ANA SAYFA

Sabri Esat Siyavuşgil Kimdir? Hayatı, Edebi Kişiliği ve Eserleri

 


Sabri Esat Siyavuşgil portresi
Sabri Esat Siyavuşgil
   Sabri Esat Siyavuşgil Kimdir?

Sabri Esat Siyavuşgil, Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatının yalnızca şiirleriyle değil; psikoloji, eğitim, çeviri, tiyatro, deneme ve ansiklopedi çalışmalarıyla da iz bırakan çok yönlü aydınlarından biridir. 1907'de İstanbul'da doğan Siyavuşgil, edebiyat tarihimizde özellikle Yedi Meşaleciler topluluğının kurucu isimlerinden biri olarak anılır.

Ancak onun edebiyat serüveni, kısa süren bir şiir yolculuğundan ibaret değildir. Genç yaşta şiirin imkânlarını araştıran Siyavuşgil, zamanla psikolojinin açıklayıcı dünyasına, bilimin disiplinine ve düşüncenin sistematik yapısına yönelmiştir. Şiiri bırakması, edebiyattan bütünüyle uzaklaşması anlamına gelmez. Tam tersine, onun edebî duyarlılığı farklı alanlarda yaşamaya devam eder.

Şiirden psikolojiye, gazetecilikten tiyatro yazılarına, çeviriden ansiklopedi çalışmalarına uzanan hayatı, Cumhuriyet'in ilk yıllarında yetişen aydın tipinin dikkat çekici örneklerinden biridir.

Sabri Esat Siyavuşgil, şiiri bırakan bir şairden çok, şiirsel bakışını başka alanlara taşıyan bir aydın olarak okunmalıdır.

Sabri Esat Siyavuşgil'in Hayatı

Sabri Esat Siyavuşgil, 1907 yılında İstanbul'da dünyaya geldi. Siyavuş Paşa soyundan gelen Ahmet Esat Bey'in oğludur. Aldığı eğitim ve entelektüel merakı, onu yalnızca edebiyat alanında değil, düşünce ve bilim dünyasında da etkili olacak çok yönlü bir kariyere taşıdı.

1928 yılında Darülfünun Hukuk Fakültesi'nin son sınıfında öğrenim görürken devlet bursuyla Fransa'ya gönderildi. Bu yolculuk, onun hayatında önemli bir dönüm noktası oldu. Dijon ve Lyon üniversitelerinde felsefe ve psikoloji öğrenimi gördü ve eğitimini 1932 yılında tamamladı. Fransa'da aldığı eğitim, Siyavuşgil'in dünyaya ve insana bakışını derinden etkiledi. Edebiyatın sezgiye dayalı dünyası ile psikolojinin insan zihnini anlamaya çalışan yöntemi, onun entelektüel kişiliğinde zamanla birbirini besleyen iki ayrı damar hâline geldi.

Türkiye'ye döndükten sonra Ankara Gazi Terbiye Enstitüsü'nde felsefe öğretmeni olarak görev yaptı. Ardından 1933 yılında gerçekleştirilen üniversite reformunun sonrasında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'ne psikoloji-pedagoji doçenti olarak atandı. Akademik hayatındaki yükselişini sürdüren Siyavuşgil, aynı kürsüde profesörlüğe kadar yükseldi. Üniversitedeki çalışmalarını yaşamının sonuna kadar sürdürdü.

Bununla birlikte onun çalışma alanı yalnızca akademiyle sınırlı kalmadı. 1949-1953 yılları arasında Şehir Tiyatroları'nın edebî heyetinde görev aldı. Gazetelerde fıkralar yazdı, tiyatro üzerine kaleme aldığı yazılarla ve denemeleriyle edebiyat dünyasındaki varlığını sürdürdü.

1967 yılında Meydan Larousse Büyük Lûgat Ansiklopedisi'nin hazırlık çalışmalarına katıldı. Böylece hayatının son döneminde de bilgi üretimi ve kültür dünyasının geniş arşivine katkıda bulunmayı sürdürdü. Sabri Esat Siyavuşgil, 6 Ekim 1968'de İstanbul'da kanser nedeniyle hayatını kaybetti. Zincirlikuyu Mezarlığı'na defnedildi.

Onun hayatına uzaktan bakıldığında, şiirden uzaklaşmış bir akademisyen portresi görülebilir. Fakat daha dikkatli bakıldığında, karşımıza edebiyatı, psikolojiyi, eğitimi ve düşünceyi aynı entelektüel dünyanın parçaları olarak gören bir aydın çıkar.

Yedi Meşaleciler ve Edebiyata İlk Adım

Sabri Esat Siyavuşgil'in Türk edebiyatındaki adı, öncelikle Yedi Meşaleciler topluluğuyla birlikte anılır. 1928 yılında Yaşar Nabi Nayır, Muammer Lütfi, Ziya Osman Saba, Vasfi Mahir Kocatürk, Cevdet Kudret ve Kenan Hulusi Koray ile birlikte Yedi Meşaleciler edebî topluluğunu oluşturdu.

Bu topluluk, Cumhuriyet dönemi Türk şiirinde genç ve yenilikçi bir ses arayışının temsilcilerinden biriydi. Genç şair ve yazarlar, edebiyatta yeni bir soluk yaratma arzusuyla bir araya gelmişlerdi. Bu bakımdan Yedi Meşaleciler, yalnızca ortak bir kitap ve dergi çevresinde birleşen bir edebî topluluk değil, aynı zamanda dönemin genç kuşağının yenilik ve tazelik arayışının da bir ifadesiydi.

Topluluğun ortak kitabı Yedi Meşale içinde Siyavuşgil'in "Kukla Oyunu" başlığı altında 11 şiiri yayımlandı. Aynı grubun çıkardığı Meşale dergisinde ise 1928 yılında toplam 7 sayı boyunca yayımlanan şiirleri arasında Siyavuşgil'in 14 şiiri yer aldı. İlk şiirleri ise Güneş ve Hayat dergilerinde yayımlanmıştı. Daha sonraki yıllarda şiirlerini Hayat, Muhit ve Varlık dergilerinde yayımlamaya devam etti.

Fakat Siyavuşgil'in şiir serüveni, edebiyat dünyasında beklenebilecek kadar uzun sürmedi. Yaklaşık 1927-1937 yılları arasında devam eden şiir hayatının ardından şiiri bıraktı. Bu karar, onun edebiyatla bağını kopardığı anlamına gelmiyordu. Aksine, Siyavuşgil'in bundan sonraki hayatı, şiirin doğrudan kendisinden uzaklaşırken şiirsel duyarlılığın farklı ifade biçimlerine yönelmesinin hikâyesine dönüştü.

Sabri Esat Siyavuşgil Neden Şiiri Bıraktı?

Sabri Esat Siyavuşgil'in edebiyat hayatının en dikkat çekici noktalarından biri, genç yaşta şiiri bırakmış olmasıdır. Onun şiiri bırakma kararının arkasında yalnızca mesleki bir tercih değil, zihinsel bir dönüşüm de bulunur. Siyavuşgil, kendi ifadesiyle, insanın dünyayı açıklama biçiminin zamanla değişebildiğini düşünür.

Şairlikte hâkim olan, her şeyi mantıksal bağlarla açıklamak yerine duyguların ve serbest çağrışımların yön verdiği "şiir kafası", onun başka mesleklerin etkisiyle değişime uğramıştır. Bu düşünce, Siyavuşgil'in şiirden uzaklaşmasını anlamak açısından oldukça önemlidir.

Ona göre bazı meslekler, insanın zihnindeki şiirsel düşünme biçimini değiştirir. Siyavuşgil, kendi mesleğine sadık kalabilmek için şiirde yaratıcı olmanın zevkinden kendisini mahrum ettiğini söyler. Bu sözlerde, şiire karşı bir ilgisizlikten çok, şiirin zihinsel dünyası ile bilimsel düşüncenin dünyası arasındaki gerilim hissedilir.

Siyavuşgil, insan psikolojisini inceleyen bir bilim insanı olarak giderek daha fazla açıklama, neden-sonuç ilişkisi ve sistematik düşünce dünyasına yönelmiştir. Şairin sezgilerle, çağrışımlarla ve duygularla kurduğu dünya ise başka bir zihinsel işleyiş gerektirir.

Belki de Siyavuşgil'in şiiri bırakışındaki asıl trajedi burada gizlidir: Şiirden vazgeçerken edebî duyarlılığını değil, şiirin kendisini geride bırakmıştır. Onun sonraki yazılarında, çevirilerinde, tiyatro eleştirilerinde ve psikoloji alanındaki çalışmalarında yine aynı dikkatli gözün izlerini görmek mümkündür.

Sabri Esat Siyavuşgil'in Edebi Kişiliği

Siyavuşgil'in şiiri kısa sürmüş olsa da Türk şiirindeki yeri, Yedi Meşaleciler hareketinin yenilikçi atmosferi içinde değerlendirilmelidir. Onun şiir anlayışının en belirgin özelliklerinden biri, eşya ve görünüm tasvirlerindeki canlılıktır. Şairin dünyaya bakışında sıradan nesneler ve gündelik görüntüler, yalnızca görünen yüzleriyle kalmaz; farklı çağrışımlar ve izlenimler yaratır.

Edebiyat eleştirmeni BehçetNecatigil, Siyavuşgil'in şiirlerini değerlendirirken onun "ekspresyonist bir ressam tutumuyla eşya ve görünüm tasvirlerinde yeni, canlı şiirler" yazdığını belirtir. Bu değerlendirme, Siyavuşgil'in şiir dünyasını anlamak açısından önemli bir anahtar sunar.

Çünkü onun şiirlerinde dış dünya, basit bir dekor değildir. Eşya, görüntü ve çevre; şairin zihninde yeniden biçimlenen, duygu ve izlenimlerle farklı bir anlam kazanan unsurlardır. Bu yönüyle Siyavuşgil'in şiirinde görsel algı ile iç dünya arasında dikkat çekici bir ilişki bulunur.

Ancak onun edebî kişiliğini yalnızca şairliği üzerinden değerlendirmek eksik kalır. Şiiri bıraktıktan sonra da yazarlık hayatını farklı alanlarda sürdürdü.

  • Gazetecilik ve fıkra yazarlığı yaptı.
  • Tiyatro yazıları ve denemeler kaleme aldı.
  • Eğitim, folklor ve psikoloji üzerine araştırma ve incelemeler yayımladı.
  • Çeviriler yaptı.
  • Ansiklopedi çalışmalarına katkıda bulundu.

Bu geniş ilgi alanları, onun edebiyat anlayışının tek bir türün sınırları içine sığmadığını gösterir.

Gazetecilikten Akademiye Uzanan Çok Yönlü Bir Aydın

Şiiri bıraktıktan sonra Siyavuşgil'in kalemi susmadı. Tan gazetesinde 1936-1937 yıllarında, Ulus gazetesinde 1942-1944 arasında, Yeni Sabah gazetesinde ise 1948-1964 yılları arasında fıkra yazarlığı yaptı. Ayrıca Haber gazetesinde de yazılar kaleme aldı.

Gazetecilik onun için yalnızca bir geçim alanı değil, gündelik hayatla ve toplumla bağ kurmanın da bir yoluydu. Akademik dünyada psikoloji ve pedagoji alanında çalışan Siyavuşgil, gazete yazılarıyla daha geniş bir okuyucu kitlesine ulaşırken; tiyatro yazıları, denemeleri ve araştırmalarıyla da kültür hayatının farklı alanlarında varlık gösterdi.

Bu çok yönlülük, Cumhuriyet'in erken dönem aydınlarının karakteristik özelliklerinden biri olan edebiyat ile bilimi, sanat ile eğitimi aynı kültürel bütünün içinde düşünme eğilimini yansıtır.

Sabri Esat Siyavuşgil ve Çeviri

Siyavuşgil'in edebiyat dünyasına yaptığı önemli katkılardan biri de çevirileridir. Özellikle manzum olarak gerçekleştirdiği Cyrano de Bergerac çevirisi, edebiyat çevrelerinde beğeni topladı. Bu çeviri çalışması, onun yalnızca başka bir dilden metin aktaran bir çevirmen olmadığını; şiirin ritmini, estetik yapısını ve duygu dünyasını Türkçede yeniden kurmaya çalışan bir edebiyat insanı olduğunu gösterir.

Şiir yazmayı bırakmış bir şairin, başka bir şairin dünyasını Türkçeye taşırken yeniden şiirin içine dönmesi, Siyavuşgil'in edebî serüvenindeki en dikkat çekici ironilerden biridir. Belki de şiir onun hayatından hiçbir zaman bütünüyle çıkmamıştır. Yalnızca şiir yazmak yerine, başkalarının şiirlerini Türkçede yeniden yaşatmayı seçmiştir.

Sabri Esat Siyavuşgil'in Edebiyat ve Düşünce Dünyasındaki Yeri

Sabri Esat Siyavuşgil'in edebiyat serüveni, uzun soluklu bir şairlik kariyerinden ziyade kısa fakat etkili bir şiir dönemi ve sonrasında genişleyen çok yönlü bir entelektüel hayat üzerinden okunmalıdır. Yedi Meşaleciler'in genç ve yenilikçi atmosferinde şiire adım atan Siyavuşgil, zaman içinde psikoloji ve akademiye yönelmiş; fakat edebiyatla bağını hiçbir zaman tamamen koparmamıştır.

Onun hayatında şiir, psikoloji ve bilim birbirinden bütünüyle ayrı alanlar değildir. Aksine, insanı ve dünyayı farklı yöntemlerle anlamaya çalışan üç ayrı bakış biçimidir. Şair, dünyayı sezgiyle kavrar. Psikolog, insan zihnini çözümlemeye çalışır. Yazar ise bu iki dünya arasında bir köprü kurar.

Siyavuşgil'in edebî mirası da tam olarak bu kesişim noktasında anlam kazanır. Sabri Esat Siyavuşgil, Türk edebiyatında yalnızca şiir yazmış bir isim değil; şiirden bilime, psikolojiden gazeteciliğe, tiyatrodan çeviriye uzanan geniş bir kültür dünyasının temsilcisidir.

Onun şiir hayatı yaklaşık on yıl içinde sona ermiş olabilir. Fakat edebiyatla kurduğu ilişki sona ermemiştir. Şiirin yerine psikolojiyi, dizelerin yerine araştırmayı, kendi şiirlerinin yerine çevirileri ve denemeleri koyarak yoluna devam etmiştir.

Bu nedenle Sabri Esat Siyavuşgil'i yalnızca Yedi Meşaleciler'in şairlerinden biri olarak hatırlamak, onun çok katmanlı kişiliğine haksızlık olur. O, Cumhuriyet dönemi Türk kültür hayatında edebiyat ile bilimin sınırlarında dolaşan, şiirsel duyarlılığını farklı disiplinlere taşıyan ve kısa süren şairliğinin ardından uzun bir aydınlık hayatı kuran özgün isimlerden biridir.

Sabri Esat Siyavuşgil’in Eserleri

Şiir:

·         Yedi Meşale, (ortak kitap) İst.: Akşam Mtb., 1928

·         Odalar ve Sofalar, İst.: Muallim Ahmet Halit, 1933

İnceleme-Araştırma:

·         İstanbul’da Karagöz ve Karagöz’de İstanbul, İst.: Eminönü Halkevi, 1938

·         Karagöz: Psiko-Sosyolojik Bir Deneme, Ank.: Maarif Vekâleti, 1941 (Fransızca, 1951; İngilizce, 1955)

·         Psikoloji ve Terbiye Bahisleri, İst.: Eminönü Halkevi, 1940

·         Tanzimat’ın Fransız Efkâr-ı Umumiyesinde Uyandırdığı Akisler, Ank.: Maarif Vekâleti, 1940

·         Folklor ve Milli Hayat, (ayrı basım) 1943

·         Roman ve Okuyucu, (ayrı basım) 1944

·         L’ame Turque á Travers les Nouvelles, (“Hikâyeler Boyunca Türk Ruhu”, A. Benk ile) İst., 1953

Çeviri:

·         Bilgi ve Hata (E. Mach), 1935

·         Yeni Terbiye’nin Prensipleri (A. Malche), 1939

·         Cyrano de Bergerac (E. Rostand), 1942

·         Aktörlük Hakkında Aykırı Düşünceler (Diderot), 1943

·         Değirmenimden Mektuplar (A. Daudet), 1943

·         Dr. O’Grady’nin Gevezelikleri (A. Maurois), 1943

·         Gil Blas de Santillane’ın Maceraları (Lesage), 4 c., 1945-46

·         Tiyatro ve Bizler (F. Strowsky), 1946

·         Ruy Blas (V. Hugo), 1948

·         İki Başlı Kartal (J. Cocteau), 1949

·         Un Point sur la Carte (“Haritada Bir Nokta”, S. F. Abasıyanık’ın 31 öyküsü), Leyden, 1962

·         Madame Bovary (G. Flaubert; N. Ataç ile), 1967

KAYNAKÇA: H. F. Ozansoy, Edebiyatçılarımız Geçiyor, Ank., 1970, s. 127-130; Necatigil, İsimler, 300-301; M. Kutlu, “Siyavuşgil, Sabri Esat”, TDEA, VIII, 29-30; H. Taner, “Sabri Esat Siyavuşgil”, Milliyet, 1 Ekim 1978; T. Acaroğlu, “Yedi Meşaleciler’den Biri ve Çok Yönlü Kültür Adamı Siyavuşgil”, Milliyet Sanat, S. 292.

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yunus Emre Kimdir? Hayatı, Edebi Kişiliği ve Eserleri

  Yunus Emre      Yunus Emre Kimdir? Yunus Emre, 13. yüzyılın ikinci yarısı ile 14. yüzyılın başlarında yaşadığı kabul edilen, Türk tasavv...