![]() |
| Demir Özlü |
Demir Özlü Kimdir?
Demir Özlü, 9 Eylül 1935'te İstanbul'da doğan, 13 Şubat 2021'de Stockholm'de hayatını kaybeden Türk öykü ve roman yazarıdır. 1950 kuşağı Türk öykücülüğünün özgün isimlerinden biri olan Özlü, özellikle bireyin yalnızlığını, yabancılaşmasını, mutsuzluğunu, bunalımlarını ve varoluş kaygılarını işleyen eserleriyle tanındı.
Onun edebiyatında insan
çoğu zaman dış dünyayla sağlam bağlar kurabilen bir varlık değildir.
Kalabalıkların içinde bile kendi sessizliğine çekilir. Şehirler, sokaklar,
ilişkiler ve toplumsal hayat, karakterlerin iç dünyasında yankılanan birer
görüntüye dönüşür.
Bu yönüyle Demir Özlü'nün
edebiyatını yalnızca 1950 kuşağının varoluşçu duyarlığı içinde
değerlendirmek yeterli değildir. Yaşamının siyasal baskılar, tutukluluk,
mesleki kopuş ve uzun yıllar süren yurtdışı yaşamıyla şekillenmesi, onun
edebiyatındaki yurtsuzluk, yalnızlık ve içsel sıkışmışlık duygularına da
başka bir anlam kazandırır.
Demir Özlü'nün
edebiyatında dış dünyanın değişmesi kadar, insanın kendi içinde taşıdığı
ıssızlık da önemlidir. Onun kahramanları çoğu zaman dünyayı değiştirmekten
önce, o dünyanın içinde kendilerine bir yer bulmaya çalışırlar.
Demir Özlü'nün Hayatı
Demir Özlü, öğretmen Nimet
Hanım ile eğitimci ve hukukçu Ş. Sabih Özlü'nün oğludur. Edebiyat
dünyasında kendisi kadar dikkat çeken bir ailenin içinde yetişti. Öykücü Tezer
Özlü ve çevirmen Sezer Duru kız kardeşleri, öykücü Orhan Duru
ise eniştesidir. Böyle bir aile çevresinin içinde edebiyatla kurduğu bağın
erken yaşlarda başlaması şaşırtıcı değildir.
Eğitim hayatına Ödemiş
İstiklal İlkokulu ve İzmir Karşıyaka Ortaokulu ile başlayan Özlü,
1953'te Kabataş Erkek Lisesini bitirdi. Ardından İstanbul Üniversitesi
Hukuk Fakültesi'ne girdi ve 1959'da mezun oldu. Ancak hukuk eğitimi, onun
yaşamındaki asıl yönü belirlemedi. Gençlik yıllarında edebiyatla ve siyasal
düşünceyle kurduğu ilişki, giderek hayatının merkezine yerleşti.
Hukuk Fakültesinden Edebiyata Uzanan Yol
Özlü, 1960-1964 yılları
arasında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Felsefesi ve Metodoloji
Kürsüsü'nde asistanlık yaptı. Bu dönemin hemen öncesinde, 1961-1962
yıllarında yaklaşık bir yıl Paris'te kaldı.
Paris deneyimi, onun
düşünsel ve edebî dünyasının gelişiminde önemli bir dönem oluşturdu. Özellikle
Fransız varoluşçu ve gerçeküstücü yazarlarla kurduğu edebî bağ, daha sonraki
öykülerinin atmosferinde belirgin biçimde hissedilecekti.
Fakat üniversitedeki
akademik hayatı uzun sürmedi. Siyasal eylemleri nedeniyle görevine son
verilmesi, Özlü'nün yaşamında önemli bir kırılma yarattı. Bunun ardından
1964-1979 yılları arasında avukatlık yaptı.
Bu dönemde hukuk ile
edebiyat arasında bölünmüş bir hayat sürdüren Özlü'nün yazarlığı ise geri
planda kalmadı. Aksine, bireyin toplum karşısındaki konumu, özgürlük arayışı,
yabancılaşma ve sıkışmışlık gibi meseleler edebiyatının temel damarlarından
biri hâline geldi.
Tutukluluk, Darbe ve
İsveç Yılları
Yedek subaylık hakkı
verilmediği için askerliğini er olarak Muş ve İstanbul'da tamamladı.
1971'deki askeri müdahalenin ardından ise bir süre tutuklu kaldı. 1979'da
İsveç'e yerleşmesiyle hayatında yeni ve uzun bir dönem başladı. Burada hukuk
danışmanlığı yaptı. Ancak ülkesinden uzaklaşması yalnızca fiziksel bir
ayrılık değildi. 1980'deki askeri darbenin ardından vatandaşlıktan çıkarıldı.
Türkiye'ye ancak Aralık 1989'da dönebildi.
Böylece Özlü'nün
yaşamında edebiyatın zaten taşıdığı yalnızlık ve yabancılaşma duygusuna gerçek
bir sürgün deneyimi de eklendi. İsveç'te İsveç Yazarlar Birliği (Sveriges
Författarförbund) ve İsveç PEN Kulübü üyesi olarak edebî
faaliyetlerini sürdürdü. Stockholm, hayatının son dönemine kadar yaşadığı şehir
oldu. Demir Özlü, 13 Şubat 2021'de Stockholm'de hayatını kaybetti.
Demir Özlü'nün Edebî Kişiliği
Demir Özlü'nün edebiyata
ilk adımı şiirle oldu. 1952'de, Kabataş Lisesi öğrencilerinin
yayımladığı Dönüm dergisinde ilk şiirleri yayımlandı. 1953'te ise Türk
Dili dergisinde yazıları yer aldı. Sonraki yıllarda öykü, deneme, eleştiri
ve çevirileriyle dönemin önemli edebiyat dergilerinde görüldü:
- Mavi
- a
- Türk Dili
- Pazar Postası
- Yeni Ufuklar
- Soyut
- Somut
- Yeni Edebiyat
- Gösteri
- Adam Öykü
Bu yayın hayatı, Özlü'nün
yalnızca bir öykücü olarak değil, döneminin edebiyat tartışmalarının içinde
yer alan bir yazar olarak da konumlandığını gösterir.
1950 Kuşağının Yalnızlık Duygusu
Demir Özlü, 1950
kuşağı öykücülüğü içinde özellikle bireyin iç dünyasına yönelen anlatımıyla
ayrıştı. Öykülerinin merkezinde çoğu zaman:
- yalnızlık,
- mutsuzluk,
- bunalım,
- intihar saplantısı,
- yabancılaşma,
- korku,
- tedirginlik,
- hiçlik ve anlamsızlık duygusu
vardı.
Ancak Özlü'nün yaptığı,
bu duyguları yalnızca psikolojik durumlar olarak anlatmak değildi. Bunları
dönemin düşünsel atmosferiyle ilişkilendirdi. Varoluşçu felsefe, Fransız
varoluşçu ve gerçeküstücü yazarlar ile Amerika'daki Beat Kuşağı
şairlerinden beslenen bir anlatım geliştirdi.
Bu nedenle onun
öykülerinde klasik anlamda olay örgüsünden çok insanın kendi içindeki
çatışma önem kazandı. Necatigil'in onu “sessizlikler
araştırıcısı” olarak nitelemesi de bu yönüyle anlamlıdır.
Özlü, çevresinden kopmuş
ve kendi içindeki ıssızlığı dinleyen insanı anlatıyordu. Zamanı, mekânı,
kişileri ve olayları mümkün olduğunca azaltıyor; geriye insanın sezgilerini,
korkularını ve duygusal izlenimlerini bırakıyordu. Özlü'nün dünyasında
sessizlik boşluk değildir. Sessizlik, insanın kendisiyle baş başa kaldığı
yerdir.
Varoluşçuluk ve Yabancılaşma
Demir Özlü'nün ilk dönem
öykülerinde varoluşçu sanat anlayışı belirgin bir ağırlık taşır. Bu
öykülerdeki birey, hayatın anlamına ilişkin kesin cevaplara sahip değildir. Tam
tersine, anlamın kaybolduğu bir dünyada kendisine bir çıkış arar.
Bu nedenle Özlü'nün
kahramanları çoğu zaman:
kuşku → yalnızlık →
yabancılaşma → anlamsızlık → içsel sıkışmışlık
çizgisinde hareket eder.
Fransız varoluşçu ve
gerçeküstücü edebiyatın etkileri ile Beat Kuşağı'nın özgürlük arayışının
birleştiği bu anlatım, onu döneminin en tipik varoluşçu öykücülerinden biri
hâline getirdi. Öykülerinde zaman, yer, tip ve olay gibi geleneksel anlatı
unsurlarının azaltılması da bunun sonucudur. Çünkü Özlü için asıl mesele,
dışarıda ne olduğundan çok insanın o dış dünyayı nasıl deneyimlediğidir.
“Taklitçilik”
Eleştirilerine Demir Özlü'nün Cevabı
1950 kuşağının edebiyatı,
döneminde herkes tarafından aynı ölçüde anlaşılmadı. Özlü ve kuşağının bazı
yazarları, yazdıklarının “somut bir karşılığı olmadığı” ve Batılı yazarlardan
etkilendikleri gerekçesiyle taklitçilikle suçlandılar. Demir Özlü ise bu
eleştirileri yalnızca kişisel bir savunma olarak görmedi. 1950 kuşağının ortaya
çıkışını dönemin toplumsal ve ekonomik koşullarıyla ilişkilendirdi.
A. Özyalçıner'le
yaptığı söyleşide kuşağını savunurken, bu edebiyatın kapitalizmin bunalım
döneminin yarattığı evrensel bir ruh hâlinin yansıması olduğunu belirtti. Onun
yaklaşımına göre 1950 kuşağının edebiyatını yalnızca yabancı edebiyatlardan
etkilenme üzerinden okumak, dönemin arkasındaki düşünsel ve toplumsal zemini
görmezden gelmek anlamına geliyordu.
Bu tartışma, aslında
Demir Özlü'nün edebiyat anlayışının önemli bir yönünü de ortaya koyar: Bireyin
bunalımı, yalnızca bireyin sorunu değildir. Toplumun yaşadığı dönüşümler,
ekonomik düzenin yarattığı sıkışmalar ve modern insanın anlam arayışı, bireyin
iç dünyasında karşılık bulur.
Demir Özlü'nün
Romanlarında Değişen Bakış
İlk öykülerindeki kapalı,
simgesel ve ezoterik anlatım, sonraki yıllarda özellikle romanlarında daha
açık ve hayatla daha yoğun ilişki kuran bir anlatıma doğru yöneldi. Bu değişim,
onun edebiyatındaki en önemli dönüşümlerden biridir.
Başlangıçta bireyin iç
dünyasına kapanan anlatıcı, zamanla hayatın çeşitliliğine daha fazla yaklaşmaya
başladı. Böylece yalnızca insanın içindeki karanlığı değil, hayatın sürekli
değişen ve çoğalan yüzlerini kavramaya yöneldi. Bu dönüşüm özellikle Bir
Uzun Sonbahar ve Bir Küçük Burjuvanın Gençlik Yılları romanlarında
belirginleşir.
Bir Uzun Sonbahar ve Bir
Küçük Burjuvanın Gençlik Yılları
Bu romanlarda Demir Özlü,
küçük burjuva aydınının dünyasına yönelir. Buradaki karakter, sosyalizmi
yalnızca yeni bir toplum düzeninin kuruluşu olarak görmez. Aynı zamanda kendi
kişisel bunalımlarından kurtulabileceği bir liman ve sığınak olarak
algılar. Dolayısıyla siyasal düşünce ile bireysel kurtuluş arayışı iç içe
geçer.
Bu yaklaşım, Özlü'nün
kendi yaşamıyla edebiyatı arasındaki ilişkinin de dikkat çekici bir örneğidir.
Siyasal mücadeleler, mesleki kopuşlar, tutukluluk ve yurtdışında yaşamak
zorunda kalması gibi deneyimler düşünüldüğünde, onun eserlerindeki sığınak
arayışı daha derin bir anlam kazanır. Fethi Naci, bu romanları
yazarın kendi yaşantısından kesitler derleyerek oluşturduğu birer “uzun
öykü” olarak nitelendirmiştir.
Bu tanım, Demir Özlü'nün
roman anlayışının temel özelliklerinden birini yakalar: Yaşanmış hayat ile
kurmaca arasındaki sınırın bilinçli biçimde incelmesi.
Demir Özlü Edebiyatının
Temel Özellikleri
Demir Özlü'nün
edebiyatını birkaç temel eksen üzerinden okumak mümkündür:
Yalnızlık ve yabancılaşma
İnsanın kalabalıklar
içinde bile kendisini dünyaya ait hissedememesi, Özlü'nün ilk dönem eserlerinin
en güçlü damarlarından biridir.
Varoluş kaygısı
Anlamın kaybolduğu bir
dünyada insanın kendisine ve yaşama yönelttiği sorular, onun öykülerinin
düşünsel temelini oluşturur.
İç dünyaya yöneliş
Olaydan çok duygu, sezgi
ve zihinsel hareket önemlidir. Bu nedenle öykülerinde klasik olay örgüsü çoğu
zaman geri plandadır.
Simgesel ve metaforik
anlatım
Özlü, bireyin iç
dünyasını doğrudan açıklamak yerine metaforlarla, sezgilerle ve soyut
atmosferlerle kurar.
Siyasal ve toplumsal
bilinç
Bireyin bunalımını
toplumsal gerçeklikten kopuk değerlendirmez. Özellikle 1950 kuşağının
edebiyatını kapitalizmin bunalımıyla ilişkilendirmesi bu tavrın açık bir
göstergesidir.
Zaman içinde açıklığa
yönelen anlatım
İlk dönemindeki ezoterik
ve kapalı anlatım, sonraki romanlarında yaşamla daha fazla alışveriş kuran,
daha açık ve çoğul bir edebiyat anlayışına dönüşür.
Demir Özlü'nün Türk Edebiyatındaki Yeri
Demir Özlü'yü yalnızca 1950
kuşağının öykücülerinden biri olarak değerlendirmek, onun edebiyat
serüveninin genişliğini eksik bırakır. O, Türkiye'nin siyasal ve toplumsal
dönüşümlerinin birey üzerindeki izlerini, özellikle de yalnızlık,
yabancılaşma, özgürlük ve aidiyet meselelerini kendi özgün anlatım
biçimiyle işledi.
Gençlik yıllarında
varoluşçu edebiyatın etkisiyle bireyin iç dünyasına kapanan anlatısı, zaman
içerisinde yaşamın çoğulluğuna açıldı. Ancak bu dönüşümde bile ilk dönem
eserlerinin temel sorusu kaybolmadı:
İnsan, kendisini kuşatan
dünya içinde nasıl yaşayabilir? Demir Özlü'nün
edebiyatını bugün değerli kılan da biraz budur. Çünkü onun anlattığı yalnızlık
yalnızca belli bir dönemin yalnızlığı değildir. İnsan ile dünya arasındaki
mesafenin, modern hayatın yarattığı yabancılaşmanın ve kişinin kendi içindeki
sessizliği dinleme zorunluluğunun edebî karşılığıdır.
Demir Özlü, Türk
öyküsünde insanın dış dünyadan çok kendi içine doğru yaptığı yolculuğun
yazarlarından biridir. Onun edebiyatında sessizlik, bir suskunluk değil;
insanın kendisini ve dünyayı anlamaya çalışırken çıktığı uzun bir iç
yolculuktur.
Demir Özlü’nün Ödülleri
·
Soluma ile 1964 TDK Öykü Ödülü
·
Stockholm Öyküleri ile 1989 Sait Faik
Hikâye Armağanı
·
Bir Yaz Mevsimi Romansı ile 1990 Orhan
Kemal Roman Armağanı
·
İthaka’ya Yolculuk ile 1997 Dünya Kitap
Dergisi Yılın Kitabı Ödülü ve 1998 Yunus Nadi Roman Ödülü
·
1998 Düşler Öyküler Dergisi Öykü Onur
Ödülü
Demir Özlü’nün Eserleri
Öykü:
·
Bunaltı, İst.: Ahmet Halit, 1958
·
Soluma, İst.: Sürek, 1963
·
Boğuntulu Sokaklar, İst.: De, 1966
·
Öteki Günler Gibi Bir Gün, İst.: Soyut,
1974
·
Aşk ve Poster, İst.: Derinlik, 1980
·
Stockholm Öyküleri, İst.: Ada, 1988
·
İstanbul Büyüsü, (seçme öyküler) İst.:
Can, 1994
·
Geçen Yaz Kentte Kızlar, İst.: İş Bankası,
2001
·
Şapka Deniz Kıyısı ve Yüz, İst.: Dünya,
2003
Roman:
·
Bir Uzun Sonbahar, İst.: Derinlik, 1976
·
Bir Küçük Burjuvanın Gençlik Yılları,
İst.: Derinlik, 1979
·
Bir Yaz Mevsimi Romansı, İst.: Ada, 1990
·
Tatlı Bir Eylül, İst.: Can, 1995
·
İthaka’ya Yolculuk, İst.: Can, 1996
·
Amerika 1954, Ank.: İmge Kitabevi, 2004
·
Dalgalar, Ank.: İmge Kitabevi, 2006
Anlatı:
·
Bir Beyoğlu Düşü, İst.: Ada, 1985 (Ein
Istanbuler Traum, Frankfurt: Dağyeli Verlag, 1987)
·
Berlin’de Sanrı, İst.: Ada, 1987
(Halluzination in Berlin, Berlin: Aufbau Verlag, 1992
·
Hallucination À Berlin, Paris: Publisud,
1993)
·
Kanallar, İst.: Can, 1991
Anı:
·
Sürgünde On Yıl, İst.: Milliyet, 1990
Günlük:
·
Berlin Güncesi, İst.: Can, 1991
·
Paris Güncesi, İst.: P Kitaplığı, 1999
Gezi:
·
Ne Mutlu Ulysses Gibi, İst.: Simavi, 1991
Eleştiri-Deneme:
·
Borges’in Kaplanları, İst.: YKY, 1997
·
Samuel Beckett’in Terzisi, İst.: Dünya,
2003
·
Kentler Kadınlar Yazarlar, İst.: İş
Bankası, 2003
Diğer:
·
Siyasî Yazılar, İst.: BDS, 1993
·
Balkur’da Akşam Yemeği, (düzyazı şiirler
ve bir öykü) İst.: YKY, 1997.
KAYNAKÇA: Necatigil,
İsimler, 302; Özkırımlı, TEA, IV, 968-969; “Özlü, Demir”, TDEA, VII, 217;
Kurdakul, Sözlük, 497-498; Karaalioğlu, 443; Necatigil, Eserler, 77-78;
Önertoy, 290-292; A. Bezirci-H. Cöntürk, Günlerin Getirdiği Götürdüğü, İst.,
1962; R. Mutluay, “Küçük Notlarla”, Cumhuriyet, 10 Haziran 1976; Fethi Naci,
“Bir Uzun Sonbahar”, Politika, 26 Temmuz 1976; V. Timuroğlu, “Bir Uzun
Sonbahar”, Türk Dili, S. 301 (Ekim 1976); A. Bezirci, 1950 Sonrasında
Hikâyecilerimiz, İst., 1980; A. Özyalçıner, “Yazdıklarımda Yozlaşma Varsa, Sadece
Hayatın Getirdiği Kadar Var” (söyleşi), Gösteri, S. 7 (Haziran 1981); Fethi
Naci, Türkiye’de Roman, 397-399.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder