ANA SAYFA

Sevgi Soysal Kimdir? Hayatı, Edebi Kişiliği ve Eserleri

 


Sevgi Soysal'ın portre fotoğrafı
Sevgi Soysal
     Sevgi Soysal Kimdir?

Sevgi Soysal (1936-1976), 12 Mart döneminin siyasal ve toplumsal atmosferini Türk edebiyatına taşıyan; kadınlık deneyimini, evlilik ve aile ilişkilerini, bürokrasiyi, siyasal baskıyı, hapishaneyi ve sürgünü kendine özgü mizahi, ironik ve sorgulayıcı anlatımıyla işleyen önemli yazarlardan biridir. Kısa sayılabilecek yaşamına çok farklı deneyimleri sığdıran Soysal, edebiyat yolculuğunda bireyin iç dünyasından toplumun siyasal gerçekliğine doğru ilerledi. İlk öykülerindeki varoluşçu, gerçeküstücü ve romantik duyarlık, zamanla yerini daha belirgin bir toplumsal eleştiriye bıraktı. Ancak bu dönüşüm, onun edebiyatında mizahın ve ironinin kaybolması anlamına gelmedi. Aksine Soysal, en ağır meseleleri bile çoğu zaman insanı yakalayan bir alaycılık ve hayatın içinden gelen sıcaklıkla anlatmayı sürdürdü.

Yenişehir'de Bir Öğle Vakti romanıyla 1974 Orhan Kemal Roman Armağanı'nı kazanan Sevgi Soysal, bugün özellikle 12 Mart dönemi edebiyatının ve Türk toplumcu gerçekçiliğinin önde gelen yazarlarından biri olarak kabul edilmektedir. Sevgi Soysal'ın edebiyatındaki asıl güç, hayatın en sert gerçekleri karşısında bile insanı yalnızca acının içine hapsetmemesinden gelir. Onun dünyasında ironi, bir kaçış değil; gerçeğe karşı direnmenin, onu sorgulamanın ve yeniden anlamlandırmanın bir biçimidir.

Sevgi Soysal'ın Hayatı

Sevgi Soysal, 1936 yılında doğdu. Annesi Aliye Yenen, aslen Anneliese Rupp adlı bir Almandı; babası ise İmar ve İskân Bakanlığı bürokratlarından Mithat Yenen'di. Kardeşi, daha sonra koreograf olarak tanınacak Duygu Aykal (1943-1988) idi.

Soysal'ın çocukluk ve gençlik yılları, ilerideki hayatının ve edebî kişiliğinin farklı yönlerini besleyecek kültürel bir çevre içinde geçti. Ankara Kız Lisesi'nde 1952 yılında öğrenim gördü. Ardından DTCF Klasik Arkeoloji Bölümü'nde bir süre okudu.

Bu yıllarda hayatının yönünü belirleyen önemli deneyimlerden biri Almanya oldu. İlk eşi Özdemir Nutku ile birlikte Almanya'ya giden Soysal, 1956-1957 yıllarında Göttingen Üniversitesi'nde arkeoloji ve tiyatro eğitimi gördü. Bu deneyim, onun sanatla kurduğu ilişkinin yalnızca edebiyatla sınırlı olmadığını da gösterir. Tiyatroya olan ilgisi daha sonraki yıllarda farklı biçimlerde devam etti.

Türkiye'ye döndükten sonra Ankara'da Alman Kültür Merkezi ve İrtibat Bürosu'nda, ardından Ankara Radyosu'nda (1960-1961) çalıştı. Bir süre Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü'ne devam etti. Ankara Meydan Sahnesi'nde, Haldun Dormen'in yönettiği Zafer Madalyası adlı oyunda rol aldı.

Soysal'ın çalışma hayatındaki en önemli duraklardan biri ise TRT oldu. 1965-1971 yılları arasında burada program uzmanı olarak görev yaptı. Ancak edebiyatının giderek daha açık biçimde toplumsal ve siyasal meselelerle kesiştiği bir dönemde, hayatı da edebiyatı gibi sert bir kırılmanın içine girdi.

Sevgi Soysal'ın Evlilikleri ve Ailesi

Sevgi Soysal, yaşamı boyunca farklı dönemlerde Özdemir Nutku, Başar Sabuncu ve Mümtaz Soysal ile evlendi. İlk eşi Özdemir Nutku'dan bir oğlu, üçüncü eşi Mümtaz Soysal'dan ise iki kızı oldu.

Soysal'ın özel hayatı, eserlerinden bağımsız düşünülebilecek bir alan değildir. Kadın-erkek ilişkileri, evlilik, özgürlük ve bireyin kendisini var etme mücadelesi, onun edebiyatında yalnızca teorik meseleler olarak kalmadı. Kendi hayatındaki deneyimler de bu meseleleri daha sahici, daha canlı ve zaman zaman daha cesur bir biçimde ele almasına imkân verdi.

Sevgi Soysal'ın Edebiyata İlk Adımları

Sevgi Soysal'ın ilk öyküleri Sevgi Nutku adıyla 1960-1964 yılları arasında Dost, Yelken, Ataç, Yeditepe ve Değişim dergilerinde yayımlandı. 1965-1969 yılları arasında ise Dost, Papirüs ve Yeni Dergi gibi dönemin önemli edebiyat dergilerinde yayımlanan öyküleriyle sanatında yeni bir aşamaya geçti.

Bu ilk dönem, Soysal'ın edebî kişiliğinin henüz oluşum hâlinde olduğu bir dönemdir. Bireyin yalnızlığı, bunalımı, yabancılaşması ve varoluşsal sıkışmışlığı öne çıkar. Anlatımında varoluşçu ve gerçeküstücü unsurlar, romantik duyarlık ve zaman zaman Kafkaesk bir atmosfer hissedilir. Fakat Soysal'ın edebiyatı burada kalmayacaktır.

Zaman içinde bireyin iç dünyasındaki sıkışmışlığı, onu çevreleyen toplumsal yapıyla birlikte okumaya başlayacaktır. Böylece özel olanla kamusal olan, bireyle toplum, kadınla erkek, özgürlükle baskı arasındaki gerilim onun edebiyatının temel damarlarından birine dönüşür.

Eleştirmen Ataol Behramoğlu'nun ifadesiyle, Soysal'ın yazarlığında:

“Duygusal, romantik ve Kafkaesk bir söylemden siyasal ve sorgulayıcı bir söyleme” geçiş görülür.

Bu değişim, Soysal'ın edebiyatındaki en önemli kırılmalardan biridir. Çünkü onun sonraki eserlerinde bireyin yaşadığı sorunlar artık yalnızca kişisel meseleler değildir. İnsanların hayatlarını biçimlendiren siyasi, toplumsal ve bürokratik düzenekler de anlatının içine girer.

Tutkulu Perçem ve Tante Rosa: Kadınlık, Yabancılaşma ve Özgürlük

Sevgi Soysal'ın ilk öykü kitabı Tutkulu Perçem, onun erken dönem edebiyatının önemli örneklerinden biridir. Bu metinlerde bunalım, tedirginlik, karamsarlık, yabancılaşma ve kadın özgürlüğü gibi temalar öne çıkar. Soysal'ın kadın karakterleri, dönemin edebiyatında sıkça görülen edilgen kadın figürlerinden farklılaşmaya başlar. Onlar, toplumun kendileri için çizdiği sınırları sorgulayan; evlilik, cinsellik ve özgürlük gibi meselelerle doğrudan yüzleşen karakterlerdir.

Bu çizginin en özgün örneklerinden biri ise Tante Rosa'dır. Teyzesi Rosel'in kişiliğinden hareketle yazdığı ve büyükannesinin adını verdiği Tante Rosa, birbirine bağlı on dört öyküden oluşur. Eser, bir kadının hayatını toplumun alışılmış ahlak kalıplarına sığdırmaya çalışan düzenle arasındaki çatışmayı anlatırken, Soysal'ın edebiyatındaki ironinin de en güçlü örneklerinden birini ortaya koyar.

Tante Rosa'da kadın özgürlüğü, yabancılaşma ve toplumsal baskı gibi meseleler ağır bir anlatımla değil; ince alay, grotesk ayrıntılar ve şiirli bir anlatımla ele alınır. Eleştirmen Behçet Necatigil, Tante Rosa'yı:

“Romantik ironisi, şiirli, nükteli, yer yer grotesk anlatımıyla hikâyeciliğimizin özel başarılarından biri”

olarak değerlendirir.

Bu değerlendirme, Soysal'ın edebiyatının temel özelliklerinden birini de ortaya koyar. Çünkü onun dünyasında mizah, yaşananların ağırlığını azaltmak için kullanılmaz. Tam tersine, hayatın acımasızlığını daha görünür kılar.

Tante Rosa, Soysal'ın kadın karakterlerini edebiyatımızda yeni bir yere taşıyan eserlerden biri olarak da önemlidir. Vüs'at O. Bener'in değerlendirmesine göre Soysal, Türk edebiyatına alışılmamış, yepyeni bir kadın tipi kazandıran sanatçılardan biridir. Bu kadın tipi, yalnızca duygusal ve romantik bir figür değildir. Kendi bedeninin, hayatının ve kişiliğinin sahibi olmaya çalışan; bunun bedelini ödemeyi göze alan bir kadındır.

Yürümek: Edebiyat ile Toplumsal Ahlakın Çatışması

Sevgi Soysal'ın ilk romanı Yürümek, kadın-erkek ilişkileri ve evlilik temasını merkeze alır. Roman, yayımlandığı dönemin toplumsal ahlak anlayışıyla çatışan bir açıklık taşıdığı için Soysal'ın hayatında da önemli bir kırılmaya neden oldu. Eser nedeniyle “müstehcenlik” suçlamasıyla yargılandı ve bu süreç sonunda TRT'deki görevinden ayrıldı. Bu olay, Soysal'ın edebiyatının yalnızca kitap sayfalarında kalan bir mücadele olmadığını gösterir. Yazdığı metinler, dönemin toplumsal kabulleriyle karşı karşıya geldiğinde, yazarın kendi hayatı da bu çatışmanın içine çekildi.

Soysal'ın kadınlık ve cinsellik meselelerini açıkça ele alması, onun edebiyatındaki özgürlük arayışının önemli bir parçasıdır. Bu nedenle Yürümek, yalnızca bir roman değil; aynı zamanda yazarın daha sonra geliştireceği birey-toplum çatışmasının erken örneklerinden biri olarak okunabilir.

12 Mart Dönemi ve Sevgi Soysal'ın Hayatındaki Kırılma

1971'deki askeri müdahale, Türkiye'nin siyasal hayatında olduğu kadar Sevgi Soysal'ın yaşamında ve edebiyatında da derin bir kırılma yarattı. Siyasal nedenlerle sekiz ay tutuklu kaldı. Ardından 1972 yılında Adana'da iki buçuk ay sürgün hayatı yaşadı. Bu dönemde artık edebiyatının merkezinde yalnızca bireyin iç dünyası yoktur. Hapishane, sürgün, siyasal kovuşturma, işkence ve devlet baskısı, doğrudan deneyimlenmiş gerçeklikler olarak yazarlığının içine girer.

Soysal'ın 12 Mart dönemini anlatması, dışarıdan yapılmış bir tarihsel gözlem değildir. O, bu dönemin baskısını kendi bedeninden ve kendi hayatından geçerek deneyimlemiştir. Bu nedenle sonraki eserlerinde siyasal dönem, soyut bir arka plan olmaktan çıkar. İnsanların hayatlarına dokunan, onları birbirinden ayıran, hapseden, sürgüne gönderen ve susturmaya çalışan somut bir güce dönüşür.

Yenişehir'de Bir Öğle Vakti: Bir Kavak Ağacının Gölgesinde Toplum

Sevgi Soysal'ın edebiyatındaki en önemli eserlerden biri olan Yenişehir'de Bir Öğle Vakti, onun roman sanatındaki özgünlüğünü gösteren yapıtlardan biridir. Roman, birbirinden bağımsız gibi görünen karakterlerin çevresinde gelişen kısa epizotlardan oluşur. Ancak bu parçalı yapı, devrilen kavak ağacı etrafında bir bütünlük kazanır.

Soysal burada yalnızca bireysel hikâyeler anlatmaz. Toplumun farklı kesimlerinden insanları aynı anlatı evreninde buluşturarak, onların birbirleriyle ve yaşadıkları dönemle ilişkilerini görünür hâle getirir. Romanın başarısı, büyük toplumsal meseleleri yalnızca doğrudan siyasal söylemlerle anlatmamasında da yatar. Gündelik hayatın içindeki insanlar, onların küçük hesapları, korkuları, arzuları ve çelişkileri üzerinden daha büyük bir toplumsal yapı görünür olur.

Yenişehir'de Bir Öğle Vakti, Sevgi Soysal'a 1974 yılında Orhan Kemal Roman Armağanı'nı kazandırdı. Bu ödül, onun roman sanatındaki yerini sağlamlaştırırken, Soysal'ın edebiyatının bireysel hikâyelerden toplumsal panoramaya doğru genişleyen çizgisini de teyit etmiş oldu.

Şafak: 12 Mart'ın Romanı

Sevgi Soysal'ın roman sanatında önemli bir dönüm noktası Şafak'tır. Eleştirmen Fethi Naci, Soysal'ın ilk iki romanında tam anlamıyla sağlam bir roman yapısının kurulamadığını; öykü ile romanın bu eserlerde, “boşandıktan sonra birlikte yaşamalarını sürdüren bazı karı kocalar gibi, aynı çatı altında birlikte yaşamaya devam ettiğini” ileri sürer. Ona göre Soysal, Şafak ile ilk kez sağlam bir roman yapısına ulaşmıştır.

Buna karşılık Berna Moran, Şafak'ı:

“Bir çözümleme değil bir sergileme romanı”

olarak değerlendirir ve eserin sanatsal değerinden çok 12 Mart dönemine ilişkin tarihsel tanıklığı bakımından önem taşıdığını savunur.

Bu iki farklı değerlendirme, Şafak'ın edebiyatımızdaki yerini anlamak açısından önemlidir. Roman, bir yandan belirli bir siyasal dönemin tanıklığını taşırken diğer yandan Sevgi Soysal'ın birey ile toplum arasındaki ilişkiyi kurma biçiminin de olgunlaştığı eserlerden biridir.

Soysal'ın kendi yaşadıklarıyla edebî kurmacanın birbirine yaklaştığı bu dönemde, 12 Mart artık yalnızca tarih kitaplarında kalacak bir olay değildir. Hapishane, sürgün, siyasal baskı ve korku, doğrudan insan hayatlarının içine yerleşmiştir.

Barış Adlı Çocuk ve Yıldırım Bölge Kadınlar Koğuşu

12 Mart döneminin Sevgi Soysal'ın edebiyatındaki izleri, Şafak ile sınırlı değildir. Barış Adlı Çocuk kitabındaki öykülerde de yazarın kişisel gözlemleri ve özyaşamöyküsel deneyimleri, dönemin siyasal atmosferiyle birleşir. Soysal'ın hapishane deneyimi ise Yıldırım Bölge Kadınlar Koğuşu adlı eserinde daha doğrudan bir biçimde karşımıza çıkar.

Politika gazetesinde tefrika edilen hapishane anıları, ölümünden sonra kitaplaştırılmıştır. Bu eser, yalnızca bir hapishane tanıklığı olarak değil; aynı zamanda kadınların siyasal baskı karşısındaki deneyimlerini ve hapishane hayatının insan ilişkileri üzerindeki etkilerini göstermesi bakımından da önem taşır.

Soysal burada yaşadığı dönemin tanığıdır; ancak tanıklığını yalnızca acının diliyle kurmaz. Gözlem gücü, mizahı ve insanları ayrıntılarıyla görme yeteneği, hapishane deneyimini bile canlı bir edebî malzemeye dönüştürür.

Sevgi Soysal'ın Gazeteciliği ve Bakmak

Sevgi Soysal'ın yazarlığı yalnızca öykü ve romanlarla sınırlı değildir. Bir dönem Politika gazetesinde köşe yazarlığı yaptı. Yeni Ortam ve Politika gazetelerinde yayımlanan günlük köşe yazıları ise ölümünden sonra Bakmak adlı kitapta bir araya getirildi.

Bu yazılar, Soysal'ın gündelik hayatı ve toplumsal olayları nasıl gözlemlediğini göstermesi bakımından önemlidir. Onun için “bakmak”, yalnızca görmek değildir. Bakmak; ayrıntıyı fark etmek, alışılmış olanı sorgulamak ve görünürde sıradan olanın ardındaki toplumsal gerilimi açığa çıkarmaktır.

Sevgi Soysal'ın Edebi Kişiliği

Sevgi Soysal'ın edebî serüvenine bütünüyle bakıldığında, belirgin bir dönüşüm görülür. İlk döneminde daha çok bireyin iç dünyasına, bunalıma, yabancılaşmaya ve varoluşsal sorunlara yönelen yazar, zaman içinde toplumun siyasal ve kültürel yapısını sorgulayan bir anlatıcıya dönüşür. Ancak bu dönüşüm, eski duyarlılıkların tamamen terk edilmesi anlamına gelmez. Tam tersine, Soysal'ın bireye yönelik dikkati, toplumsal eleştirisinin temelini oluşturur.

Onun edebiyatında:

  • Kadınlık ve kadın özgürlüğü
  • Evlilik ve kadın-erkek ilişkileri
  • Bireyin toplumla çatışması
  • Bürokrasi
  • Siyasal baskı
  • 12 Mart dönemi
  • Hapishane ve sürgün
  • Toplumsal adalet
  • Yabancılaşma ve özgürlük

gibi temalar birbirinden kopuk değildir.

Bütün bu meseleleri birbirine bağlayan temel soru, insanın kendi hayatı üzerinde ne ölçüde söz sahibi olabileceği sorusudur. Bu nedenle Sevgi Soysal'ın edebiyatında kadın meselesi ile siyasal özgürlük, bireysel hayat ile toplumsal baskı, özel alan ile kamusal alan arasında güçlü bir bağ vardır.

Eleştirmen Vedat Günyol, Soysal'ın Türk edebiyatına alışılmamış, yepyeni bir kadın tipi kazandırdığını belirtir. Günyol'a göre Soysal'ın eserlerinde, Halide Edib'le başlayan kadın duygusallığının ötesinde, bedensel ve toplumsal tutsaklığa karşı kendi kişiliğini korumaya çalışan bir kadın tipi ortaya çıkar.

Günyol ayrıca Soysal'ın edebiyatındaki “incenin incesi” alayın, yapıcı bir eleştiri sıcaklığı içinde bulunduğunu vurgular. Ona göre yazarın toplumsal eleştirisinin yanında, en dokunulmaz konulara ve cinsellik meselelerine açık sözlülükle yaklaşması; sosyal adalet konusundaki ödün vermez tutumu, Türk edebiyatına yaptığı önemli katkılar arasındadır.

Bu açıdan Sevgi Soysal'ın edebiyatı, yalnızca toplumcu gerçekçi bir çizgi içinde değerlendirilemeyecek kadar kişisel ve özgündür. Onun gerçekçiliğinde ironi vardır, mizah vardır, kadınlık deneyimi vardır; fakat bütün bunların altında güçlü bir özgürlük ve adalet arayışı bulunur.

Sevgi Soysal'ın Son Yılları ve Ölümü

Sevgi Soysal'ın yaşamı, edebiyatındaki yoğunluğa benzer biçimde kısa ve sarsıcı oldu. Hayatının son döneminde meme kanseri tedavisi için eşiyle birlikte Londra'ya gitti. Burada, üzerinde çalıştığı Hoş Geldin Ölüm romanını yazmayı sürdürdü. Fakat hastalığı ağırlaştı. Doktorları artık yapabilecekleri bir şey kalmadığını söylediğinde İstanbul'a döndü. Sevgi Soysal, İstanbul'da, Mecidiyeköy'deki özel bir klinikte, dönüşünden bir gün sonra 1976 yılında hayatını kaybetti. Zincirlikuyu Mezarlığı'na defnedildi.

Henüz kırk yaşını bile doldurmadan hayata veda eden Soysal'ın ardında bıraktığı eserler, kısa bir ömre sığmayacak kadar geniş bir edebî ve toplumsal tanıklık taşır. Onun hayatında hastalık, siyasal baskı, tutukluluk, sürgün ve ölüm gibi ağır gerçeklikler vardı. Fakat bütün bunların karşısında yazmayı sürdürdü. Belki de Sevgi Soysal'ın edebiyatındaki en dokunaklı taraflardan biri budur: Hayatın insana dayattığı sınırların içinde bile özgürlüğün dilini aramaktan vazgeçmemesi.

Sevgi Soysal'ın Eserleri ve Edebiyat Mirası

Sevgi Soysal'ın başlıca eserleri arasında Tutkulu Perçem, Tante Rosa, Yürümek, Yenişehir'de Bir Öğle Vakti, Şafak, Barış Adlı Çocuk, Yıldırım Bölge Kadınlar Koğuşu, Bakmak ve üzerinde çalıştığı Hoş Geldin Ölüm yer alır.

Eserleri, yazarın edebî yolculuğundaki değişimi de izlemeyi mümkün kılar. İlk dönemindeki bireysel ve varoluşçu duyarlıklardan, toplumsal ve siyasal gerçekliğe; kadınlık deneyiminden 12 Mart'ın karanlığına uzanan bu yolculuk, aynı zamanda Türkiye'nin çalkantılı bir döneminin edebiyat içindeki izlerini taşır.

Tante Rosa, annesi Aliye Yenen'in çevirisi ve Selçuk Demirel'in çizimleriyle 1981 yılında Almanya'da yayımlandı. Işıl Özgentürk, eseri Seni Seviyorum Rosa adıyla senaryolaştırarak 1991 yılında filme çekti. Sevgi Soysal hakkında A. Mümtaz İdil tarafından hazırlanan Bir Sevginin Öyküsü adlı bir kitap da bulunmaktadır.

Sevgi Soysal'ın Türk Edebiyatındaki Yeri

Sevgi Soysal, Türk edebiyatında yalnızca belirli bir dönemin tanığı olarak kalmadı. Onun asıl kalıcılığı, bireysel özgürlük ile toplumsal baskı arasındaki çatışmayı hem kadınlık deneyimi hem de siyasal gerçeklik üzerinden anlatabilmesinden gelir. O, kadın karakterlerini yalnızca acı çeken ya da toplum tarafından ezilen kişiler olarak çizmedi. Onlara itiraz etme, gülme, alay etme, arzu etme ve kendi hayatını kurma hakkı verdi.

Siyasal baskıyı anlatırken de insanı yalnızca mağdur konumuna indirgemedi. En karanlık zamanlarda bile insan ilişkilerinin karmaşıklığını, gündelik hayatın ayrıntılarını ve mizahın direnme gücünü korudu. Belki de bu nedenle Sevgi Soysal'ın eserleri, yalnızca 12 Mart dönemini anlamak için okunmaz. Onun metinlerinde, daha geniş ve daha zamansız bir mesele vardır:

İnsan, kendisine biçilen hayatın dışına çıkabilir mi?

Soysal'ın edebiyatı, bu soruya kolay bir cevap vermez. Fakat insanın özgürlüğünü aramasının, bazen bir romanın sayfalarında, bazen bir kadının itirazında, bazen bir hapishane koğuşundaki kahkahada, bazen de devrilmek üzere olan bir kavak ağacının gölgesinde başlayabileceğini gösterir. Kısa ömrüne rağmen Sevgi Soysal, Türk edebiyatında kendine özgü kadın karakterleri, keskin toplumsal gözlemi, ince ironisi ve özgürlükçü tavrıyla silinmeyecek bir iz bıraktı.

Onu bugün yeniden okumak, yalnızca geçmişin siyasal ve toplumsal atmosferine dönmek değildir. Aynı zamanda özgürlüğün, kadınlığın, adaletin ve insanın kendi hayatına sahip çıkma mücadelesinin edebiyatta nasıl karşılık bulduğunu yeniden keşfetmektir.

Sevgi Soysal’ın Ödülleri

·         Yürümek ile 1970 TRT Roman Başarı Ödülü

·         Yenişehir’de Bir Öğle Vakti ile 1974 Orhan Kemal Roman Armağanı

Sevgi Soysal’ın Eserleri

Öykü:

·         Tutkulu Perçem, (Sevgi Nutku adıyla) 1962

·         Tante Rosa, (Sevgi Sabuncu adıyla) Ank.: Dost, 1968

·         Barış Adlı Çocuk, Ank.: Bilgi, 1976

Roman:

·         Yürümek, (Sevgi Sabuncu adıyla) Ank.: Doğan, 1970

·         Yenişehir’de Bir Öğle Vakti, Ank.: Bilgi, 1973

·         Şafak, Ank.: Bilgi, 1975

·         Hoş Geldin Ölüm, (bitmemiş son romanı), Ank.: Bilgi, 1980

Anı-Fıkra:

·         Yıldırım Bölge Kadınlar Koğuşu, Ank.: Bilgi, 1976

·         Bakmak, Ank.: Bilgi, 1977

Çeviri:

·         Mezar Bekçisi (F. Kafka), 1966

·         Godot Geldi (M. Bulataviç), 1969

·         Beş Paralık Roman (B. Brecht), 1972

KAYNAKÇA: Necatigil, İsimler, 333; Özkırımlı, TEA, IV, 1045; “Soysal, Sevgi”, TDEA, VIII, 40-41; Kurdakul, Sözlük, 549-550; Karaalioğlu, 502-503; Necatigil, Eserler, 51, 359-360, 405; V. Günyol, “Sevgi Sabuncu ve Erkek Dünyası”, Yeni Ufuklar, Mayıs 1971; H. Yavuz, “Yenişehir’de Bir Öğle Vakti”, Milliyet Sanat, 31 Ağustos 1973; M. Belge, “Şafak Üstüne”, Birikim, Temmuz 1976; S. İleri, “Sevgi Soysal Üzerine”, Türk Dili, Ocak 1977; A. Özkırımlı, “Tutkulu Perçem’den Şafak’a Sevgi Soysal’ın Yazarlık Çizgisi”, Birikim, 1977; V. Günyol, Çalakalem, İst., 1977, s. 155-167; F. Akatlı, “Sevgi Soysal’ı Anarken”, Gösteri, S. 1 (Aralık 1980); Fethi Naci, Türkiye’de Roman, 372-378, 422-426; Önertoy, 289-290; A. Çalışlar, Türk ve Dünya Edebiyatçıları, IV, 168; Moran, III, 19-32; A. M. İdil, Bir Sevginin Öyküsü, İst., 1990; [Vesika-lık], “Sevgi Soysal”, kitap-lık, S. 26 (Mart-Nisan 1997), s. 43; M. Kazmaoğlu, “Öznel Bir Yaşam Öyküsü”, aynı yerde, s. 44-46; Tomris Uyar, “Özgünlüğün Görkemli Sınırları”, aynı yerde, s. 47; S. İleri, “Sevgi Soysal’ı Hatırladıkça”, aynı yerde, s. 48; A. Oktay, “Özgürlük Dolu Bir Kahkaha”, aynı yerde, s. 49-50; S. Duru, “Sevgi İçin”, aynı yerde, s. 51-52.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Sevgi Soysal Kimdir? Hayatı, Edebi Kişiliği ve Eserleri

  Sevgi Soysal       Sevgi Soysal Kimdir? Sevgi Soysal (1936-1976) , 12 Mart döneminin siyasal ve toplumsal atmosferini Türk edebiyatına t...