kemal kadar coşkulu bir idealist ya da Abdülhak Hâmid kadar biçimsel bir öncü değildir. Ancak onu farklı kılan, geçiş döneminin bütün çelişkilerini kendi kişiliğinde taşımasıdır. Bir yandan divan şiirinin estetik mirasını korumuş, diğer yandan halk edebiyatını ilk kez ciddi biçimde gündeme taşımıştır. Bir yandan devletin en üst makamlarında görev almış, diğer yandan aynı devleti en sert biçimde eleştiren yazılar kaleme almıştır. Bir tarafta kasideler yazan klasik bir şair, diğer tarafta Avrupa'da meşrutiyet mücadelesi veren bir gazeteci…

İşte Ziya Paşa'nın Türk edebiyatındaki özgün yeri tam da bu karşıtlıkların kesiştiği noktada şekillenir. Onun hayatı ve eserleri, Tanzimat'ın yalnızca siyasi değil, aynı zamanda kültürel ve zihinsel dönüşümünü anlamak isteyen herkes için vazgeçilmez bir kaynak niteliğindedir. Ziya Paşa, eski ile yeninin arasında kalmış bir isim değil; iki dünyanın imkânlarını aynı kalemde buluşturmaya çalışan büyük bir geçiş dönemi aydınıdır.

Sonuç

Ziya Paşa'nın yaşam öyküsü, Osmanlı Devleti'nin modernleşme sancılarıyla birlikte okunması gereken güçlü bir aydın portresidir. Bürokrat, vali, gazeteci, şair ve düşünür kimlikleri arasında geçen hayatı boyunca kimi zaman sürgün edildi, kimi zaman devletin en üst kademelerinde görev aldı; fakat kalemini hiçbir zaman tamamen susturmadı.

Bugün Terci-i Bent, Terkib-i Bent, Şiir ve İnşa ve Harabat etrafında süregelen tartışmalar, onun yalnızca döneminin değil, Türk edebiyatının en etkili fikir insanlarından biri olduğunu göstermektedir.

Aradan geçen yüzyıllara rağmen Ziya Paşa'nın eserleri hâlâ okunuyor, düşünceleri hâlâ tartışılıyor. Çünkü o, kesin cevaplar veren bir yazar olmaktan çok, Türk edebiyatının yönünü değiştiren büyük soruları cesaretle sorabilen ender aydınlardan biriydi.

Ziya Paşa’nın Eserleri

Şiir:

·         Terci-i Bent–Terkib-i Bent, İst.: Mühendisyan Ohannes Mtb., 1289/1872

·         Eşar-ı Ziya, (damadı Hamdi Bey tarafından yayımlanan bütün şiirleri) İst.: Mihran Mtb., 1298/1881 (Süleyman Nazif tarafından yapılan yb Külliyat-ı Ziya Paşa, İst.: Kanaat Ktp., 1342-1924)

·         Mukaddime-i Harabat, İst.: Matbaa-i Ebüzziya, 1311/1893 (Harabat’a yazdığı önsözün ayrıbasımı)

Mizah:

·         Zafarname Şerhi, İst.: Jırayır-Kateon Mtb., ty.

Antoloji:

·         Harabat, İst.: Matbaa-i Amire, 3 c., 1291-1292/1874-1875

Anı:

·         Kaybolan Emile çevirisine önsöz olarak “Defter-i Âmalim” başlığıyla yazdığı çocukluk anıları 1872’de Mecmua-i Ebüzziya’da yayımlandı.

Diğer:

·         Veraset-i Saltanat-ı Seniye Hakkında Mektup, 1285/1868

·         Edib-i Muhterem Merhum Ziya Paşa’nın Rüyası, İst.: Kasbar Mtb., 1326/1910

·         Cennetmekân Sultan Abdülaziz Han’ın Londra’ya Azimetinde Takdim Olunan Merhum Ziya Paşa’nın Arzıhali, İst., 1327/1911

Çeviri:

·         Endülüs Tarihi I, II (Viardot), İst., 1869, 1864

·         Engizisyon Tarihi (Chéruel ve Laeallée), İst., 1299/1882

·         Riyanın Encamı (Moliére, Tartuffe), İst., 1298/1882 (Tartüf veya Riyanın Encamı, İst., 1304/1887)

J. J. Rousseau’dan yaptığı Emile ve Les Confessions çevirileri ile Fénelon’dan yaptığı Télémaque çevirilerinin metinleri kaybolmuştur.

KAYNAKÇA: Süleyman Nazif, İki Dost, İst., 1926; İsmail Hikmet (Ertaylan), Ziya Paşa, İst., 1932; M. Uraz, Ziya Paşa, İst., 1938; T. Toros, Ziya Paşa’nın Adana Valiliği, Adana, 1940; Ş. Kurgan, Ziya Paşa: Hayatı, Sanatı, Eserleri, İst., 1953; K. Akyüz, Ziya Paşa’nın Amasya Mutasarrıflığı Sırasındaki Olaylar, Ank., 1964; Tanpınar (1967), 279-321; Kaplan, Şiir, I (1969), 32-53; Akyüz, Antoloji (1970), 22-51; İbnülemin, Şairler, 1983-2014; M. K. Bilgegil, Harâbât Karşısında Namık Kemal, İst., 1972; Banarlı, RTET, II, 868-878; M. K. Bilgegil, Ziya Paşa Üzerinde Bir Araştırma, 2. bas., Ank., 1979; S. F. Ülgener, “İki Devir ve İki Terkîb-i Bend”, Zihniyet, Aydınlar ve İzm’ler, Ank., 1983, s. 28-38; Ö. Göçgün, Ziya Paşa’nın Hayatı, Eserleri, Edebi Şahsiyeti ve Bütün Şiirleri, Ank., 1987; B. Emil, “Ziya Paşa’da İslamiyet ve Meşveret (Parlamento) Fikri”, Türk Kültür ve Edebiyatından Şahsiyetler, Ank., 1997, s. 37-72.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Ziya Paşa Kimdir? Hayatı, Edebi Kişiliği ve Eserleri

  Ziya Paşa           Ziya Paşa Kimdir? Tanzimat'ın Muhalif Şairi, Devlet Adamı ve Fikir Öncüsü Osmanlı modernleşmesinin sancılı yıl...