![]() |
| Süleyman Nazif |
Süleyman Nazif Kimdir?
Süleyman Nazif (1869-1927), Türk edebiyatında Edebiyat-ı Cedide topluluğu içinde anılan şair, yazar ve gazetecidir. Şiirlerinde millî ve vatanî konuları işlemiş, düzyazılarında ise güçlü üslubu ve eleştirel yaklaşımıyla öne çıkmıştır. Özellikle Osmanlı Devleti’nin son dönemindeki siyasi gelişmeler, toprak kayıpları ve Millî Mücadele yıllarında yaşananlar, onun edebî ve siyasi yazılarının temel konuları arasında yer alır. Namık Kemal’in etkisini taşıyan hitabet gücü, Süleyman Nazif’in hem şiirlerine hem de düzyazılarına yansımıştır. Fransız işgali altındaki İstanbul’da kaleme aldığı Kara Bir Gün makalesi ise onun millî hassasiyetlerini ve siyasi tavrını ortaya koyan en bilinen yazılarından biridir.
Süleyman Nazif’in Hayatı
Çocukluğu ve Eğitim Hayatı
Süleyman Nazif, 1869
yılında Diyarbakır’da dünyaya geldi. Divan şiiri tarzında eserleri bulunan,
belagat ve tarih alanlarında çalışmalar yapan Sait Paşa ile Ayşe Hanım’ın
oğludur. Kendisi gibi edebiyatla ilgilenen Faik Âli Ozansoy’un ağabeyidir.
Babasının devlet görevleri nedeniyle çocukluğu farklı şehirlerde geçen Süleyman
Nazif, ilk öğrenimine Harput’ta başladı ve bir süre Diyarbakır Rüştiyesi’ne
devam etti.
Ailesiyle Mardin’de
bulunduğu dönemde özel hocalardan Fransızca, edebiyat, tarih, dil bilgisi ve
mantık dersleri aldı. Düzenli ve kapsamlı bir okul eğitimi görmemesine rağmen
babasının çevresindeki aydınlardan ve evlerine gelen misafirlerden yararlandı. Küçük
yaşlarda Namık Kemal ve Abdülhak Hâmid Tarhan’ın eserlerini okuması, edebî
dünyasının şekillenmesinde etkili oldu. Özellikle Namık Kemal’in vatan, millet
ve hürriyet düşüncesi, ilerleyen yıllarda Süleyman Nazif’in şiirlerinde ve
siyasi yazılarında belirgin biçimde görülecekti.
Babasının 1891’deki
ölümünün ardından Diyarbakır’a dönen Süleyman Nazif, burada devlet memurluğuna
başladı. Bu dönem, onun edebiyatla ilişkisini sürdürürken idari görevler
aracılığıyla Osmanlı bürokrasisini de yakından tanıdığı yıllar oldu.
Memuriyet Yılları ve İlk Yazıları
Süleyman Nazif, Sırrı
Paşa’nın aracılığıyla Muş Reji Müdürlüğü’nde görev aldı; ardından Mardin ve
Diyarbakır idare meclislerinde çalıştı. Diyarbakır Vilayet Matbaası müdürlüğü
yaptığı sırada vilayet gazetesinde yazılar yayımlamaya başladı. Böylece memuriyet
hayatı, gazetecilik ve yazarlık faaliyetleriyle birleşti.
1895 yılında
Diyarbakır’da meydana gelen Ermeni olayları üzerine kaleme aldığı bir telgrafta
kullandığı ifade biçimi, bölgedeki gelişmeleri araştırmak üzere şehre gelen
Abdullah Paşa’nın dikkatini çekti. Paşanın yanında kâtip olarak görevlendirilen
Süleyman Nazif, onunla birlikte Musul’a gitti. Ertesi yıl görevinden ayrılarak
İstanbul’a geçti. Bu süreçte edebî çalışmalarının yanı sıra siyasi gelişmelere
duyduğu ilgi de giderek belirginleşti.
Süleyman Nazif’in ilk
yazılarında aldığı eğitim, okuduğu eserler ve içinde bulunduğu idari çevrelerin
etkisi görülür. Gazete yazıları aracılığıyla düşüncelerini ifade etme
alışkanlığı kazanması, ilerleyen yıllarda onu yalnızca bir şair olarak değil,
siyasi meseleler üzerine görüş bildiren etkili bir yazar olarak da öne
çıkaracaktı.
Paris Yılları ve II.
Abdülhamit Dönemindeki Muhalif Yazıları
Süleyman Nazif, 1897
yılında Paris’e gitti. Burada Jön Türk hareketinin önde gelen isimlerinden
Ahmet Rıza’nın yayımladığı Meşveret gazetesinde yazılar kaleme aldı. II.
Abdülhamit yönetimini ve istibdat rejimini eleştiren bu yazılar, onun siyasi
muhalefet içindeki yerini belirginleştirdi.
Ancak Ahmet Rıza ile
yaşadığı anlaşmazlıklar nedeniyle Paris’te uzun süre kalmadı ve İstanbul’a
döndü. II. Abdülhamit yönetimi tarafından Hüdavendigâr (Bursa) vilayetinde
mektupçuluk göreviyle görevlendirildi. Yaklaşık on iki yıl süren Bursa dönemi,
onun hem memuriyet hayatını hem de edebî faaliyetlerini sürdürdüğü önemli bir
evreydi.
Bu yıllarda İbrahim
Cehdi müstear adıyla Servet-i Fünun dergisinde çoğunlukla yeni
tarzda şiirler ve çeşitli edebî yazılar yayımladı. Büyük dedesinin adından
aldığı bu imza, edebiyat çevrelerinde tanınmasını sağladı. Siyasi düşünceleri
nedeniyle sınırlanan hareket alanına rağmen yazmayı sürdürmesi, onun edebiyatı
düşüncelerini ifade etmenin önemli araçlarından biri olarak gördüğünü gösterir.
II. Meşrutiyet Sonrasında
Gazetecilik ve Valilik Yılları
1908’de II. Meşrutiyet’in
ilan edilmesinden sonra Konya mektupçuluğuna atanması üzerine görevinden
ayrılan Süleyman Nazif, İstanbul’a giderek gazeteciliğe yöneldi. 1909’da Yeni
Tasvir-i Efkâr gazetesinde yayımladığı yazılarda iktidardaki İttihat ve
Terakki yönetimini sert bir dille eleştirdi. Bu yazılar nedeniyle İstanbul’dan
uzaklaştırıldı ve farklı vilayetlerde idari görevler üstlendi.
Süleyman Nazif sırasıyla
Bursa, Kastamonu, Trabzon, Musul ve Bağdat valiliklerinde bulundu. Bu görevler,
Osmanlı Devleti’nin son dönemindeki siyasi ve toplumsal gelişmeleri farklı
bölgelerde gözlemlemesine imkân verdi. Bununla birlikte gazetecilikten kopmadı;
yönetim, toplum ve ülkenin geleceği üzerine düşüncelerini yazıları aracılığıyla
dile getirmeyi sürdürdü.
Daha sonra İstanbul’a
dönen Süleyman Nazif, 1918’de Cenap Şahabettin ile birlikte Hadisat
gazetesini yayımlamaya başladı. Osmanlı Devleti’nin savaş sonrasında karşı
karşıya kaldığı siyasi sorunlar ve İstanbul’un işgaline uzanan gelişmeler, bu
dönemdeki yazılarının başlıca gündemini oluşturdu. Vilayat-ı Şarkiye Müdafaa-i
Hukuk Cemiyeti’nin Kasım 1918’de kurulmasında da rol oynadı.
Millî Mücadele Döneminde
Süleyman Nazif ve Malta Sürgünü
Mondros Mütarekesi
sonrasında İstanbul’un işgal edilmesi ve Anadolu’daki gelişmeler, Süleyman
Nazif’in yazılarında millî meselelerin daha fazla yer tutmasına yol açtı. Bu
dönemde kaleme aldığı yazılarında işgallere karşı çıkıyor, ülkenin
bağımsızlığına ve millî onura ilişkin düşüncelerini açıkça dile getiriyordu.
9 Şubat 1919’da Fransız
General Franchet d’Espèrey’in İstanbul’a girişi üzerine yayımladığı Kara Bir
Gün makalesi geniş yankı uyandırdı. Süleyman Nazif, bu yazısıyla işgalin
yarattığı tepkiyi güçlü bir anlatımla ifade etti. Millî Mücadele döneminde
yalnızca gazete yazılarıyla değil, çeşitli cemiyetlerdeki faaliyetleriyle de
dikkat çekti.
Aralık 1919’da kurulan
Türk-Fransız Muhipleri Cemiyeti ile Ocak 1920’de kurulan Pierre Loti
Cemiyeti’nin kurucuları arasında yer aldı. Pierre Loti Cemiyeti’nin 23 Ocak
1920’de düzenlediği etkinlikte yaptığı konuşmanın ardından tutuklandı ve
İngilizler tarafından Malta’ya sürgün edildi. Yaklaşık yirmi ay Malta’da kalan
Süleyman Nazif, bu süreçte Osmanlı aydınlarının işgal yönetimi karşısındaki
durumunu bizzat yaşadı.
Sürgünden döndükten sonra
Peyam-Sabah, Resimli Gazete ve Yarın gibi yayın
organlarında edebî ve siyasi yazılar yayımladı. Yazarlık faaliyetleriyle
geçimini sağlamaya çalıştığı son yıllarında ciddi maddi sıkıntılar yaşadı. Buna
rağmen dönemin siyasi meselelerine ve edebiyat tartışmalarına ilgisini
sürdürdü.
Süleyman Nazif’in Ölümü
Süleyman Nazif, 4 Ocak
1927’de İstanbul’da hayatını kaybetti. Edirnekapı Mezarlığı’na defnedildi.
Yaşamının son döneminde ekonomik güçlüklerle karşılaşmasına rağmen şiirleri,
makaleleri ve gazetecilik faaliyetleriyle Osmanlı Devleti’nin son yıllarındaki edebiyat
ve düşünce hayatında kendine özgü bir yer edindi.
Süleyman Nazif’in Edebi Kişiliği
Edebiyat-ı Cedide İçindeki Yeri
Süleyman Nazif, edebiyat
tarihlerinde çoğunlukla Edebiyat-ı Cedide, diğer adıyla Servet-i Fünun
edebiyatı içinde değerlendirilen bir şairdir. Bursa’da bulunduğu yıllarda Servet-i
Fünun dergisinde İbrahim Cehdi imzasıyla yayımladığı şiirler, onun bu edebî
çevreyle ilişkisini ortaya koyar. Dönemin şiir anlayışından ve yeni edebî biçim
arayışlarından yararlanmakla birlikte toplumsal meseleleri ve millî duyguları
şiirinin merkezine alması, onu topluluğun diğer şairlerinden ayıran özellikler
arasındadır.
Edebiyat-ı Cedide
şiirinde bireysel duyarlılıklar, estetik arayışlar ve dilde incelik önemli bir
yer tutarken Süleyman Nazif’in şiirlerinde vatan, millet ve tarih bilinci de
belirgin bir ağırlık taşır. Özellikle II. Meşrutiyet sonrasında yazdığı
şiirlerde bu eğilim güçlenmiştir.
Süleyman Nazif’in şiir ve
düzyazılarında Namık Kemal’in etkisi belirgin biçimde görülür. Genç yaşlarda
Namık Kemal’in eserlerini okuyan şair, özellikle vatan, millet ve hürriyet gibi
kavramlara yaklaşımında bu düşünce geleneğinden etkilenmiştir. Namık Kemal’i
hatırlatan coşkulu söyleyiş ve hitabet gücü, Süleyman Nazif’in özellikle millî
ve vatanî konuları ele aldığı şiirlerinde öne çıkar. Bununla birlikte Süleyman
Nazif, bu etkiyi kendi döneminin siyasi gelişmeleri ve Osmanlı Devleti’nin
yaşadığı toprak kayıpları çerçevesinde yeniden yorumlamış; böylece Edebiyat-ı
Cedide şiiriyle toplumsal ve millî duyarlılığı bir araya getiren kendine özgü
bir edebî çizgi geliştirmiştir.
Şiirlerinde Millî ve
Vatanî Konular
Süleyman Nazif’in
şiirlerinde vatan sevgisi, millî kimlik, tarih bilinci ve kaybedilen
toprakların yarattığı üzüntü önemli bir yer tutar. Osmanlı Devleti’nin son
döneminde yaşanan savaşlar ve toprak kayıpları, onun şiir dünyasını doğrudan
etkileyen gelişmeler arasındadır. Bu nedenle bazı şiirlerinde kişisel bir
kederden çok, toplumun ortak acısını dile getiren bir söyleyiş öne çıkar.
II. Meşrutiyet’ten sonra
millî ve vatanî konulara daha fazla yönelen şair, ülkenin içinde bulunduğu
siyasi koşulları edebî anlatımının bir parçası hâline getirdi. Kaybedilen
topraklara ilişkin şiirlerinde güçlü bir feryat ve isyan duygusu görülür. Bu
şiirlerde tarihsel olaylar yalnızca geçmişte yaşanmış gelişmeler olarak ele
alınmaz; aynı zamanda milletin geleceği ve bağımsızlığı üzerine düşünmeye imkân
veren birer konuya dönüşür.
Düzyazılarında Üslup ve
Dil Özellikleri
Süleyman Nazif, yaşadığı
dönemin yazarları arasında özellikle düzyazı üslubuyla dikkat çeker. Edebî ve
siyasi yazılarında güçlü cümle yapıları, etkili hitabet, karşıtlıklar ve
düşünceyi vurgulayan bir anlatım kullanır. Dönemin Osmanlı Türkçesinin imkânlarından
yararlanarak kaleme aldığı yazılar, dil ve ifade bakımından son dönem Osmanlı
nesrinin seçkin örnekleri arasında değerlendirilir.
Onun düzyazılarında dil,
yalnızca bir düşünceyi aktarma aracı değildir; aynı zamanda okur üzerinde etki
oluşturmanın ve siyasi bir tavır ortaya koymanın da yoludur. Özellikle işgaller
ve ülkenin geleceğiyle ilgili yazılarında cümlelerin ritmi, kelime seçimi ve
hitabete dayalı anlatım ön plana çıkar. Bu özellikler, metinlerinin gazetecilik
sınırlarını aşarak edebî bir nitelik kazanmasını sağlar.
Süleyman Nazif’in
yazılarında ele aldığı konuya göre değişen bir anlatım görülür. Edebî
metinlerinde estetik kaygılar ve kültürel değerlendirmeler öne çıkarken siyasi
yazılarında eleştiri, tepki ve düşüncelerini açıkça ortaya koyma eğilimi
belirgindir. Böylece onun düzyazıları, dönemin siyasi gelişmelerini kaydeden
metinler olmanın yanında Osmanlı Türkçesinin ifade gücünü yansıtan edebî
ürünler olarak da önem taşır.
Gazeteciliği ve Siyasi
Yazıları
Gazetecilik, Süleyman
Nazif’in edebî ve siyasi kimliğinin ayrılmaz bir parçasıdır. Diyarbakır Vilayet
Matbaası’nda görev yaptığı yıllarda başlayan yazı faaliyetleri, zamanla yönetim
eleştirisine ve siyasi tartışmalara yöneldi. Paris’te Meşveret
gazetesinde yayımladığı yazılarında II. Abdülhamit yönetimini eleştirmesi, onun
basını düşüncelerini duyurmak için kullandığını gösterir.
II. Meşrutiyet’in
ilanından sonra İstanbul’da gazeteciliğe ağırlık veren Süleyman Nazif, Yeni
Tasvir-i Efkâr ve daha sonra Cenap Şahabettin ile çıkardığı Hadisat
gibi yayınlarda yazdı. İttihat ve Terakki yönetimine yönelik eleştirileri,
basın yoluyla siyasi iktidarı denetleme anlayışını benimsediğini ortaya koyar.
Bu nedenle onun siyasi tutumu tek bir yönetim ya da siyasi çevreye bağlılık
üzerinden değil, dönemin gelişmelerine karşı aldığı eleştirel tavır üzerinden
değerlendirilmelidir.
İstanbul’un işgaliyle
birlikte yazılarının merkezinde millî bağımsızlık, vatanın bütünlüğü ve işgal
yönetimine karşı duruş yer aldı. Kara Bir Gün başta olmak üzere bu
dönemde kaleme aldığı metinler, gazeteciliğin kamuoyu oluşturma gücünü nasıl
kullandığını gösterir. Malta sürgününden sonra da yazılarını sürdüren Süleyman
Nazif, hayatının sonuna kadar edebiyat ve siyaseti bir arada ele alan bir yazar
olarak varlığını korudu.
Süleyman Nazif’in Kara Bir Gün Makalesi
Süleyman Nazif’in en
tanınmış yazılarından biri olan Kara Bir Gün, 9 Şubat 1919’da Fransız
General Franchet d’Espèrey’in İstanbul’a girişi üzerine kaleme alındı. Osmanlı
başkentinin işgal koşullarında bulunduğu bu dönemde yayımlanan makale, yaşanan
gelişmelere karşı duyulan millî tepkinin güçlü bir ifadesi olarak geniş yankı
uyandırdı.
Kara Bir Gün,
Süleyman Nazif’in siyasi düşüncelerini edebî üslubuyla birleştirdiği metinlerin
başında gelir. Yazıda işgalin anlamı, İstanbul’un tarihsel ve kültürel konumu
ile milletin onuru üzerinden değerlendirilir. Şairin hitabete dayalı anlatımı
ve sert eleştirel dili, metnin etkisini artıran başlıca özelliklerdir. Bu
yönüyle makale, yalnızca belirli bir tarihsel olaya verilen tepkiyi değil,
Süleyman Nazif’in millî meselelere yaklaşımını da ortaya koyar.
Yazının ardından Süleyman
Nazif’in siyasi ve toplumsal çevrelerdeki görünürlüğü daha da arttı. Bununla
birlikte Malta sürgününe götüren süreç, yalnızca bu makaleyle sınırlı olmayan,
işgal dönemindeki faaliyetleri ve Pierre Loti Cemiyeti’nde yaptığı konuşmayla
da ilişkili gelişmelerden oluşuyordu.
Sonuç
Süleyman Nazif’in edebî
mirası, şiirlerinde dile getirdiği millî ve vatanî duyarlılık ile
düzyazılarındaki güçlü ifade biçiminin birleşmesinden doğar. Edebiyat-ı Cedide
içinde yetişmiş bir şair olarak başladığı yazarlık hayatını gazetecilik ve
siyasi düşünce alanlarına taşıyan Süleyman Nazif, özellikle Osmanlı Devleti’nin
son yıllarındaki gelişmelere tanıklık eden metinleriyle Türk edebiyatı
tarihinde kendine özgü bir yer edinmiştir.
Süleyman Nazif’in Eserleri
Şiir:
·
Gizli Figanlar, Kahire: Kütüphane-i
İçtihat, 1906
·
Firâk-ı Irak, (bazı düzyazılarla) İst.:
Mahmut Bey Mtb., 1336/1918
·
Malta Geceleri, İst.: Yeni Mtb., 1342/1924
Diğer:
·
Bahriyelilere Mektup, İsviçre, 1897
·
Namık Kemal, Paris, 1897
·
Malumu İlâm, Paris: Meşveret Mtb.,
1314/1897
·
el-Cezire Mektupları, Kahire: Kütüphane-i
İçtihat, 1906
·
Boş Herif, Bursa: Matbaa-i Emri, 1910
·
Süleyman Paşa, Bağdat, 1328/1910
·
İki İttifakın Tarihçesi, İst.: Matbaa-i
Hayriye, 1330/1914
·
Batarya ile Ateş, İst.: Matbaa-i Amire,
1334/1916
·
Asitan-ı Tarihte-Galiçya, İst.: Matbaa-i
Amire, 1335/1917
·
Hitabe, İst.: Matbaa-i Ahmet İhsan,
1338/1920
·
Namık Kemal, İst.: İkdam, 1340/1922
·
Tarihin Yılan Hikâyesi, İst.: Cihan
Biraderler Mtb., 1341/1922
·
Lütfi Fikri Bey’e Cevap, İst.: Orhaniye
Mtb., 1341/1922
·
Çal Çoban Çal, İst.: Kader Mtb., 1923
·
Nâsırüddin Şah ve Bâbîler, İst.: Kanaat,
1342/1923
·
İmâna Tasallut: Şapka Meselesi, İst.:
Matbaa-i Tefekkür, 1342/1924
·
Külliyat-ı Ziya Paşa, İst.: Yeni Mtb.,
1342/1924
·
Çalınmış Ülke, İst.: Yeni Mtb., 1342/1924
·
Hazret-i İsa’ya Açık Mektup, İst.: Yeni
Mtb., 1343/1924
·
Mehmet Akif, İst.: Amidi Mtb., 1343/1924
·
Abide-i Şühedâ, İst.: Metanet Mtb.,
1343/1925
·
İki Dost, İst.: Yeni Mtb., 1343/1925
·
Fuzûlî, İst.: Yeni Mtb., 1343/1926
·
Kâfir Hakikat, İst.: İlhami ve Fevzi Mtb.,
1344/1926
·
Yıkılan Müessese, İst.: İlhami ve Fevzi
Mtb., 1927
Çeviri:
·
Viktor Hugo’nun Bir Mektubu, Bursa, 1908
·
Lübnan Kasrı’nın Sahibesi (P. Benoit)
İst., 1926.
KAYNAKÇA: Ruşen Eşref
(Ünaydın), Diyorlar ki, İst., 1918, s. 111-133; İbnülemin, Şairler, 1118-1136;
İbrahim Alaattin (Gövsa), Süleyman Nazif, İst., 1933; Ş. Kurgan, Süleyman
Nazif: Hayatı, Sanatı, Eserleri, İst., 1955; S. N. Özerdim, Süleyman Nazif,
Ank., 1958; H. Yücebaş, Süleyman Nazif’ten Hatıralar, İst., 1957; Kaplan, Şiir,
I, 120-123; Akyüz, Antoloji (1970), 387-394; Ş. Beysanoğlu, Doğumunun 100.
Yılında Süleyman Nazif, Ank., 1970; ay, Diyarbakırlı Fikir ve Sanat Adamları,
c. II (2. bas), Ank., 1997, s. 189-227; M. T. Acaroğlu, Açıklamalı Süleyman Nazif
Kaynakçası, Ank., 1987; Ş. Karakaş, Süleyman Nazif, Ank., 1988; M. Gür,
“Süleyman Nazif”, TDEA, VIII, 66-69; İ. Parlatır, “Süleyman Nazif”, Diyarbakır:
Müze Şehir, (haz. Ş. Beysanoğlu-M. S. Koz-E. N. İşli) İst., 1999, s. 313-317;
A. Uçman, “Süleyman Nazif”, YYOA, II, 564.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder