![]() |
| Ziya Osman Saba |
Ziya Osman Saba Kimdir?
Ziya Osman Saba (1910-1957), Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatının en içten, en mütevazı ve en derinlikli şairlerinden biridir. Aynı zamanda öykü ve anı türünde eserler veren Saba, Türk şiirinde çocukluk özlemi, aile sevgisi, İstanbul, merhamet, ölüm, Tanrı inancı ve küçük mutluluklar etrafında kendine özgü bir dünya kurmuştur.
Onun şiiri, büyük
iddiaların ve yüksek sesli çatışmaların şiiri değildir. Ziya Osman Saba,
hayatın en sessiz anlarına eğilir: Bir evin sıcaklığına, çocukluk günlerinin
hatıralarına, İstanbul'un eski sokaklarına, yoksul insanların hüznüne ve
insanın ölüm karşısındaki çaresizliğine...
Bu nedenle Saba'nın
şiirinde hayat ile ölüm, dünya ile öte dünya, geçmiş ile bugün sürekli
yan yana durur. Şair, yaşadığı dünyaya bütünüyle sırtını dönmez; aksine onu
bütün kırılganlığıyla sever. Fakat bu sevginin içinde, faniliğin farkında
olmanın getirdiği derin bir hüzün vardır.
Ziya Osman Saba'nın
şiiri, hayatı sevmenin ve ölümün kaçınılmazlığını bilmenin aynı kalpte nasıl
yan yana yaşayabileceğini gösterir.
Ziya Osman Saba'nın Hayatı
Ziya Osman Saba, 1910
yılında İstanbul'un Beşiktaş semtinde, Hayreddin İskelesi yakınlarındaki bir
yalıda dünyaya geldi. Babası Binbaşı Osman Bey'di. Ancak çocukluğu, erken
yaşta yaşadığı büyük bir kayıpla derinden sarsıldı. Henüz sekiz yaşındayken
annesini kaybetti. Şairin ilerleyen yıllarda kaleme aldığı metinlerde
çocukluk anılarına, geçmişe ve kaybedilen zamana duyduğu yoğun özlem
düşünüldüğünde, bu erken kaybın onun iç dünyasında ne kadar derin bir iz
bıraktığı daha iyi anlaşılır.
Saba'nın şiirinde geçmişe
dönme arzusu yalnızca nostaljik bir özlem değildir. Çocukluk, onun için aynı
zamanda kaybedilmiş bir güven ve bütünlük duygusudur. Bu nedenle ev,
aile ve çocukluk temaları, şiirlerinde birbirinden ayrılmaz bir bütün
oluşturur. İlköğreniminin ardından, Mütareke yıllarında Galatasaray
Lisesi'ne yatılı olarak girdi. Hayatının edebiyat açısından en belirleyici
dönemlerinden biri de burada başladı. Şair, Galatasaray Lisesi'nde yalnızca
eğitim görmedi; aynı zamanda Türk edebiyatının önemli isimlerinden biri olacak CahitSıtkı Tarancı ile yakın bir dostluk kurdu.
Bu dostluk, iki şairin
edebi hayatında da önemli bir yer tuttu. Cahit Sıtkı ile aynı okul
sıralarını paylaşmaları, genç yaşta şiire yönelen Saba'nın edebi kişiliğinin
oluşumunda etkili oldu. Saba, 1931'de Galatasaray Lisesi'nden mezun oldu.
Ardından Hukuk Fakültesi'ne girdi. Öğrencilik yıllarında hayatını sürdürebilmek
için çalıştı ve Cumhuriyet gazetesinin muhasebe servisinde görev yaptı.
Hukuk Fakültesi'ni 1936'da
tamamladı. Bir süre Hariciye'ye girmeyi düşündü. Ancak çalışma hayatındaki
gelişmeler onu Ankara'ya götürdü. Bankadaki görevinin Ankara'ya nakledilmesi
üzerine bir süre burada yaşadı. Fakat Ankara'daki hayatı uzun sürmedi;
görevinden istifa ederek İstanbul'a döndü.
İstanbul'a dönüşüyle
birlikte Milli Eğitim Basımevi Tashih Bürosu şefliği görevini üstlendi
ve burada 1945 yılına kadar çalıştı. Ne var ki sağlık sorunları,
hayatının ilerleyen döneminde çalışma düzenini de etkiledi. Geçirdiği kalp
rahatsızlığı nedeniyle 1950'de işinden ayrıldı ve daha sakin, daha içine
dönük bir hayata çekildi. Bu dönemde Varlık Yayınları'nın bazı işlerini
yürüttü.
Saba'nın hayatının son
yılları, şiirindeki içe dönüş ve ölüm düşüncesiyle birlikte düşünüldüğünde
ayrıca anlam kazanır. Hayatı boyunca ölümün, faniliğin ve kaybın çevresinde
dolaşan şair, kendi yaşamında da giderek daha kırılgan bir bedenle baş başa
kaldı. Ziya Osman Saba, 1957 yılında hayatını kaybetti. Eyüpsultan'daki
aile mezarlığına defnedildi.
Ziya Osman Saba'nın Edebi Kişiliği
Ziya Osman Saba'nın
edebiyata ve şiire ilgisi oldukça erken yaşlarda başladı. Şairin ilk kalem
denemeleri, çocuk yaşta kaybettiği annesinin ölümünün ardından yazdığı
metinlerdi. Bu ayrıntı, onun şiir dünyasının temelini anlamak açısından
önemlidir. Çünkü Saba'nın şiirinde ölüm, sonradan seçilmiş bir edebi tema
olmaktan çok, çocukluk yıllarından itibaren hayatının içine yerleşmiş bir
gerçekliktir.
İlk şiiri "Sönen
Gözler", 19 Ocak 1927 tarihinde Servet-i Fünun dergisinde
"Ziya" imzasıyla yayımlandı. Henüz genç bir lise öğrencisiyken
başlayan bu edebiyat yolculuğu, kısa süre sonra onu Cumhuriyet dönemi Türk
şiirinin önemli topluluklarından biri olan Yedi Meşaleciler arasına
taşıdı.
Yedi Meşaleciler ve Yeni Bir Şiir Arayışı
Ziya Osman Saba, Servet-i
Fünun dergisi çevresinde ve Galatasaray Lisesi'nde tanıştığı arkadaşlarıyla
birlikte Yedi Meşale topluluğunun kuruluşunda yer aldı. 1928'de
yayımlanan ortak kitap Yedi Meşale, genç şairlerin edebiyatta yeni bir
soluk yaratma arzusunu ortaya koyuyordu. Topluluğun ardından, Yusuf ZiyaOrtaç'ın desteğiyle çıkarılan Meşale dergisinde de Saba'nın şiirleri
yayımlandı. Dergi toplam sekiz sayı çıktı.
Yedi Meşaleciler, dönemin
şiir anlayışına karşı genç ve yenilikçi bir ses oluşturmak istiyordu. Ziya
Osman Saba'nın edebi serüveni de bu ortak arayışın içinde başladı. Fakat onun
şiiri, zamanla topluluğun ortak estetik çizgisinden ayrılarak daha kişisel,
daha içli ve daha metafizik bir yöne evrildi.
Saba'nın edebiyat hayatı
boyunca şiirleri ve yazıları çeşitli dergilerde yayımlandı. Milliyet
gazetesinin kültür ve edebiyat sayfasında, İçtihat, Ağaç ve Yücel
dergilerinde yazıları ve şiirleri yer aldı. Ancak onun edebiyat hayatında en
önemli yayın organlarından biri kuşkusuz Varlık dergisi oldu. Derginin 15
Temmuz 1933'te kurulmasının ardından Saba, çalışmalarını büyük ölçüde
burada yayımladı.
Bu yönüyle Varlık, Ziya
Osman Saba'nın şiir dünyasının okurla buluştuğu en önemli edebiyat
ortamlarından biri haline geldi.
Ziya Osman Saba'nın Şiir Anlayışı
Ziya Osman Saba için
şiir, yalnızca edebi bir uğraş değildi. Şiir yazmak, onun hayatla kurduğu
ilişkinin temel yollarından biriydi. Şairin dünyasında şiir, adeta bir
yaşama biçimi ve yaşama nedeni haline gelmişti. Galatasaray Lisesi
yıllarında okuduğu Régnier, Mallarmé, Rimbaud, Baudelaire ve Supervielle
gibi Fransız şairlerinin etkisi, onun şiir anlayışının oluşumunda önemli rol
oynadı.
Özellikle Fransız
simgecilerinden aldığı estetik etkiler, Saba'nın şiirinde doğrudan bir taklit
olarak değil; daha çok duygu, sezgi, iç dünya ve çağrışım üzerinden
kendini gösterdi. Ancak Ziya Osman Saba'nın asıl özgünlüğü, bu edebi etkileri
kendi hayat tecrübesiyle birleştirmesindeydi.
Çocuklukta yaşanan kayıp,
aile özlemi, İstanbul'a duyulan sevgi, yoksulluk karşısındaki merhamet ve ölüm
düşüncesi onun şiirinde birbirinden kopuk temalar değildir. Hepsi, insanın
dünyadaki geçiciliği karşısında duyduğu derin yalnızlığın farklı görünümleridir.
Ölüm, Tanrı ve Teslimiyet
Ziya Osman Saba'nın şiir
dünyasının merkezinde ölüm vardır. Fakat onun şiirindeki ölüm, yalnızca
karanlık ve korkutucu bir son değildir. Saba, ölüm düşüncesini hayatın
karşısına koymak yerine, onu hayatın ayrılmaz bir parçası olarak görür.
Bu nedenle onun şiirinde
ölüm, bir bakıma varoluşsal bir mesele haline gelir. A. Oktay'ın
değerlendirmesine göre, Saba'nın ilk kitabı Sebil ve Güvercinler, şairin
şiir dünyasının temel izleklerini; Tanrı, ölüm, merhamet ve sevgiyi bir
arada taşır. Oktay, Saba'da ölümün yalnızca retorik bir tema olmadığını,
doğrudan doğruya ontolojik bir sorun olarak ele alındığını belirtir.
Saba'nın şiirindeki asıl
dikkat çekici nokta ise ölümden söz etmesi değil, ölüm karşısındaki
tevekkülüdür. Şair için ölüm, hayatın karşısında duran yabancı bir
gerçeklik değil, varoluşun asıl hakikatine açılan bir kapı gibidir. Bu yönüyle
Saba'nın şiiri, Türk edebiyatındaki tasavvufi ve dini duyarlılıkla modern
bireyin ölüm bilincini buluşturan özgün bir çizgide durur.
V. M. Kocatürk,
bu yaklaşımı "yarı mistik bir dindarlık" olarak tanımlar.
Hilmi Yavuz ise Saba'nın Türkiye'de "en Müslümanca dizeleri yazan"
şairlerden biri olduğunu belirtir. Sait Faik Abasıyanık'ın aksine
dünyaya dönük, toplumsal gerçekliği yüksek sesle dile getiren bir şiir kurmayan
Saba'nın dünyasında, bireysel çatışmalardan ve toplumsal çekişmelerden uzak,
daha sessiz bir iç evren vardır. Sait İleri'nin ifadesiyle onun şiiri, İstanbul
kültürünün belirli bir dönemdeki inanç anlayışını dile getirir.
Bu nedenle Ziya Osman
Saba'nın şiirindeki dini duyarlılığı yalnızca kişisel bir inanç meselesi olarak
değerlendirmek eksik kalır. Bu şiir, aynı zamanda kaybolan bir İstanbul'un,
değişen bir hayatın ve giderek uzaklaşan bir kültürel dünyanın hüznünü de
taşır.
Çocukluk, Aile ve
İstanbul
Ziya Osman Saba'nın
şiirinde ölüm kadar güçlü bir başka damar da çocukluk ve geçmiş özlemidir.
Çocukluk, onun için yalnızca geçmişte kalmış güzel günlerin hatırası değildir.
Aynı zamanda insanın hayatın karmaşasına henüz karışmadığı, dünyanın daha
güvenli ve bütün olduğu bir dönemdir.
Bu nedenle Saba'nın
şiirlerinde:
- Çocukluk özlemi
- Geçmişe ve anılara bağlılık
- Ev ve aile sevgisi
- İstanbul tutkusu
- Yoksul insanlara karşı merhamet
- Küçük mutluluklarla yetinme
- Tanrı'ya kulluk
- Kadere teslimiyet
- Ölümün yakınlığı
- Öte dünyaya duyulan özlem
birbirini tamamlayan
temalar olarak karşımıza çıkar.
B. Necatigil'in
değerlendirmesiyle Saba, bütün bu meseleleri yalın ve duru bir dille
işler.
Onun şiirindeki sadelik,
düşünsel bir yüzeysizlik anlamına gelmez. Tam tersine, Saba'nın şiir dili
sadeleştikçe hayatın en temel meseleleri daha görünür hale gelir: Sevmek,
kaybetmek, yaşlanmak, ölmek ve bütün bunların karşısında küçük bir mutluluğa
tutunmak.
Bu bakımdan Saba'nın
şiiri, büyük sözler söylemeden büyük sorular sorar.
Ziya Osman Saba'nın
şiirinde bir evin sıcaklığı ile ölüm düşüncesi aynı odada bulunur. Çocukluk ile
ihtiyarlık, İstanbul ile kayıp, dünya ile öte dünya birbirinden ayrılmaz.
Ziya Osman Saba ve İstanbul
İstanbul, Ziya Osman
Saba'nın edebi dünyasında yalnızca bir şehir değildir. Şairin çocukluğunun,
gençliğinin ve hatıralarının mekânıdır. Bu nedenle İstanbul'a duyduğu sevgi,
romantik bir şehir güzellemesinden çok daha derin bir anlam taşır.
Saba'nın İstanbul'u, değişen
zamanın karşısında korunmaya çalışılan bir hatıra dünyasıdır. Şair, bu
şehirde yürürken aslında kendi geçmişinin izlerini de arar. Sokaklar, evler,
aile hayatı ve eski İstanbul'un gündelik ayrıntıları, onun için zamanın
kayboluşuna karşı tutulan küçük birer tanıklıktır.
Bu yüzden Ziya Osman
Saba'nın İstanbul sevgisi, onun çocukluk ve geçmiş özlemiyle doğrudan
bağlantılıdır. Şehir değiştikçe, yalnızca mekânlar değil; şairin hatıralarını
taşıyan dünya da değişmektedir.
Şiirden Öykü ve Anıya:
Değişen İstanbul'un Tanıklığı
Ziya Osman Saba yalnızca
şiir yazmadı. Çocukluğunu, gençliğini, evliliğini ve çok sevdiği İstanbul'da
yaptığı gezileri anlatan anı ve öykü türünde metinler de kaleme aldı. Bu
anlatılarda şairin şiirlerindeki duyarlılığın düzyazıya taşındığı görülür. Saba,
kendi hayatını anlatırken aslında yalnızca kendisini anlatmaz. Aynı zamanda değişen
İstanbul'u, kaybolan hayat biçimlerini ve geçmişle bugün arasındaki
mesafeyi de kayda geçirir.
Bu metinlerde AbdülhakŞinasi Hisar'ın etkisi hissedilir. Ancak Saba'nın anlatılarında geçmişe
duyulan özlem, kendi kişisel hafızası ve İstanbul'a bağlılığıyla birleşerek
özgün bir duyarlılık kazanır. Şairin İstanbul karşısındaki hüznü, onun
edebiyatının temel karakteriyle de örtüşür. Çünkü Ziya Osman Saba'nın bütün
edebi dünyasında aynı duygu dolaşır:
Her güzel şey geçicidir.
Çocukluk geçer. İnsanlar
kaybedilir. Evler değişir. Şehirler dönüşür. Hayat yaşlanır. Ve insan, bütün
bunların karşısında elinde kalan küçük mutluluklara, hatıralara ve inancına
tutunur.
Ziya Osman Saba'nın Şiirlerinde Biçim
Ziya Osman Saba,
şiirlerinin büyük bölümünü hece ölçüsüyle yazdı. Ancak 1940'tan sonra serbest
biçimleri de denedi. Onun şiirindeki biçimsel tercihlerin temelinde,
duyguyu mümkün olduğunca doğal ve yalın bir dille ifade etme arzusu bulunur.
Şiirlerinde gösterişli
söyleyişlerden çok sadelik ve içtenlik öne çıkar. Bu nedenle Saba'nın
şiiri, okurla arasında büyük bir estetik mesafe kurmaz. Onu okurken karşımıza
çoğu zaman büyük bir edebi gösteriden ziyade, kendi hayatımızdan tanıdığımız
bir duygu çıkar:
Bir evin özlemi. Bir
çocukluk hatırası. Kaybedilmiş bir insan. Eski bir İstanbul sokağı. Ölümün
yaklaşmakta olduğu hissi. Ve bütün bunların arasında, insanın yine de yaşamaya
devam etmesi...
Ziya Osman Saba'nın Türk Edebiyatındaki Yeri
Ziya Osman Saba,
Cumhuriyet dönemi Türk şiirinin en kendine özgü seslerinden biridir. Yedi
Meşaleciler içinde edebiyat hayatına başlayan şair, zamanla topluluğun
ortak estetik arayışlarını aşarak bütünüyle kendine ait bir şiir dünyası
kurmuştur. Onun şiiri; çocukluk, aile, İstanbul, merhamet, ölüm, Tanrı ve
öte dünya çevresinde şekillenen derin bir iç dünyaya dayanır.
Saba'nın en önemli
özelliklerinden biri, ölüm düşüncesini hayat sevgisiyle birlikte ele
alabilmesidir. Onun şiirinde ölümden korkan bir insan kadar, hayatın
güzelliklerine bağlanan bir insan da vardır. Belki de bu yüzden Ziya Osman
Saba'nın şiiri, ilk bakışta sessiz ve mütevazı görünmesine rağmen, Türk
edebiyatında son derece güçlü bir yankı bırakmıştır.
Çünkü onun şiiri, insanın
en temel ve en değişmez duygularına seslenir.
Kaybetme korkusuna.
Geçmişe duyulan özleme.
Bir yuvaya sığınma
ihtiyacına.
Merhamete.
İnanca.
Ve nihayet, insanın bütün
hayatı boyunca zihninin bir köşesinde taşıdığı o kaçınılmaz gerçeğe:
Bir gün her şey bitecek.
Ziya Osman Saba'nın
büyüklüğü, bu gerçeği karanlık bir umutsuzluğa dönüştürmemesinde yatar. O,
ölümün karşısında bile merhameti, sevgiyi, aileyi, İstanbul'u, çocukluğu ve
küçük mutlulukları hatırlamayı sürdürür.
Bu nedenle Ziya Osman
Saba, Cumhuriyet dönemi Türk şiirinde yalnızca Yedi Meşaleciler'in bir üyesi
olarak değil; hayatı faniliğiyle birlikte seven, ölümü tevekkülle karşılayan
ve geçmişin kaybolan güzelliklerini şiirle korumaya çalışan özgün bir şair
olarak hatırlanmayı hak eder.
Onun şiir dünyasında
insan, dünyaya büyük bir iddiayla değil, çoğu zaman sessiz bir şükran ve
derin bir hüzünle bakar. Ve belki de Ziya Osman Saba'yı bugün hâlâ yakın
kılan şey tam olarak budur: Hayatın en küçük güzelliklerini, onları
kaybedeceğini bilerek sevebilmek.
Ziya Osman Saba’nın
Eserleri
Şiir:
·
Sebil ve Güvercinler, İst.: ABC, 1943
·
Geçen Zaman, İst.: Ülkü B., 1947
·
Nefes Almak, İst.: Varlık, 1957
Anı-Öykü:
·
Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi, İst.:
Varlık, 1952
·
Değişen İstanbul, İst.: Varlık, 1959
KAYNAKÇA: Z. İ. Zaimoğlu,
“Ziya Osman Saba’nın Hayatı”, Varlık, S. 451 (1 Nisan 1957); Y. N. Nayır,
“Aramızda Bir Ermiş Yaşadı”, aynı yerde; O. Akbal, Şair Dostlarım, İst., 1964,
s. 31-44; B. S. Ediboğlu, Bizim Kuşak ve Ötekiler, İst., 1968, s. 92-99; H. F.
Ozansoy, Edebiyatçılar Çevremde, Ank., 1970, s. 118-122; Necatigil, İsimler,
315-316; Kurdakul, Sözlük (1999), 566; M. Kutlu, “Saba, Ziya Osman”, TDEA, VII,
379-382; S. İleri, “Saba, Ziya Osman”, DBİA, VI, 380; A. Oktay, Cumhuriyet
Dönemi Edebiyatı 1923-1950, Ank., 1993, s. 1175-1186; B. Necatigil, Yazılar 1,
İst., 1983, s. 213-214; H. Yavuz, Okuma Notları, İst., 1992, s. 139; M.
Miyasoğlu, Ziya Osman Saba, 1987.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder