ANA SAYFA

Orhan Veli Kanık Kimdir? Hayatı, Edebi Kişiliği ve Eserleri

Orhan Veli Kanik'in renklendirilmis vesikalik portre fotografi
Orhan Veli Kanık

    Orhan Veli Kanık Kimdir?

Sokaktaki Adamın Edebi Devrimi: Orhan Veli Kanık

Türk şiirinin kalıplarını, asırlık saltanatları tek bir dizeyle yıkıp geçen; saraylı estetiği sokağın yalın, nasırlı ve samimi gerçekliğiyle takas eden bir ihtilalci: Orhan Veli Kanık. 36 yıllık kısa ama fırtınalı ömrüne sığdırdığı koca bir şiir ihtilaliyle, edebiyat tarihimizin en radikal kırılma noktalarından birini inşa etti. O, sadece heceyi ve aruzu değil; şiirin üstündeki o ağır, kasvetli ve aristokratik tülü de yırtıp attı.

Orhan Veli Kanık'ın Hayatı

Ankara ve İstanbul Arasında Şekillenen Bir Ömür

13 Nisan 1914’te İstanbul’da, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası şefi Mehmet Veli Kanık’ın oğlu olarak dünyaya gelen Orhan Veli’nin çocukluğu; Beykoz, Beşiktaş ve Cihangir gibi İstanbul’un ruhu olan semtlerde geçti. Bu sokaklar, onun ileride şiirine taşıyacağı "sıradan insanın" dünyasıyla ilk temasıydı.

Edebi yolculuğunun temelleri ise Galatasaray Lisesi’nde yatılı olarak başladığı, ardından babasının tayiniyle taşındıkları Ankara Gazi İlkokulu ve Ankara Erkek Lisesi’nde (1928-1932) atıldı. Lise sıralarında karşısına çıkan hocaları sıradan isimler değildi: Ahmet Hamdi Tanpınar, Rıfkı Melûl Meriç ve Halil Vedat Fıratlı gibi Türk edebiyatının devleri, bu genç zekanın içindeki cevheri erkenden fark edip onunla yakından ilgilendiler.

Lise sıralarında MelihCevdet ve Oktay Rıfat ile kurduğu dostluk, sadece üç gencin yoldaşlığı değil; Türk şiirini kökten değiştirecek Garip akımının da ayak sesleriydi.

Bürokrasiden İstifa: Bir Aydın Duruşu

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’ne bir süre devam eden (1932-1936) ancak mezun olmadan ayrılan Orhan Veli için hayatın pratik yüzü Ankara’da, memuriyetle başladı. Ankara PTT Genel Müdürlüğü Telgraf İşleri Reisliği Milletlerarası Nizamlar Bürosu’nda (1936-1942) memurluk yaptı. Gelibolu’daki yedek subaylık görevinin ardından ise dönemin en parlak entelektüel merkezi olan MEB Tercüme Bürosu’na girdi (1945-1947).

Ancak Orhan Veli, sadece bir memur değil, her şeyden önce bağımsız bir sanatçıydı. Kurumda "anti-demokratik bir hava esmeye başladığını" açıkça ifade ederek görevinden istifa etmesi, onun entelektüel namusunun ve özgürlüğe olan sarsılmaz inancının en somut göstergesiydi.

Yaprak Dergisi ve Maddi Sefaletle Örülen Edebi Mücadele

İstifasının ardından Orhan Veli, edebi bağımsızlığın simgesi olacak bir maceraya atıldı. 1 Ocak 1949’da, on beş günde bir yayımlanan iki sayfalık (tek yaprak) Yaprak dergisini çıkarmaya başladı.

Bu dergi, parasızlıktan ceketi satmak, dostlardan borç almak pahasına yürütülen bir varoluş savaşıydı. 15 Haziran 1950’ye kadar 27 sayı sürdürebildiği bu dergiyi maddi imkansızlıklar nedeniyle kapatmak zorunda kaldığında, Ankara'ya veda edip İstanbul’a döndü. Onun ölümünün ardından arkadaşları, ona bir saygı duruşu olarak son bir gayretle "Son Yaprak" adlı özel bir sayı yayımlayacaktı.

Bir Belediye Çukuru ve Erken Gelen Hüzünlü Son

Orhan Veli’nin hayatı ne kadar lirik ve sıra dışıysa, ölümü de o kadar trajik ve ülkenin absürt gerçekliğine teğet geçen cinstendi. 1950 yılının Kasım ayında, bir haftalığına gittiği Ankara’da, belediyenin kablo döşetmek için açtırdığı ve hiçbir uyarı koymadığı zifiri karanlık bir çukura düştü. Başından hafifçe yaralandı, üzerinde durmadı.

İstanbul’a döndükten sonra, bir arkadaşının evinde otururken birdenbire fenalaştı. Kaldırıldığı Cerrahpaşa Hastanesi’nde, 14 Kasım 1950 Salı günü beyin kanaması sebebiyle hayata gözlerini yumdu. Henüz 36 yaşındaydı. Bugün, şiirlerinde hayranlığını gizleyemediği İstanbul’u en güzel gören yerlerden birinde, Rumelihisarı’ndaki Aşiyan Mezarlığı’nda sonsuz uykusunu uyuyor.

Orhan Veli Kanık’ın Edebi Kişiliği

Mehmet Ali Sel'den Garip'in Zirvesine: Edebi Miras

Orhan Veli, edebiyat dünyasına ilk adımlarını atarken kendi sesini arayan bir arayışçıydı. Varlık dergisinde yayımlanan ilk şiirlerinde Mehmet Ali Sel takma adını, yaptığı bazı nitelikli tercümelerde ise Adil Hanlı imzasını kullandı. Kardeşi yazar Adnan Veli Kanık ile birlikte kültür dünyasını besleyen şair, şiirin yanına hikaye, deneme, makale ve muazzam çeviriler sığdırdı.

Onun asıl büyük başarısı, şiiri saray kütüphanelerinden, süslü salonlardan çıkarıp "Sokaktaki Adamın" cebine koymasıydı. Kundurası vuran Süleyman Efendi'yi, nasırı, cımbızlı kadını şiire dahil ederek estetiğin sınırlarını genişletti. Türk şiirinin eski, ağdalı yapısını temelinden sarsarak sokağın doğal söyleyişini, yalın Türkçe ile edebiyata taç yaptı.

Şiirin Ümüğünü Sıkan Bir Mucize: Orhan Veli’nin Edebi Yolculuğu

Türk şiir tarihi, onun gelişiyle keskin ve geri dönülemez bir uçuruma kanat açtı. Orhan Veli Kanık, kelimeleri ipek mendillerle seçen elitlere karşı sokağın, kahvehanenin, nasırlı ellerin ve sıradan dertlerin bayrağını açan muazzam bir ihtilalcidir. O, asırlık kalıpları yıkarken şiiri basitleştirmedi; aksine, şiiri asıl sahibine, yani insana iade etti.

İlk Kıvılcımlar: Sembolizmin Gölgesinden Sokağın Sesine

Orhan Veli’nin edebiyat sahnesine çıkışı, aslında gelenekle kurduğu o derin ve nitelikli bağın bir sonucuydu. İlk yazılarını lise yıllarında çıkardığı Sesimiz adlı okul dergisinde yayımlayan genç şair, Nahit Sırrı Örik’in teşvikiyle şiirlerini edebiyatın kalbi sayılan Varlık dergisine gönderdi. 1 Aralık 1936’da Varlık sayfalarında yayımlanan “Oaristys”, “Ebabil”, “Düşüncelerimin Başucunda” ve “Eldorado” şiirleri, dergi yönetiminin şu tarihi ve hak teslimi kokan notuyla okura sunuluyordu:

“Varlık’ın şiir kadrosu yeni ve genç imzalarla zenginleşmektedir. Aşağıda dört şiirini okuyacağınız Orhan Veli, şimdiye kadar yazılarını hiç neşretmemiş olmasına rağmen olgun bir sanat sahibidir...”

Şair, bu ilk döneminde gizlenmek ihtiyacı duyarak Mehmet Ali Sel imzasını kullandı; ardından yazı ve şiirlerini İnsan, Ses, Gençlik, Küllük ve İnkılâpçı Gençlik gibi dergilerle besledi.

Ancak bu ilk yılların Orhan Veli’si, bildiğimiz "Garip" şairi değildi. 1936-37 yıllarında Baudelaire, Verlaine ve Rimbaud gibi Fransız sembolistlerinin; yerli düzlemde ise Ahmet Haşim, Ahmet Hamdi Tanpınar, Ahmet Muhip Dıranas ve Cahit Sıtkı Tarancı’nın rüzgarını arkasına almıştı. Hece ölçüsüne dayanan, kafiye ve redife titizlikle yaklaşan, geçmişe özlem, çocukluk anıları ve yalnızlık temalarını hüzünlü bir lirizmle işleyen bir çizgideydi. Ne var ki, içindeki devrimci ruh bu tanıdık limanda uzun süre kalamazdı. Eski biçimle yazdığı bu şiirleri, muhtemelen edebi dönüşümüne ihanet etmemek adına, sağlığında yayımlanan hiçbir kitabına almadı.

Büyük Kopuş: "Bu Kitap Sizi Alışılmış Şeylerden Şüpheye Davet Edecektir"

Orhan Veli, Fransız sembolizminin mistik havasından çabucak sıyrılarak André Breton, Paul Eluard, Philippe Soupault ve Jules Supervielle gibi gerçeküstücü modern şairlerin dünyasına adım attı. Bu edebi akrabalık, onda vezni, kafiyeyi ve yapay söz sanatlarını bir kenara bırakma cesareti uyandırdı. Nitekim ilk şiirlerinden sadece bir yıl sonra, liseden beri ruh ikizi olan Oktay Rıfat ile birlikte ilk yeni biçimli şiiri olan “Ağaç”ı yayımlayarak köprüleri yaktı.

Asıl edebi zelzele ise 1941 yılında yaşandı. Orhan Veli, Oktay Rıfat ve Melih Cevdet ile birlikte ortaklaşa Garip adlı şiir kitabını çıkardı. Kitabın başında yer alan ve Türk şiirini kökten sarsacak olan imzasız önsöz, aslında Orhan Veli’nin 1939-40 yıllarında Varlık’ta yayımlanan “Şiire Dair” yazılarının bir olgunlaşma feryadıydı. André Breton’un 1924 tarihli Gerçeküstücülük Bildirgesi’nden esinlenen bu metin, şu sarsıcı cümleyle açılıyordu:

"Bu kitap sizi alışılmış şeylerden şüpheye davet edececektir."

Orhan Veli bu manifestoda ad belirtmeden hem Nâzım Hikmet’in toplumcu gerçekçi şiirine hem de hececi/sembolist geleneğe bayrak açıyordu. Ona göre şiir, insanın beş duyusuna değil, kafasına hitap eden bir söz sanatıydı. Ölçü ve uyak şiiri yozlaştırıyor, onu özünden koparıyordu. Çözüm basitti: Şairaneliğe sırt çevrilecek, parıltılı sözcüklerin egemenliği yıkılacak, sözcük hiyerarşisi yok edilecek ve doğrudan konuşma dilinin yalınlığıyla çoğunluğa, yani kitlelere seslenilecekti.

Eski Şiirin Kaleleri Karşı Karşıya: "Yazık Oldu Süleyman Efendi'ye"

Bu radikal çıkış, beklendiği gibi statükonun sert duvarına çarptı. Geleneksel kalıplara sıkı sıkıya bağlı yazarlar ve tutucu kesimler, Garipçileri acımasız bir alay ve öfke yağmuruna tuttu. Dönemin ünlü hicivcilerinden Yusuf Ziya Ortaç, 28 Mart 1940 tarihli Akbaba dergisinde adeta bir linç kampanyası başlatıyordu:

"Vezin gitti, kafiye gitti, mana gitti. Türk şiirinin berceste mısraı diye ‘Yazık oldu Süleyman Efendiye’ rezaletini alkışladılar. Sanatın darülacezesiyle tımarhanesi el eleverdi... Ey Türk gençliği! Sizi bu hayasızlığın suratına tükürmeye davet ediyorum."

Sadece sağcı ve geleneksel çevreler değil, toplumcu gerçekçi blok da bu harekete mesafeli durdu. Kitap basılmadan bir yıl önce Türkiye Komünist Partisi Genel Sekreteri Reşat Fuat Baraner (Ali Rıza takma adıyla), bu üç genci "Bobstiller" olarak niteleyerek küçümsedi ki bu yaftayı yıllar sonra Attilâ İlhan da kullanacaktı.

Ancak bu edebi linç girişiminin karşısında, Türk eleştirisinin devi Nurullah Ataç’ın koşulsuz ve göğsünü siper eden desteği duruyordu. Ataç, Orhan Veli’nin şiirden belâgati (söz cambazlığını) kovmasını bir "mucize" olarak nitelendiriyor ve şöyle haykırıyordu:

"Verlaine’in, ‘Tut belâgati de sıkıver ümüğünü!’ sözü eski şiiri öldürüverdi... Orhan Veli ‘Kâzımın türküsünü söylerler / Efkârlanırım’ diyor, hayran oluyorum. Oysaki bu ‘efkârlanmak’ sözünü başka nerede görsem bir tiksinti geliyor içime... Şiir bir mucizedir, karşılaşınca hayran olduğumuz ama ne olduğunu bir türlü söyleyemediğimiz bir mucize. Yeni anlayış sıktı o belâgatin ümüğünü!.."

Şair Turgut Uyar ise Orhan Veli’nin Türk edebiyatına getirdiği bu köklü soluğu, sokağın insanını taçlandırması üzerinden okuyordu:

"Gülü ve bülbülü sürüp çıkarmıştır şiirden... Yeni bir insan getiriyordu Türk şiirine: Küçük insandı bu; büyük kentlerde çalışan, ezilip horlanan, kıt kanaat geçinen, dünyası ve zevkleri küçük insan..."

Nitekim onun dilden dile, kahvehaneden berber dükkanlarına yayılan “Kitabe-i Seng-i Mezar I” şiiri, o zamana kadar edebi bir özne olamamış Süleyman Efendi’nin şahsında koca bir yığının aynası oldu:

"Hiçbir şeyden çekmedi dünyada Nasırdan çektiği kadar Hattâ çirkin yaratıldığından bile O kadar müteessir değildi; Kundurası vurmadığı zamanlarda Anmazdı ama Allahın adını, Günahkâr da sayılmazdı. Yazık oldu Süleyman Efendi’ye"

Kendini Yıkarak Yeniden Kurmak: Garip Sonrası Estetik Dönüşüm

Orhan Veli, kendi yarattığı akımın dogmasına hapsolacak kadar sığ bir sanatçı değildi. Zaman geçtikçe, kendi devrimini de sorgulamaya başladı. Garip’in, sadece kendi şiirlerinden oluşan ikinci baskısına yazdığı önsözde, bir sanatçının sahip olması gereken en asil erdemle, yani özeleştiriyle yaklaşıyordu hayata:

"Şiirdeki garip mefhumu üzerinde bugün bir yazı yazmağa kalksam herhalde aynı şeyleri yazmam. Beş sene sonra da aynı şeyleri söyliyecek olduktan sonra ne diye yaşadım? O günden ölsem olmaz mıydı? (...) Garip’i başkalarından evvel kendime karşı müdafaa etmek isteyişim, ondaki kusurları, başkalarından çok, kendim bildiğim içindir."

Bu farkındalık, onun şiirinde ikinci bir büyük evrimi tetikledi. Eleştirmen Asım Bezirci’nin tespitiyle, ikinci şiir kitabı Vazgeçemediğim ile birlikte şair, "yalnızca kavgayı değil, kendi şiirini de düşünmeye" başladı. Katı ilkelerden yavaşça sıyrıldı; yıkıcılıktan yapıcılığa geçerek şiirini estetik olarak derinleştirdi. Yer yer uyağa göz kırptı, halk şiirinin kadim damarından beslendi.

Son Yıllar: Duygusal Halkçılık ve İnce Taşlama

1947’den sonra şair, edebi enerjisini geniş bir yelpazeye yaydı. Çeviriye ağırlık verdi, M. A. Aybar’ın çıkardığı Hür ve Zincirli Hürriyet gazetelerinde keskin eleştiriler kaleme aldı, Uulus’ta “Yolcu Notları” başlığı altında dünyayı yorumladı.

Bu dönemde çıkardığı Destan Gibi adlı kitabı, halk şiirini modern zamanların beğenisine uydurma yolunda büyük bir denemeydi. Ardından gelen Yenisi ve son olarak yarı siyasi yarı edebi bir kavga yuvası olan Yaprak dergisi döneminde yayımladığı şiirler, onun fildişi kuleden ne kadar uzaklaştığının kanıtıydı. Selahattin Hilav’ın deyimiyle şairde artık bir “duygusal halkçılık” eğilimi baş göstermişti.

Sabahattin Eyuboğlu’nun halkçı sanat felsefesine yaklaşan Orhan Veli; tekerleme estetiğinden, yalın halk dilinden, yaşama sevincinden ve sokağın gerçek sorunlarından beslenen bir şiir dünyası kurdu. İnce bir yergi ve ironik taşlama ögelerinin zirve yaptığı bu dönemin ölümsüz meyveleri şunlardı:

  • Altındağ
  • Sucunun Türküsü
  • Sizin İçin
  • Galata Köprüsü
  • Karşı
  • Pireli Şiir
  • Delikli Şiir

Bu olgunluk dönemi şiirlerinin önemli bir kısmını, hayattayken yayımlanan son kitabı olan Karşı (1949) bünyesinde topladı.

Ölümsüz Bir Miras: Evrensel Sese Ulaşmak

Orhan Veli’nin apansız ve trajik ölümü, onun kendi şiirsel katedralini tam anlamıyla tamamlamasına zaman bırakmadı. Ancak Asım Bezirci’nin de belirttiği gibi, şair bu çok kısa zaman dilimini öyle yoğun ve dâhice kullandı ki, hem yıkıcı hem de kurucu şiirleriyle Ahmet Haşim, Yahya Kemal, Nâzım Hikmet, Cahit Sıtkı ve Ahmet Muhip gibi devlerin arasındaki sarsılmaz yerini aldı.

Bugün Orhan Veli, sadece Türkiye’nin değil, sokağın dilini yakalayabilmiş evrensel bir sestir. Şiirlerinden yapılan seçmelerin İngilizce, Almanca, Fransızca, Rusça ve Yunanca başta olmak üzere dünyanın pek çok diline çevrilmesi, onun Süleyman Efendi’nin nasırında yakaladığı o evrensel insanlık trajedisinin bir ödülüdür. O, şiirin ümüğünü sıkarken, arkasında hiç ölmeyecek hür bir nefes bıraktı.

Orhan Veli Kanık’ın Eserleri

Şiir:

·         Garip, (şiir hakkında düşünceler ve Melih Cevdet, Oktay Rifat ve Orhan Veli’den seçilmiş şiirler) İst.: Resimli Ay Mtb., 1941 (yalnız Orhan Veli’nin şiirlerinden oluşan genişletilmiş 2. bas., 1946)

·         Vazgeçemediğim, İst.: Marmara Kitabevi, 1945

·         Destan Gibi, İst., 1946 (yb Destan Gibi [Yol Türküleri], B. R. Eyuboğlu’nun resimleriyle İst.: Sebat B., 1969)

·         Yenisi, İst.: İnkılâp Kitabevi, 1947

·         Karşı, Ank.: Güney Mtb.,1949

·         Bütün Şiirleri, İst.: Varlık, 1951

·         Seçme Şiirler, (der. M. Fuat) İst.: Adam, 1997

Düzyazı:

·         Nesir Yazıları, (makale ve öyküleri) İst.: Varlık, 1953 (yb Denize Doğru adıyla İst.: Varlık, 1969)

·         Edebiyat Dünyamız, (der. A. Bezirci) Ank.: Bilgi, 1975 (yb Bütün Yazıları I / Sanat ve Edebiyat Dünyamız, İst.: Can, 1982)

·         Bütün Yazıları II / Bindiğimiz Dal, (der. A. Bezirci) İst.: Can, 1982

Çocuk Kitabı:

·         Nasrettin Hoca Hikâyeleri, (72 manzum fıkra) İst.: Doğan Kardeş, 1949

Derleme:

·         Fransız Şiiri Antolojisi, İst.: Varlık, 1947

Çeviri:

·         Bir Kapı ya Açık Durmalı ya Kapalı (A. de Musset; O. Rifat ile), Ank.: MEB, 1943

·         Scapin’in Dolapları (Molière), Ank.: MEB, 1944

·         Sicilyalı yahut Resimli Muhabbet (Molière), Ank.: MEB, 1944

·         Tartuffe (Molière), Ank.: MEB, 1944

·         Versailles Tulûatı (Molière), Ank.: MEB, 1944

·         Barberine (A. de Musset), Ank.: MEB, 1944

·         Üç Hikâye (N. V. Gogol; E. Güney ile), Ank.: MEB, 1945

·         Turcaret (A. R. Lesage), Ank.: MEB, 1946

·         La Fontaine’in Masalları, (2 c., 49 fabl) İst.: Doğan Kardeş, 1948

·         Hamlet ve Venedikli Tüccar (Shakespeare; Ş. Erdeniz ile), İst.: Doğan Kardeş, 1949

·         Batıdan Şiirler, (O. Rifat ve M. Cevdet ile) İst.: Yeditepe, 1953

·         Antigone (J. Anouilh), Ank.: MEB, 1955

·         Saygılı Yosma (J. P. Sartre), İst.: Ataç, 1961

·         Bütün Çeviri Şiirleri, (der. A. Bezirci) İst.: Can, 1982

·         El Kapısında (İ. S. Turgenyev), İst.: YKY, 1994 (çevriyazı ve notlar,, M. S. Koz).

KAYNAKÇA: Y. Köksal (haz.), Orhan Veli, İst., 1952; A. V. Kanık, Orhan Veli İçin, (ölümünün ardından yazılanlar) İst., 1953; Necatigil, İsimler, 208; Acaroğlu, 146-147; Papirüs, Orhan Veli Özel Sayısı S. 8 (Ocak 1967); M. Uyguner, Orhan Veli Kanık, İst., 1967; ay, Orhan Veli’nin Dil ve Şiir Üzerine Düşünceleri, Ank., 1967; A. Bezirci, Orhan Veli Kanık, İst., 1967; ay, Orhan Veli ve Seçme Şiirleri, İst., 1976; Turgut Uyar, Bir Şiirden, İst., 1983, s. 94-95; H. Sazyek, Cumhuriyet Dönemi Türk Şiirinde Garip Hareketi, Ank., 1996; Kurdakul, Sözlük, 347-348; Karaalioğlu, 298-299; M. Kutlu, “Kanık, Orhan Veli”, TDEA, V, 143-144; Ş. Kurdakul, Çağdaş Türk Edebiyatı III, Ank., 1992, s. 188-196; E. Canberk, “Kanık, Orhan Veli”, DBİA, IV, 413-414; M. Ş. Özsoy, Kanık’sadığım Orhan Veli, İst.: 2001.

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Tevfik Fikret Kimdir? Hayatı, Edebi Kişiliği ve Eserleri

   Tevfik Fikret       Tevfik Fikret Kimdir? Bir İmparatorluğun Vicdanı ve Aşiyan’ın Hüznü: Tevfik Fikret Osmanlı İmparatorluğu’nun ...