ANA SAYFA

Füruzan Kimdir? Hayatı, Edebi Kişiliği ve Eserleri

Edebiyatımızın önemli isimlerinden yazar Füruzan’ın portre fotoğrafı
Füruzan

   Füruzan Kimdir?

Yoksulluğun, Gurbetin ve Sessiz Hayatların Büyük Hikâyecisi

Türk öykücülüğünde bazı isimler vardır ki yalnızca iyi hikâyeler yazmakla kalmaz; görünmeyen hayatları edebiyatın merkezine taşırlar. Füruzan, tam da bu isimlerden biridir. Onun kaleminde yoksulluk yalnızca ekonomik bir durum değil; insan ruhunda açılan derin bir boşluk, sevgi eksikliği, aidiyet arayışı ve kırılganlığın en sahici biçimidir. 1932 yılında İstanbul'da doğan, gerçek adı Feruze Çerçi olan Füruzan, yarım kalmış bir eğitim hayatına rağmen çağdaş Türk edebiyatının en güçlü öykücülerinden biri olmayı başardı.

Yazdığı karakterler çoğu zaman toplumun kıyısında yaşayan insanlar olsa da onların hikâyeleri hiçbir zaman "küçük" değildi. Çünkü Füruzan, büyük edebiyatın büyük kahramanlardan değil, derin insanlık hâllerinden doğduğunu gösterdi. Onun öykülerinde çocuklar, yalnız kadınlar, göçmen işçiler, yaşlılar, işsizler ve unutulmuş insanlar konuşur. Okur ise yalnızca onların yaşamını izlemez; onların sessizliklerini de duymaya başlar.

Füruzan'ın edebiyatı, görünmeyen insanların görünür hâle geldiği güçlü bir vicdan anlatısıdır.

Füruzan'ın Hayatı

Eksik Kalan Bir Çocukluk, Güçlenen Bir Kalem

Füruzan, 29 Ekim 1932'de İstanbul'da dünyaya geldi. Henüz küçük yaşlardayken babasını kaybetmesi, çocukluğunun yönünü belirleyen ilk büyük kırılma oldu. Ailesinin yaşadığı ekonomik güçlükler nedeniyle düzenli eğitimini sürdüremedi. Ancak okul hayatının yarım kalması, öğrenme tutkusunu hiçbir zaman bitirmedi.

Hayatı boyunca en büyük eğitimini sokaklardan, insanlardan ve gözlemden aldı. Daha sonra eserlerinde olağanüstü gerçekçilik olarak görülecek ayrıntı zenginliği de büyük ölçüde bu yaşanmışlıkların sonucuydu. Bir dönem Küçük Sahne çevresinde bulunması ise sanatın farklı disiplinleriyle erken yaşta tanışmasını sağladı. Tiyatro atmosferi, insan karakterlerini gözlemleme becerisini geliştiren önemli deneyimlerden biri oldu.

Füruzan’ın Edebi Kişiliği

Yazarlığa Giden Yol

Füruzan'ın ilk yayımlanan öyküsü "Olumsuz Hikâye", 1956 yılında Seçilmiş Hikâyeler dergisinde çıktı. Fakat ilginç olan, yıllar sonra bu ilk çalışmalarını oldukça sert biçimde değerlendirmesiydi. Gençlik döneminde yazdığı metinleri; "Bakış açısı olmayan erken edebiyat denemeleri" olarak nitelendiriyordu. Bu öz eleştiri, onun yazarlığa yaklaşımını da gösterir. Füruzan için yazmak yalnızca yayımlanmak değildi; insanı gerçekten anlayabilecek olgunluğa erişmekti. Bu nedenle ilk denemelerinden sonra uzun bir sessizlik dönemi yaşadı. Bu suskunluk yılları aslında güçlü bir hazırlık dönemiydi.

Asıl Füruzan'ın Doğuşu

1960'ların sonlarına gelindiğinde yayımladığı öyküler, Türk edebiyatında yeni bir sesin doğduğunu gösteriyordu. Özellikle Papirüs ve Yeni Dergi'de yayımlanan eserleri geniş yankı uyandırdı.

1968 tarihli "Taşralı" öyküsüyle başlayan süreç;

  • Münip Beyin Günlüğü
  • Piyano Çalabilmek
  • Nehir

gibi öykülerle devam etti ve Füruzan artık yalnızca umut vadeden bir yazar değil, kendi dünyasını kurmuş güçlü bir öykücü olarak görülmeye başladı. Onun başarısının temelinde gösterişli olaylar değil, insanın iç dünyasını olağanüstü bir dikkatle gözlemleyebilmesi vardı. Karakterlerini romantikleştirmeden, acındırmadan ve ideolojik sloganlara dönüştürmeden anlatıyordu.

Bir çocuğun suskunluğu...

Bir annenin yorgunluğu...

Bir göçmenin memleket özlemi...

Bir yaşlının unutulmuşluğu...

Füruzan'ın dünyasında bunların her biri başlı başına bir roman derinliği taşıyordu.

Gözlemin Edebiyata Dönüştüğü Üslup

Füruzan'ın anlatımındaki en dikkat çekici özelliklerden biri, ayrıntıya gösterdiği olağanüstü özentiydi. Ancak bu ayrıntılar hiçbir zaman metni ağırlaştırmaz. Tam tersine, karakterlerin psikolojisini görünür kılar.

Bir evin perdeleri…

Bir çocuğun ayakkabısı…

Eski bir koltuğun kumaşı…

Sokağın sesi…

Bütün bu küçük ayrıntılar, onun metinlerinde karakterlerin ruh hâlini anlatan sessiz cümlelere dönüşür. Bu nedenle öyküleri çoğu okurda gerçek yaşanmışlık hissi uyandırmıştır. Oysa bu sahicilik, yalnızca gözleme değil; güçlü kurgu anlayışına ve yalın fakat son derece işlek diline dayanır. Füruzan, gündelik Türkçenin imkânlarını kullanarak son derece şiirsel ve çağrışım gücü yüksek bir anlatım kurmayı başarmış; geleneksel anlatım biçimlerini modern öykücülük anlayışıyla buluşturmuştur.

Parasız Yatılı: Türk Öykücülüğünde Bir Dönüm Noktası

1971 yılında yayımlanan Parasız Yatılı, yalnızca Füruzan'ın ilk kitabı değil, modern Türk öykücülüğünün de en önemli kırılma noktalarından biri kabul edilir. Kitap yayımlandığında hem eleştirmenlerden hem de okurlardan gördüğü yoğun ilgi, genç yazarın kısa sürede edebiyat dünyasının merkezine yerleşmesini sağladı. Eleştirmen Memet Fuat, bu eser için "edebiyatımızda bir olay" değerlendirmesini yaparken aslında yalnızca başarılı bir ilk kitaptan değil, yeni bir anlatım anlayışının doğuşundan söz ediyordu.

Gerçekten de 1970'li yılların başı, birçok edebiyat araştırmacısının da ifade ettiği gibi adeta bir "Füruzan dönemi" hâline geldi. Yazar, yıllar sonra bu kitabın kendi yaşamındaki yerini anlatırken oldukça çarpıcı bir değerlendirmede bulunur:

"İlk kitabım Parasız Yatılı, yazarlık serüvenimin en ciddi adımıydı. Resme olan ilgimi uzun süre sürdürmüştüm. Sonra anladım ki renklerle anlatmak istediğim dünyayı sözcüklerle de kurabilirim."

Bu sözler, onun sanat anlayışını anlamak açısından önemlidir. Füruzan, resim yapmaktan vazgeçmemiş; yalnızca fırçasını sözcüklerle değiştirmiştir. Bu nedenle eserlerinde görsel ayrıntılar son derece güçlüdür. Okur yalnızca karakterleri tanımaz; odaları, sokakları, eski apartmanları, köşkleri ve İstanbul'un değişen yüzünü de adeta görür.

Görünmeyen İnsanların Hikâyelerini Yazdı

Füruzan'ın öykülerini farklı kılan en önemli özelliklerden biri, toplumun merkezine değil kenarında yaşayan insanlara yönelmesidir.

Onun kahramanları çoğu zaman;

  • yoksulluk içinde yaşam mücadelesi veren çocuklar,
  • dul kadınlar,
  • dışlanmış genç kızlar,
  • çökmekte olan aileler,
  • göçmen işçiler,
  • yalnız yaşlılar,
  • tutunmaya çalışan insanlar olur.

Ancak yazar hiçbir zaman bu karakterleri acındırmaya çalışmaz. Onlara yukarıdan bakmaz. Onların yerine konuşmaz. Tam tersine, okurun onların dünyasının içine girmesine izin verir. Bu nedenle Füruzan'ın eserlerinde toplumsal gerçekçilik ile güçlü bir psikolojik derinlik iç içe ilerler. Karakterlerin yaşadığı ekonomik sıkıntılar kadar; özlem, kırgınlık, sevgi ihtiyacı ve yalnızlıkları da anlatının merkezinde yer alır.

Ayrıntının İçindeki Büyük Hayat

Füruzan'ın öykücülüğünde olaylardan çok insanlar önemlidir. Onun anlatısında bütün bu küçük ayrıntılar, karakterlerin iç dünyasını açığa çıkaran güçlü simgelere dönüşür. Bu yüzden eserleri okunduğunda birçok kişi anlatılanların birebir yaşanmış olduğunu düşünmüştür. Oysa bu etki, yalnızca gerçek gözleme değil; ustalıkla kurulmuş kurguya ve son derece bilinçli bir anlatım tekniğine dayanır.

Eleştirmenlerin bir kısmı uzun süre bu sahicilik nedeniyle onun öykülerindeki estetik dili ikinci planda değerlendirmiştir. Oysa özellikle dil örgüsü, çağrışım gücü ve kimi anlatım teknikleri bakımından Füruzan'ın öykülerinde İkinci Yeni şiirinin sezgisel atmosferini hatırlatan güçlü estetik unsurlar da bulunur. Bu yönüyle onun eserleri yalnızca toplumsal gerçekçi metinler değil; aynı zamanda yüksek edebî kurgu örnekleridir.

47'liler: Bir Dönemin Hafızası

Füruzan'ın ilk romanı 47'liler, yalnızca bireysel hikâyeler anlatan bir eser değildir. Roman, Türkiye'nin 1968 sonrasında yaşadığı siyasal ve toplumsal dönüşümü bireylerin hayatları üzerinden ele alır. Üniversite gençliğinin değişen dünyasını, siyasal hareketlerin yükselişini ve 1971 askerî müdahalesinin insanlar üzerinde bıraktığı izleri büyük bir insani duyarlılıkla işler.

Roman yayımlandığında geniş bir okur kitlesine ulaşmış ve 1975 Türk Dil Kurumu Roman Ödülü'ne layık görülmüştür. Şair ve edebiyat araştırmacısı Behçet Necatigil, eser için yaptığı değerlendirmede romanın önemini şu sözlerle dile getirir:

"47'liler, yazıldığı dönemin toplumsal otopsisini yaparken bir ailenin hikâyesi üzerinden Türkiye'nin değişen siyasal atmosferini de başarıyla yansıtır."

Romanın gücü yalnızca tarihsel olayları anlatmasından değil; bu olayların bireylerin ruhunda bıraktığı izleri görünür kılmasından gelir. Füruzan, büyük tarih anlatılarından çok, tarihin sıradan insanların yaşamlarında açtığı yaralarla ilgilenir. İşte bu yaklaşım, onu döneminin birçok yazarından ayıran temel özelliklerden biridir.

Füruzan Edebiyatının Ana Duygusu: Gurbet

Eleştirmen Selim Sezer, Füruzan'ın bütün eserleri birlikte düşünüldüğünde onun asıl kahramanının tek bir kişi değil, "gurbet duygusu" olduğunu söyler. Gerçekten de bu duygu, yalnızca memleket özlemi anlamına gelmez.

Füruzan'ın gurbeti;

  • çocukluğa duyulan özlemdir,
  • kaybedilmiş aile sıcaklığıdır,
  • ait olamama hissidir,
  • insanın kendi hayatına yabancılaşmasıdır.

Bu nedenle onun karakterleri çoğu zaman yaşadıkları şehirde bile kendilerini misafir gibi hissederler. Özellikle Gecenin Öteki Yüzü adlı uzun öyküde bu duygu en güçlü biçimde hissedilir. Buradaki karakterler yalnızca başka yerlere değil, bazen kendi geçmişlerine, bazen çocukluklarına, bazen de kendilerine hasret duyarlar. Füruzan'ın başarısı da tam burada ortaya çıkar. O, gurbeti coğrafi bir uzaklık olmaktan çıkarıp insan ruhunun en derin yalnızlıklarından biri hâline dönüştürür.

Çocuk Bakışıyla Kurulan Büyük Dünya

Füruzan'ın eserlerinde sıkça karşımıza çıkan bir başka özellik ise olayların küçük kız çocuklarının gözünden anlatılmasıdır. Bu çocuklar yalnızca anlatıcı değildir. Aynı zamanda yetişkin dünyasının çelişkilerini sessizce kaydeden tanıklardır.

Yoksulluğu…

Adaletsizliği…

Sevgisizliği…

Sınıfsal ayrımları…

Hiçbir ideolojik söyleme ihtiyaç duymadan yalnızca gördükleriyle anlatırlar. Bu nedenle çocuk bakışı, Füruzan'ın edebiyatında hem güçlü bir anlatım tekniği hem de vicdani bir ölçü işlevi görür. Çocukların masumiyeti, yetişkinlerin kurduğu sert dünyanın en etkili eleştirisine dönüşür.

Berlin Yılları ve Göçün Hafızasını Yazmak

1975 yılı, Füruzan'ın yazarlık serüveninde yeni bir dönemin başlangıcı oldu. DAAD'nin davetiyle Almanya'ya giden ilk Türk sanatçı olarak yaklaşık bir yıl Berlin'de bulundu. Bu yolculuk onun için yalnızca başka bir ülkeyi görmek anlamına gelmiyordu. Asıl ilgisini çeken, doğdukları topraklardan ayrılarak yeni bir hayat kurmaya çalışan Türk işçilerinin yaşadıklarıydı. Onlarla görüştü. Evlerine konuk oldu. Çalışma koşullarını gözlemledi. Yalnızlıklarını, memleket özlemlerini ve iki kültür arasında sıkışıp kalmış hayatlarını dinledi. Bu gözlemler, daha sonra kaleme aldığı Yeni Konuklar adlı eserin temelini oluşturdu.

Kitap, yalnızca yurt dışındaki Türk işçilerinin yaşamını anlatan bir röportaj derlemesi değildir; göç olgusunu tarihsel ve toplumsal boyutlarıyla değerlendiren önemli bir tanıklık niteliği taşır. Berlin'de bulunduğu yıllarda yalnızca Türk işçileriyle değil, Alman yazar ve sanatçılarla da görüşmeler yaptı. Bu izlenimlerini ise daha sonra Ev Sahipleri adlı kitabında bir araya getirdi.

Aynı dönemde Doğu Berlin'de hazırladığı Dokuz Çağdaş Türk Öykücüsü antolojisi ile Türkiyeli Çocuklar adlı çocuk kitabı, onun edebiyatı uluslararası ölçekte tanıtma çabasının da önemli örnekleri oldu. Füruzan için göç, yalnızca bir yer değiştirme hikâyesi değil; kimliğin, belleğin ve aidiyet duygusunun yeniden sınandığı derin bir insanlık hâlidir.

İstanbul, Balkanlar ve Hafızanın İzleri

Füruzan'ın yazarlığında mekân, hiçbir zaman yalnızca olayların geçtiği bir fon değildir. Şehirler, sokaklar, eski evler ve mahalleler de onun eserlerinde yaşayan karakterlere dönüşür. 1985'te yayımlanan Gül Mevsimidir, sevgi, yalnızlık ve kırılgan insan ilişkilerini işlerken; 1988 tarihli Berlin'in Nar Çiçeği, farklı dünyalardan gelen insanların önyargıları sevgiyle aşabileceğini anlatan ikinci romanı olarak dikkat çeker.

1994 yılında, Bosna-Hersek Savaşı sürerken yaptığı Balkan yolculuğu ise yazarlığında yeni bir tanıklık dönemini başlattı. Bu yolculuğun izlenimlerini İşte Bizim Rumeli adıyla yayımladı. Kitap, sonraki baskılarında Balkan Yolcusu adıyla okurlarla buluştu. Yazarın da ifade ettiği gibi bu eser, savaşın yıkıma uğrattığı şehirlerde, acının ortasında yaşamaya çalışan insanların izini süren bir yolculuğun anlatısıdır. Füruzan, savaşın istatistiklerini değil; savaşın insan yüzünü yazmayı tercih eder.

Eski İstanbul'un Belleğini Edebiyata Taşıdı

Füruzan'ın İstanbul'u, yalnızca geçmişe duyulan romantik bir özlem değildir. Onun metinlerinde şehir; değişen yaşam kültürü, kaybolan mahalle ilişkileri, eski konaklar, apartmanlar, sokaklar ve aile yapısıyla birlikte dönüşen bir hafızadır. Bu yaklaşımın en belirgin örneklerinden biri Sevda Dolu Bir Yaz (diğer adıyla Şarkılar Kitabı) adlı eseridir. Üç uzun öyküden oluşan kitapta, 1950'lerden 1970'lere uzanan İstanbul hayatı bütün canlılığıyla yeniden kurulur.

Eleştirmen Feridun Andaç'ın da belirttiği gibi, Füruzan'ı geçmişe yönelten şey nostalji değil; bugünün yozlaşan yüzü karşısında kaybolan yaşama kültürüne duyduğu derin duyarlılıktır.

Evler…

Sokaklar…

Köşkler…

Komşuluk ilişkileri…

Çocukluk sesleri…

Bütün bu ayrıntılar, onun anlatılarında yalnızca dekor değil; hatırlamanın ve kaybetmenin simgelerine dönüşür. Kendisinin sıkça dile getirdiği "Hayatın asıl duruş noktası hüzündür." sözü de bu anlatı evreninin özeti gibidir. Füruzan'ın hüznü karamsarlık değil; insanı insana yaklaştıran ortak bir duyarlılık alanıdır.

Sinema ve Tiyatroya Uzanan Yazarlık

Füruzan'ın eserleri yalnızca kitap sayfalarında kalmadı. Anlatılarındaki güçlü karakterler ve sinematografik ayrıntılar, yönetmenlerin ve tiyatrocuların da ilgisini çekti. Yazar, senaryosunu hazırladığı Benim Sinemalarım filmini 1990 yılında Gülsün Karamustafa ile birlikte yönetti.

Film, aynı yıl Cannes Film Festivali'nin "Eleştirmenlerin Haftası" ve "Altın Kamera" bölümlerine davet edildi; 158 film arasından seçilen sekiz yapımdan biri olarak gösterildi. Ardından 1991 İran Fecr Film Festivali'nde uluslararası jüri tarafından "En İyi İlk Film" ödülüne değer görüldü ve Tokyo Film Festivali'nde yılın en başarılı Asya filmleri arasında yer aldı. Öykülerinin sinemaya uyarlanması da bu ilginin doğal bir sonucuydu.

Ah, Güzel İstanbul, Ömer Kavur tarafından filme çekildi; Gecenin Öteki Yüzü ise TRT için dizi olarak uyarlandı. Bunun yanında Kış Gelmeden, Redife'ye Güzelleme ve Sevda Dolu Bir Yaz gibi eserlerini tiyatroya uyarlayarak anlatılarının farklı sanat dallarında da yaşamayı sürdürmesini sağladı.

Dünya Dillerine Açılan Bir Edebiyat

Füruzan'ın eserleri yalnızca Türkiye'de değil, yurt dışında da ilgi gördü. Yapıtları;

  • Almanca,
  • İngilizce,
  • Fransızca,
  • İtalyanca,
  • Boşnakça,
  • Bulgarca,
  • Farsça

başta olmak üzere birçok dile çevrildi. Bu ilgi, onun anlattığı hikâyelerin yalnızca Türkiye'ye ait olmadığını gösteriyordu. Çünkü yoksulluk, yalnızlık, göç, çocukluk ve aidiyet gibi temalar, dünyanın her yerinde insanları ortak bir duyguda buluşturabilecek kadar evrenseldi.

Füruzan'ın Türk Edebiyatındaki Yeri

Füruzan, çağdaş Türk edebiyatında özellikle öykü türüne kazandırdığı yeni duyarlık ile ayrıcalıklı bir yere sahiptir. Toplumun kıyısında kalmış insanları merkezî kahramanlara dönüştürmesi, çocuk bakışını güçlü bir anlatım aracına çevirmesi, gündelik hayatın küçük ayrıntılarından büyük edebî dünyalar kurması ve yalın dili derin psikolojik çözümlemelerle buluşturması, onu kuşağının en özgün yazarlarından biri hâline getirmiştir.

Onun eserleri, yalnızca belirli bir dönemin sosyal gerçekliğini belgeleyen metinler değildir. Aynı zamanda insanın kırılganlığını, umutlarını ve hayata tutunma çabasını anlatan kalıcı edebiyat yapıtlarıdır. 11 Şubat 2024'te İstanbul'da yaşamını yitiren Füruzan, ardında yalnızca romanlar ve öyküler değil; sesi uzun yıllar duyulmayan insanların hafızasını da bıraktı. Bugün onun eserleri okunmaya devam ediyorsa bunun nedeni, anlattığı hayatların eskimemesidir. Çünkü Füruzan, edebiyatın en temel görevlerinden birini yerine getirdi: İnsanı, bütün kırılganlığı ve onuruyla anlatmayı başardı.

Sonuç

Füruzan, Türk edebiyatında sesi en çok duyulan yazarlar arasında değil; sesi en dikkatle dinlenen yazarlar arasında yer alır. Bunun nedeni, büyük olayları anlatmasından çok, büyük acıları ve büyük umutları gündelik hayatın sıradan görünen ayrıntılarında yakalayabilmesidir. Onun öykülerinde kahramanlar çoğu zaman toplumun kıyısında yaşayan insanlar olsa da, anlattığı duygular evrenseldir. Yoksulluk, yalnızlık, çocukluk, göç, aidiyet ve sevgi arayışı, Füruzan'ın kaleminde yalnızca bireysel deneyimler olmaktan çıkar; insan olmanın ortak hafızasına dönüşür.

Parasız Yatılı ile başlayan edebiyat yolculuğu, 47'liler, Berlin'in Nar Çiçeği, Gül Mevsimidir, Sevda Dolu Bir Yaz ve diğer eserleriyle her geçen yıl daha da derinleşmiş; öykü, roman, röportaj, gezi yazısı, senaryo ve tiyatro gibi farklı türlerde bıraktığı ürünlerle çağdaş Türk edebiyatına kalıcı bir miras kazandırmıştır.

Füruzan'ın anlatılarında dikkat çeken en önemli özelliklerden biri, insanı yargılamadan anlamaya çalışmasıdır. Kahramanlarını toplumsal konumlarıyla birlikte ele alırken onları yalnızca içinde bulundukları koşullarla tanımlamaz; umutlarını, kırgınlıklarını, sessizliklerini ve direnme biçimlerini de görünür kılar. Bu yaklaşım, eserlerinin yalnızca yayımlandıkları dönemde değil, günümüzde de aynı içtenlikle okunmasının temel nedenlerinden biridir.

Bugün Füruzan'ın kitapları, yalnızca edebiyat tutkunları için değil; Türkiye'nin toplumsal belleğini, kent kültürünü, göç olgusunu ve insan hikâyelerini anlamak isteyen herkes için değerli birer kaynak niteliği taşımaktadır. Çünkü onun edebiyatı, zamanın eskitemediği bir insanlık anlatısıdır. Sessiz bırakılmış hayatlara kulak veren bu güçlü kalem, Türk öykücülüğünün vicdanı olarak yaşamaya devam etmektedir.

Füruzan’ın Ödülleri

·         Parasız Yatılı ile 1972 Sait Faik Hikâye Armağanı

·         47’liler ile 1975 TDK Roman Ödülü

·         2006 10. Ankara Öykü Günleri Onur Ödülü;

·         008 TÜYAP İstanbul Kitap Fuarı Onur Yazarı.

Füruzan’ın Eserleri

Öykü:

·         Parasız Yatılı, Ank.: Bilgi, 1971

·         Kuşatma, Ank.: Bilgi, 1972

·         Benim Sinemalarım, Ank.: Bilgi, 1973

·         Gecenin Öteki Yüzü, İst.: Adam, 1982

·         Gül Mevsimidir, İst.: Can, 1985

·         Yedi Öykü, İst.: Gendaş, 1992

·         Sevda Dolu Bir Yaz, İst.: YKY, 1999

 Roman:

·         47’liler, Ank.: Bilgi, 1974

·         Berlin’in Nar Çiçeği, İst.: Can, 1988

Oyun:

·         Redife’ye Güzelleme, İst.: Bilgi, 1981

Şiir:

·         Lodoslar Kenti, İst.: Can, 1991

Gezi-Röportaj:

·         Yeni Konuklar, Ank.: Bilgi, 1977

·         Ev Sahipleri, İst.: Altın Kitaplar, 1981

·         İşte Bizim Ru meli, İst.: Can, 1994 (yb Balkan Yolcusu, İst.: YKY, 1996)

KAYNAKÇA: Necatigil, İsimler, 166; Nebioğlu, 547; Özkırımlı, TEA, II, 517-518; M. Kutlu, “Selçuk, Füruzan”, TDEA, VII, 495; M. H. Doğan, (“Füruzan Olayı”, Yeni Dergi, Mayıs 1972; “Füruzan’da Tip Geliştirimi”), Tekrarın Tekrarı, Ank., 1972; N. Eruz, “Saçmaları Olay Yapmak”, Soyut, S. 50 (Eylül 1972); F. Naci, “Füruzan’ın Dünyası”, Yeni Dergi, Mayıs 1973; S. İleri, “Türk Öykücülüğünün Genel Çizgileri”, Türk Dili (Türk Öykücülüğü Özel Sayısı), S. 286, (Temmuz 1975); Önertoy, 316-317; Necatigil, Eserler, 58-59, 230-231, 251-252, 300-302; Ş. Kurdakul, E. Eyüboğlu, O. Senemoğlu, F. Zaim, T. Yücel, “Füruzan’la Öykünün Öteki Yüzüne Doğru” (söyleşi), Çağdaş Eleştiri, S. 9 (Kasım 1982); F. Akatlı, “Füruzan Olayı: ‘Acı Bir Yaşam Boyudur’”, Somut, 11 Şubat 1983; F. Andaç, “Berlin’in Nar Çiçeği: İletisi Sevgi Yüklü Bir Roman”, Çağdaş Türk Dili, Mayıs 1989; “Vesika-lık: Füruzan”, kitap-lık, S. 17-18 (Eylül-Aralık 1995), s. 50-65; S. Sezer, “Yazarlığının 40. Yılında Füruzan”, Cumhuriyet Kitap, 15 Ağustos 1996; S. Uludağ, “Kentin Yitik İlişkileri”, Radikal, 7 Temmuz 1999; F. Aygündüz, “Hüzünlü, İnce Ayrıntılar”, Milliyet, 11 Temmuz 1999; A. Tunç, “Değişimin Öykücüsü Füruzan”, Cumhuriyet Kitap, 23 Eylül 1999; F. Andaç, “Bugünde Yaşanan Geçmiş”, Cumhuriyet Kitap, 23 Eylül 1999; Özgüç, II, 142, 370; F. Şüyün, Füruzan Diye Bir Öykü, İst., 2009.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Füruzan Kimdir? Hayatı, Edebi Kişiliği ve Eserleri

Füruzan     Füruzan Kimdir? Yoksulluğun, Gurbetin ve Sessiz Hayatların Büyük Hikâyecisi Türk öykücülüğünde bazı isimler vardır ki yalnız...